21 Mayıs, Babalı, Karaağaç …

Türkiye Kafkas diasporası, 21 Mayıs 1864 sürgününü kitlesel katılımla 1989 yılında 125. Yıl etkinlikleri ile anmaya başlamıştı. Her geçen gün artan örgün kurumsallaşma bu anma faaliyetlerinin de yaygınlaşması ve kitleselleşmesinin önünü açtı. 1990 ve 2000 li yıllarda hemen her ildeki Kafkas dernekleri veya kitle örgütlenmeleri 21 Mayıs tarihini her geçen gün artan bir duyarlılıkla anmaya başladılar. İstanbul’daki organizasyonların İstanbul Kafkas Kültür Derneği (İKKD) tarafından organize edilmeye başlandığı yıllarda anma faaliyetleri salon toplantıları ve kent içinde çeşitli yerlerindeki organizasyonlarla devam etti. Karadeniz ve İstanbul sürgün tarihindeki yerleri nedeniyle her zaman ayrı bir yer tuttu Kafkasyalıların zihninde. Ancak moral değerler açısından bakıldığında ne Beşiktaş sahili, ne Üsküdar Kız Kulesi sürgünün Anadolu’daki ilk kapıları değildi. Her ne kadar sürgün “Yıstabılako” olarak adlandırılmış olsa da İstanbul’a gelişlerine kenti dahilinde dedelerimize ait ne bir fiziki iz, ne de sarih bir bilgi mevcut değildi. 1993 yılında Ömer Büyüka’nın araştırmaları sonucunda Karadeniz sahiline ilk çıkışların olduğu Kandıra ilçesinin Karaağaç köyünde mezarların bulunduğu, buranın ilk karaya çıkış kapısı olduğu anlaşıldı. 1993 yılında İKKD üyeleri keşif gezisi ile hem mezarlıkları hem de ilk geldiklerinde barındıkları mağaralar tespit edildi, 21 Mayıs 1993’te de ilk kez köy mezarlığında bir anma programı tertip edildi. 2000 yılında İKKD gençlik komisyonu çeşitli engelleme ve muhalefete rağmen Karaağaç köyünde bir köylü ile temaslarda bulunarak köy mezarlığında mezartaşları incelendiğinde çok sayıda Kafkasyalı sürgünün mezarlarının olduğu görüldü. Köy muhtarı ve yaşlıları ile yapılan konuşmalar ve kurulan sıcak diyalog bir süre sonra Karaağaç köyü mezarlığında bir anıt yapma fikrini ortaya atan İKKD gençlik komisyonu üyelerini yüreklendirmişti. Köy muhtarına ve ileri gelenlere sunulan fikir geçmişte köyde yaşayanlar ile dedelerimizin barışçıl ve iyi komşuluk ilişkileri sebebi ile büyük olgunlukla karşılandı. Mezarlıkta uygun yer temin edilmesini müteakip bir tasarım çalışması yapıldı. Betonarme bir kaide üzerine mermer bir gövde ile inşa edilen anıtın tüm işçilik, malzeme ve montaj işlemleri İKKD Gençlik Komisyonu ve bu fikre destek olan bir grup tarafından karşılandı. Takip eden yıllarda anma programlarının yürütülmesi için kullanılmak üzere KAFFED ve diğer paydaş kurumlar tarafından bir alan oluşturuldu ve anma faaliyetlerinin Karaağaç köyündeki kısmı burada icra edilmeye başlandı. Günümüze değin gerek kurumsal gerekse kitlesel katılımlarla hemen her yıl Karaağaç köyünde mezarlıktaki anma ve dualarla yapılan faaliyetler ile Babalı sahilindeki anma programı KAFFED üye derneklerinin katılımı ve Türkiye’nin her yanından gelen katılımcılarla devam etmektedir. Karadenizden Türkiye topraklarına açılan ilk kapı olması tüm Kafkas diasporası için önemini sürdürmektedir.  nanŞogen Ümit Dinçer

Hamamözü Çerkes Derneği Müfredat Açıklaması

Hamamözü Çerkes Derneği Başkanı Av. Selçuk ULUTAŞ; Adige Dil Derneği tarafından latin harflerle hazırlanmış ikinci bir müfredat, 27 Şubat 2015 tarihinde Bakan tarafından imzalanarak ve Tebliğler Dergisinin Nisan sayısında yayınlanarak yürürlüğe girmiştir. Çerkes (Adıge) dili seçmeli dersinin iki ayrı müfredatı ve iki ayrı alfabesi olmuştur. Bu durum Milli Eğitim Bakanlığının “eğitim programı tekniklerine” aykırıdır. Haberin devamı içinaşağıdaki linki tıklayınız. http://www.gumushacikoy.org/haber/cerkesce-alfabesi-bolunmesin/874/p> nanKaffed

Kavgada kalleş yumruk!

Kavga sırasında bazıları, kavga edenlerden birine arada yumruk atarak, kavgaya katılmadan hasmını hırpalar. Bu yumruklara ''jargonda'', ''kalleş yumruk''denir. Gerçek kavgada yumruk sayılmaz ama bu yumrukların çetelesi tutulur, hesabı sonraya bırakılır. ADDER (Adıge Dil Derneği/Konya) siyasi ilişkileri kullanarak, okullarda Çerkesce ana dil öğretiminde kullanılmak üzere latin harflerle hazırlanmış bir alfabeyi Milli Eğitim Bakanlığı’na kabul ettirmiş ve Tebliğler Dergisinde yayınlanarak resmileşmiştir. Bu karar, yürütülmekte olan ana dil ile eğitimi kiril alfabesi ile yapılmakta iken alındı. Bu karar, Çerkeslerin en büyük örgütü Kaffed ve bu konuda düşünen, çabası olan, söz söyleyen ve hali hazırda dil sınıflarındaki öğrencilerin velileri ve de Çerkesce kürsü kuran Üniversite ilgilileri tarafından tepki ile karşılandı. Bu yeni uygulamaya tepki gösterenlerin argümanları aşağı yukarı şöyle; 1. Yasa değişikliği ile ana dili ile okuma yazma öğrenmeyi ilk öğretimde seçmeli ders olarak konulmasıyla, aylarca süren komisyon çalışması sonunda kiril alfabe ile müfredat ve uygun ders kitapları hazırlanmış, resmen kabul edilmiş ve ilgi gösterilen yerlerde sınıflar açılmış, eğitim devam etmektedir. 2. Kiril harfleri ile hazırlanan Çerkesce alfabe dil bilim kurullarca hazırlanmıştır, onaylanmıştır ve seksen yıldır Anavatanda resmi olarak kullanılmaktadır. 3. Bu alfabe ile yazı Anavatanda hayatın her alanında kullanılmakta, bu alfabe ile ders kitapları okutulmakta, bu alfabe ile yazılmış milyonlarca resmi yazışma (arşiv), binlerce sanat ve edebiyat külliyesi vardır. 4. Anavatan ile resmi alfabe olan bu yazı dili ile ilişki kurulmaktadır.p> 5. Latin harflerle bir aklı evvelin hazırladığı amatör alfabeyi onaylayan tek bir dil bilimci olmadığı gibi, tam tersine olumsuz görüş bildiren bir çok dil bilimci ve uzman var. Sesler dili karşılamamakta, sembollerin bazıları tuhaf... 6. Bu alfabe ile hazırlanan ders kitabının da resmi alfabe ile hazırlanan ders kitabının (müfredatın) ''intihal'' edildiğini iddia edilmektedir. ( Bakınız: Komisyon üyesi Murat Papşu'nın bu bölümde yayınlanmış iki yazısı) 7. Her şeyden önce latin sembollerle yazmayı öğrenenler ne okuyacaklar? Yazılmış tek bir mektup bile yok, bırakın külliyatı... 8. Latin alfabesinin ilgili kurumlardan görüş alınmadan, kurumların olumsuz görüşlerine rağmen, siyasi ilişkiler kullanılarak, Kaffed camia içinde geriletilerek, etkisizleştirerek; iktidar siyasetine alan açmak niyetiyle tarihte ilk kez MEB da ikinci müfredat olarak kabul edildi. p> Şimdi bu argümanlara karşı latin alfabesini savunanların bir kaç tuhaf argümanları var. 1.Daha kolay öğrenilir diyorlar ki bu alfabe ile öğrenen yok, denenmemiş. 2. Dünya Çerkeslerinin nüfus olarak çoğunluk Türkiye’de yaşıyor. Anavatan buraya uysun... 3. Çerkesce resmi alfabesini sanki kiril harflerle hazırlanan Rus alfabesiyle aynı gibi gösterip, iddia edip, ''Rusya'nın etkisinden kurtarmak''... Argümanlar beş aşağı beş yukarı bunlar. Bu argümanlar üzerinde tartışma yürürken birden şimdilik az da olsa bir üçüncü taraf ortaya çıktı. Bunların argümanı da '' bırakın alfabe tartışmasını'' diye başlayıp, taraflardan biri olan Kaffed’i hedef alıp, salvo atışlar yapıyor. Oysa konu Alfabe... Bu iki alfabeden birisinin kullanılmasının yaratacağı olumlu-olumsuz sonuçları hakkında fikri/önerisi olmayan bu üçüncü kesim; bu fırsatla Kaffed'e adeta kin kusmaya başladı. Yani kavgaya girmeden, arada Kaffed’e yumuk atıyorlar. Bunlardan en ''tipik'' yazıyı Faruk Özden sosyal medyada paylaştı (ozgurcerkes.org).p> Sosyal medyada arada yazılar yayınlayan F. Özden’le arkadaşlığımız yetmişli yıllara kadar gider. Biz, ona Rahmi Tuna'nın yakıştırdığı '' Napolyon Faruk” deriz... O da bir yazıyla üçüncü taraf korosuna katıldı görünüyor. Rahmi Tuna ona ''Napolyon'' derken bilge duruşu, ağırbaşlı Uzunyayla Adıgelerinden olmasına vurgu olarak söylerdi. Mesnetsiz, düşünülmeden sıralanmış suçlamalar ve ağır sözlerle Kaffed'e ve latin ''alfabesine'' karşı olanlara yüklenen yazısı, üçüncü tarafın en tipik olanı oldu ki; pek yakışmadı. Yukarıdaki argümanlar üzerinden fikir-görüş üretmeyi denese daha yakışık olurdu sanki. Kaffed elli üç derneğin oluşturduğu bir federasyon. Federasyon, konu olan latin alfabesi kararına karşı bakanlık önünde basın açıklaması yaptı. Eş zamanlı olarak üye derneklerde, bulundukları illerdeki İl Milli Eğitim Müdürlükleri önünde basın açıklamalarını yaptı. Latin alfabesini savunanlar ''Kaffed içinde üç beş dernek buna karşı'' şeklinde yorumları sosyal medyada paylaşmaya başlayınca, Kaffed üyesi derneklerde peş peşe açıklama yapmaya başladı. Üçüncü taraf, her şeyi bir tarafa bırakıp; Kaffed’in basın açıklamasındaki satır aralarında kendince hatalar bulup, eleştirirken meselenin kendisinin üstünü örtüyor; ''...Bence Kiril veya Latin alfabesi fark etmez. Önce öğrencileri bir araya getirmek, yani sınıfları oluşturmak gerekir... F. Özden” derken konunun esasıyla ilgilenmiyorlar. Bu sözün tutar tarafı yok. Konuşmasını bildiğimiz bir dilin yazılışını da öğreneceğimiz dersin programında alfabe nasıl önemsiz olabilir? Hatta sınıflar oluşturmadan önce kullanılacak alfabenin nasıl olması gerektiği neden tartışılamasın ki? Kaffed’in basın açıklaması metninde beğenmediğimiz yönler veya yanlışlar olabilir. Bunları eleştirme özgürlüğü de var. Eleştirmek, yol gösterici önerilerde bulunma özgürlüğü de var. Açıklama metninde beğenmediğimiz şeyleri öne çıkarıp konunun kendisi ile ilgili eleştiri, görüş ya da öneri yapmadan; elindeki baltayı bilinçsizce ormanda savurmak doğru mu? ''Utanmazlıkla'' suçlayacak kadar ileri götürmek neyin nesi?p> Bu yazı Kaffed'i savunma yazısı değil. Bu sayfalar dahil başka yazılara bakılırsa, Kaffed’i bir çok konuda eleştirdiğim yazılar göreceklerdir. Kaldı ki bütün hatalarına rağmen Çerkeslerin en büyük örgütü olan (ki kuruluşunda emeğim ve ciddi mesaim var) Kaffed’i de savunurum. Hele bu konuda. Bu yazı F.Özden’i eleştirme yazısı da değil. Bu yazı, konunun ciddiyetini sulandıran ortaya çıkan üçüncü tarafa ve Milli Eğitimin latin harfleriyle ikinci müfredat olarak yetersiz ''alfabenin'' kabul edilmesiyle niyetlenilen siyasi oyun ve ana dil ile eğitimde yaratılan kargaşaya karşı resmi alfabeyi savunmaya dikkat çekmek için yazılmıştır.p> Son söz F.Özden'den olsun; ''…Çerkeslerde ayıp,  “yemık’u” denildi miydi insanlar bir duraklar, kendi kendine sorardı: Yaptığım doğru mu? Sizin yaptığınız “ yemık’u” da geçti “haynape''… ''p>   Mansur Balcı Bağatırp>  nanMansur Balcı

Sinop Kafkas Derneği Müfredat Açıklaması

Sinop Pusulası Gazetesi'nde Sinop Dernek Başkanı Yüksel CANDEMİR'in müfredat açıklamasını bilgilerinize sunarız. nanKaffed

Hacımba Karaçay-Çerkes’e Gidiyor

Abhazya Devlet Başkanı Raul Hacımba, Kabardey Balkar ve Adıgey ziyaretlerinden sonra Karaçay Çerkes Cumhuriyeti'ni de ziyaret edecek. 28-29 Nisan 2015 günlerinde gerçekleşecek ziyarette Hacımba, Karaçay Çerkes Başkanı Raşid Temrezov, milletvekilleri ve hükümet görevlileri, 2. Dünya Savaşı gazileri ve 1992-93 Abhazya Bağımsızlık Savaşı'nda şehit olan gönüllülerin aileleri ile görüşecek. Hacımba, kurucu devlet başkanı Ardzinba için düzenlenecek törenlere de katılacak. Abhazya heyetinde Güvenlik Konseyi Başkanı Kilba Muhammed, Abhazya Ulusal Olimpiyat Komitesi Başkanı Valeri Arşba, Dünya Abhaz-Abaza Birliği Genel Sekreteri Gennady Alamiya ve Demografya eski başkanı Hrips Copua yer alıyor. Kaynak: Abhazya Devlet Başkanlığı Sitesip>nanKaffed

Yermolov Bir “Kahraman” mı?

Kafkasya'nın Çarlık Rusyası tarafında işgal edilmesinde önemli bir rol oynayan ve adı "gaddarlık" ile özdeşleşen, uyguladığı politikaları "ismimin yarattığı terörün, kalelerimizden daha güçlü bir şekilde sınırlarımızı korumasını istiyorum" diye savunan General Yermolov'un kahramanlaştırılmasına yönelik çalışmalara ilişkin Kavkazskiy Uzel sitesinde tarihçiler ile bir söyleşi düzenlendi. Sn. Uğur Yağanoğlu tarafından Türkçeye çevrilen söyleşinin tamamını okuyucularımız ile paylaşıyoruz.p> "A.P.Yermolov. Kafkasya mektupları. 1816-1860" adlı kitabı değerlendiren tarihçiler Rusya makamlarının General Aleksey Yermolov'u kahramanlaştırmaya çalıştığını belirttiler. İnsan hakları savunucularının görüşüne göre, generalin icraatlarındaki gaddarlık, KKFB (Kuzey Kafkasya Federal Bölgesi) halkının generale yaklaşımını değiştirmesine engel oluyor.p> 1818 yılında piyade generali ve 1837 yılında topçu generali olan Aleksey Yermolov, 1763'den 1864'e kadar süren Kafkas Savaşı'nın katılımcılarından biri idi. A.Yermolov'a dair günümüzdeki değerlendirmeler son derece çelişkilidir. Kafkasya cumhuriyetlerinde yaşayanların Yermolov algısı çoğunlukla son derece olumsuzdur. Onu "eli kanlı general", cellat, tenkilci olarak adlandırıyor ve hatta Kafkas halklarına soykırım uygulamakla suçluyorlar. 10 Nisan'da Moskova'da Uluslararası "Memorial" örgütünün binasında "A.P.Yermolov. Kafkasya mektupları. 1816-1864" adlı kitabın tanıtımı yapıldı. Kitap, "Zvezda" dergisi redaksiyonu ve Petersburg'daki Avrupa Üniversitesinin ortak projesi çerçevesinde sivil haklar inisiyatifi komitesinin katılımıyla 2014 yılı sonunda basılmıştı.p> "Kavkazskiy Uzel" muhabirleri, tanıtıma eseri derleyenlerden Petersburg Avrupa Üniversitesi rektör yardımcısı Galina Lisitsına'nın, yayının sorumlu redaktörü Yakov Gordin'in ve tarihçilerle insan hakları savunucularının da katıldığını bildirdiler.p> "Eskiden Yermolov'un mektupları tahrif edilerek yayınlanırdı"p> Yayından sorumlu redaktör "Zvezda" dergisinin baş redaktörü Yakov Gordin, kitaba alınan mektup sayısının 500'den fazla olduğunu ve bunlardan 200 tanesinin daha önce hiç yayınlanmamış olduğunu söyledi.p> Yakov Gordin, "19. yüzyılda mektuplar, tahrif edilerek, bazı yerleri atlanarak yayınlanıyordu. Bunun sebebi sansür ve şahsi mülahazalardı. Ve, doğaldır ki, bunları yorumlamıyorlardı. Şimdi bütün mektuplar orijinalleriyle karşılaştırılmış ve yorumlanmıştır. Yani bu, Yermolov'un mektuplarının ilk bilimsel yayınıdır", dedi. Bununla beraber, Gordin'e göre Yermolov'un tüm mektuplarının kitapta yer aldığını iddia etmeye imkan yoktur, "bazılarının kime yazıldığı belli değil, bazı mektuplar da bulunamadı" diye ilave etti "Zvezda" dergisi baş redaktörü. Gordin'e göre Yermolov'un mektuplarının yayınlanması "günümüz Rusya'sı için günceldir", çünkü "Kafkas Savaşı henüz sona ermiş değildir". Yakov Gordin, kitabın sadece tarih uzmanlarını hedeflemediğinin altını çizdi. "sivil inisiyatif Komitesinde bu kitaptan söz ettiğimizde, Aleksey Kudrin -Rusya'nın eski maliye bakanı, sivil inisiyatif Komitesinin kurucularından biridir-  insanların bu kitaba dokunmalarının, okumalarının ve üzerinde düşünmelerinin iyi olacağını söyledi"diye ilave etti. "Kitap Kafkasya'daki subay dünyasını incelemek açısından önemli"p> "Zvezda" dergisi redaktörüne göre Yermolov'un Kafkasya'daki davranışları "yolu Asya'ya düşen" ve "nereye geldiğini anlamak istemeyen bir Avrupalının davranışlarıdır".p> "O kendisini Asya fatihi olarak görüyordu ve o nedenle Kafkasya'ya atanmak istiyordu. O, büyük bir imparatorluğun küçük bir askeri değildi, kendisi imparatorluktan daha büyüktü ve imparatorluk onun projelerini hazmedebilecek kapasitede değildi". RAN (Rusya Bilimler Akademisi) Rusya Tarihi Enstitüsü çalışanlarından kıdemli bilim adamı Lüdmila Gatakova, kitabın okuyucuya "gerçek Yermolov tasvirini" çizdiğinin altını çizdi. "O çok yönlü bir şahsiyetti ve karakteri çok çelişkili vasıflarla doluydu". Lüdmila Gatakova bizatihi "Kafkasya mektuplarını" fedakarca bir çalışma ve Kafkasya araştırmalarına eşsiz bir katkı olarak değerlendiriyor. Sonuç olarak şöyle dedi: "Bu kitap Kafkasya araştırmacılarına gelecekteki çalışmalarında yararlı olacaktır, çünkü burada pek çok şahsiyet, hadise ve olgu hakkında bilgi edinebileceklerdir". Diğer taraftan, Sunja'nın sol yakasındaki köylerden bazıları, hainlikleri ve düzenbazlıkları nedeniyle cezalandırıldı ve bu hadiselerde çatışmalarda olduğundan daha fazla insan ve kadın öldürmek mümkün oldu, zira bazen kaçmanın da bir faydası olmuyor. General Yermolov, 1818 yılı.div> Rusya sosyal bilimler üniversitesi doçenti Larisa Tsivijba, Lüdmila Gatagova ile aynı kanaatte olduğunu belirterek şu hususun altını çizdi: "Kitapta, onun duygularını görüyoruz, böylesi şeyler genellikle araştırmaların kapsamı dışında kalır. Her mektupta tayinlerden bahsediliyor, insanlar değerlendiriliyor. Tüm bunlar, Kafkasya'daki subay dünyasını incelemek bakımından çok önemli". Rusya Devlet Arşivi müdürü Sergey Mironenko, mektup külliyatının "Yermolov kuşağının neden hedefine ulaşamadığı" konusunda zengin malzeme sağladığını belirtti. "Yermolov dağlıların yüreğine öncelikle korku salmak istedi"p> İnsan hakları örgütü "Memorial"'ın Konsey başkanı Aleksandr Çerkasov, Yermolov'un mektuplarında Sezar'ın "Galya Savaşı Notlarından" ve Tacitus'un eserlerinden kopya çektiğini ifade etti. "İşte o kime öykünmüştü, ve sonuçta ne oldu? Neden birilerinin örneğine göre bir imparatorluk kurmaya çalışılırken, girişte Sezar ve Tacitus yakışıyor da, çıkışta pek öyle olmuyor? Neden imparatorluk kurma çabaları ya Üçüncü Roma veya Üçüncü Reich ile neticeleniyor? Bu mektuplar, iktidarı ele geçirip gaddarlık temelinde bir imparatorluk kurmaya çalışan bir insana dair ibret alınacak derslerle doludur. Şimdi yeni Tacituslar ortada yok, ama bir imparatorluğu sadece kılıçla kurmanın mümkün olmadığının idraki orta yerdedir". Lüdmila Gatakova, Yermolov'un mektuplarından onun dağlılara "uygulanması gereken yegane politikanın" acımasızlık olduğu görüşünde olduğunun anlaşıldığını ifade ederek, şu hususun altını çizdi: "dağlıların yüreğine korku salmak onun amentüsü idi". İnsan hakları merkezi "Memorial"'ın konsey üyesi Oleg Orlov, Yermolov'un mektuplarının Kafkas Savaşı sürecinde "vahşetin sıradan olduğu" izlenimi bıraktığını söyledi. Oleg Orlov, Yermolov'un bir mektubunda, kaleler zincirinin kurulmasından ve Çeçenlerin dağlara çekilmek zorunda kalmasından sonra "açlığın şimdi her zamankinden daha fazla kırıma sebep olacağını" memnuniyetle kaydettiğini söyledi. Oleg Orlov ,Yermolov'un general Zakrevskiy'e 1818 yılında yazdığı bir mektubu okudu. " Diğer taraftan, Sunja'nın sol yakasındaki köylerden bazıları, hainlikleri ve düzenbazlıkları nedeniyle cezalandırıldı, ve bu hadiselerde çatışmalarda olduğundan daha fazla insan ve kadın öldürmek mümkün oldu, zira bazen kaçmanın da bir faydası olmuyor." Diye yazıyordu Yermolov maiyetindeki generale. "Yermolov rasyonel gaddarlığı Suvorov'dan öğrendi"p> Petersburg Avrupa Üniversitesi rektör yardımcısı ve mektupların yayıncısı Galina Lisitsına, "vahşetin Kafkas Savaşı sürecinde sıradan bir şey olduğunu "belirtti. Galina Lisitsına konuşmasında "dağlıların Kazak stanitsalarına ve kendi komşularına yaptığı akınların insanlığa yakışmadığını ve vahşet düzeyinin yüksek olduğunu" söyledi. Bu, hesaplı ve metotları bakımından canavarca bir politika idi. Galina Lisitsına Kafkasya'nın, Yermolov'un dünya görüşünü ve dağlıları bastırma metotlarını seçimini etkilediğini belirtti. Yakov Gordin, Galina Lisitsına'nın komşular üzerine akın yapılmasını öngören dağlı saldırı sisteminin bir realite olduğu yönündeki görüşüne katıldığını söyledi. "Lakin, Yermoolov'un 1794 yılında Varşova'nın bir banliyösünü zapt eden Suvorov'dan öğrendiği şöyle bir rasyonel vahşet vardı. Suvorov o zaman askerlerine yağma için üç gün verdi ve sonra halkın Varşova'daki akrabalarının gelip, olup biteni görmelerine izin verdi, ve Varşova direnmeden teslim oldu. Suvorov böyle yaparak pek çok Rus ve Polonyalının hayatını kurtardığı kanaatinde idi. Yermolov aynı şeyi Dadi-Yurt'ta yaptı. Bu, hesaplı, metotları bakımından canavarca bir politika idi" dedi Yakov Gordin. "Kavkazskiy uzel" sitesinde "Штурм селения Дади-Юрт в 1819 году" ("Dadi-Yurt köyüne 1819 yılında yapılan taarruz") başlığı altında yayınlanan makalede Dadi Yurt'un (Dada-Yurt veya Dadı-Yurt) Kafkas Savaşı sırasında 15 (28) Eylül 1819 tarihinde Rus askerlerinin taarruzu sırasında tamamen imha edilen bir Çeçen köyü olduğu anlatılıyor. Çarpışma neredeyse yarım günden fazla kadar devam etti ve ancak eli silah tutan tüm Çeçen erkekleri, en az 400 kişi öldürüldükten sonra sona erdi. Taarruzun ertesi günü Terek nehri geçilirken, Dadi-Yurt'ta ele geçirilen kızlardan 46'sı esarette aşağılanmaktansa ölmeyi seçerek suya atladılar ve muhafızlarını da beraber götürdüler. "Yermolov Kafkasya'da taktik değiştirmeyi düşünmüştü"p> Hal böyle olsa da Yermolov tedrici olarak "salt şiddetin problemi çözemediği" düşüncesine yaklaştı ve Gordin'in ifadesiyle "taktik değiştirme konusunu düşünmeye başladı". Gordin devamla "1826 yılında Çeçenistan'a tayin edilen general Petrov'a yolladığı talimatta, önemli olanın adil davranmak olduğunu, çünkü Çeçenlerin adalete önem verdiklerini" yazdığını söyledi. Gordin'e göre vahşetin kapanış sahnesi Kafkas Savaşının sonunda Batı Kafkasya'nın fethi oldu. Gordin "bunun tam bir soykırım olduğunu ve şayet Rusya bunu kabul etseydi Adigelerin Rusya'ya karşı tavrının değişeceğini, çünkü bunu adaletin tecelli etmesi olarak değerlendireceklerini" söyledi. Kafkas Savaşı Adige halklarını yok olmanın eşiğine getirdi. Savaştan sonra Osmanlı imparatorluğuna kitlesel olarak sürgün edilmeleri neticesinde öz yurtlarında kalan insan sayısı 50 binin biraz üstünde idi. Rusya makamları halen savaş sırasında Çerkeslere uygulanan soykırımı tanıma kararı almadı. "Yermolov şimdi ulusal kahramanlar panteonuna dahil ediliyor"p> Devlet Tarih Müzesi çalışanı Aleksandr Smirnov, Rusya'da son yıllarda "general Yermolov'un anısının canlandırılması sürecinin" cereyan ettiğini söyledi. Aleksandr Smirnov bu konuda şöyle konuştu: "1812 yılının 200'üncü yıldönümünde, anıt dikilmeye başlanınca Yermolov iki atlı anıta layık görüldü. Oysa daha önemli roller oynamış olan Barklay de Tolli veya Kutuzov'a sadece birer anıt dikildi". Yakov Gordin de Yermolov'un popülaritesinin " kısmen bizzat kendi elleriyle yaratıldığını" söyleyerek şöyle devam etti: "çok işler yaptı, göze çarpan biriydi, kendini satmayı çok güzel beceriyordu, ama Kuzey-Doğu Kafkasya'da ondan nefret ediyorlar, Batı Kafkasya'da ise onu hatırlamıyorlar bile. Rusya'nın kalan kısmında ise Yermolov'u, şimdi burada yaratmaya çalıştıkları ulusal kahramanlar panteonuna dahil ediyorlar". Yermolov anıtı Stavropol krayda, Mineralnıye Vodı'de 2008 yılı Ekim ayında dikildi. Bu anıt hala Stavropol krayın ve tüm Kuzey Kafkasya'nın çeşitli milliyetlerinden insanların farklı reaksiyonlarına hedef oluyor. 22 Ekim 2011'de meçhul şahıslar anıtı kirlettiler. Rusya Devlet Sosyal Bilimler Üniversitesi doçenti Larisa Tsvijba bazı araştırmacıların "Kafkas Savaşı'nın vahşetini" inkar etmeye çalıştıkları görüşünde. Onlara göre,"hiçbir vahşet, hiçbir soykırım olmamış". Hal böyle olsa da, uzmanın görüşüne göre "Kafkasya'da fiili olarak Yermolov politikasına devam edildiğine dair bir emare henüz yok". Uzman sözlerine şöyle devam etti: "cumhuriyetlerin başındaki asker kökenli yöneticiler veya yeni KKFB (Kuzey Kafkasya Federal Bölgesi temsilcisi (birinci Çeçen Savaşı gazisi tümgeneral Sergey Melikov-Kavkazskiy Uzel'in notu) Kafkas Savaşını yöneten askerlerden daha az bağımsızdırlar. Zaten çağımızın gerçekliğinde bu politikayı sürdürmek mümkün değil". Larisa Tvijba Yermolov'un hatırasının "sadece Rusya'da güncel kalmaya devam ettiği" görüşünde. "Güney Kafkasya'da onu kimse hatırlamıyor". "Bir dizi bölgede Kafkas Savaşı'nın kahramanları kültü yaratılmakta".p> RGGU (Rusya Devlet Sosyal Bilimler Üniversitesi) dış politika ve bölgeler araştırması kürsüsü doçenti Sergey Markedonov, görüşlerini şöyle ifade etti: "Rusya'nın bugünkü Kafkasya politikasına tüm artıları ve eksileriyle bakacak olursak, iktidar Yermolov'un politikasını yürütmüyor. Ayrıca Yermolov politikasının tüm boyutlarıyla uygulanmasının günümüzde mümkün olacağını da düşünmüyorum. Yermolov'un Kafkasya'da savaştığı sırada karşısında belli bir düşman vardı. Günümüzdeki terörist faaliyetleri savaş olarak adlandırmak mümkün değil." Yermolov'un anısına nasıl yaklaşıldığı konusuna gelince, Markedonov "durumun Stalin güzellemesiyle aynı olduğu" görüşündedir. "Bu, geçmişteki bir örneği günümüzün bir problemi için kullanma çabasıdır. Bu tip insanlar Yermolov'u Kafkasya'da düzeni sağlamış çelikten bir adam olarak görüyorlar. Bunu yaparken, o zamanki Kafkasya'nın bir cephe sahası, şimdi ise Rusya'nın bir parçası olduğunun farkında değiller." Dağlıların yüreğine korku salmak onun amentüsü idi. Markedonov, Kuzey Kafkasya cumhuriyetlerinde Yermolov'un resmi düzeyde bile olumsuz olarak algılandığını söyledi. "Bu Çeçenistan'da ve Dağıstan'da böyle oluyor. Dağıstan'da fiili olarak geçerli olan resmi görüş Resul Hamzatov'un şu dizelerinde ifadesini buluyor: "Kafkasya'yı feth eden Yermolov'un Rusya'sı değil/ Puşkin'in Rusya'sıdır Kafkasya'yı feth eden". Oysa bu satırlarda bir hayli kurnazlık var. Çünkü Puşkin Yermolov'a iyi davranırdı." Diğer taraftan Markedonov, Stavropol krayı ve Krasnodar krayı ile Rostov vilayetinde bir "Kafkas Savaşı kahramanları kültü yaratılmakta olduğunu" söyledi. "Rusya sınırları dışında Yermolov adı yalnızca tarihçiler için bir anlam ifade ediyor". Moskova Carnegie Merkezi bilimsel konsey üyesi Aleksey Malaşenko 1990'larda Yermolov'un Çeçenistan'da savaşmış Rus askerleri arasında çok popüler olduğunu ifade etti. "Onlar için o zaman Yermolov, Suvorov gibi, Stalin veya Kutuzov gibi biriydi". Malaşov, Yemolov uygulamasının "günümüzde de kullanılabileceği fikrine "kesinlikle katılmadığını ifade ederek sözlerini şöyle noktaladı: "bundan başka düşmana karşı davranış da değişti. 19.yüzyıl generalleri nin dağlıları "saygıdeğer düşmanlar" olarak değerlendirmesi tipik bir hadise iken, şimdiki subay ve generallerin hatıratlarında söz konusu edilenler,"kendilerine karşı her türlü aracın kullanılmasının mübah" olduğu haydutlardır ". Kaynak: Kavkazskiy Uzel sitesinden (11 Nisan 2015) Uğur Yağanoğlu tarafından Türkçeye çevrilmiştir.p>  +''+nan+''+Kaffed

Sinop Kafkas Derneği Basın Açıklaması

Sinop Kafkas Derneği tarafından basına gönderilen Adige dili seçmeli ders müfredatı açıklaması Sinop yerel basınında yer almıştır. Bilginize sunarız... nanKaffed

Adıge Bayrağı Günü Kutlu Olsun!

Адыгэ Ныпым И Маф 25 Nisan tarihi, Adıgey Cumhuriyeti Adıge Xase’nin 2010 yılı Mart ayında gerçekleştirdiği toplantı ile “Adıge Bayrağı Günü - Адыгэ Ныпым И Маф” olarak ilan edildi. 2010 yılından bu yana özellikle vatan cumhuriyetleri başta olmak üzere tüm diasporada coşkuyla kutluyoruz. Tüm halkımızın Adıge Bayrağı Günü kutlu olsun. Kafkas Dernekleri Federasyonu     Adıge Bayrağı'nın Tarihçesi  div> Yazan  İzzet Aydemir span>li> Nart Dergisi 4. sayı ul> Adığeler, bu arada tüm Kuzey Kafkasyalılar, 19. yüzyıl başlarına kadar milli bir bayraktan yoksun ve bir devlet anlayışına sahip olmadan yaşamlarını sürdürdüler. Ancak, eski zamanlardan beri bayrak niteliği taşımamakla birlikte her kabile ve aile çeşitli renk ve biçimlerde bezden yapılmış değişik flamalara yaşamlarında yer veriyorlardı. Özellikle düğünlerde ve at yarışlarında, derece alan delikanlılara, ödül olarak verilmek üzere, genç kızlar kendilerinin hazırladıkları bu flamaları armağan ediyorlardı.p> div> Büyük yarışmalarda ise bu ödüllere ilaveten her kabile başkanı, o kabileyi temsilen derece alan gençlere, kendi sembolleri olan flamayı veriyorlardı. Sürgün sonrası Anadolu'ya yerleşen Çerkes ailelerinin kızlarının pek çoğunda, o günlerin anısına dikilmiş bu tip flamalar yıllar boyu sandıklarda saklanmış, hatta bu yüzden 1920'li yıllardan sonra gizledikleri bu flamalar yüzünden, dönemin yöneticileri tarafından , "Çerkes Bayrağı taşımak, Çerkesçilik yapmak" suçlamalarıyla çeşitli baskılara maruz kalmışlardı.p> div>   Adığelerin ilk bayrakları hakkında somut ve yazılı hiçbir belgeye rastlanamıyor. Bu konuda 19. yüzyıl başlarından itibaren Avrupalıların, genellikle, İngilizlerin ortaya koydukları bazı yazılı belgelerden bilgi ediniyoruz. Diplomat, tüccar, yazar, gezgin ve hatta ajan olarak Kafkasya'ya gönderilen kişilerin Çerkesler hakkında yazdıkları eserlerde, Adığe Bayrağı hakkında da bilgilere rastlıyoruz. Bazı kitapların kapaklarında yer alan Adığe Bayrağı'nın önceleri 7 yıldızlı, daha sonraları da 9 yıldızlı olanlarına rastlanıyor. Bayrağın rengi yeşil ve üzerine serpiştirilen yıldızlar da sarı renkli olarak belirtiliyor ki bayraklarda ortak taraf bunlar. Fakat bu bayrakların hangi kabileyi veya kabileleri temsil ettiği ve de hangi tarihte kullanıldığı belirtilmemiş. 1830'lu yıllardan sonradır ki Adığe Bayrağı'nın doğuşuna ait detaylı bilgilere erişebiliyoruz. İngiliz politikacılarından, fakat o dönemde küçük bir devlet memuru olan, gerçek bir Çerkes dostu David Urquhart; İngiltere hükümetinin de yardım ve isteklendirilmesi sonucu 1834 yılının Haziran ayında Kafkasya'ya gelir. Amacı Çerkesleri tanımak, gerekirse ve mümkün olduğu nispette Çerkeslerin Ruslara karşı sürdürdüğü özgürlük savaşımında onlara politik ve somut askeri yardımları sağlamada yardımcı olmaktadır. Tsemez (Novorosiski) de karaya çıkan, oradan da Anapa'ya giden Urquhart, Adığeler tarafından çok büyük bir ilgi ve sevgi gösterisiyle karşılanır. Anapa'da onuruna düzenlenen bir kurultayda -ki bu kurultay Aguy ovasında düzenlenmişti- tüm Çerkeslere seslenerek, Ruslara karşı başarılı olmak için tek bir bayrak altında, Çerkes birliğinin kesinlikle kurulmasının gerekliliğini önerir. Urquhart bayrağın rengi, amblemi vs. hakkında Çerkeslere bilgi aktardığını, sonradan yazdığı anılarında dile getirir. Bu arada o dönemde Adığelerin lideri durumunda olan Zaniko Sefer beyin de onayı ile 12 kabileyi temsilen 12 kişilik geçici bir hükümet kurulur. Urquhart'ın Kafkasya'dan ayrılmasından 3 yıl sonra 6 Mayıs 1837 tarihinde, bu kez, yine İngiliz S. James Bell ve gözlemci Longworth'un hazır bulunduğu ünlü Adhanekum (Adakum, Atakum, Atakhum diye de geçer) kurultayında, ipekten yeşil renkli, siyah iki ok ve üzerinde 10 adet sarı yıldızın yer aldığı Adığe Bayrağı dalgalanmaktadır. Havidko Mensur'un (Havdiko, Havudukue diye de geçer) liderliğinde ve bütün Adığe kabilelerinin temsil edildiği, 1000 delegenin katıldığı bu Adığe tarihinin büyük kurultayında bilinen ilk resmi bayrak budur. İpekten yapılmış yeşil bir yüzey, iki siyah ok ve 10 kabileyi temsil eden 10 adet yıldız. Bundan bir yıl sonra ise 1838 yılında Batı Kafkasya'daki 12 kabile, 3 liderin başkanlığında birleşir ve yeşil yüzey üzerinde 3 siyah ok ve 12 yıldızlı tarihi Adığe Bayrağını milli bayrak olarak kabul ederler. İşte bugün Adığey Cumhuriyeti'nin Maykop'taki Parlamento binasında ve Khabardey-Balkar Cumhuriyeti'nin başkenti Nalçık'ta bulunan Khabardey derneğinin binasında dalgalanan bayrak budur. Adığe Bayrağı'nda yer alan renkler, yıldızlar ve oklara gelince: İpek kumaşın yeşil rengi Kafkasya'nın dağ ve ovalarını; siyah 3 ok dönemin en yetenekli ve ünlü üç ailesini; (bunlar Zaniko, Aytek-iko, Blotoko aileleri idi) siyah renk ise düşmana ölümü, sarı yıldızlar da bütün yaşamları açık havada, kır ve dağlarda geçen ve gökyüzündeki yıldızlara bakarak uyuyan kahramanların yer aldığı 12 bölgeyi temsil ediyordu. Bu 12 bölge, Natukhay (Nathkoç), Şapsuğ, Abedzah, Ubıh, Bjedugh, Temirgoy, Abhaz, Hatukoy, Mahoş, Besleney, Braki ve Karaçay-Kabardey'den oluşuyordu. Bu 12 bölgeden Abedzah, Mahoş ve Bjedughlar Ruslarla barış antlaşması imzalamış olduklarından, Khaberdey ve Abhazya da Rus işgalinde bulunduğundan birliğe ancak o bölgelerden, diğer Adığe kabileleri arasına sığınanların temsilcileri ile birlik antlaşmasına katılmışlardı. Kabardey'in temsilcisi Beslenyiko Aslan, Abhazya'nın ise Rustem Pe idiler. Her bölgenin genel kurulları sonucu seçilen delegeleri Zaniko Sefer'in yanında yer alıyor, bunlar arasından da askeri komutanlar, elçiler ve hakimler seçilerek işbaşına getiriliyorlardı. Zaniko Sefer hem genel başkan, hem de dış işleri ile diplomatik çalışmaları yürütüyordu. KAYNAKÇA 1. Kafkasya Dağlıları, Varşova, Rusça-Türkçe Dergi , A.C. Havjoko , "Adığe Kahramanları", 1933. 2. Gn. İ. Berkuk, Tarihte Kafkasya, İstanbul: 1958. 3. Jabağı Baj, Çerkesya'da Sosyal Yaşayış, Ankara: 1969. 4. Dr. Vasfi Güsar, Yeni Kafkas, Dergi, İstanbul, 1957-1962 5. Osman Çelik , İngiliz Belgelerinde Türkiye ve Kafkasya, Ankara: 1992. 6. İ. Aydemir, Göç, Ankara:1968.   Havidko Mensur, o dönemin en ünlü üç Adığe reisi arasında yönetim ve askeri alanlarda en önde geleni ve lider durumunda bulunan kişidir. J. Bağ, Çerkesya'da Sosyal Yaşayış, Ankara: 1969, s.121'de genişçe bilgi var. Kıymetli tarihçi merhum A. Canbek Havjoko 1827'li yıllarda Anapa üzerinde 12 yıldızlı yeşil bayrağın dalgalandığını yazar ki o dönemde henüz Adığeler arasında bir birleşme olmadığı düşüncesiyle bu görüşü yerinde bulmuyoruz. Bak: Kafkasya Dağlıları, Rusça-Türkçe dergi (Varşova), Sayı.49, s.6. 12 bölgeye ait isim listesi bazı yayınlarda değişiktir, fakat araştırmalarımızın en sağlıklısı bu listedir. Örnek olarak İsmail Berkuk merhumun verdiği listedeki isimler şunlardır: Şapsuğ-Nathoç, Abzeh, Kemurgiyev, Barakay, Bjeduğ, Kabardey-Besleney, Hatukuvey, Mahoş, Başılbey, Teberdi, Abhazya ve Ubıh-cih'lerdir. div>nanKaffed

23 Nisan Çocuk Bayramı Kutlu Olsun!

Tüm dünya çocuklarının 23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramını kutluyor, çocuklarımızın özgürge yaşayabileceği, kavgasız, savaşsız, sağlıklı ve mutlu bir gelecek diliyoruz.    Kafkas Dernekleri FederasyonunanKaffed

Sürgünün 150. Yılında Sosyokültürel Yönleriyle Çerkes Toplumu

Kafkas Araştırma Kültür ve Dayanışma Vakfı (Kafdav) tarafından düzenlenen “Sürgünün 150. Yılında Sosyokültürel Yönleriyle Çerkes Toplumu” adlı yarışma sonuçlandı. Yarışma Kafdav Kurucu Başkanı Prof.Dr.A.Haydar Taymaz anısına düzenlendi. Yarışmada aşağıdaki çalışmalar ödül aldı: Birincilik ödülü: Yrd.Doç.Dr.Ulaş SUNATA, “Diasporanın Sosyokültürel Hafızası Olarak Çerkes Köyü” İkincilik Ödülü: Ayça Günkut VURUCU, “Kafkas Kökenli Halklarda Kimlik Ve Değişim (Muş İli Örneği)” Üçüncülük Ödülü: Öğretmen Mesut SÖNMEZ, “Tarihi Çerkesya’dan Günümüze Çerkesya’da Yer Adları” Mansiyon Ödülü: Yrd.Doç.Dr.İrfan KALAYCI, “Sürgünün 150.Yılında Çerkes Toplumu: Beş Pencereden Bakış” Yarışmada ödül alan eserler, Sn.Elif Sakut ve Sn. Ragıp Kaynar’ın çalışmaları ile birlikte Kafdav tarafından bir kitap olarak yayımlanacak.  p>  nanKaffed