21 Mayıs ve Geleceğimiz

Kafkas Dernekleri Federasyonu Nart Akademi Komisyonu tarafından gençlerimizin katılımları ile Mayıs ayı Meşe Altı Toplantısı, 2 Mayıs 2021 Pazar akşamı 21:00 – 23:00 saatleri arasında gerçekleştirildi. Gençlerimizin her ay bir konuyu farklı yönleri ile analiz ettikleri Meşe Altı Toplantılarında Mayıs ayının konusu 21 Mayıs Çerkes Soykırımı ve Sürgünü idi. Çerkes Soykırımı ve Sürgününün üzerince bunca yıl geçmesine rağmen, diasporada ana vatanına hasret anavatanda akrabalarına hasret milyonlarca insan olarak hala üzüntüsünü duyduğumuz, üstünde konuşurken en çok zorlandığımız gündemimizdir. Soykırım ve sürgünün ne derece “başarılı” olduğunu düşündüğümüzde dil ve kültür anlamında büyük bir kayba uğradığımızı görmekteyiz. Asimilasyon şehirleşmeyle birlikte ivme kazanmıştır. Geçmişe ışık tutacak kaynakların sınırlı olması gerçekleri öğrenebilmemiz açısından büyük eksikliğimizdir. Ancak yaşadığımız bu sorunlar, şu an hala var olduğumuz, büyüklerimizden bize miras kalan bu üzüntüyü derinden duyduğumuz gerçeğini değiştiremez; gençliğin vatan ve kimlik binincinin yüksek olduğunu gölgeleyemez. 21 Mayıs Çerkes Soykırımında yıllarca süren dengesiz bir savaşta çok fazla insanımızı kaybettiğimiz gibi ardından geriye kalanların büyük çoğunluğunun ana vatandan koparılması ile bir etnik temizlik yapılması amaçlanmıştır. Dünya tarihindeki en acı günlerden biri olmasına rağmen 21 Mayıs en az bilinen olaylarından biridir. Çerkes Soykırımının dünyada tanınmadığını düşünürken aslında “Çerkes” isminin dahi tam olarak tanınmadığını bilmeliyiz. Tek kimliğin Çerkes kimliği olduğu bilinci ile hareket etmenin Çerkes ismini duyurursak beraberinde Çerkes Soykırımının daha tanınır olmasını da sağlayabiliriz. Dijitalleşen dünyada bilginin kolayca daha çok insan için ulaşılabilir olduğunu görmekteyiz. Bu sebeple uluslararası düzeyde yapılacak çalışmalar daha geniş bir kitlenin “Çerkes” ve “Çerkes Soykırımı” kavramlarına olan yabancılığını kırabilir. Akılda kalıcı ve farkındalığı artıracak yazılı kaynaklar, dikkat çekici görseller, soykırımın gereklerini konu alan kısa filmler soykırım ve sürgünün tanınmasında etkili olabilir. Toplumun en önemli iki unsuru dil ve kültür ise bunlara elçilik edecek ve gelecek kuşaklara aktaracak olanlar yine gençlerdir. Bu bağlamda gençlerin bu doğrultuda bilgilenmesi ve farkındalıklarının artması gelecek için önemli bir yatırım olacaktır. Geleceğimizi hep birlikte planlamanın ve küçükten büyüğe büyük bir özveri ile çalışmanın gelecek günleri güzelleştirmek için önemli olduğuna inanıyorum. Uzun vadede hedefler koyarak sadece 21 Mayıs günü değil her gün sağlam adımlarla ilerleyerek geleceğimizi aydınlatabiliriz.nanKaffed

21 Mayıs’a Doğru Gençler Görüşlerini Dile Getirdi

Kafkas Dernekleri Federasyonu Nart Akademi Komisyonu tarafından gençlerimizin katılımları ile Mayıs ayı Meşe Altı Toplantısı, 2 Mayıs 2021 Pazar akşamı 21:00 – 23:00 saatleri arasında gerçekleştirildi. Gençlerimizin her ay bir konuyu farklı yönleri ile analiz ettikleri Meşe Altı Toplantılarında Mayıs ayının konusu 21 Mayıs Çerkes Soykırımı ve Sürgünü idi. Konu güncel ve gelecek boyutları ön plana çıkartılarak ele alındı.  Toplantının moderatörlüğünü Meşe Altı Toplantıları organizasyon ekibinden Elifnur Demirhan yürüttü. Pandemi koşulları nedeni ile toplantı çevrimiçi (online) olarak gerçekleştirildi. Farklı şehirlerdeki derneklerimizden ve üniversite öğrenci topluluklarımızdan (ÜNİKAF) gençlerimiz, tanışma bölümünde moderatörün yönelttiği soruya cevaben Çerkes Soykırımı ve Sürgünü’nün bir ölçüde “başarılı” olduğunu, halkımızın dilini, kültürünü ve kimliğini korumakta zorlandığını ancak umutsuz olunmaması ve mücadeleye yeni araçlar ve yöntemlerle devam edilmesi yönünde görüşlerini paylaştılar. Toplantının başlangıcında Gönen-Manyas Sürgünü konusu da ele alındı. Özellikle ilk köyün sürgün kararına yeterli tepki verilmemesi ile diğer köylerin de sürgüne tabi tutulduğuna dikkat çekildi. Lozan müzakerelerinde Çerkeslere de bazı güvenceler tanınması gündeme geldiğinde “Çerkesler bizim kardeşlerimiz” yanıtı verilmesine rağmen hemen Lozan sonrası yapılan uygulamalar ile Gönen-Manyas Sürgününün “Bu nasıl kardeşlik?” sorusunu gündeme getirdiği belirtildi. Soykırım ve sürgüne ilişkin taleplerimizin içinde yaşadığımız ülkelere ve dünyaya daha iyi anlatılması gerektiği konusunda katılımcılar arasında genel bir mutabakat oluştu. Bir ulusal gündem olarak nesilden nesile aktarılan bir miras olarak değerlendirilebilecek bir toplumsal hareket içerisinde olmamız gerektiği belirtildi. Bir şehirde birden çok derneğin açılması gibi bölünmelerin bu hareketin etkinliğine zarar verdiği, bu derneklerin de bir çoğunun tabela derneği halinde kaldığı vurgulandı. Karşı görüş olarak farklı yaklaşımların farklı dernekler altında örgütlenebileceği de belirtildi. Ancak eleştiri konusu olan “tabela dernekleri” kurulmasının yanlışlığı üzerinde genel bir uzlaşı oluştu. En önemli sorunlarımızın başında güçlü bir ekonomik yapımızın olmayışının olduğu vurgulandı. Bu konudaki çalışmaların artırılması gerektiği belirtildi. Kısa vadede içinde yaşadığımız ülkelerin merkezi ve yerel yönetimlerinin güçlü desteğinin sağlanamayacağının göz önüne alınarak stratejiler geliştirilmesi ve ancak bu desteğin sağlanması için de çalışılması gerektiği dile getirildi. Soykırımın tanınması ve sonuçlarının ortadan kaldırılmasına ilişkin taleplerimize karşı bir tutumun Rusya Federasyonunun da çıkarına olmadığının etkili şekilde anlatılması gerektiği vurgulandı. Uluslararası mekanizmaları daha etkin kullanmamız ve dünya siyasetini iyi bilen ve etkileyebilen insanlar yetiştirmemiz gerektiği belirtildi. “Çerkes Soykırımını dünyaya tanıtalım” derken aslında dünyanın daha “Çerkes”i tanımadığının da farkında olmamız gerektiğine dikkat çekildi. Kamusal alanda söylemleri karşılık bulabilecek insanlarımızın (örneğin sanatçılarımız) kimliklerini mesleki platformlarda ve kamusal alanlarda vurgulamaları gerektiği belirtildi. Buna karşılık bizim de kurumlarımız ve toplumumuz ile sanatçılarımızı desteklememiz ve kendileri ile daha yakın ilişkiler geliştirmemiz gerektiği söylendi. 21 Mayıs anmalarının dünyaya sesimizi duyurabileceğimiz mekanlarda ve yöntemlerle düzenlenmesi gerektiğinin altı çizildi. Bu bağlamda 2021 yılı anmalarında pandemi koşulları nedeni ile özellikle sosyal medyanın daha etkin kullanımına ilişkin bir çalışma yapılması gerektiği vurgulandı. Toplantı katılımcısı gençler özellikle twitter platformunda toplumumuzun sesinin daha etkili şekilde duyulmasının önemini vurgulayarak, bu konuda Meşe Altı Gençleri olarak bir çalışma başlatma kararı aldılar. Bu çalışma sonrasında 21 Mayıs sosyal medya çalışmalarına katkı ile sürdürülecek. Aktif olan dernek gençlik komisyonları ve ÜNİKAF toplulukları ile hızlı bir şekilde organize olmak üzere çalışmalara toplantının hemen sonrasında başlandı. 21 Mayıs anma süreçlerinde acımızı paylaşan siyasilerin 22 Mayıstan itibaren kendileri ile ilişkiler geliştirilerek sorun ve taleplerimiz konusunda aksiyon almaya teşvik edilmesi gerektiği vurgulandı. Toplantı katılımcısı gençler 21 Mayıs etkinlikleri kapsamında 23 Mayıs 2021 Pazar günü canlı yayınlanacak online bir “Meşe Altı Özel” programı yapılması konusunda mutabık kaldılar. Ayrıca ileride Meşe Altı Toplantılarının gündeminin toplumla paylaşılması için 3-4 gencin katılımı ile ayda bir canlı yayınlar yapılması gerektiği belirtildi. Toplantıya anavatandan katılan gençlerimiz hem anavatandaki anmalara ilişkin hem de genel durum hakkında bilgiler paylaştılar. Nart Akademi Komisyonu adına Ömer Atalar katılımcılara teşekkür ederek, gençlerin önerilerinin KAFFED Yönetim Kurulu’na iletileceğini ve yapacakları çalışmalara gereken her türlü desteğin sağlanması için çalışılacağını dile getirdi. Meşe Altı Toplantıları her ayın ilk Pazar akşamı düzenlenecek. Toplantılara ilişkin duyurular KAFFED internet sitesi ve sosyal medya hesaplarından paylaşılacak. {gallery}/haber/federasyon/2021/210502_Mese_Alti{/gallery}p> nanKaffed

Bir Hafıza Mekanı Olarak Uzunyayla’nın Pınarbaşı İlçesine Bağlı Abaza ve Çerkes Köyleri

BİR HAFIZA MEKANI OLARAK UZUNYAYLA’NIN PINARBAŞI İLÇESİNE BAĞLI ABAZA VE ÇERKES KÖYLERİp> div> div> div> Anavatanları Kafkasya’dan geldikten sonra Uzunyayla köyleri köyden kente iç göçün yaşandığı sürece kadar neredeyse 100 yıl boyunca kadim Kafkasya kültürüne ev sahipliği yapmıştır. Köyler uzun yıllar boyunca vorşer, haçeş, cenaze törenleri ve düğün gibi platformlar sayesinde Kafkasya ile bağ kurmayı sağlayan hafıza mekanlarının canlı kalmasını sağlamıştır. Ancak 1950’lerde tarımda makineleşmeyle birlikte başlayan iç göç süreci zamanla hızlanmış ve günümüzde köyler boşalma noktasına gelmiştir. Çocuklarına eğitim yoluyla daha iyi bir hayat sağlamak ve arazinin miras yoluyla bölünmesi gibi farklı nedenlerle gerçekleşen köyden kente göç, büyük aile yapısının kırılmasına, dilin kaybına, taşımalı eğitime ve hafıza mekanlarının kaybına yol açmıştır. Biz coğrafi olarak Çörümşek ve Uzunyayla bölgelerini kültürel olarak Uzunyayla adı altında ele alarak köylerdeki ören yerlerini, sit alanlarını fotoğraflar ve tablolarla anlatmaya çalışacağımız bu makalede 2017, 2018 ve 2019 yıllarında Uzunyayla köylerinde gerçekleştirdiğimiz alan çalışmalarımız esnasında kaynak kişilere yönelttiğimiz sorular yoluyla yaşanan iç göçün hafıza mekanları üzerindeki etkilerini inceleyeceğiz.Makalenin tamamı için lütfen tıklayınızspan>.span>p> ----p> Bu makale, 115K357 numaralı “Kafkasya Kökenlilerin Hafıza Mekanları Üzerine Bir Araştırma” adlı Tübitak projesinin bir ürünüdür.Kaynak: Karadeniz Araştırmaları. XVII/66: 423-455.p> div> div> div> div> div> div>+''+nan+''+Abdullah Temizkan, Didem Çatalkılıç

Kadının Görünmeyen Emeğini Görünür Kılmak  

Kafkas Dernekleri Federasyonu (KAFFED) Girişim ve İstihdam Komisyonu "Girişimciler Anlatıyor" serisi ile farklı sektörlerden girişimcileri sizlerle buluşturmaya devam ediyor. KAFFED'in YouTube kanalı ve Facebook sayfasından ayda bir canlı olarak yayınlanan serinin, bu ay ki konuğu Arkhe Yönetim Danışmanlık Hizmetleri Şirketi Sahibi ve Ege İş Kadınları Derneği Başkanı Emre Pınar Kılıç olacak. Kılıç, kendi şirketini başarılı yerlere taşımış bir girişimci olmasının yanı sıra kadınların toplumdaki yerini daha iyi yerlere getirmek için çalışan bir toplum gönüllüsüdür. 6 Mayıs 2021 Perşembe akşamı, saat 21.00’de yayınlanacak olan programın kolaylaştırıcılığını Av. Sine Uysal gerçekleştirecek.   EMRE PINAR KILIÇ KİMDİR? Ege Üniversitesi Edebiyat Fakültesi, Protohistorya ve Ön Asya Arkeolojisi bölümünden 2000 yılında mezun oldu. Üniversite hayatından sonra kendisine yöneltmiş olduğu “10 yıl sonra kendimi nerede görmek istiyorum?” sorusuna cevaben “başarılı bir iş insanı olma” yanıtı, onu mezun olduğu branştan çok ayrı bir bağlamda ilerlemeye yöneltti. 2006 yılına kadar iş hayatında çeşitli firmalarda çalışarak edindiği tecrübelerle birlikte 2006 yılında hibe destekleri konusunda faaliyet gösteren kendi şirketini kurdu. Avrupa Birliği, Kalkınma Ajansları, Tarım ve Orman Bakanlığı ile Tarım ve Kırsal Kalkınmayı Destekleme Kurumu tarafından sağlanan Ulusal Hibe Programları kapsamında yatırımcılara, proje direktörü olarak hizmet vererek; 150’nin üzerinde başarılı projenin, ülkemize kazandırılmasına aracılık etti. TSE Onaylı Proje Danışmanı olarak hibe destekleri konusunda gerçekleştirdiği faaliyetlerine aktif olarak devam etmekte olan Kılıç, 2013 yılında İzmir Ekonomi Üniversitesi, Yöneticiler İçin İşletme Yüksek Lisans Programı ile 2006 yılından beri sürdürdüğü proje direktörlüğü kariyerine, akademik anlamda da katkılar sağladı. Proje Direktörü olarak gerçekleştirdiği faaliyetlere ek olarak yönetim danışmanlığı ekseninde 2014 yılında Ege Üniversitesi Kurumsal Yönetişim ve Liderlik Tezsiz Yüksek Lisans Programına katıldı. Bu süreçte 2012 yılında Ege İş Kadınları Derneği ile yolu kesişti. Dernek üyeliğinin başlanmasından kısa bir süre sonra Dernek Yönetim Kuruluna seçilerek derneğin kuruluş amaçlarına paralel olarak kadınların iş dünyasında etkinliklerinin artırılması yönünde çalışmalara başladı ve bu çalışmalar esnasında kadın odaklı STK’ların kullandığı metodolojinin daha profesyonel olarak ele alınması gerekliliğini izledi. 2018 yılında İzmir Ticaret Odası seçimlerine katıldı ve 51. Komitede (Mesleki ve Bilimsel Faaliyetler Grubu), tek kadın komite üyesi olarak göreve başladı ve mevcut durumda da görevine devam etmektedir.   Üye Olduğu Dernekler; Ege İş Kadınları Derneği (Yönetim Kurulu Başkanı) Ege Yönetim Danışmanları Derneği (Kurucu Üye-Yönetim Kurulu Üyesi) Batı Anadolu Sanayici ve İş Adamları Dernekleri Federasyonu  (BASİFED) Yönetim Kurulu Üyesi TOBB Kadın Girişimciler Kurulu Üyesi (İcra Kurulu Yedek Üye) İzmir Ticaret Odası 51.Mesleki, Bilimsel ve Teknik Faaliyetler Meslek Grubu Komite Üyesi İzmir Ticaret Odası Tarım ve Hayvancılık Komisyonu Üyesi İzmir Ticaret Odası Bilirkişi İzmir Bayındır Tarıma  Dayalı İhtisas Çiçekçilik Organize Sanayi Bölgesi'nde Kurucu Müteşebbis Heyet Ası Üyesi ve Denetim Kurulu Üyesi  nanKaffed

Gönen-Manyas Çerkeslerinin Sürgünü

Mayıs ayı Çerkeslerin yüreğinde ince bir sızıdır. Zira 21 Mayıs 1864’de vatanlarından koparılarak darmadağın edilen ve dünyanın 40 farklı yerine sürülen Çerkesler yine bir Mayıs ayında ikinci bir sürgüne tabi tutulmuştur. Güney Marmara bölgesine yerleştirilen Çerkesler ilk sürgünden 59 sene sonra yine bir Mayıs ayında bir kararname ile darmadağın edilmiş, ikinci bir sürgün yaşamıştır.  Bu sürgün Çerkesler üzerinde ikinci bir travmaya neden olmuş,  Çerkesler uzun süre kökenlerini gizlemeye yönelmiştir.p> CUMHURİYET TARİHİN İLK İÇ SÜRGÜNÜ Mondros Mütarekesinin imzalandığı tarihlerde Marmara bölgesi son derece karışıktır. Çok sayıda etnik gurubun birlikte yan yana yaşadığı yöre; kışkırtmalara, isyanlara ve hür türlü anarşiye elverişlidir. Bir taraftan İngilizlerin, diğer taraftan da Milli Mücadele yanlılarına karşı tavır alan İstanbul Hükümetlerinin neden olduğu bir kargaşa hakimdir. İttihat ve Terakkicilere karşı bir tavır içindeki Hürriyet ve İtilaf Partisi yanlılarının da etkin oldukları bu kargaşada Çerkeslerin zarar görmemesi için İstanbul’dan Binbaşı Çerkes Sıtkı Getsev ve Mustafa Butbay “nasihat heyeti” olarak gönderilmişse de istenilen sonucu alamamışlardır. İşte böyle bir ortamda Ege’de temeli atılan Kuva-i Milliye çalışmalarına, Çerkes Ethem Beyin çağrısına uyup da en önde koşanlar yöre Çerkesleridir. Bu hususu Yunan tarihçileri de açıkça yazmaktadırlar. Yunanlıların ilerlemesini durduran, Anadolu’yu bir yangın gibi saran isyanları bir bir bastıran Ethem Bey, düzenli ordu kurulurken yaşanan krizler sonucunda, iradesi dışında da olsa geçiş protokolü ile Yunanlılara teslim olunca; serbest bırakılan adamaları genellikle yöredeki köylerine geri dönmüşlerdir. Ancak, o güne kadar büyük fedakârlıklar gösteren ve düşmanın karşısına ilk dikilen Çerkeslerin aleyhinde bir hava hakimdir. Henüz yayınlanmamış olan Ahmet Haratoka’nın anılarında da yer aldığı üzere açıktan olmasa da Ankara’dan talimat verilmiş gibi Çerkeslere karşı bir sindirme politikası başlatılmıştır. Kara Hasan ve farklı çetelerin yarattığı asayiş sorunları, Ahmet Anzavur’un bu mıntıkada İstanbul Hükümeti lehine çalışmalara ve isyanlara başlamış olması, kimi parayla kandırılarak kimi de hatır zoru Anzavur’a uyan bir kısım Çerkesin ve Ethem yanlılarının çoğunluğunu oluşturduğu; adamı olanların listelerden çıkartıldığı, sahipsiz ve savunmasız birçok Çerkesin listeye konulduğu, sağlıklı olarak düzenlenmediği hususunda araştırmacıların mutabık kaldığı 150’lilikler listesine 1924 yılında genellikle yöre insanları ama daha çok da Çerkesler alınarak mükerreren cezalandırılmışlardır. Lozan Antlaşmasına göre af dışı bırakılan 150’lilkler listesine alınan Çerkesler için geçerli sayılan kriterlerin aynılarına ilaveten ekonomik ve sosyal yaşam düzeyi Çerkeslerden geri olan diğer etnik kökenli köylülerin tahrikiyle, tarihte örneği az görülen bir uygulamayla, yöredeki 14 Çerkes köyündeki tüm insanlar suçlu-suçsuz, çoluk-çocuk, yaşlı-genç ayrımı yapılmadan cebren sürgüne gönderilmişlerdir. Bu olay 150’lilikler listesinin düzenlenmesinden bir yıl önce yaşanmıştır. Üstelik Başbakan Rauf Bey ve birçok Çerkes kökenli Paşanın varlığına rağmen. Çerkesler adeta oyuna getirilmiş ve bazıları için ikinci, bazıları için de üçüncü kez sürgün başlatılmıştır. Savaştan galip çıkan Cumhuriyet Türkiye’sinin milliyetçi kadrolarından bazılarının, Gönen, Manyas ve Bandırma’da yerleşik Çerkesleri; Afyon, Sivas, Tokat, Urfa, Muş, Bitlis, Konya, Niğde ve Malatya taraflarına dağıtarak açıktan söylemeseler de onları asimile etmeyi amaçladıklarında mutabakat vardır. İlk sürgün 18 Aralık 1922 tarihinde Gönen’in Mürüvvetler (Çizemuğ hable) köyünde uygulanmıtır. Topluca sürülen bu köyle ilgili kayda değer bir tepki olmayınca diğer 14 Çerkes köyünün sürgün kararnamesi Mayıs 1923’te uygulamaya konulmuştur. Kararname çok acımasızdır; her aile ancak bir kağnı arabasının götürebileceği kadar eşyasını alabilmektedir. Çerkesler mallarını yok fiyatına elden çıkarmak zorunda kalırlar. Jandarmalar tarafından kuşatılan köylere giriş-çıkışlar yasaklanmış, belirli alıcıların insafına bırakılan satışlarda normal fiyatı 200 lira olan bir çift öküz en çok 30 liraya elden çıkarılmıştır.   SÜRGÜN EDİLEN KÖYLER VE SÜRGÜN TARİHLERİ Gönen’e bağlı köyler:  1-Üçpınar Köyü 28 Mayıs 1923 Pazartesi 2-Muratlar Köyü 5 Haziran 1923 Salı 3-Armutlu (Sızıköy) 9 Haziran 1923 Cumartesi 4-Dereköy (Keçideresi) 13 Haziran 1923 Çarşamba 5-Çınarlı (Keçeler) köyü 16 Haziran 1923 cumartesi   Not: Gönen’in Çerkes köylerinden Karalar çiftliği, Bayramiç, Hacı Menteş ve Ayvalıdere köyleri de tüm malları sattırılmış ve göçe hazır vaziyette uzun süre bekletilmişlerdir. Manyas’a bağlı köyler: 1- Boğazpınar (Mürüvvetler)          Aralık 1922-Ocak 1923 arası 2- Kızılkilise (Kızılköy)                   7 Haziran 1923 Perşembe 3- Yeniköy                                     7 Haziran 1923 Perşembe 4- Dümbe (Tepecik )                     7 Haziran 1923 Perşembe 5- Ilıca (Ilıcaboğaz)                     11 Haziran 1923 (Şimdi Susurluk’a bağlı) 6- Karaçallık                               13 Haziran 1923 Çarşamba 7- Bolağaç                                 13 Haziran 1923 Çarşamba 8- Değirmenboğazı                    21 Haziran 1923 Perşembe 9- Hacıosman                            21 Haziran 1923 Perşembe Not: Manyas ilçesine bağlı Işıklar, Hacıyakup, Süleymanlı, Durak, Çakırca, Elkesen, Çavuşköyü, Kızık, Kulak, Eskimanyas, Tatarköyü, Haydar, Esen, Ergili, Salur, Hamamlı, Muradiye, Geyikler köyleri de mallarını hiç fiyatına satmış olup her an sürgün olacakmış gibi hazır bekletilmişlerdir. 14 Çerkes köyünün sürgününe karşı, kitle hareketi olarak nitelendirilebilecek bir tepki olmamıştır. Nitekim Mürüvvetler köyünün sürgünü sırasında bir karşı tepkinin olup olmayacağı adeta gözlemlenmiş,  olmayınca da diğer köylerin sürülmesine dair kararname yayınlanmıştır. Buna karşın değerli bir düşünür, yazar ve Kafkas milliyetçisi olan Mehmet Fetgerey ŞOENU peş peşe kaleme alıp Türkiye Büyük Millet Meclisi’ne sunduğu iki önemli yazı ile ferdi tepkisini ortaya koymuştur. F. Şoenu, Çerkeslerin bu ülke için yaptıklarını, Türk topraklarında Çerkes Devleti kurmak gibi bir amaçlarının olmadığını, Çerkeslerin özelliklerini, sürgün sırasında yaşanan ıstırapları ve kayıpları anlattığı yazılarında Meclisin ne yapması gerektiğine ilişkin oldukça geniş ve okunması, bilinmesi gereken yazıları nedeniyle yaşam boyu bir daha yayın yapmamak gibi bir cezaya çarptırılmıştır. Ancak bu yazıları ile F. Şoenu amacına ulaşmış, Çerkes aydınları Rauf Orbay, Hunca Ali Sait Paşa ve diğerlerinin gayretleri de eklenince sürgün durdurulmuş ve bir yıl sonra per perişan ve ellerinde hiç bir şeyleri kalmamış halde 14 köyün sakinleri geri dönmüşlerdir. Ancak bu sefer de başka aksiliklerle karşılaşmışlardır. Bazı köylere Bulgar göçmenleri yerleşmiş (Hacıosman Köyü gibi) onları evlerinden çıkartmak hayli zor olmuş, evlerini, bağ-bahçelerini talan edilmiş halde bulmuşlardır. Dereköy örneğinde olduğu gibi geri dönenler uzun bir süre kendi muhtarlarını dahi seçememiş, Kaymakamlıkça atanan yöneticiler tarafından idare edilmişlerdir. Düğünlerini, milli oyunlarını, mızıka ile yapamamış, girişimde bulunanların enstrümanları “Burası Rusya değil” denilerek toplanmış, düğünleri dağıtılmıştır. Gönen Manyas Sürgünü ya da Güney Marmara Sürgünü olarak bilinen ve Cumhuriyet tarihinin ilk iç sürgünü olan bu acı olaylar hakkında daha çok araştırma yapılacaktır. Federasyonumuz bu konuda yapılacak yüksek lisans ve doktora araştırmalarını desteklemeyi sürdürecektir. Kaynak: Nart DergisinanKaffed

Atını Yitiren Toplum: Uzunyayla Çerkeslerinin Atçılık ve Binicilik Kültürü Üzerine

ATINI YİTİREN TOPLUM: UZUNYAYLA ÇERKESLERİNİN ATÇILIK VE BİNİCİLİK KÜLTÜRÜ ÜZERİNEAtın evcilleştirilmesi, insanlık tarihinin dönüm noktalarından biridir. İnsanoğlu, atın gücünden ve hızından faydalanarak birçok işin üstesinden gelmiştir. Kafkasya coğrafyası da kendi doğal habitatı içinde kendi iklimi ve coğrafi yapısına uygun at cinslerinin geliştirilmesine imkân sağlamıştır. Kafkasya’da yaşayan toplulukların aristokrat tabakası, iyi cins binek atları geliştirmek suretiyle hem kendi konumlarını güçlendirmiş hem de alt sınıfların kontrolünü sağlamada güçlü bir vasıtaya sahip olmuştur. 1864 yılında kitlesel göçlerin başlamasından sonra karayoluyla Osmanlı ülkesine göç eden Kafkasyalı muhacirler, bu at cinslerinden bazılarını yanlarında getirmişlerdir. At yetiştirmeye elverişli bir doğası olan Uzunyayla’ya iskân edilen Çerkesler, geleneksel at yetiştiriciliği yöntemlerini burada uygulayarak ciddî bir ekonomik kazanç elde etmişlerdir. Ülkenin ihtiyaçlarına uygun at cinsi geliştirmek için Uzunyayla’da devlet eliyle bir takım girişimlerde de bulunulmuştur. Özellikle Türk ordusu tarafından talep edilen bu atlar ciddî fiyatlara alıcı bulmuştur. İri yapılı ve sağlam kemik yapısına sahip olan bu atlar, sadece binmede değil aynı zamanda top arabası çekmede de kullanılmıştır. Ancak 1950 yılından itibaren Türk ordusunda ve tarımda makineleşmenin artması, atlara olan talebi çok ani bir şekilde azaltmıştır. Uzunyayla atlarına talebin azalması, at yetiştiriciliğinin de sonunu getirmiş ve Uzunyayla Çerkesleri, ciddî bir ekonomik kayıp yaşamıştır.Böylece Uzunyayla Çerkeslerinin köyden kente göç süreci de yeni bir ivme kazanmıştır. Çerkeslerin, Kafkasya’dan Uzunyayla’ya sadece at cinslerini değil onunla birlikte özgün bir binicilik kültürünü de taşıdıkları bilinmektedir. Söz konusu kültür, köyden kente göçün kesif bir hâl almaya başladığı 1960’lı yıllarda maddî kültür unsurlarıyla birlikte kaybolmaya başlamıştır. Biz bu incelemede Kafkasya’dan Uzunyayla’ya taşınan at yetiştiriciliği ve atlı binicilik kültürünün Çerkes kültüründeki yerini ve ortadan kalkış sürecini incelemeyi amaçlıyoruz. Makalenin tamamı için lütfen tıklayınız. ---- Bu makale, 115K357 numaralı “Kafkasya Kökenlilerin Hafıza Mekânları” adlı araştırma projesinin bir ürünüdür.  Kaynak: Millî Folklor 123 (Güz 2019): 193-204 '+Abdullah Temizkan, Didem Çatalkılıç

Bir Yazar Bir Eser : İÇİMDEKİ NEHİR- Kaf Dağı – Psınetxuç Sinem Özkan

Sıcak ifadeleri, renkli, canlı tasvirleri, su gibi akan anlatımıyla bir solukta okunacak güzel bir kitaptan bahsedeceğiz bu kez.p> Sinem Hanım, “İçimdeki Nehir- Kaf Dağı” nı kalemiyle değil yüreğiyle yazmış.p> Eseri okurken an olacak yüreğiniz mutlulukla dolacak, an olacak hüzün sizi bulacak. Kitabın pek çok yerinde gözyaşınız akacak.p> Çok seveceksiniz bu samimi anlatımı. Ailesi, dostlukları, idealleri peşinden koşan kara sevdalıları gıptayla seyredeceksiniz.p> Eserde yaşanan türlü acı ve hüzünlere rağmen daima ümidi fısıldayan bir ses duyacaksınız.p> Ayrıca, sosyal hayatta “xabze” kurallarına yapılan vurgu dikkatinizden kaçmayacak.p> Her bölümde, uyum, birliktelik ve kardeşliğin önemini derinden hissedeceksiniz.p> Abhazya’nın güzelliğinde büyülenecek, yiğit insanların huzurunda saygıyla eğileceksiniz.p> İdealleri uğrunda anadan, yardan geçenleri, vatanı en kutsalı sayanları, kalplerde ölümsüzleşenleri, tarihin sayfalarına altın harflerle yazılan yiğitleri saygıyla anacak, özlemle selamlayacaksınız.p>                                                   p> OLAYLAR SİZİ YÜREĞİNİZDEN TUTUP UZAKLARA GÖTÜRECEK p> Eseri okurken, siz de Sinemis’le birlikte nefes nefese olayların içinde bulacaksınız kendinizi.p> Küçük yaşta babasını kaybeden çocuğun acısını paylaşarak başlayacaksınız serüvene. Caminin bahçesinde kırmızı bisikletle Nartan ve Nesij ile oynayacaksınız.p> Sinemis’in üniversite mezuniyet gecesinde dünyanın en değerli hediyesini, “babanızın günlüğü” nü, siz de babaannenizin elinden alacaksınız.p> Günlükte yazılanlar sizin de yüreğinize dokunacak. Anavatan heyecanı yüreğinizi saracak, kendinizi, özlemiyle yanıp tutuştuğunuz Kafkasya’da bulacak, Sinemis’le birlikte tarifsiz coşku yaşayacaksınız.p> Canlar Ülkesi’nde Ritsa Gölü’nü, Gagra’nın yaz aylarında rengarenk yüzünü seyredecek, Afon’un harika deniz manzarasında büyüleneceksiniz.p> Bilmem kaç canın ölümsüzlüğe aktığı Gumısta Nehri’nin akışını garip duygularla seyredecek, siz de tarihin derinliklerine akacaksınız.p> Tanışmayı çok istediğiniz Anzor’u, kahkahaları yeri göğü çınlatan Vilademir’i, gözlerinin içi gülen Asida’yı, küçük Amir’i, güzel, duyarlı, donanımlı, hamarat Mazenef’i, vakur duruşlu Ağdur’u, komşulardan Rızvan ve Setenay’ı, mahallenin bilge büyüğü Astemur’u tanıyacak, tanışmanın büyük mutluluğunu yaşayacaksınız.p> O dünya tatlısı Mazenef’le birlikte Açandara’da mutluluğu tadacak, o güzel evde hatıralar biriktirecek, kahvaltı sonrası o şelaleli manzaralı güzel balkonda dertleşecek, kahve keyfi yapacaksınız.p> Gudauta şehitliğinde hüzün saracak yüreğinizi.p> Bir mezarı bile olmayan, ülkelerini bağımsız kılmak uğruna adanan canları, bu ülkeyi “Canlar Ülkesi” yapanları saygı, minnet ve özlemle selamlayacaksınız.p>  p> KARDEŞLİK RUHU ESERİN GENELİNE SİNMİŞp> Eserin ruhuna sinmiş birliktelik ve kardeşlik ruhu, içinizdeki ümitleri yeşertecek.p> Güzel günler yaşamanın ancak kardeşlerin yardımlaşmasıyla olabileceği gerçeğiyle yüzleşeceksiniz. Abhazya savaşında Abhazları yalnız bırakmayan Çeçenler ve Adıgeler, ruhunuza çok iyi gelecek, “İşte bu!” diyeceksiniz!p> “Anavatan” ne demek, daha derinden anlayacak bu sevgiyi, bu sevdayı hücrelerinizde soluyacaksınız!p> Ailenin değerini, kimliği ve kültürüyle özdeşleşmiş bir eş seçmenin önemini, babanın kıymetini bir kez daha derinden, en derinden hissedecek, belki “Eyvah!” diyecek belki de “Keşke!” leri sıralayacaksınız!p> Ne kadar içten ne kadar arı, duru anlatmışsın, tebrikler güzel insan!p>  p> ÇOK FENA DOKUNDUN YÜREKLERİMİZEp> Dokundun yüreklerimize, dokundun duygularımıza, alıp götürdün bizi sevgiye, ölümsüzlüğe…p> Yüreğindeki insanlık sevgisini, anavatan özlemini, aile sadakatini ama en önemlisi o kocaman Kafkas ailesini ne de güzel anlattın.p> Yüreğindeki sevda, içindeki sevgi kelebekleri hiç eksilmesin, hayatın hep güzelliklerle renklensin.p> Temennim, bu sevgi selinin, bu sevda türküsünün burada bitmemesi.p> Yeni coşkular, yeni duygu fırtınaları devam edip gitsin. Kaleminizi tutan yüreğinizle defalarca ölümsüzleşsin bu kutsal duygular, bu insanlık, bu erdem!p> O çok sevdiğin kocaman ailenle, suyu, havası, dağları, taşlarıyla yüreğinde yer eden güzel anavatanınla sağlık ve huzur içinde yaşa!p> Başarılar hep seninle olsun! İyi ki varsın sevgili Sinem! İyi ki bu kadar duyarlısın, iyi ki bu değerleri ölümsüzleştirdin, iyi ki toplumun, kültürün için üretiyorsun!p> Selam sana!   YAYINEVİ VE KÜÇÜK BİR ÖNERİp> 178 sayfadan oluşan roman, “Yirmibir Yayınları” logosunu taşıyor.p> Yeni baskıda kitaba bir “ön söz” ve yazarın bir “öz geçmişi” nin eklenmesi, ayrıca bir iki yerdeki küçük zaman kaymasının düzeltilmesi yararlı olacaktır.p>  p> p>                                                                                                              p> p> SİNEM ÖZKAN KİMDİR?p> Adapazarı doğumlu, Sinem Özkan, ilkokul, ortaokul ve liseyi Adapazarı'nda okudu. Sakarya Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Bölümü Öğretmenliğinden mezun oldu.p> Daha sonra ikinci üniversite olarak Anadolu Üniversitesi Sosyoloji Bölümünü bitirdi.p> Halen Beden Eğitimi ve Spor Öğretmeni olarak görev yapıyor. Ayrıca, aile danışmanlığı üzerine eğitim alan eğitimci- yazar, boş vakitlerinde aile danışmanlığı, yaşam ve öğrenci koçluğu ile yakından ilgilenmektedir.p> İnsana dair her şeye duyarlı olmak, hayatlara dokunmak, hayat yolculuğunda Sinem Özkan’ı diri tutan uğraşlardır.p> Yazar, ilkokul döneminden itibaren günlük tutma alışkanlığına sahiptir.p> Bir Köy Enstitüsü mezunu olan ilkokul öğretmeninin edebiyata olan ilgisini keşfetmesiyle yazı serüveni başlar. Yıllar sonra bu anlamlı uğraş meyvesini verir.p> Sinem Özkan’ın yayımlanmış iki eseri mevcut. “Özgür Ruhlar Efsanesi” ve “İçimdeki Nehir – Kaf Dağı”p> “Özgür Ruhların Efsanesi” Gürcistan-Abhazya savaşına Türkiye'den savaşa katılan gönüllülerin anılarını içeren bir anı-hatıra kitabı. “İçimdeki Nehir- Kaf Dağı” ise Türkiye’de yaşayan, Kafkasya'da köklerini arayan birinin yaşanmışlıkları ve tanık olduğu hayatları konu alan romanı.p> Yazar, halen duyarlı bir birey olarak sosyal ve kültürel çalışmalarını titizlikle yürütmekte, STK’larda görev üstlenmektedir.  p> KISACIK ÖZETp> Küçük Sinemis, hiç beklenmedik bir zamanda çok sevdiği babasını kaybeder.p> Annesinin şefkati, babaannesinin ilgisi ve tecrübesi sığınağı olur.p> Üniversiteyi bitiren genç kızın dünyasını babasının bıraktığı “günlük” şekillendirecektir...p> Sinemis, artık büyük arayışın içinde bulur kendini. Babasının bıraktığı duygu dolu günlük, genç Sinemis’in kaderini ilmik ilmik örecektir...p> Genç kız çok değişecek, idealleri uğrunda koşacaktır. Ama karşısında yığınla engel vardır… Anavatan Abhazya’ya gidişi, savaşta ve savaş sonrası Abhazya’da yaşananlar…p> Ve sonrasında gelişen nefes kesen olaylar…p> Kafkasya'da köklerini arayan Sinemis’in yaşanmışlıkları ve tanık olduğu olaylar…p> Çocukluk, aile, okul, evlilik, savaş, ölüm, vatan hasreti, birliktelik ruhu, insan ve vatan sevgisi…                                                                            p> p> ESERDEN KISA KISAp>  p> Ağır hareketler ile yerinden kalktı, kapı eşiğinde beni omuzlarımdan tuttu ve büyükçe bir masanın üzerinde, bembeyaz bir çarşafın serili olduğu uzun bir kutunun yanına getirdi. Bir anda bunun daha önce sadece filmlerde gördüğüm tabut olduğunu anladım. Annem, kardeşim, babaannem... hepsi buradaysa... “Babam nerede?”  (s.2)p> “Uyanacak, babam. Götürmeyin dayı! Babam bizi bırakmaz, babam beni hiç ağlatmaz, götürmeyin onu ne olur, bırakın amcaaa... Babam, kalk! Gitme baba, ben seni çok özlerim!”  (s.4)p> O gün, caminin parmaklıkları ardından ben de babamı son yolculuğuna uğurladım. Hoca; “Hakkınızı helal ediyor musunuz?” diye sorduğunda beni fark etmelerinden biraz da çekinerek, yükselen seslere uyarak, ben de “Helal olsun!” diye bağırdım... (s.7)p> Ben arkadaşlarımdan hiç kopmadım, onlar ne zaman bir sıcak yuvaya hasret duysalar bizim eve, anneme, babaanneme koştular. Mezuniyet günüm de işte bu duygularla kapımızı çaldılar.p> Benim için o çok özel günden, babamın emanetinin bana ulaştığı o kutsal günden bahsetmek isterim biraz… (s.15)p> Mezuniyet gecesinden eve döndüğümüzde babaannem bana hayatımın en anlamlı hediyesini verdi; babamın günlüğü… (s.17)p> “Gözümün nuru, yavrumun emaneti, yeni hayatında her şey çok güzel olsun. İşin gücün rast gitsin. Babanın demir atölyesinin raflarında bulmuşlardı bu günlüğü öldükten sonra. Bana emanet etti siz büyüyene kadar, bugün artık sana ve senden sonra gelenlere emanet. Al bu senin!”  (s.19)p>                                                                                p> (GÜNLÜKTEN)p> “Çocuklarım, bir tek sizin büyüdüğünüzü göremeyecek olmaktan ötürü titriyor kalbim. Kalbinizden öpüyorum. Bilin ki sizi bugün de çok seviyorum!” …   “Umarım bir gün sizin de kalbinizde bir yeri olur vatanımızın. Babanız olarak bunu dilerim; geçmişinizden, atalarınızın size mirası özünüzden hiç kopmamanızı…”  (s.21)p> “Bugün Mayıs’ın 5'i. Ben, ilk kez ata topraklarındayım. Kendimi hayatımda hiç hissetmediğim kadar dingin ve huzurlu hissediyorum. İnsan hiç görmediği bir yeri özler mi? Ben resmen yıllar önce atalarımın sürüldüğü, ayrı düştüğü bu toprakları özlüyormuşum. Burada uyanmak, burada nefes almak bana kendimi çok iyi hissettirdi.” (s.22)p> Hayatımın aşkı Gupse ile o gün tanıştık. Gözleri kendinden önce gülen, masallardaki kadar güzel bir kızdı o. (s.39)p> “İyi ki beni hep bu kadar çok sevdin, ben de seni bu kadar çok sevdim. Hayatımda sunduğun tüm güzellikler için, evlatlarımı yetiştiren o güzel, o hassas kalbin için... Ne kadar teşekkür etsem az sana...” (s.41)p> SAVAŞ VE SONRASIp>  p> Burada savaş başladığında takvimler 14 Ağustos 1992'yi gösteriyordu. Babam, Anzor’la iletişime geçmek için her ihtimali denemişti fakat ona ulaşamıyordu. Ülkeye giriş çıkışlar kapatılmıştı. Bölgenin içinde bulunduğu koşullar her geçen gün daha kötüye gidiyordu. Babamın uykusuz geceleri de işte bu zamanda başladı. p> Türkiye'den Abhazya savaşına katılmayı düşünen Kafkasyalı gençlerin koordinesinden babam sorumluydu. Ben o zaman henüz 14, ağabeyim ise 16 yaşındaydı. Eminim ki yaşımız uygun olsa babam o listeye gözünü kırpmadan bizleri de eklerdi. (s.41) p> Savaşın kazananı yoktu. Abhazya, 30 Eylül 1993'te bağımsızlığa kavuştuğunda toprağın altında yatan nice insanların acısı kaldı yüreklerde. Savaşın kazananı yoktu! Nice canlar halen daha ailesinin yüreğinde dinmeyen sızı… (s.42)p> O günden sonra babamın sevinçlerini hep yarım yaşadığına tanık oldum ben. Mutlu olmaktan utanır gibi bir hali vardı. Çok erken yaşta büyük bir ideal uğruna hayatını adayan o canların ardından hiçbir zaman eski, çok neşeli haline dönmedi. (s.48)p>                                                                             SİNEMİS KAF DAĞI’NIN ARDINDAp> Gecenin geç saatinde Atatürk Havaalanı'ndan kalkan uçağım tan vaktine yakın Soçi’ye iniş yaptığında ana vatanımı görecek olmanın heyecanı ile içimde uçuşan kelebeklerin kanat seslerini duyuyorum sanki…p> Gözüm, büyük bir güzellik ve tüm ihtişamı ile sınırda dalgalanan Abhazya bayrağına takıldığında bir anda toprağa kapanmak ve etrafa yayılan o tanıdık hoş kokuyu ciğerlerime çekmek istiyorum. Bir ülkenin kendisine has kokusu olabileceğini ve o kokunun insanı bildik bir yaşanmışlık duygusuna sürükleyebileceğini o an anlıyorum. (s.54)p> Gagra’nın renkli ışıkları, Gudauta’nın insanın içini ürperten sessizliği, Afon’un harika deniz manzarası aklıma kazınmış halde Gumısta Köprüsü’ne geliyorum. Gumısta… İçinde kaç canın ölümsüzlüğe aktığı nehir…p> Bu ülkenin bir başka ruhu var! Bu ülkenin göklere uzanan dağlarında, sonsuzluğa akan nehirlerinde, her köşe başındaki taşında, kendine has kokan toprağında, özgürlük uğruna kaybettiği nice onurlu, yürekli evladının ruhu var. (s.55)p> Bana ne demek istediğini çok iyi biliyordu. Abhazya'da yaşanan bazı olumsuzlukların beni etkilemesinden, vatan sevgimi zedelenmesinden endişe ediyordu. Böyle bir şeyin mümkün olmadığını anlattım ona. Farklı coğrafyalara savrulmuş aynı halkın çocuklarıydık biz. Bambaşka acılardan, yaşanmışlıklardan geçmiştik. Değer yargılarımız, tutumlarımız farklıydı. Bu da yaşam biçimimizin, davranışlarımızın farklı olmasına sebep oluyordu. (s.60)p> Anzor “Buraya gelenler ilk önce doğanın muhteşem güzelliği Ritsa Gölü'nü, Gagra’nın yaz aylarında rengarenk yüzünü görmek ister. Sen tüm bunlardan önce kardeşlerini ziyaret etmek, Gudauta şehitlerimizi görmek ister misin?” dedi. (s.63)p> Abhazya'nın akan derelerinde, gökyüzünün uçsuz bucaksızlığına uzanan dağlarında onların ruhları geziyordu. Bir mezarları yoktu ama ülkelerini bağımsız kılmak uğruna adadıkları canları bu ülkeyi “Canlar Ülkesi” yapıyordu. (s.64)p> Asaletin ve nezaketin timsali diye yıllar önce dilden dile anlatılan Çerkes kızlarının günümüzde vücut bulmuş haliydi Mazenef! (s.69)p> Bu evlerin hemen hemen her birinde bir acı var. Savaş zamanı bağımsızlık uğruna çok şey kaybettik biz! (s.71)   Gençlerimizin kendi atalarından miras aldığı değerleri nasıl da hiçe sayarak asimile olduğunu anlatmak istemedim Mazenef’e. (s.77) p> Mazenef, geçmişini büyük bir heyecanla anlatırken, Türkiye'de artık bizim kültürümüzde de görülen yozlaşmalardan bahsederek o güzel sesine gölge düşürmek istemedim. “Sevdiği kıza kendi yakın arkadaşı da sevdalanınca sevdasından vazgeçip köyünü, evini terk ederek başka şehre taşınan adamlarımız, sevdasını yüreğine gömerek duruşuna zarar getirmeyen evlatlarımız, tarihin çok eski çağlarda kaldı.” diyemedim. p> Diyemedim; eskiden kaşenlik ya da alaf denilen ve muhabbet ortamını güzelleştiren, bir kıza, kendisini beğendiğini ifade etmedeki inceliği barındıran söz sanatlarının nasıl da basite indirgendiğini, gençlerimizin kendi atalarından miras aldığı değerleri nasıl da hiçe sayarak asimile olduğunu anlatmak istemedim Mazenef’e. (s.77)p> Sözüm bittiği an, yanı başımdaki bu güzel kızın boynuma atılması ve gözyaşlarıyla ıslanan yüzünü boynuma dayamasıyla şoka uğradım. İlk kez hıçkıra hıçkıra ağlıyordu asil kız kardeşim. Hıçkırıklarının arasından kesik kesik anlayabildiğim şu kelimeler dökülüyordu... (s.95) p> “Allah bir daha Kafkasya'nın hiçbir bölgesini yangına çevirmesin. Geride gözü yaşlı ana, baba, evlat ve eş bırakanların acısını bir daha bu coğrafyada göstermesin. Tüm kaybettiklerimiz huzurla uyusun ve Kafkasya sonsuza kadar var olsun!” (s.99) p> Onunla beraber ben de kalktım yerimden. “Üşüdük tabi Mazenef, enkaza dönen hayatların ağırlığı altında üşüdük. Yitirdiği annesinin acısıyla ağlayan evlatların gözyaşlarında üşüdük. Son bir kez daha görseydim yüzünü sarılsaydım boynuna diyen sevgililerin yarım kalan sevdasında üşüdük!” dedim içimden. Ama ona bunları söyleyemezdim. (s.113) p> “Ellerine sağlık Mazenef” diyerek fincanına uzandım. Bu kızı gördüğümde içim mutlulukla doluyor. Onda; acı, sızı, ah-vah ile geçen bir ömür değil de idealleri, inandığı değerleri için her gün yeniden doğan bir inanç ve azim var… (s.124)p> Eğitimci niteliğindeki insanlarını toprağa gömmüş bu millet, şimdi de kültürünü, kendisini yücelten değerlerini kaybediyor. Yok oluşumuz, hain bir gücün namlusunun ucunda değil bu kez, kendi benliğimizi, kendimizi unuttuğumuz için yok oluyoruz! …p> Ağlıyordu dev çınar, bu ülke için canını feda eden oğluna ağlıyordu. Baba yüreği, genç yaşında sevdasını yüreğine gömen Mazenef oluyordu bir yanı, ağlıyordu. Abhazya'nın annelerine ağlıyordu… Hâlâ evladının kemiklerini dahi bulamayan, bir gece evine geri döner mi diye bahçe kapısına bakarak son nefesini veren annelere ağlıyordu. Ülkesinin doğmamış çocuklarına ağlıyordu. Henüz baba olamayan, kendine yuva kuramayacak kadar genç yaşta savaşın ortasında kalan yiğitlere ağlıyordu. Orada bulunan herkes ağlıyordu... (s.140)p> Yeni hayatıma sımsıkı tutunarak burada var olacaktım. Ben vatanımda bir kez daha küllerimden doğacaktım. Anzor’u dinledim uzun uzun. Anlatırken neşe ile dalgalanan sesi … (s. 170)p>                                                                                    p> TEMENNİp> Umarım duyarlı toplumumuz, bu güzel eserden layıkıyla faydalanır. “İÇİMDEKİ NEHİR- Kaf Dağı” nın çok kişiye ulaşması, çok kişi tarafından okunması, eserden toplumumuzun âzâmi derecede istifade etmesi temennisiyle...p> nanYemuz Nevzat Tarakçı

Meşealtında Gündem 21 Mayıs ve Geleceğimiz

Kafkas Dernekleri Federasyonu (KAFFED) bünyesinde; gençlerimizin bilgi, görüş ve önerilerini, toplumsal dinamizme ve kurumsal çalışmalara yansıtmak, gençlik katılımını güçlendirmek, gençlerimizin kendi aralarındaki iletişimi ve işbirliğini artırmak amacıyla düzenlenen “Meşe Altı Toplantıları'nın bu yıl dördüncüsü 23 Mayıs 2021 Pazar günü saat 21.00-23.00 arası gerçekleştiriliyor. Kafkasya’da savaş ve barış gibi önemli toplumsal konuların, kutsal meşe ağacının altında toplanan toplumun önderleri tarafından konuşulması geleneğine de atıf yaparak, toplumsal sorumlulukları yaşamları boyunca pratiğe dökecek olan gençlerimizle yapılacak yuvarlak masa toplantılarına bu isim verilmiştir. 2021 yılı Meşe Altı Toplantıları, pandemi şartları nedeniyle online platform (Zoom) üzerinden gerçekleşecektir. Toplantılar, farklı konu başlıkları ve farklı katılımcılarla her ayın ilk Pazar günü aynı saatte düzenlenecektir. Mayıs ayının konusu ise tarih sayfalarının büyük bir felaket ve karanlıkla kaplandığı gün olan, "21 Mayıs 1864" üzerine olacaktır. Asimetrik güç dengesine rağmen yüzyıllarca süren bir vatan savunmasının ardından  gerçekleştirilen etnik temizlik ve yıkım sonucu ana yurtlarından sürgün edilen halk, büyük bir soykırıma kurban gitmiştir. Fakat soykırımın tanınması, sonuçlarının etkisinin azaltılmasına yönelik adımlar atılması ve bu bağlamda ortak bilinçle hareket edilmesine ilişkin uygulamada karşılaşılan sorunlar ve çözüm için yapılması gerekenler konusunda gençlerin görüşleri tartışılacaktır. Toplantıda ağırlıklı olarak güncele ve geleceğe yönelik önerilerin ortaya konulması hedeflenmektedir. Meşe Altı Toplantıları, etkileşimli niteliğinden dolayı en fazla 30 katılımcı ile düzenlenmektedir. Başvuru Formu, katılımcı sayısı tamamlandığında kapanacaktır. Katılımcıların 30 yaş ve altı olması zorunludur. Toplantıda cinsiyet dengesine özen gösterilecektir. Katılımcılar bu şartlara göre başvuru sırası dikkate alınarak belirlenecektir. Katılım linki, başvuru formuna yazılan e-posta adreslerine toplantıdan önce gönderilecektir.   Toplantı katılım formu : https://docs.google.com/forms/d/1Rki8en_KUrdJ91fZqLkSi7X6D_Xhi_rjsvCHcPh6xpA/editstrong>p>nanKaffed

Yönetim Kurulu Tüzük Komisyonu Çalışmalarını Değerlendirdi

Federasyonumuz, bir süredir Tüzük Komisyonu’nun üzerinde çalıştığı KAFFED Tüzük Değişikliği gündemi ile toplandı. Yönetim Kurulu, Tüzük çalıştayı takvimi üzerinde çalıştı. Komisyona iletilmek üzere seçenekler hazırlandı. Tüzük çalıştayından evvel, komisyonun üzerinde uzlaşı sağladığı değişikliklerin toplum nezdinde tartışılması için bölge toplantıları yapılmasına karar verildi. Gençlerin görüşlerini toplamak üzere Meşe Altı ve Nart Akademi’nin Tüzüğü gündemine alması kabul edildi. Kadın Çalıştayı katılımcıları ile bir toplantı yapılması benimsendi. Yaz döneminde yapılacak toplam 18 toplantı ile tüzük değişikliği önerilerinin bileşenlerin görüşüne açılması kararlaştırıldı. Eylül ayında yapılması düşünülen Tüzük Çalıştayı’na davet edilecek bileşenler tespit edildi. Buna göre; federasyona üye derneklerden ikişer kişi, Onur Kurulu ve Denetleme Kurulu üyeleri, DÇB (Dünya Çerkes Birliği) delegasyonu, kurulmuş olursa Gençlik Meclisi üyelerinden temsilci istenilecek. Çalıştayın profesyonel ve tarafsız bir moderatör tarafından yönetilmesi görüşü Yönetim Kurulu tarafından benimsenerek, komisyona önerilmesi kararlaştırıldı. {gallery}/haber/federasyon/2021/210426_YK_Toplanti{/gallery}p>nanKaffed

KAFFED Olarak Siyasetçilerle Temaslarımız Sürüyor

KAFFED Genel Başkan Yardımcısı Ünal Uluçay başkanlığındaki heyetimiz CHP Yerel Yönetimlerden Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Seyit Torun ile bir araya geldi. Federasyonumuzun 21 Mayıs Çerkes Soykırımı ve Sürgünü anma programı için yerel yönetimlerden talepleri kendisine iletildi. KAFFED heyeti Grup Başkanvekili Engin Altay'ın yanısıra, Genel Başkan Yardımcıları Ahmet Akın, Ali Öztunç ve Bülent Kuşoğlu ile de ayrı ayrı görüştü. {gallery}/haber/federasyon/2021/210426_Ziyaret{/gallery}div>nanKaffed