Çeçenistan Fahri Konsolosu Medet Ünlü Öldürüldü

Varlığını Çeçen halkının var olma savaşına adamış Kahramanmaraş ili Göksün ilçesi Çardak kasabası doğumlu Çeçenistan Cumhuriyeti Fahri Konsolosu Medet Ünlü uğradığı silahlı saldırı ile hunharca katledildi.  Değerli kardeşimiz Medet Ünlü dün akşam saat 19.30 sıralarında Ankara'da Çankaya, Balgat Mahallesi’ndeki konsolosluk bürosu olarak da kullandığı işyerinde kimliği belirsiz kişi ya da kişiler tarafından uğradığı silahlı saldırı sonrasında hayatını kaybetti.  Kendisine Allahtan rahmet, ailesine, sevenlerine, Çeçen-İnguş halkına ve toplumumuza başsağlığı dilerken, katillerin en kısa sürede bulunmasını ve adalete teslim edilmesini devletimizden talep ediyoruz.  Kafkas Dernekleri Federasyonu   "Çeçenistan'da resmi görev verilirse, şerefle yaparım. Çeçenistan davası bir değil, bin kere ölümüme sebep olsa benim için şeref olacaktır.'' em>Medet Ünlü - Eylül 1997p>  nanKaffed

Çerkeslerin Acısını Paylaşıyoruz

Kafkas Dernekleri Federasyonu 21 Mayıs Çerkes Soykırımı ve Sürgünü Anma Etkinlikleri'ne ilişkin bir bildiri yayınlayarak Çerkeslerin acısını yüreğinde hisseden herkesi 25 Mayıs günü Samsun'da yapılacak etkinliklere çağırdı: 21 Mayıs: Çerkeslerin acısını paylaşalım... 21 Mayıs Çerkeslerin soykırım ve sürgün günüdür. 1763'de başlayan Rus-Kafkas Savaşları tam 101 yıl sürdü. Savaş, 21 Mayıs 1864'da Soçi Olimpiyatları'nın yapılacağı Kbaada vadisinde (şimdiki adıyla Krasnaya Polyana'da) Çerkeslerin son direnişinin de imha edilmesiyle sona erdi. Çarlık Rusyası, Çerkesleri işgal ve ilhak ettiği anayurtlarından kopardı. Soykırım ve sürgün sonucu 500,000'e yakın Çerkes yaşamını yitirdi, nüfusun %90'ı (yaklaşık 1,5 milyon insan) çok kısa sürede anayurtlarından çıkarıldı ve Osmanlı topraklarına, Tuna Nehri'nden Amman'a kadar geniş bir bölgeye darmadağınık yerleştirildi. Bu soykırım ve sürgün sonucu günümüzde Çerkes nüfusunun %80’i diasporada yaşamaktadır. Dünyada en büyük Çerkes nüfusu Türkiye’de bulunmaktadır. Suriye, Ürdün, Mısır, İsrail gibi ilk yerleşim bölgeleri dışında, sonradan yer değiştirmelerle birlikte bugün dünyanın pekçok ülkesinde Çerkes yaşamaktadır. Çerkesler her yıl 21 Mayıs'ı soykırım ve sürgün günü olarak anmakta, yaşadıkları bu trajedinin Rusya Federasyonu ve Türkiye başta olmak üzere tüm ülkeler tarafından tanınmasını, uğradıkları tarihsel haksızlığın telafi edilmesini istemektedirler. Bu nedenle her yıl 21 Mayıs'ta düzenlenen anma etkinlikleri, aynı zamanda bu trajedinin tanınması ve haksızlıkların giderilmesine yönelik bir çağrı içermektedir. Bu yıl Türkiye'deki anma etkinliği,  55 derneği ile Türkiye'nin her yerinde örgütlü olan Kafkas Dernekleri Federasyonu’nun (KAFFED) öncülüğünde 25 Mayıs Cumartesi günü Samsun'da yapılacaktır. Saat 18:30'da Samsun Sahil Yolunda düzenlenecek olan bu etkinliğe katılması için tüm kamuoyuna ve basın kuruluşlarına çağrıda bulunuyor, halkımızı 25 Mayıs günü Çerkeslerin acısını paylaşmaya davet ediyoruz. Kafkas Dernekleri Federasyonup> 21 Mayıs etkinlikleri 18 Mayıs günü "19. yüzyılda Rus-Kafkas Savaşları'nda sürgün edilen, yok edilmek istenen Kuzey Kafkas halklarının anısına" Kartal Belediyesi tarafından dikilen Sürgün Anıtı'nın açılışı ile başladı. 25 Mayıs günü Samsun'da düzenlenecek kitlesel anma etkinliğine kadar hafta boyunca çeşitli etkinlikler düzenlendi. Bu etkinlikler kapsamında Kaffed'in çağrısına cevap veren siyasi partiler,  sivil toplum kuruluşları, gazeteciler, araştırmacılar, Çerkeslerin acısını paylaştıklarını açıkladılar. Basın yoluyla yapılan veya bize ulaşan açıklamaları okuyucularımızın bilgisine sunuyoruz:p>   Cumhurbaşkanı Abdullah Gül: Acınızı Paylaşıyorump> Başbakan ve Ak Parti Genel Başkanı R. Tayyip Erdoğan: Büyük Sürgün Unutulmayacakp> CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu: Acılarını Yüreğimizle Paylaşıyoruzp> Barış ve Demokrasi Partisi: Çerkes Halkının Acılarını Paylaşıyoruz p> Saadet Partisi: Büyük Sürgünü'nün Yıl Dönümünde Çerkeslerin Acılarını Paylaşıyoruzp> Mustafakemalpaşa Belediye Başkanı Sadi Kurtulan: Acınızı Paylaşıyorump> İnegöl Belediye Başkanı Sayın Alinur Aktaş: Acınızı Paylaşıyorump> İstanbul Milletvekili Deniz Baykal: Sürgünde Hayatını Kaybedenleri Rahmetle Anıyor, Acılarınızı Paylaşıyorump> İstanbul ve Bursa Eski Milletvekili Onur Öymen: Sürgünün 149. Yılında Çerkeslerin Hala Devam Eden Sorunları Çözülmelip> ATO Başkanı Salih Bezci: Çerkes Halkının Bu Acı Gününü Yürekten Paylaşıyorump>  nanKaffed

KAFFED Başkanı Kadıoğlu, Bu Akşam TRT Avaz’da

KAFFED Genel Başkanımız Vacit Kadıoğlu bu akşam 22 Mayıs saat 20.15'te TRT AVAZ kanalında Çerkes Sürgünü ve Soykırımı anlatacak. Programın tekrarını yine aynı kanalda Cumartesi Saat: 13.55'de izleyebilirsiniz....    nanKaffed

21 Mayıs 1864: Çerkeslerin kara günü

  [RADİKAL] 27 Temmuz 1864'te Kafkasya Genel Valisi Mihail, "1567 yılında Çar VI. İvan'ın başlatmış olduğu Kafkas-Rus savaşlarının bittiğini" belirten belgeyi imzaladı ama sürgünler devam etti. Osmanlı kaynakları, 13. yüzyıldan beri Kafkasya halklarından Adigelere, 17. yüzyıldan itibaren de Abhazlar, Ubıhlar, Dağıstanlılar, Çeçenler, İnguşlar ve diğer Müslaman Kafkasyalılara ‘Çerkes’ der. Bugün ise Çerkes deyince sadece Adigeler anlaşılıyor. Kabardey, Abzekh, Bjedug, Şapsığ, Besleney, Hatukhoay, Cemguy gibi boylardan oluşan Adigelerin M.Ö. 6. yüzyıldan bu yana, Azak Denizi’ni Karadeniz’e bağlayan Kırım Boğazı’ndan Gürcistan’a kadar uzanan ve Kafkasya diye anılan bölgenin kıyı şeridinde yaşadıkları kabul edilir. 4. yüzyıldan sonra Hıristiyanlıkla tanışan Adigelerin bir bölümü, 8. yüzyılda Bizans’tan kaçan yaklaşık 20 bin Yahudinin Kafkasya’ya yerleşmesi ve Türk kökenli Musevi Hazar Kırallığı ile kurulan ilişkiler sonucu Museviliği seçmişti. Çerkesler ve Abazaların İslamiyet’le tanışması 18. yüzyıl gibi geç bir tarihte oldu. Çerkesler Hanefi mezhebine girerken, Dağıstan ve Çeçen-İnguş bölgesinde ise daha önceki yüzyıllardan itibaren Şafiilik yayılmaya başlamıştı. Taman Yarımadası’ndan Soçi'ye kadar uzanan Çerkesya, 1479'dan 1810 Rus istilasına kadar görünüşte Osmanlı İmparatorluğu’nun nüfuz alanındaydı ama aslında her zaman hür olmayı başarmıştı. Yine de 1787-1792, 1806-1812 ve 1827-1829 Osmanlı-Rus savaşlarında Osmanlı’dan yana olan Çerkeslerin kaderi, sonuncu savaşı (da) Rusların kazanması üzerine radikal biçimde değişti. 1829 Edirne Antlaşması’yla Çerkesya Rusya’ya bırakılmıştı. Çar I. Nikola, Özel Kafkasya Kolordu Komutanı Kont Paskeviç’e, ‘dağlılar’ dediği bölge halkları için sadece iki seçenek olduğunu söylemişti: Bunlardan ilki ‘Dağlı halkları ebediyen itaat altına almak’, ikincisi ‘itaat etmeyenleri yok etmek’ti. 1837-1839 arasında Kuban nehri ve kolları boyunca kale ve karakollar inşa edildikten sonra Batı Adigelerinin dış dünya ile irtibatı kesildi. Bu nedenle 1839 kıtlığında bölge halkları büyük zarar gördü. 1840’larda baltalı Rus askerleri dağlıların bütün bahçe ve bağlarını yok etti. Çerkesler, 1853-1856 Kırım Savaşı sırasında topraklarını kaptırmamak için Osmanlılardan ve İngilizlerden yardım almaya çalışınca Rusya’nın tepkisi iyice sertleşti. 1857 yılının kışında Adagum Rus birliği Natukhay avullarını yakıp yıktı, dağlıların mallarını ve hayvanlarını yağmaladı. Köyler harabeye çevrildi, binlerce ‘dağlı’ esir edildi. Şeyh Şamil’in esir düşüşü 6 Eylül 1859’da Doğu Kafkasya’da (Dağıstan-Çeçen-İnguş bölgesinde) efsanevi siyasi ve dini lider Şeyh Şamil’in esir alınmasından sonra Rusya bütün dikkatini Adige, Abaza ve Ubıhlara çevirdi.(Moskova civarındaki Kaluga’ya sürülen Şeyh Şamil, Rusların izniyle 1870’te hacca giderken İstanbul’a uğrayacak, bir yıl sonra Arabistan’da vefat edecekti.) İlk adım General Melikov’un 1860’da İstanbul’a gönderilmesiydi. Abdülmecid’le yapılan anlaşma sonucunda Müslüman Kafkasyalıların küçük grup ve partiler halinde Osmanlı topraklarına göç etmelerine ilişkin mutabakat belgesi imzalandı. Bu anlaşma, ileriki yıllarda, Çerkeslerin ülkelerinden Rusya’nın zorlamasıyla değil gönüllü olarak ayrıldıkları yönündeki Rus tezine dayanak yapılacaktı. (Kemal Karpat’a göre bu anlaşma sadece 40-50 bin kişiyi kapsıyordu. Halbuki çeşitli kaynaklara gore 1858’den 1866’ya kadar 500 bin ila 2 milyon arasında mülteci Osmanlı topraklarına sığınacaktı. Bunların üçte biri Kırım Hanlığından, üçte ikisi Kafkasya’dandı.) 1861’de ikinci adım atıldı. Çar II. Aleksander Çerkesya’ya geldi ve Çerkeslere iki seçenek sundu: Ya silahlarını bırakarak Kuban Nehri’nin sol kıyısındaki bataklık Don bölgesine yerleşeceklerdi ya da Osmanlı topraklarına sürgün edileceklerdi. Onlardan boşalan yerlere de Ruslar ve Kazaklar iskân edileceklerdi. Çar’ın Çerkes toplumsal sisteminde önemli yeri olan serfliği de kaldırmayı planladığını bilen Çerkeslerin buna cevabı bağımsız bir devlet kurduklarını ilan etmek oldu. ‘Çerkes Meselesi hallolmuştur!” 1862-1864 arasındaki kanlı Rus-Çerkes savaşlarından sonra Rus ordularının Mzımta nehri civarında nihai zaferi kazandığı 21 Mayıs 1864 günü bu kanlı süreci sembolize eden tarih olarak Çerkeslerin yüreğine ve beynine nakşedildi. 27 Temmuz 1864’te de Kafkasya Genel Valisi Mihail, ‘1567 yılında Çar VI. İvan’ın başlatmış olduğu Kafkas-Rus savaşlarının bittiğini’ belirten belgeyi imzaladı ama sürgünler iki yıl daha devam edecekti… Üstelik bu süreçte Rusların en büyük yardımcısı bazı Adige, Şapsığ, Abhaz komutanlar, toplum liderleri olacaktı… Üstelik Çerkeslerin yanında olan Kazaklar, Polonyalılar ve Ruslar da vardı… Malvarlıklarının yükte ağır kısmını, asıl olarak da sürülerini yanlarında götürememeleri için, ‘dağlılar’ın kara yoluyla göçü yasaklanmıştı. Dolayısıyla sürgünler Karadeniz kıyılarına yöneldiler. Aç ve çıplak yığınlar başta Taman, Tuapse, Anapa, Novorossiysk, Tsemez, Soçi, Adler, Sohum, Poti, Batum, limanları olmak üzere sayısız liman, iskele ve koyda kendilerini yeni yurtlarına götürecek tekneleri, gemileri bekliyorlardı. Bu bekleyiş bazen günler, bazen aylar bazen ise bir yıl sürecekti. Bu yüzden daha ilk aylardan itibaren kadınlar, çocuklar ve güçsüz olanlar, açlık, hastalık ve soğuktan kitlesel halde ölmeye başladılar. Rejimin Kafkasya politikalarına hak veren Adolf Berje adlı Çarlık bürokratı bile şöyle yazacaktı: “17 bin dağlının toplandığı Novorossiysk koyunda gördüklerimi unutmayacağım. Hıristiyan olsun, Müslüman olsun, ateist olsun onların durumlarını görenler mutlaka çöker ve perişan olurdu. Ruslar, Çerkeslere hayvanlara bile yapılmayacak şeyler yaptılar. Şu gördüğüm olayları kâğıda gözyaşım damlamadan nasıl yazacağım? Kışın soğuğunda, kar, yağmur altında, evsiz, yiyeceksiz ve elbisesiz bu insanları tifo ve çiçek hastalığı da durumlarını iyice kötüleştiriyordu. Anasız kalmış bebekler ağlaşıyor, aç bebekler ölmüş annelerinin göğüslerinden anne sütü arıyorlardı. Genç bir Çerkes kadını paçavralar içinde, açık havada, ıslak toprağın üzerinde iki yavrusu ile birlikte uzanmış, biri ölüm öncesi çırpınışlarla yaşamla mücadele veriyor, diğeri ise soğuktan kaskatı kesilmiş annenin göğsünden açlığını gidermeye çalıyor. Binlerce insan göz önünde ölüp tükeniyordu ve böyle manzaralara sık sık rastlanıyordu (…) Dinsel bağnazlık, Rusya’ya karşı nefret ve Osmanlı Cennetiyle ilgili vaatler milleti bu duruma getirmişti…” Bir başka kaynaktan sürgünlerin zorlu yolculuğunu izleyelim: “Osmanlı gemicilerinin gözü doymuyordu. 50-60 kişilik yelkenlilere üç yüzden fazla sürgün Kafkasyalıyı balık istifi dolduruyorlardı. Biraz su ve azıktan başka yanlarına hiçbir şey alma özgürlükleri yoktu. 5-6 gün denizde kalındığında suları ve azıkları biten, salgın hastalıkların zayıflattığı sürgünlerin birçoğu yolda ölüyordu. 6 yüz kişiyle yola çıkan bir gemiden denizi aşıp sağ olarak karaya çıkabilenler yalnızca 370 kişiydi, Nusred Bahri gemisine Tsemez’den 470 kişi bindirildi. Fırtınaya yakalanıp kayalara vuran bu gemiden yalnızca 50 kişi kurtulabildi.” Benzer hikâyelerin Rus gemiciler için de anlatıldığını tahmin edebiliriz. Osmanlı durumdan memnun mu? Gelelim madalyonun öteki yüzüne. Osmanlı İmparatorluğu, dinsel, politik ve askeri nedenlerle mülteci akınından memnun görünse de devletin en azından mali olanakları bu göçü kaldıracak durumda değildi. Daha 1860 göçlerinde İstanbul'da işler çığrından çıkmıştı. Bu yüzden daha sonraki yıllarda mültecilerin İstanbul’a sokulmaması, Anadolu’da tutulması kararlaştırılmıştı. Trabzon’daki Rusya Konsolosu Moşnin şöyle yazıyordu: “Sürgün başladığından beri Trabzon ve çevresine getirilen göçmen sayısı 247.000 kişiye varmıştır. Bunlardan 19.000’i yaşamını yitirmişti. Şu anda kamplarda 63.290 kişi kalmıştır. Burada günlük ortalama ölüm sayısı 180-250 kişidir. Tifo vahim boyutlardadır”. 19 Eylül 1864 tarihli Allgemeine Zeitung’da Konstantinopel (İstanbul) muhabirinin şu anlatıları yer alıyordu: “Samsun’da bildirildiğine göre (…) ölüm oranı sadece göçmenler arasında değil yerliler arasında da duyulmamış ölçülere vardı. 50 bin kadar ölü gömüldü. 60 bin göçmen açık havada veya şehrin sokaklarında yatıp kalkıyor.” Benzer raporların İmparatorluğun Karadeniz kıyısındaki Giresun, Fatsa, Ayancık, İnebolu, Akçaabat veya Varna, Burgaz Köstence limanlarından, hatta Kıbrıs’taki Larnaka limanından da geldiğini söyleyelim. Yine bu raporlara göre sürgünler hayatta kalmaları için evlatlarını köle olarak satıyorlardı. Bu amaçla, Trabzon ve Samsun’da geçici köle pazarları kurulmuştu. Tahmini rakamlara göre sadece 1863- 1867 arasında 150 binden fazla Çerkes köle alınıp satılmıştı. Tampon halk Çerkeslerin dili de gelenekleri de Türklere benzemediği için entegrasyonları (daha doğrusu asimilasyonları) zor oldu. Çerkeslerin çoğu Bulgaristan, Sırbistan, Makedonya ve Kuzey Yunanistan’a yerleştirildiler. Amaç hem Rusya’ya karşı tampon olmaları hem de yerel liberal hareketlere karşı silahlı güç olarak kullanılmalarıydı. Nitekim Çerkes çeteleri 1867 ve 1868’de Bulgar çetelerine karşı savaştı. Bu göçmenler açısından da uygun bir amaçtı çünkü onlar da Rusya tarafından desteklenen bu ayrılıkçı hareketlere karşı savaşarak adeta Rusya’ya karşı savaşlarını devam ettirmiş oluyorlardı. Ancak 1872'de İstanbul'daki Rusya Konsolosu İgnatyev'e verilen bir dilekçedeki şu satırlar, Çerkes mültecilerin kısıldıkları kapana dair önemli ipuçları içeriyordu: “8 yıldır beylerimiz eziyetler çektirerek bizi akıl almaz bir esaret altında tutuyorlar (…) Yapılan hataların ağırlığını itiraf ederek, 8.500 aile adına aşağıda imzası bulunan bizler (…) Çar II. Aleksandr'ın yüksek himayesinden yararlanmak için vatanımıza geri dönmemize izin verilmesini rica ediyoruz. Bunun için her türlü fedakârlığa hazırız.” Çarın bu dilekçeye cevabı kısa ve net oldu: “Geri dönüş söz konusu bile edilemez.” Anadolu’da Çerkes gettoları Halkın ‘93 Harbi’ dediği 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı sırasında merkez, Çerkesleri Balkanlar’dan çekmek zorunda kaldı. 1877’de Kars’ın Rusların eline geçmesi üzerine buradaki Çerkesler de şehri terk etmek zorunda kaldı. 1878’de Çukurova bölgesinde 48 köy Kafkasya ve Bulgaristan’dan getirilen Çerkeslerce iskan edilmişti. Çerkesler, görece homojen gruplar olarak yerleştirildikleri Batı Anadolu ve Orta Anadolu’da fazla sorun yaşamadılar ama Sivas’ta ve Adana’da Avşarlar gibi Türkmen aşiretlerinin yaz-kış göçleri sırasında maddi zararlara uğradılar. Ayrıca Akdeniz’in sıcak iklimi de Çerkesleri çok zorladı. Batı Karadeniz bölgesinde Gürcülerle, Çerkesler ve Abazalar arasında çatışmalar yaşandı Karadeniz bölgesinde Gürcü ve Çerkes kılığına giren Müslümanların eşkıyalık faaliyetleri ile Ermenilerin siyasi amaçlı çetecilik faaliyetlerinin faturası da ağırdı. Daha sonra Çerkeslerin bir bölümü (Şapsığlar, Kabardaylar, Abhazlar, Bjeduğlar) Suriye, Filistin ve Ürdün’e kaydırıldı. Bu yeni göçler, genel olarak Çerkeslerin ekonomik, sosyal durumunu kötüleştirdi. Devletin vurucu gücü Çerkesler egemen etnik grup olan Türklerle iyi geçiniyordu ama diğer gruplarla ilişkileri ya Türklerin çizdiği şekilde ilerliyordu ya da güçler dengesine göre şekilleniyordu. Örneğin 1880’lerde Rumların yoğun bulunduğu Ordu-Samsun hattında Gürcülerle birlikte Rumlara karşı konulandırıldılar. Buralarda hatta Erzurum, Sivas gibi bölgelerde Gürcü kıyafetiyle eylem yapan Abazalar vardı. Maraş bölgesindeki kadim Ermeni yerleşimi Zeytun, merkezi devletin yönlendirdiği Çerkes gruplarca sarmalanmaya çalışıldı. Yine önemli bir Ermeni nüfusu barındıran Doğu Anadolu’da, Kürtlerle birlikte Ermenileri taciz ettiler. Ürdün ve Lübnan’da, merkeze boyun eğmeyen Dürziler ve Bedeviler gibi grupları ezmek için Çerkesler kullanıldı. Bu görevleri öyle iyi yerine getirdiler ki, ileriki yıllarda Ürdün’de yönetici sınıflara dahil olmayı başardılar. Bunlar olurken, bir yandan Çerkesler yerli halk tarafından asimile edilmeye karşı koymaya çalışıyordu, hem de kendi alt gruplarını (örneğin Adigeler Ubıhları) asimile ediyordu. Çerkeslerin izole yaşantıları onların sosyal ve kültürel açıdan muhafazakar olmalarına neden oldu. Aslında pek çok Çerkes, sivil ve askeri bürokraside önemli görevler aldı ama entelektüel gelişim bununla uyumlu olmadı. Çünkü içinde hareket ettikleri siyasal ortam II. Abdülhamit’in baskıcı yönetimi idi. Çerkes elitlerinin alfabe geliştirme, edebiyat eserleri veya gazete yayımlama girişimleri Abdülhamit’in sansür yönetimine takılıyordu. Durum Meşrutiyet’in ikinci kez ilan edildiği 1908’den itibaren değişmeye başladı. Çünkü İttihatçıların Balkanlar’dan Altaylara uzanan Turan ülküsü, Rusya’ya karşı Kafkas halklarına, bu bağlamda Çerkes mültecilere önemli roller yüklemeye müsaitti. Yine de 1908’de kurulan Çerkes Teavün Cemiyeti’nin nizamnamesinden anlaşıldığı üzere bu yıllarda hala Çerkesler için anavatana dönmek çok güçlü bir hedefti. Buna rağmen Çerkesler, Osmanlı Devleti’nin pis işlerinde görev almaya da devam ettiler. 1915’te Çerkes çeteleri ve Çerkes askeri elitleri önemli görevler üstlendiler. Örneğin İTC’nin yeraltı örgütü Teşkilat-ı Mahsusa’nın ünlü tetikçisi Yakup Cemil Çerkes’ti. Kuşçubaşı Eşref Teşkilat-ı Mahsusa’nın liderlerindendi. 1915 Haziranında Ermeni Milletvekili Avukat Krikor Zohrap’ın başını taşla ezerek öldüren Binbaşı Çerkes Ahmet’ti. Bu durum, bir çeşit rehine psikolojinin ürünü mü yoksa, Çerkeslerin İttihatçıların Türkçülük fikriyatına duydukları sempatinin bir ürünü mü diye sorarsanız her ikisi de olabilir derim. Bunlara (yine ayrı bir yazı konusu olan) Harem’deki Çerkes kızlarının bir çeşit akrabalık hissi uyandırmış olmasını, merkezin ‘hamiyetperverlik' söylemi ile Çerkesleri manevi kıskaca almış olmasını da ekleyebiliriz. Ama asıl neden 19. yüzyılın son çeyreğinden itibaren bölgeye hâkim olan milliyetçi gerilim, çatışma ve savaş atmosferiydi. Böylesi bir ortamda, egemen grupların (bizim olayımızda Osmanlı, Rus ve İngiliz hükümetlerinin), azınlıkta olan etnik gruplar arasındaki gerilimleri kendi çıkarları doğrultusunda yönlendirmeleri çok kolaydı. Hele de bu gruplar Çerkesler gibi otoktan (yerli) halklardan değillerse, yani kendi siyasi projelerini gerçekleştirecekleri bir coğrafyadan yoksunlarsa…. Bu açıdan bakılınca, önümüzdeki yıl ‘Çerkes Soykırımı’nın 150. Yılı’ dolayısıyla Rusya Federasyonu, iki yıl sonra da ‘Ermeni Soykırımı’nın 100. Yılı’ dolayısıyla Türkiye Cumhuriyeti epey sıkıntılı günler yaşayacak. Umalım ki iki devlet de bu gerilimleri eski tip inkar politikaları ile değil, çağdaş normlara uygun yüzleşme ve onarıcı adalet politikalarla geride bırakmayı seçerler… Özet Kaynakça: John F. Baddaley, Rusların Kafkasya’yı İstilası ve Şeyh Şamil, Çeviren: Sedat Özden, Kayıhan Yayınları, 1996; Arsen Avagyan, Osmanlı İmparatorluğu ve Kemalist Türkiye’nin Devlet-İktidar Sisteminde Çerkesler,Çeviren: Ludmila Denisenko, Yayına Hazırlayan: Yasemin Gedik, Belge Yayınları, 2004; Çerkeslerin Sürgünü, 21 Mayıs 1864, Tebliğler, Belgeler, Makaleler, Kafder Yayınları, 2001; Nihat Berzeg, Çerkes Sürgünü: Gerçek, Tarihi ve Politik Nedenleri, Takav Matbaacılık, 1996; Cahit Aslan, “Bir Soykırımın Adı 1864 Büyük Çerkes Sürgünü”, avrasya.etu.edu.tr/wp-content/uploads/2013/05/birsoykiriminadi.pdf; ayrıca Nart ve Jineps dergilerinin ilgili sayıları. AYŞE HÜR http://www.radikal.com.tr/yazarlar/ayse_hur/21_mayis_1864_cerkeslerin_kara_gunu-1134019p>      nanKaffed

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi: Çerkes Soykırımı’nı Unutmuyoruz!

21 Mayıs 1864’te Kafkasya, Anadolu ve Ortadoğu’yu sonsuza kadar değiştiren bir felaket meydana geldi. Kuzey Kafkasya’nın kadim halklarından Çerkesler, Rus Çarlığı’nın yüzyıllardır süren emperyalist ve sömürgeci istila dalgası karşısında yenilgiye uğradılar. Kadim ülkeleri için savaşan Çerkeslerin katledilmesi acılı bir son değil, daha da acılı felaketleri getiren bir sürecin, on yıllara yayılan ve etkileriylebugün de devam eden Çerkes Soykırımı’nın başlangıcıydı. Rusya sağ kalan Çerkeslerin çoğunluğunu sürdü. Sürülenleri, Osmanlı İmparatorluğu kabul etti. Kafkasya’dan Osmanlı topraklarına uzanan büyük sürgün yolculuğu, hem Karadeniz’den geçerken hem Anadolu’ya yerleştirilme süreçlerinde salgın hastalıklar ve zorlu koşullar nedeniyle büyük sayıda ölüme yol açtı. 19. yüzyılın modernleşen ve merkezileşen Osmanlı devleti, Çerkesleri, büyük bir nüfus mühendisliği projesi doğrultusunda, kendisi için sorunlu Müslüman ve gayri Müslim toplulukların bulunduğu yerlere, bir emniyet supabı gibi yerleştirdi. Böylece Çerkesler binlerce yıllık efsanevi ülkelerinden kopmakla kalmadılar, imparatorluk coğrafyasının Balkanlar’dan Filistin’e kadarki her tarafına dağıtıldılar, birbirlerinden koparıldılar. Ülkelerine geri dönme çabaları, hem güç yaşam koşulları hem de her iki devletin çıkardığı zorluklarla engellendi. 1864 Sürgünü hem önce hem de sonra gerçekleşen, bugün bilinçsizce hepsine Çerkes dediğimiz farklı KuzeyKafkas kavimlerinin Anadolu’ya göçleriyle devam etti. Hem Anadolu’nun o günden bugüne gelen tarihi hem de Osmanlı ve ardından Türkiye Cumhuriyeti’nin asimilasyoncu siyasetleri, çoğunluğu tarihsel anavatandan uzakta, Türkiye ve Ortadoğu coğrafyasında yaşayan Çerkesleri kendi kimliklerinden uzaklaştırdı. Tektipçi ulus devlet yaklaşımı, Çerkeslerin ve diğer Kuzey Kafkasya halklarının farklı etnik kimlikten gelmelerini, farklı dillere sahip olmalarını kabullenmek istemedi. Çerkesler buna rağmen direndiler ve bugündillerini öğretebilmek, tarihlerine ve kültürlerine sahip çıkabilmek istiyorlar. Biz Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi olarak, tüm halkların kendilerini dilleri, kültürleri ve inançları ile birlikte serbestçe ve eşitçe ifade edebileceği, yaşayabileceği bir demokrasinin kurulması gerektiğine olan inat ve inancımızla; Çerkeslerin bu konudaki duyarlılığını paylaşıyor ve Rusya Federasyonu’nu, Çerkes Soykırımı’nı tanımaya çağırıyoruz. Aynı doğrultuda, Türkiye’deki Çerkeslerin kendi dilleriyle eğitim ve yayın yapabilme taleplerinin karşılanmasını istiyoruz. Ortak tarihimizin ve bu topraklardaki yaşamı birlikte var etme mücadelemizin üzerimize yüklediği sorumlulukla, “alanlarda birleş, soykırımla yüzleş!” diye haykıran Çerkeslerin yanında olduğumuzu belirtiyoruz. Soykırıma maruz kalan her Çerkes ve Kuzey Kafkasyalı’nın anısı önünde saygıyla eğiliyoruz.   Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi Eş Sözcülerip> Sevil Turan – Arif Ali Cangıp> 21.05.2013p>nanKaffed

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül: Acınızı Paylaşıyorum

Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Abdullah Gül adına Cumhurbaşkanlığı Özel Kaleminden Federasyonumuz aranarak, Sayın Abdullah Gül'ün 25 Mayıs davetimiz için teşekkür ettiğini, ancak aynı tarihte başkaca programı olduğu için etkinliğe katılamayacağını, acımızı paylaştığını söylediği iletilmiştir.    KAFFEDp>nanKaffed

Saadet Partisi İst. İl Başkanı: Büyük Sürgünü’nün Yıl Dönümünde Çerkeslerin Acılarını Paylaşıyoruz

Saadet Partisi İstanbul İl Başkanı Selman Esmerer, Büyük Çerkez Sürgünü'nün 149. Yıl Dönümü İle İlgili Bir Basın Açıklaması Gerçekleştirdi. Bugün 21 Mayıs, Çerkeslerin 1864'de maruz kaldıkları zulüm, soykırım ve sürgününün 149.yıldönümü, Tarihin en eski dönemlerinden beri yaşadıkları Kafkasya'da büyük bir geçmişe sahip Çerkesler ve Kafkas halkları, yüzyıllarca süren onurlu bir direnişe rağmen, emperyalist devletlerin ve Çarlık Rusya'sının hak hukuk tanımaz politikaları ve stratejik sinsi hedefleri doğrultusunda soykırıma uğratıldı ve Kafkasya’dan koparıldılar.Milli Görüş'ün tek temsilcisi olan Saadet Partisi olarak, zulme uğrayan Çerkes ve Kafkas halklarının acılarını kalplerimizde hissettiğimiz bu günde, bu acılarını hep beraber paylaştığımızı bir kere daha ilan ediyoruz.Büyük sürgün öncesi, Çerkeslerin ve Kafkas halklarının yıllarca süren, Ruslarla yaptıkları savaşlarında, zulme ve işgale karşı verdikleri kahramanca mücadeleyi unutmamız asla mümkün değildir. Ancak kahramanca yapılan bu mücadele her türlü gayrete rağmen olumsuzlukla sonuçlanınca Ruslar bu fırsatları iyi değerlendirip işgal girişimlerini başlatmış oldular. Kafkasyalı kardeşlerimizin kahramanca mücadele verdikleri yere bugün, Ruslar, Kraznaya Polyana,yani kızıl cayır diyorlar. Rus zulmü ve vahşeti karşısında şehit olan, Kafkasyalı kardeşlerimizin kanlarının boşa akmadığını, Kafkas halklarının bugün Rusya'da verdikleri mücadele bizlere hatırlatmakta, ve soykırımı, sürgünü ve zulmü bir kez daha gözlerimizin önüne sermektedir.21 mayıs 1864 tarihinde Çerkesler ve Kafkas halkları, sahip oldukları evlerinden, topraklarından ve vatanlarından koparılıp büyük sürgüne uğratıldılar. Bu sürgün süreci çok acımasız, zalimce ve kanlı gerçekleşti. Gemilere doldurulan insanlar hiç bilmedikleri, tanımadıkları çeşitli ülkelere doğru yola çıkarıldılar. Fazla yüklenen gemilerin bazıları insanlarla beraber battı. Baş gösteren hastalık ve açlık nedeniyle on binlerce insan öldüğü için denize atıldı. Gemilerden karaya sağ çıkan insanları da ise yine açlık ve hastalıklar bekliyordu. Hiç bir şeyleri olmadan gittikleri ülkelerde gösterilen yerlere yerleşip bir hayat kurana kadar çok büyük zorluklar ve çileler çektiler. Çerkeslerin sürgün neticesinde gönderildikleri coğrafyalara bakıldığında, çok dağınık olduğu, Başta Türkiye olmak üzere, Balkanlar, Almanya, Amerika, Ürdün, Suriye ve İsrail de büyük Çerkes nüfus olduğunu görmekteyiz. Türkiye’de yaşayan Çerkes kardeşlerimiz ve diğer etnik kökene sahip olan Türk, Kürt, Laz, Gürcü ve diğer kardeşlerimiz 75 milyon, bu vatan için kanıyla canıyla hizmet etmişlerdir. Biz saadet partisi ve milli görüş olarak diyoruz ki:  Türkiye’de yaşayan 75 milyon kardeştir. Etnik kökeni ne olursa olsun bizim mayamızda İslam vardır, İslam kardeşliği vardır. Yine etnik kökeni ne olursa olsun, bir ve beraber çarpan yüreklerimiz ''YENİ BİR DÜNYA''yı mutlaka kuracaktır. Tekrar ''Büyük sürgün'' ün bu yıldönümünde Çerkes kardeşlerimizin acılarını paylaşıyor, bu tür felaketlerin bir daha yaşanmamasını diliyoruz. Saygılarımızla... Selman ESMERER Saadet Partisi İstanbul İl Başkanı  nanKaffed

BDP: Çerkes Halkının Acılarını Paylaşıyoruz

  BDP Genel Merkezi, 21 Mayıs Çerkes Sürgünü ve Soykırımı Günü vesilesiyle yaptığı açıklamada 19. Yüzyılda Çarlık Rusya’sı tarafından iki milyon insanın katledildiğini hatırlatarak, “Çerkes halkının acılarını paylaşıyoruz” dedi.h1> BDP yazılı açıklamasında, Çerkeslerin insanlık tarihinin gördüğü en kanlı ve acımasız soykırımlardan birine maruz kaldıklarını ifade ederek, soykırımın insanlık suçu olduğunu vurguladı. ANF'de yer alan BDP’nin mesajı şöyle: “21 Mayıs Çerkes Sürgünü ve Soykırımı Günü, insanlık tarihindeki en büyük trajedilerden birinin anma günü, Çerkeslerin uğradığı soykırımın yıldönümüdür. Çarlık Rusya’sının emperyal politikaları doğrultusunda uyguladığı insanlık dışı uygulamaların simge günüdür. 19. yüzyılda Çarlık Rusya’sı tarafından iki milyon insanın katledilmesinin anılmasıdır. Çerkesler, bir halklar hapishanesi olan Çarlık Rusya’sına karşı yurtlarının bağımsızlığını savundukları için defalarca katliamlara uğradılar. Son olarak 21 Mayıs 1864 tarihinde, direndikleri Çarlık ordusuna yenik düşen Çerkesler, insanlık tarihinin gördüğü en kanlı ve acımasız soykırımlardan birine tabi tutuldular. Rus, Osmanlı ve Britanya İmparatorlukları’nın işbirliğinde yurtlarından, dünyanın dört bir yanına sürgün edildiler. Çerkeslerin büyük bir kısmı çok kısa bir sürede anayurtlarından korkunç koşullarda sürgün edildi, üçte biri sürgün yollarında açlık ve hastalıktan hayatını kaybetti. Ürdün’e, Suriye’ye, Mısır’a, Filistin’e, Lübnan’a, Balkanlara dağıldılar. Ancak aradan geçen bunca zamana ve tüm baskılara rağmen, Çerkesler varlıklarını ve kimliklerini koruyorlar. Bu önemli gün; sıradan bir anma veya dert yanma günü değil, sürgünü, ve soykırımı ve bütünlüklü olarak ele alıp, direnme ve dayanışma bilincimizi en fazla açığa çıkarmamız gereken bir haykırma ve hesaplaşma talebi günüdür. İnsanlığın bundan sonra bu gibi katliam ve soykırımlara uğramaması için geçmişle yüzleşmesi ve hesaplaşması kaçınılmazdır. Bu anlayışla Çerkes halkının acılarını paylaşıyor, sürgünde hayatlarını yitirenleri saygıyla anıyoruz."p> http://www.timeturk.com/tr/2013/05/21/bdp-cerkes-halkinin-acilarini-paylasiyoruz.htmlp>nanKaffed

Ankara’da 21 Mayıs

Ankara Çerkes Derneği 21 Mayıs'ın 149. yıldönümünde bir dizi etkinlik düzenledi. Etkinlikler 21 Mayıs günü saat 12:00'de Rusya Federasyonu Büyükelçiliği önünde düzenlenen protesto gösterisi ve basın açıklaması ile başladı. Çok sayıda kişinin katıldığı gösteride Ankara Çerkes Derneği Başkanı Yinal Kozok basın bildirisini okudu. Bildiride Rusya Federasyonu'nun Çerkes soykırımını hala tanımadığı, kültürel ve demokratik taleplerin bastılırdığı, anayurduna dönmek isteyen Suriyeli Çerkeslere sorunlar çıkarıldığı vurgulandı. Kozok sözlerini söyle tamamladı: "Bizler Rusya’nın bütün çabalarına rağmen soykırımı ve sürgünü unutmayacağız.p> Anavatanımızla bağlarımızı her koşulda devam ettirmeye kararlıyız.p> Yok edilmek istenen kimliğimizi hem anavatanımızda hem de diasporada korumak azmindeyiz.p> Soykırım bir insanlık suçudur.p> Çerkes Soykırımı bir pazarlık aracı değildir.p> Rusya Federasyonu Çerkes Soykırımını ve Sürgününü kayıtsız şartsız kabul etmeli, Çerkesler için adaleti sağlayacak her türlü adımı atmalı, artık kendi kara tarihiyle yüzleşmelidir."p> 21 Mayıs gecesi Ankara Çerkes Derneği'nde soykırım ve sürgünde yaşamını yitirenler için anma toplantısı düzenlendi. Saygı duruşu ile başlayan programda Aslan Arı'nın duygulu konuşmasından sonra ağıtlar okundu. nanKaffed

Çerkeslerin Acısını Paylaşıyoruz

Kafkas Dernekleri Federasyonu 21 Mayıs Çerkes Soykırımı ve Sürgünü Anma Etkinlikleri'ne ilişkin bir bildiri yayınlayarak Çerkeslerin acısını yüreğinde hisseden herkesi 25 Mayıs günü Samsun'da yapılacak etkinliklere çağırdı: 21 Mayıs: Çerkeslerin acısını paylaşalım... 21 Mayıs Çerkeslerin soykırım ve sürgün günüdür. 1763'de başlayan Rus-Kafkas Savaşları tam 101 yıl sürdü. Savaş, 21 Mayıs 1864'da Soçi Olimpiyatları'nın yapılacağı Kbaada vadisinde (şimdiki adıyla Krasnaya Polyana'da) Çerkeslerin son direnişinin de imha edilmesiyle sona erdi. Çarlık Rusyası, Çerkesleri işgal ve ilhak ettiği anayurtlarından kopardı. Soykırım ve sürgün sonucu 500,000'e yakın Çerkes yaşamını yitirdi, nüfusun %90'ı (yaklaşık 1,5 milyon insan) çok kısa sürede anayurtlarından çıkarıldı ve Osmanlı topraklarına, Tuna Nehri'nden Amman'a kadar geniş bir bölgeye darmadağınık yerleştirildi. Bu soykırım ve sürgün sonucu günümüzde Çerkes nüfusunun %80’i diasporada yaşamaktadır. Dünyada en büyük Çerkes nüfusu Türkiye’de bulunmaktadır. Suriye, Ürdün, Mısır, İsrail gibi ilk yerleşim bölgeleri dışında, sonradan yer değiştirmelerle birlikte bugün dünyanın pekçok ülkesinde Çerkes yaşamaktadır. Çerkesler her yıl 21 Mayıs'ı soykırım ve sürgün günü olarak anmakta, yaşadıkları bu trajedinin Rusya Federasyonu ve Türkiye başta olmak üzere tüm ülkeler tarafından tanınmasını, uğradıkları tarihsel haksızlığın telafi edilmesini istemektedirler. Bu nedenle her yıl 21 Mayıs'ta düzenlenen anma etkinlikleri, aynı zamanda bu trajedinin tanınması ve haksızlıkların giderilmesine yönelik bir çağrı içermektedir. Bu yıl Türkiye'deki anma etkinliği,  55 derneği ile Türkiye'nin her yerinde örgütlü olan Kafkas Dernekleri Federasyonu’nun (KAFFED) öncülüğünde 25 Mayıs Cumartesi günü Samsun'da yapılacaktır. Saat 18:30'da Samsun Sahil Yolunda düzenlenecek olan bu etkinliğe katılması için tüm kamuoyuna ve basın kuruluşlarına çağrıda bulunuyor, halkımızı 25 Mayıs günü Çerkeslerin acısını paylaşmaya davet ediyoruz. Kafkas Dernekleri Federasyonup> 21 Mayıs etkinlikleri 18 Mayıs günü "19. yüzyılda Rus-Kafkas Savaşları'nda sürgün edilen, yok edilmek istenen Kuzey Kafkas halklarının anısına" Kartal Belediyesi tarafından dikilen Sürgün Anıtı'nın açılışı ile başladı. 25 Mayıs günü Samsun'da düzenlenecek kitlesel anma etkinliğine kadar hafta boyunca çeşitli etkinlikler düzenlendi. Bu etkinlikler kapsamında Kaffed'in çağrısına cevap veren siyasi partiler,  sivil toplum kuruluşları, gazeteciler, araştırmacılar, Çerkeslerin acısını paylaştıklarını açıkladılar. Basın yoluyla yapılan veya bize ulaşan açıklamaları okuyucularımızın bilgisine sunuyoruz:p>   Cumhurbaşkanı Abdullah Gül: Acınızı Paylaşıyorump> Başbakan ve Ak Parti Genel Başkanı R. Tayyip Erdoğan: Büyük Sürgün Unutulmayacakp> CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu: Acılarını Yüreğimizle Paylaşıyoruzp> Barış ve Demokrasi Partisi: Çerkes Halkının Acılarını Paylaşıyoruz p> Saadet Partisi: Büyük Sürgünü'nün Yıl Dönümünde Çerkeslerin Acılarını Paylaşıyoruzp> Mustafakemalpaşa Belediye Başkanı Sadi Kurtulan: Acınızı Paylaşıyorump> İnegöl Belediye Başkanı Sayın Alinur Aktaş: Acınızı Paylaşıyorump> İstanbul Milletvekili Deniz Baykal: Sürgünde Hayatını Kaybedenleri Rahmetle Anıyor, Acılarınızı Paylaşıyorump> İstanbul ve Bursa Eski Milletvekili Onur Öymen: Sürgünün 149. Yılında Çerkeslerin Hala Devam Eden Sorunları Çözülmelip> ATO Başkanı Salih Bezci: Çerkes Halkının Bu Acı Gününü Yürekten Paylaşıyorump>  nanKaffed