Martin Koçeseko Davasında Karar Duruşması Ertelendi

Martin Koçesoko Davası’nın 26 Şubat 2021 tarihinde görülen son duruşmasında kararın 1 Mart 2021 tarihinde (bugün) açıklanacağı belirtilmişti. p> Az önce aldığımız habere göre kararın açıklanacağı duruşmanın bugün yapılmayacağı, kararın açıklanacağı tarihin daha sonra duyurulacağı belirtilmiştir.p> p>                             p> p>nanKaffed

Meşe Altında Gündem Gençliğimiz ve Anadilimiz

Kafkas Dernekleri Federasyonu (KAFFED) bünyesinde; gençlerimizin bilgi, görüş ve önerilerini, toplumsal dinamizme ve kurumsal çalışmalara yansıtmak, gençlik katılımını güçlendirmek, gençlerimizin kendi aralarındaki iletişimi ve işbirliğini artırmak amacıyla düzenlenen “Meşe Altı Toplantıları”nın bu yıl ikincisi 7 Mart 2021 Pazar günü saat 20.00-22.00 arası gerçekleştiriyor. Kafkasya’da savaş ve barış gibi önemli toplumsal konuların, kutsal meşe ağacının altında toplanan toplumun önderleri tarafından konuşulması geleneğine de atıf yaparak, toplumsal sorumlulukları yaşamları boyunca pratiğe dökecek olan gençlerimizle yapılacak yuvarlak masa toplantılarına bu isim verilmiştir. 2021 yılı Meşe Altı Toplantıları, pandemi şartları nedeniyle online platform (Zoom) üzerinden gerçekleşecektir. Toplantılar, farklı konu başlıkları ve farklı katılımcılarla her ayın ilk pazar günü aynı saatte düzenlenecektir. Mart ayının konusu ise gençlerin ana dilimizin yaşatılmasına ilişkin rolü ve önerileri üzerine olacaktır. Meşe Altı Toplantıları, etkileşimli niteliğinden dolayı en fazla 30 katılımcı ile düzenlenmektedir. Başvuru Formu, katılımcı sayısı tamamlandığında kapanacaktır. Katılımcıların 30 yaş ve altı olması zorunludur. Toplantıda cinsiyet dengesine özen gösterilecektir. Katılımcılar bu şartlara göre başvuru sırası dikkate alınarak belirlenecektir. Katılım linki başvuru formuna yazılan e-posta adreslerine toplantıdan önce gönderilecektir. Katılım için 5 Mart Cuma gününe kadar aşağıdaki linkte yer alan formun doldurulması gerekmektedir: https://docs.google.com/forms/d/e/1FAIpQLSdmGnLr1I6-x78_iLi7XnF8Sv5dmTWJY7b7NfwIZTNpFgPlxA/viewformstrong>p> nanKaffed

Nart Akademide Medyadaki Ayrımcı Dil Tartışıldı

Nart Akademi 2021 yılı birinci dönem programının dördüncü semineri 25 Şubat 2021 Perşembe akşamı, Yaşar Üniversitesi İletişim Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Sevda ALANKUŞ tarafından verildi. Seminere derneklerimizin gençlik komisyonlarından ve üniversitelerdeki öğrenci topluluklarımızdan gençlerimiz katıldılar. KAFFED Yönetim Kurulu Üyesi Filiz ÇELİK tarafından yapılan sunuş konuşmasının ardından Prof. Dr. Sevda ALANKUŞ “İletişim ve Medyadaki Ayrımcı Dil” başlıklı sunumunu katılımcılarla paylaştı. Türkiye’de ve dünyada; kadın, engelli, trans ve mülteci bireylere yönelik, medyadaki ayrımcı dilin örneklerini paylaşarak rahatsız edici olan bu davranışlar karşısında nasıl bir etik konum almamız gerektiğine vurgu yapan ALANKUŞ, tüm bunların sistematik küresel bir sorun olduğunun da altını çizdi. Ayrımcılığın, dille ve simgeleştirmelerle karşımıza çıktığını, pozitif şeyler üretmek için ise hegemonik ve sığ tutumların oluşturduğu alan içerisinden dışarı çıkmak gerektiğini belirten ALANKUŞ, aynı zamanda diasporamız için de “Toplumsal bilinçaltımızda hain ilan edilme dürtüsü çok güçlü ve ne yazık ki demokrasi mücadelesi yapmaktan kolay vazgeçiyoruz.” ifadelerini kullandı. İkinci yarıda ise katılımcıların sorularını yanıtladı. Nart Akademi her ayın ilk Pazar akşamı Meşe Altı Toplantıları ve her ayın ikinci ile dördüncü Perşembeleri dil, kültür ve kimliğimize ilişkin seminerlerle devam edecek. (Haber:Elifnur Demirhan) {gallery}/haber/federasyon/2021/210227_Nart_Akademi{/gallery}p>nanKaffed

İki Yazar Bir Eser: “Bir Köyün Hikâyesi / ALHESÇIREY” / Kanlokue Yismahil -Fahri HUVAJ

Değerli Okuyucular! Bu defa çok farklı bir kitapla karşı karşıyasınız. Sayın Fahri HUVAJ’ın çevirisini yaptığı, filoloji bilimleri Doktoru Sayın Bak’u HANCERİY’in ön sözünü hazırladığı, Kanlokue Yismahil’in yazdığı “Bir Köyün Hikayesi / ALHESÇIREY”, manzum hikâye tarzında bir eser.p> Yani yazar, bu tarihi hikâyeyi/romanı manzum, şiir formatıyla yazmış. Sanırım kitap, bu anlamda toplumumuz için ilklerden biri.p> Bu poem-roman kurgusu farklı bir özellik kazandırmış esere.p> Kitabın bir başka özelliği de çevirinin özgün metinle yan yana olması.p> Fahri HUVAJ, büyük bir cesaretle özgün metinle çeviriyi yan yana getirerek özellikle Kaberdeyce okur-yazarlara çok büyük katkı sağlayacak bu önemli çalışmayı hayata geçirmiş.p> Aynı zamanda özgün metne bağlı kalarak eserdeki özgün deyişleri, olduğu gibi aktararak zor olanı, en zor olanını gerçekleştirmiş. Ben kitabı büyük bir zevk ve heyecanla, yer yer coşku duyarak, üzülerek, içim acıyarak okudum. Eminim, sizler de benzer duyguları paylaşarak ve bir solukta okuyacaksınız. Bu noktada söylenecek tek söz var: İyi ki varsın Fahri HUVAJ! (Хъуажъ Фахьри)p> “ALHESÇIREY” Tarihte bir Çerkes köyünün ve köylülerin başına gelen ibretlik bir hikâye.p> Köyden ayrılanlar, İstanbul’a gidenler, geri dönenler, yollarda çekilen bin bir türlü eziyetler… Xabzenin toplumsal etkisi… Çerkes insanının farklı özellikleri, yiğitlikleri, zayıflıkları… Toplumsal olaylar, sorunlar ve çözüm yolları… Aşk, evlilik, ayrılık, ölüm… Liderler, köleler… Acı, tatlı hayatta var olan her şey var bu kitapta.p>                             Okurken çok acı duyduğunuz yerler olacak, nefesiniz daralacak… Meğer tarihte ne acı günler yaşanmış, diyecek, ibretle okuyacak, kitabın sayfalarını merak ve sabırsızlıkla çevireceksiniz…p> İSMİ KÜLTÜRÜYLE ÖZDEŞLEŞMİŞ İNSANp> İsmi, bu kültürle özdeşleşmiş, dil ve kültür konusundaki araştırma ve incelemeleriyle onlarca eseri hayata geçirmiş çok önemli bir değerimizden bahsedeceğiz, Sayın Fahri HUVAJ’dan.p> O BÜYÜK BİR FİLOLOGp> Adıge dilinin en usta hatibi Sayın Fahri HUVAJ, bana göre Türkiye Çerkes toplumunun en önemli filologu. O bir söz ustası, o bir üst düzey dil üstadı… Diliyorum, bu kültür için sessiz ve derinden yürüttüğü, bu alkışı çoktan hak eden, bu çok zor ve bir o kadar zahmetli dil ve edebiyat çalışmalarını bu enerjiyle, bu coşkuyla sürdürür. p> Sağlık ve huzur temennisiyle…  Eğer toplumumuz için anadili önemliyse Fahri HUVAJ da bir o kadar önemli demektir! p> Sağlık ve huzur içinde nice güzel eserlere…   ESERİN TEMEL ÖZELLİKLERİp> Fahri HUVAJ, kitabın sunuş kısmında kitapla ilgili şu önemli ayrıntılara temas ediyor: Kitap, salt tarih kitabı olmamakla birlikte Çerkes Tarihinin önemli bir kesitini bir köy ve köylüler bazında tamamen yaşanmış olaylara, özgün tanıklar ve anlatılara dayanarak anlatmaktadır.p> Kitap, iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm; Alhesçıréy köyünün önceki dönemini yani Kubatların yönetiminde olduğu dönemi (1863 yılına kadar) anlatmakta olup, Kubatéy adını taşımaktadır. Bu bölüm başlı başına bir kitap olabilecek boyutta bir poemdir. Ancak sonraki bölümle bütünleşmektedir. p> Kitabın adı olan Alhesçıréy başlığını taşıyan asıl bölüm ise Alhesçır’lerin yönetiminde olduğu dönemleri anlatmakta ve bir ölçüde köyün sonraki dönemlerine de gönderme yapmaktadır.p>                                                     Bildiğimiz kadarıyla Türkiye’de “Alheskirey” adıyla bilinen tek bir köy vardır. Sivas ilinin Yıldızeli ilçesine bağlı Üyükyaylası köyü. Köyün, Alheskirler tarafından kurulduğuna, ancak kuranların buraya yerleşmeyip ayrıldığına ilişkin bazı söylemler olmakla birlikte, bu zayıf bir ihtimaldir.p> Hem tarihin sınırlamaları hem şiirin ölçü ve kalıpları içinde bir uzun öykü veya roman yazmak her halde en zor işlerden biri olsa gerek.p> “Tarihsel şiir-roman” yazımındaki bu güçlükler yanında çeviride de başka güçlüklerle karşı karşıya kalıyoruz. Şiir çevirisi başlı başına zor iştir. Hele şair olmayanlar için. Nesir çevirmek nispeten daha kolay gibi görünse de orijinali ile yan yana olunca o da ayrı ve özel bir güçlük içerir.p> Biz burada Çerkesçe okur-yazar olmak veya anadilinde okur-yazarlık pratiklerini geliştirmek isteyenlere yardımcı olmak amacıyla işin zorunu yani çeviriyle orijinal metni bir arada vermeyi tercih ettik.  Aksi halde anadiline hizmet açısından eksik kalırdı.p> Filoloji bilimleri doktoru, edebiyat eleştirmeni Bak’u Hanceriy, sunuş yazımızı izleyen bölümde yer alan “İnsanları Yücelten!” başlıklı yazısında şairimiz, çalışmaları ve köyün son zamanları hakkında kısa bilgiler veriyor.p> Gerek Adıgece gerekse Türkçe çeviride geçen bazı özgün sözcük ve kavramları kitabın sonundaki sözlükçede ve son notlarda açıklamaya çalıştık.p> Ünlü Çerkes düşünürü xabzenin piri, üstadı Kazanokue Jabağı’nın “İyinizi küçültmeyin, kötünüzü gizlemeyin!” öğüdünü de unutmamak gerekir!p> Çerkesler de diğer insanlar gibi insandır; etten, kemikten, sinirden, ruhtan ve bedenden ibarettir. Her toplumda olduğu gibi Çerkeslerde de doğru yapanlar yanında yanlış yapanlar da olmuştur, vardır, olacaktır. Hele xabze toplumu dinamiklerinin kalmadığı, her birimizin bulunduğumuz farklı çevrelerde, farklı eğitim, etkileşim ortamlarında, farklı kimlik ve kişilikler edin(diril)diğimiz koşullarda…p> Yaşanmış olayların ve gerçeklerin olay kahramanlarının adları ve kimlikleri ile birlikte aynen anlatılmış olması, kitabın en önemli özelliklerinden biridir.p> KİTABIN HER KARESİNE VATAN SEVGİSİ SİNMİŞp> Vatan duygusu, vatan sevgisi, vatan hasreti, vatana yeniden dönüş çabası neredeyse kitabın her karesine sinmiş.  KEŞKE! p> Keşke Türkiye'de de bilge büyüklerimiz hayattayken köylerimizin tarihlerini yazabilmiş olsaydık, onları unutulmanın kör karanlığından kurtarmayı akıl edebilen birileri çıkabilseydi içimizden. O zaman belki Alhesçıréy köyünün tarihi de tamamlanmış ve günümüze taşınmış olurdu.p> Kitabın, gerek içeriği tarihsel olaylar ve gerçeklerle, gerek anadilindeki anlatım gücü ve ustalıklarıyla, gerekse özgün bir edebi örnek olarak ilgi çekeceğine ve yararlı olacağına inanıyorum.   KANLOKUE YİSMAHİL KİMDİR?p> Filoloji Bilimleri Doktoru Sayın Bak’u Hanceriy, kitabın “İnsanlığı Yücelten” bölümünde yazarla ilgili şu ifadelere yer veriyor: Kanlokue Yismahil, Çerkes şairdir. 1941 yılında Jjakue (Kubatéy-Alhesçıréy) köyünde doğdu. Yismahil, “Savaş Çocuğu” denilen kuşaktandır. p> Öğretmen olarak köyünde uzun süre çalıştı. On yıl kadar köyün yöneticiliğini de yaptı. Dostum Kanlokue Yismahil’in en başarılı ürünü kabul ettiğim çalışması, köyün ilginç tarihini, ilmek ilmek dokuyarak söylence temelinde, şiir dili ile önümüze koymasıdır. Jjakue köyünün adının üç kez değiştiğini herkes bilir. p> Yismahil'in “Kubatéy” poeminin de şiir diliyle yazılmış “Alhesçıréy” romanının da temeli, yakın akrabası olan Karden Ahmet'in anlattığı hikayelerden oluşturmaktadır. Bu yazıların büyük anlamı ve önemi vardır. Her şeyden önce bilge ihtiyarların söylence olarak anlattıkları bunlarda korunmuştur. İkinci olarak poemin de romanın da edebi açıdan özel bir değer taşıdıklarından kuşku yoktur.p> Belirttiğimiz gibi bu büyük metinler dışında Kanlokue Yismayil’in kaleminden vatanı, insanlığı, yiğitliği, sevecenliği yücelttiği başka şiirleri de çıkmıştır. Bunlardan bazılarını “Uaşhamaxue Edebiyat Dergisi”nin sayfalarında okuyabilirsiniz.p> ŞAŞIRACAKSINIZp> Bu eseri okuduğunuzda, “Acaba yeryüzünde başka bir köy veya köylü var mı ki “Alhasçıréy” köyünün ve köylülerin başına gelenler gelmiş olsun!” diyecek büyük acılarla dolu bir köyün tarihini soluk soluğa okuyacaksınız.p> FAHRİ HUVAJ KİMDİR (Хъуажь Фахъри Мухьэрэм и къуэ)p>                                                                                       İlahiyatçı, eğitimci, hukukçu, kamu yönetimi uzmanı, sivil toplum aktivisti, gazeteci, Osmanlıca-Türkçe-Çerkesçe çevirmen ve yazar.        Теолог, егъэджакІуэ, юрист, къэралыгъуэ-жылагъуэ Іуэху гъэзекІуэн-зегъэкІуэн (административнэ-управление) щІэныгъэм и магистрант, цІыхубэ бэдаущ фэгуаблэ зэхашэхэм я жэрдэмщIакІуэ, журналист, уэсмэныбзэрэ тыркубзэрэ адыгэ жьабзэхэмкІэ зэдзэкІакІуэ, тхакІуэ.p> Antalya-Korkuteli-Yeleme (Kaseyhable) köyünde doğdu. 1975’de Karden Düriye ile evlendi. Nejan ve Nefın adında iki kız, Muharrem Nesıj ve Yinal Neşes adında iki erkek çocukları oldu.   Eğitim Hayatı  p> Beş yıllık köy ilkokulundan sonra Antalya İH Lisesi, İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü Türkiye ve Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Alman Dili ve Edebiyatı bölümü ile Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Etnoloji bölümünde de bir süre okumuş olmakla birlikte çeşitli nedenlerle bu bölümleri tamamlayamadan bırakmak zorunda kaldı.             Çalışma Hayatı            p> 1968-1973 yılları arasında İstanbul’da büro işçisi, 1976-1978 yıllarında Ankara’da büro memuru olarak çalıştı. 1979-80 döneminde Yedek Subaylık görevinden sonra 1980-1992 yıllarında Liselerde Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenliği ve bir süre serbest avukatlık yaptı. 1992-96 yıllarında Başbakanlığa bağlı Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu’nda (SHÇEK) kamu avukatı olarak çalıştı.      Emeklilik hakkı kazanır kazanmaz 1996 Eylül ayında kendi isteği ile emekliye ayrılarak Vatan’a Dönüş yaptı. 1997-2000 yıllarında Adıgey Cumhuriyeti’nin Başkenti Maykop’ta Sosyal Bilimler Araştırma Enstitüsü’nde Osmanlıca-Türkçe-Çerkesçe kıdemli araştırmacı olarak görev yaptı. Aynı zamanda Adıgey Cumhuriyeti Devlet Üniversitesi Ulusal Fakülte’de Çerkesçe olarak Mukayeseli Dinler Tarihi, Diaspora Çerkes Tarihi dersleri verdi. Ayrıca Adıge Maq (Çerkes Sesi) gazetesinde (son iki yılı yurt dışında olmak üzere) 5 yıl gazetecilik yaptı (1997-2002). Adıgey’de Zequeşnığ (Kardeşlik) ve Kaberdey-Balkar Cumhuriyeti’nde Uaşhamaxue (Elbrus) dergileri ile Adıge Psalhe (Çerkes Sözü) gazetesinde de yazıları yayımlandı.         2000 yılında ailevi ve ekonomik nedenlerle Türkiye’ye döndü ve serbest avukatlık yaptı. 2012 yılında Nalçik’e yerleşti. Kaberdey-Balkar Cumhuriyeti Sosyal Bilimler Araştırma Enstitüsü’nde Osmanlıca-Türkçe-Çersesçe çevirmen ve araştırmacı olarak çalıştı. Bazı Osmanlı arşiv belgelerini Çerkesçe’ye (Kaberdey ağzı) çevirdi. Adıge Psalhe (Çerkes Sesi) gazetesinde de yorumcu gazeteci olarak çalıştı. Kaberdey-Balkar Cumhuriyeti Gazeteciler Birliği’ne de üye olarak kabul edildi. Ne var ki, yedi yıl sonra bu kez sağlık ve yine ekonomik nedenlerle Türkiye’ye döndü. Halen Ankara’da yazı ve çeviri işlerine devam etmektedir.                                                                  Sivil Toplum Çalışmaları            p> 1967 yılında İstanbul Kafkas Kültür Derneği’nde (Bağlarbaşı Derneği) sivil toplum çalışmalarına başladı. Çerkes resimleriyle ilk kez duvar takvimi çıkarılmasına, Gençlik Kolu kurulmasına, şimdiki Bağlarbaşı Dernek binasının alınmasına ve Çerkesçe okuma-yazma kurslarına öncülük etti. Sonra Ankara Kuzey Kafkasya Kültür Derneği’nde (Şimdi Çerkes Derneği) beş dönem (1976-1979, 1993-94, 2005-2006) başkanlık görevini yürüttü. Dünya Çerkes Birliği (DÇB), merkezi Kafkas Derneği (KAF-DER) ve Sivil Toplum Geliştirme Merkezi Derneği (STGM) sivil toplum örgütlerinin kurucuları ve yöneticileri arasında yer aldı. İstanbul ve Ankara’da birçok kez (yaklaşık 30 kadar) Çerkesçe Okuma-Yazma kursları açarak isteyenlere Adıgece okuma-yazma dersleri verdi.      Gazete, Dergi, Kitap Yayın Çalışmaları           p> 1970-71 yıllarında İstanbul’da “Kamçı – Aylık Siyasi Gazete”yi çıkararak yayın hayatına başladı. 12 Mart askeri müdahalesinin baskıları nedeniyle bu gazete 7.sayısından sonra yayınını durdurmak zorunda kaldı. 1975-78 yıllarında Ankara’da “Yamçı – Aylık Sosyo-Kültürel Dergi”yi çıkardı. Bu dergi de 16. sayısından sonra ekonomik sorunların yanı sıra dönemin baskıcı koşulları nedeniyle yayınına devam edemedi. Bu derginin son birleşik 7-16.sayısında Çerkes ve Bazı Kuzey Kafkasya halklarının özgün alfabeleri örnekli ve açıklamalı olarak yer aldı.  Ayrıca “Nartların Sesi” (1977) ve “Ğuaze” (2004-2005) gazeteleri ile «Nart» (1984-86), “Kafdağı” (1987-88) dergilerinin de yayınlayanları ve yazarları arasında yer aldı.  Yayınlanan kitaplarına gelince; Adıgece’den Türkçe’ye çevirdiği (10), Osmanlıca’dan günümüz Türkçesi’ne aktardığı (3), Osmanlıca ve Türkçe’den Adıgece’ye çevirdiği (3), kendi derlediği ve yazdığı (7) olmak üzere 23 kitap yayınlamıştır.            Anadili olan Çerkesçe (Abdzah diyalekti ve sonradan öğrendiği Kaberdey diyalekti) ile Türkçe (çok iyi), Osmanlıca (iyi), Arapça ve Almanca (az), Farsça ve Rusça (çok az) bilmektedir.   ESERDEN KISA KISA p>  p> Kış günü kısaydı ya geçip gitti,  Güneş de yamaçtan çabucak aştı, Uzun gece gelip dereye çöktü, Benim de kalbime şöyle düştü:   ЩIымахуэ махуэр кIэщIти кIуащ,p> Дыгъэри псынщIэу бгым къухьащ.p> Жэщ кIыхьыр псыхъуэм къыдыхьащ,p> Сэри мыпхуэдэу сигу къихьащ. (s.15)p> Varıp Ahmet'e gideyim de  Birkaç haber anlattırayım, Öylece sözü getirip bizim buraya, Köyümüzün tarihini öğreneyim. (s.15)   Ахьмэд и дежкIэ секIуэкIынщи,p> Хъыбар зыбжанэ жезгъэIэнщ.p> Аурэ ди щIыпIэм къэзгъэсынщи,p> Ди къуажэ тхыдэр зэзгъэщIэнщ. (s.15)p> Öyle düşünürdü herkes, Ayıptan özenle kaçınırlardı. O yüzden düğünleri hep güzeldi. Adıge halkı da bundan onur duyardı.   Evet zaman geçiyordu hızlı. Yaşam koşulları ağırlaşıyordu iyice, Uğursuzluk insanları buluyordu, Ruslar köyleri yakıyorlardı. (s.24)    Sakin bir oğlan yaşardı Kubatéy’de Kötü insanlardan korkmazdı. Yiğitliği yok dersen yanılırsın. Öyleydi, Mışşekue idi adı.   Gümüş kemeri takılıydı, Kama kısa bıçakla yanındaydı keskin. Fişeklerde kurşun, barut sıkısı vardı. Ok-yay takımı da omuzundaydı. (s.27)   - Eh, Jezeyler, hakkınızdan gelmez miyim? Yiğitliğimi size göstermez miyim? Hat’u, öyle diyerek köye varıyor. İlk karşılaştığına kaması erişiyor. (s.32)   Yakıştırıp Prens kızına kimse, Kaçmış olabileceğini düşünmüyordu, Farklı düşünceler gelse de akla çabuk, Nereye gittiğini kimse bilmiyordu!   Acısı ikiye katlanan Kubat, Ne düşüneceğini bilmiyordu. Üzerine abanmış saydığı hayat, Öfkelendirmiş her yere sürüyordu! (s.38)   Kalbe dokunan şarkı-ağıt söylüyorlar. Sanırsın Pısıjj kıyısında ihtiyarlar Eşlikler, şarkıya ne de güzel uyar! Halkın kahramanlarını duyururlar (s.42)   Yola çıkıyor iki grup kendi yolunda. Grubun biri gidiyor İstanbul tarafına. Diğeri de yöneliyor memleketine. Fırtına kopuyor her birinin kalbinde. (s.44)   Böyle deyip kadınları çıkardı. İki köleyi köye saldı. Büyükleri hemen toplayarak, Prens, kararını açıkladı. (s.47)   Bugün bizim size gelmemiz, Tatsız bir iş yüzündendir. Sanmadan kötü bir şey çıkacağını, Hat’uw idi misafirinizi bıçaklayan! (s.49)   Mışşekue yaşıyordu Mezıkueşşexu’de, Güzel Şerife’de onunlaydı. Onları kimse görmüyordu. Yarda insan yaşasın kimse ummazdı. (s.51)   İşte, özgür köylünün isyan edip Prensin karizmasını çizdiği de oldu. İşin sonunda o yüzden çıkan Kavgada, Prens'in vurulduğu da oldu. (s.54)   Pek çok Adıge yok oldu açlıktan Anlatırdı; kıtlık dolaşırdı acı acı. Aç bebe, annesini çağırıyordu, Anne de yatmış can veriyordu.   Bolet, çıktığında İstanbul yoluna, Eceli karşılıyordu yürüyüp giderek, Yedi evladını götürüyordu yanında, Dört büyüğünü götürebildi Türk toprağına. (s.61)   Çok gece geçiriyor uykusuz yataksız. Şu yaşadığını sayıyor tümüyle değersiz. Kendini doğmuş sayıyor annesiz. Ömrü geçtiğinden adamın vatansız. (s.65)   Bolet, Türkçe konuşuyor, Büyüğün anladığı azdır Zorlansa da genç daha iyi beceriyor. Olup biteni Bolet’e anlatıyor.   Türkiye'deymiş bu iki kardeş, Çok da sıkıntı yaşamışlar. Güçlükle geçirip iki yılı, Sabırları çatlamış.   Şimdi dönüyorlar Ata Yurduna, Kaçak olarak yaz ortasında, Lakin hiç de kolay gelmemişler, Kazanmadıkça lokma bulamamışlar. (s.86)   Az insan göçmedi İstanbul'a da, Yaşıyor Alhesçırlerin Hat’ıhuşşokue de. Yaşıtın Ademokue Ğul de Şıbzıhue P’at da, Haşşıkue Tıkue de… (s.93)   Habıt’e, söz dinle deli olma, Bir taş hiçbir zaman olmaz Kale! Dostsuz yaşamak zordur, Vatansız olursan daha da beterdir! (s.99)   Çoluk çocuk bindiriliyor kağnılara. Daha yiğit olanlar biniyor atlarına . Öküzlerin tuşaklarını tutuyor gençler, Dökülüyorlar bilinmez Vatan yoluna… (s.102)   Kubat, İstanbul'a göçüp gitti. Çoğunu Prens yanında götürdü. Kırk aileydi geride kalan. O kadardı köyümüzde kalan! (s.106)   Alhesçırey tek kişi kalmadan Kalkıp Psıjj ardına göçtü, Mızmızlanan kimse çıkmadı, Güzel karar içlerine sindi. (s.107)   Götürelim de Mudaveyi köye. Sunalım Jereşştı nineye, Seçsin ne istiyorsa anne. Yerine getirelim karar neyse. (s.137)   Hağundıkuey, suyun öte yakasında, Köy olarak üç yıl yaşadıktan sonra, Kasey, göç edip geldi mahallesiyle, Yerleşti köyün biraz kuzeyinde… (s.149)   Yishak, Kasey’i bıraktı. Takipçi giden gruba döndü: -Yiğitçe iş başardınız ya, Yarın başlıyoruz kutlamaya… (s.162)   …Rus padişahı acımasız padişah, Açık kalple bugün beddua ediyoruz sana. Gücü sınırsız Yüce Allah’ımız, Şu bir kan emiciyi bizim için lütfen yok et! (s.181)   Kırk dört yıla yakın Yaşamışken Jjak Vadisi'nde Yishak köylüyü topluyor, Kararını açıklıyor. (s.196)   Yeni yer hiç de fena değildi. Hayvancılığa da çok elverişliydi. Ekin-dikin yeri pek fazla değildi. Lakin yeterliydi, köy pek büyük değildi. (s.198)   ПсэупIэщIэр Iейкъым зыкIи, p> Хуэгужт хуабжьу Iэщ щыпхъункIи.p> ИIэ вапIэ – сапIэр куэдкъым – p> Ирикъунущ, къуажэр инкъым.p>  strong>p> Arka kapıdan çıkar çıkmaz, İki genç saldırıyor üstüne. Nanuw’a yamçıyı örtüyorlar. Ata yükleyip hızla kaçıyorlar. (s.201)   Хэгъуэгубжэм зэребакъуэу p> ЩIалитI къопхъуэр накIуэ–пакIуэу,p> Нану щIакIуэр къытрапхъуэ,p> Шым тралъхьэ, псынщIэу щIопхъуэ.p>   Üç gün üç gece sürdü düğün. Sonra tüm konuklar dağıldı. Yalnızca ev halkı kaldı. Tencere tabak toparlandı. (s.208)   Köy adını da değiştirdi. Alesçırler de ayrıldı. Hayat çok da zorlaştı. İnsanlara da çok çektirdi. (s.245)   Къуажэм цIэри ихъуэжащ.p> Алъэсчырхи дэкIыжащ.p> ГъащIэр хуабжьу гугъуи хъуащ,p> ЦIыхум яфэм куэд дихащ. (s.245)p> TEMENNİp> Umarım duyarlı toplumumuz, ömrünü toplum hizmetine adayan kıymetli toplum önderini, onlarca harika eserle dilimizi nakış nakış işleyen Adıge dilinin bu büyük ustasını, bu değerli hatibi layıkıyla tanır, eserlerinden yeteri kadar faydalanır!p> “Bir Köyün Hikayesi / ALHESÇIREY” in çok fazla kişiye ulaşması, çok daha fazla kişi tarafından okunması, eserden toplumumuzun âzâmi derecede istifade etmesi temennisiyle...p> {gallery}/haber/federasyon/2021/Alescirey_Koyu{/gallery}p>  nanYemuz Nevzat Tarakçı

Martin Koçesoko Davasında Karar 1 Mart’ta Açıklanacak

Kabardey Balkar Cumhuriyeti’nde faaliyet gösteren Xabze Xase (Xabze Derneği) Başkanı Martin Koçesoko’nun, haksız bir uyuşturucu suçlaması ile yargılandığı davanın bugün 12. duruşması görüldü. Duruşmayı Martin Koçesoko’nun yakınları ile sivil toplum kuruluşlarının temsilcileri de izlediler. Nartkala Adliyesinde görülen duruşmada, Martin Koçesoko son savunmasını yaptı. Mahkeme davaya ilişkin kararın 1 Mart 2021 tarihinde saat 10:00 da açıklanacağını duyurdu. {gallery}/haber/federasyon/2021/210226_Martin_Koceseko{/gallery}div> div>nanKaffed

KAFFED Yönetim Kurulu Toplandı

21 Şubat akşamı yapılan Yönetim Kurulu toplantısında 23 Şubat Çeçen-İnguş Sürgünü’nün 77. Yılı nedeniyle yayınlanacak afiş ve metinler gözden geçirilerek bir canlı yayın planlaması yapıldı. Yönetim Kurulu üyesi Şahin Sayılgan konuyla ilgili yetkilendirildi. 8 Mart Dünya Emekçi Kadınlar Günü için planlama yapıldı. Kadın Katılımı Çalıştayı sonuç bildirgesi ve raporlarının bu tarihe kadar hazırlanması ve bir canlı yayın yapılması önerisi benimsendi. 14 Mart Adıge Dil Günü için planlamalar yapıldı. Genel Başkan Yardımcısı ve Anadili Komisyonu Koordinatörü Adnan Arslan bilgi verdi. Genel Başkan Yardımcısı Ünal Uluçay koordinasyonunda 21 Mayıs Çerkes Soykırımı ve Sürgününün 157. Yılı için çalışacak komisyon görüşlerini aktardı. KAFFED Tüzüğündeki yapılması gereken değişiklikler ile ilgili gelen öneriler hakkında bilgi veren yönetim kurulu üyesi Mustafa Aziz Özbek, 25 Şubat’ta öneri gönderme süresinin dolacağını, ilgili komisyonun gelen önerileri kendi içerisinde değerlendirerek Yönetim Kurulu ve Başkanlar Kurulu’nun görüşüne sunacağını ifade etti.nanKaffed

Soma Derneğimiz Yeni Yerinde

Manisa’nın Soma ilçesinde faaliyet gösteren Soma Kafkas Kültür Derneğimiz Soma Belediyesi ile işbirliği içerisinde yeni bir hizmet binasına taşındı. Soma Belediyesi tarafından tahsis edilen ve etrafı yeşil alan olan iki katlı hizmet binasında dernek faaliyetleri, eğitim, toplantı ve folklor çalışmaları için bölümler yer almaktadır.İlçenin sosyal ve kültürel yaşamına önemli bir katkı sağlayacak olan Dernek Binamızın hayata geçirilmesi nedeni ile Soma Belediye Başkanı Sayın Ali Tulup’a, Soma Kafkas Kültür Derneği Başkanımız Sayın Metin Apaydın’a, Derneğimiz Yönetim Kurulu Üyelerine ve katkı veren herkese teşekkür ediyoruz.Dernek Başkanımız Sayın Metin Apaydın, pandemi şartları nedeni ile şu anda gerçekleştirilemeyen açılış töreninin sağlık koşulları elverdiğinde geniş katılımla yapılacağını bildirdi. Umuyoruz ki en kısa zamanda açılış töreninde bir araya geliriz.p> {gallery}/haber/federasyon/2021/210223_Soma_Der_Yeni_Bina{/gallery}p>nanKaffed

TDK ile Sözlük Çalışmalarımız Sürüyor

Türk Dil Kurumu (TDK) Başkanı Prof. Dr. Gürer Gülsevin ile Çerkesce ve Abazaca sözlük çalışmalarımız için 2. kez buluştuk. Anadili çalışmalarından sorumlu Genel Başkan Yardımcımız Adnan Arslan, Genel Sekreterimiz Serpil Dizdarlar ve Abhazya Çalışma Grubu üyemiz Prof. Dr. Erol Taymaz Abazaca örnek sözlüğümüzü de kuruma takdim ettiler. Ayrıca TDK Sözlüğünde "Çerkes" adının yazımı hakkında da görüşlerimizi ilettiler. Yapıcı yaklaşımı için Sayın Gülsevin’e teşekkür ederiz. nanKaffed

Gündem: Karar Alma

Kafkas Dernekleri Federasyonu (KAFFED) Girişim ve İstihdam Komisyonunun her hafta düzenlediği eğitim serisinin bu haftaki konuğu eğitimci, yazar ve konuşmacı Fırat Çapkın olacak. Farklı sektörlerden alanında uzmanlaşmış eğitimcilerle buluşma imkanı sunan eğitim serisinde Fırat Çapkın “Karar Alma” surecinde bilgi ve deneyimlerini paylaşacak. 27 Şubat 2021 Cumartesi günü saat 14.00’da gerçekleştirilecek olan eğitimin kontenjanı 100 kişi ile sınırlı olacak. Katılım sağlamak için, aşağıda yer alan linkten katılım formunu doldurabilirsiniz. https://forms.gle/Uux5E9MWM7aqbsyA8strong>p> Fırat Çapkın Kimdir?p> 1976 yılında İstanbul’da doğdu. Anadolu Üniversitesi Sosyal Bilimler-Sosyoloji bölümünü bitirdi. Kariyer yolculuğuna çok uluslu bir Amerikan şirketi olan Xerox’ta başladı. Saha satış deneyimlerini, sıcak satış tecrübelerini edinmekle birlikte, satışın ve satış yönetiminin incelikleriyle tanıştı. Satış konusunda uygulamalı eğitimler aldı. Türkiye’nin en büyük şirketlerinin sahiplerinin ve üst düzey yöneticilerinin katıldığı konferansları ve ekipleri yönetti. 2004 yılı itibariyle yönetim-yeniden yapılanma-organizasyonel değişim konularında yönetim danışmanlığı, şirket yöneticilerine birebir eğitimler ve koçluk; tekstil, otomotiv, turizm, inşaat, bilgi-işlem, telekomünikasyon, çağrı merkezleri, perakende, dayanıklı tüketim ürünleri, lojistik, toplu taşımacılık, beyaz eşya ve uluslararası denetim kuruluşlarına yönetim, pazarlama, satış, müzakere ve organizasyonel değişim konularında 65.000 kişiye eğitimler, 95 şirkete danışmanlık hizmetleri verdi. Birçok dergide yayınlanmış 15’in üzerinde makalesi bulunan Çapkın, 2005-2011 yılları arasında dünya devlerinden biri olan TÜV SÜD AG’nin pazarlama direktörlüğünü ve danışmanlığını yaparak, Türkiye’ye kazandırılmış olan TÜVTÜRK Araç Muayene İstasyonları projesinde görev aldı. Yine TÜV SÜD Grubu ile beraber tekstil ve sistem denetim bölümlerinin reorganizasyon çalışmalarını yönetti. Ayrıca, eğitim grubunun kurulmasında yönetim kuruluna danışmanlık yaptı. Tüm bu projelerde kar/zarar, bütçe, ekiplerin kurgulanması ve yönetimi gibi kritik çalışmaları yürüttü. Grup adına Almanya, Doğu Avrupa, Hindistan, Bangladeş, Azerbaycan, Gürcistan gibi ülkelerde İngilizce ve Rusça eğitimler verdi. Öğrenmeyi ve bildiklerini öğretmeyi motto olarak benimseyen Çapkın; dinamik ve farklı eğitim projelerine devam ediyor. Evli ve bir çocuk babası olan Çapkın, özel uçak pilotu lisansına sahiptir. Sanayi odasının ilk 1000 listesine yer alan 4 şirketin yönetim kurullarına danışmanlık yapmakta, İngilizce, Rusça bilmekte, temel düzeyde Yunanca konuşabilmekte; akordeon, bateri, buzuki çalmakta, Afrika Davulları ve Çerkes Kamaları koleksiyonu sahibidir.nanKaffed

23 Şubat 1944 Çeçen-İnguş Halklarının Sürgünü

23 Şubat 1944 tarihinde gerçekleştirilen Çeçen-İnguş Sürgünü’nün yıldönümünde, insanlık tarihinin kara sayfaları arasında yer alan bu etnik temizlik uygulaması sırasında sürgün yollarında ve sürgünde yaşamını yitirenleri rahmetle anıyoruz. 1944, Şubat… O yılın kışı işte, o yılın,Sivri kama misali,İnsanın bağrına saplanıp da yaşananKışı işte o yılın!O yılın hiç yazı olmadı ki…Kanayan yüreğimin yarası kapanmadı ki hiç!İçimi kavurarak süren o yılın kışıOn üç buzlu ayaza dönüştüVe daha bir başka soğuduTamı tamına on üç kez! Sibirya’da dona dönmüş on üç yılSaplanır içime on üç anıt misali.On üç yıldan uzun süren o tam on üç yarayaDeva olmaz zaman denen sonsuzluk! Zelimhan Yandarbiyev 1944 ÇEÇEN-İNGUŞ HALKLARININ SÜRGÜNÜ 1941 yılının Haziran ayında Sovyetler Birliği’ne karşı saldırıya geçen Almanlar, hızla ilerleyerek Kafkasya’ya doğru yöneldiler. 1941–1942’de, Kafkasya’daki petrol üretim bölgelerine sahip olmayı amaçlayan Almanlar, Sovyetler Birliği’nin Azerbaycan’dan sonraki en zengin petrol rezervlerine sahip Çeçenistan’ın Grozni petrol bölgesini ele geçirmek için harekete geçtiler. Alman birlikleri, 1942 sonbaharında Çeçen-İnguş Cumhuriyeti’nin bazı bölgelerini işgal etmelerine rağmen Grozni’ye girmeyi başaramadılar ve Stalingrad yenilgisinden sonra Kuzey Kafkasya’dan çekildiler. Ancak, Almanların Kafkasya’dan çekilmesinin hemen ardından yerel nüfus büyük oranda Kızıl Ordu’ya bağlı kaldığı halde yerel Komünist Partisi saflarında ve devlet kurumlarında hızlı bir tasfiye hareketi başladı. Sovyet yönetimi, Almanların Sovyet topraklarındaki ilerleyişinden başta Çeçen ve İnguşlar olmak üzere Kalmıklar, Balkarlar, Karaçaylar, Mesket Türkleri, Kırım Tatarları ve Volga Almanlarını sorumlu tuttu ve onları ihanet içindeki halklar olarak topraklarından sürme kararı aldı. 7 Mart 1944’te ülkede yaşayan tüm Çeçen ve İnguşların sürgün edilmesi kararı yayımlandı ve Çeçen-İnguş Özerk Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti’nin (ÖSSC) feshedilerek yerine Grozni Oblastı’nın kurulduğu açıklandı. Kararın gerekçesi ise şu şekilde ifade edildi: “Büyük Anavatan Savaşı’nda, özellikle Nazi Almanlarının Kafkasya operasyonları sırasında Çeçen ve İnguşların çoğunluğu anavatana ihanet ederek faşist işgalcilerin tarafına geçmiştir. Çeçen ve İnguşlar, Almanların talimatı üzerine Sovyet yönetimine ve güçlerine karşı savaşmışlar ve uzun zamandır komşu bölgelerdeki kolektif çiftliklere karşı haydutça saldırılar düzenleyerek Sovyet vatandaşlarını soymuşlar ve öldürmüşlerdir. Bundan dolayı Yüksek Şura Kurulu, Birinci Çeçen-İnguş ÖSSC’sine bağlı ve komşu bölgelerdeki Çeçen ve İnguşları SSCB’nin diğer bölgelerine göndermeye ve Çeçen-İnguş ÖSSC’sini lağvetmeye karar vermiştir.” Kararın ardından, 23 Şubat 1944’te Kızıl Ordu birlikleri Çeçen ve İnguşların yaşadıkları bölgeleri kontrol altına alıp sürgünü başlattılar. SSCB’den Avrupa’ya kaçarak İngiltere’ye sığınmış olan Albay G. Tokayev, sürgünün başlangıç hadiselerini şöyle anlatmaktadır: “Daha 1944 yılında Kuzey Kafkasya, özellikle Çeçen-İnguş bölgeleri, NKVD (Stalin’e bağlı İçişleri Bakanlığı Halk Komiserliği) mensupları ile doldurulmaya başlanmıştı. Ertesi gün, Kızıl Ordu Günü arifesinde her tarafta mitingler düzenlenmişti. NKVD albayı kürsüye gelerek şöyle dedi: “Esas mevzua girmeden evvel şunu haber vereyim ki, miting NKVD birlikleriyle çevrilmiştir ve bütün firar teşebbüsleri derhal ve yerinde kurşuna dizilerek cezalandırılacaktır.” Ahali neye uğradığını bir türlü anlayamıyordu. Albay elini kaldırarak başının üzerinde bir daire çizdi. Bu bir işaretti. Etraftan mitralyözler şakırdayarak onun sözlerini teyit etti. Birkaç kişi hançerini çekerek albayın üzerine atlamaya teşebbüs etti ise de makineli tüfeklerin ateşi onları bir yaprak gibi düşürdü. Birisi firara kalktı ise de, onu da mitralyöz ateşi biçti. Genç bir İnguş mitralyözcünün üzerine atıldı. O da aynı akıbete uğradı. Sağ elinde bir tabancayı, sol elinde de Milli Emniyet Komitesi’nin kararnamesini tutan albay sözlerine devam etti: “Adil ve âkil Stalin siyaseti sizin çok milliyetli sosyalist vatanında inkişâf etmeniz için her şeyi yaptı.” Herkes başları önünde bu mutat sözleri dinliyordu. Fakat albay bütün Çeçen-İnguşları Almanlarla iş birliği yapmakla suçlayınca, bütün halk bir ağızdan bağırmaya başladı: “Yalan, iftira! Biz Almanlara yardım etmedik!” Tokayev’in bu anlattıkları, 1954 yılında Batı’ya iltica etmiş sabık NKVD subayı Yarbay Grigori Stepanoviç Burlutskiy tarafından da doğrulanmaktadır. Burlutskiy’e göre alay kumandanı muavini kürsüye çıkmış, kısa ve kuru nutkunda Komünist Partisi ile Sovyet Hükümeti’nin kararını ilan etmiştir. Kararın muhtevası şu şekildedir: “Sovyetler Birliği toprakları Alman faşist orduları tarafından işgal edildiği zaman Çeçen-İnguş Muhtar Sovyet Cumhuriyeti ahalisi Çeçenler ve İnguşlar Alman ordularına yardım ettiler. Bunu nazara alan Komünist Partisi ve Sovyet hükümeti, Çeçen-İnguş ÖSSC halklarını Sovyetlerin başka bölgelerine göç ettirme kararı vermiştir. Herhangi bir mukavemet ve emirlerimizin icrasında boyun kaçırmak yolundaki teşebbüsler partinin ve Sovyet hükümetinin kararlarına itaatsizlik telakki edilecek ve ordu ikaz etmeden silah kullanacaktır.” Her aileye 20 kg bagaj için izin verildi ve arkalarında kalan evleri, toprakları ve büyükbaş hayvanlarına Rusya Sosyalist Federatif Sovyetler Cumhuriyeti (RSFSC) tarafından el konuldu. Stalin’in verdiği emir gereğince 500 bin ila 700 bin Çeçen-İnguş, yük trenlerine bindirilerek başta Sibirya ve Kazakistan olmak üzere Orta Asya’ya sürüldü. Yalnızca 2,000 kişi dağlara kaçabildi. Birkaç gün su ve yiyecek verilmeden hayvan vagonlarında yapılan yolculuk sırasında insanların yaklaşık %20’si hava koşulları ve açlık nedeniyle hayatını kaybetti. Sürgünün ilk yıllarında iklim koşulları, ağır çalışma ve salgınlar sonucunda pek çok kişi daha hayatını kaybetti ve Çeçen ve İnguş halklarının nüfus kayıpları arttı. Her 10 eve bir gözlemci verilmek suretiyle polis devleti mantığı ile kontrol edilmek istenen Çeçen ve İnguşların her ay kendilerini kaydettirmeleri de zorunluydu. Sürgünde dahi rahat bırakılmayan bu insanların birçok şey için polisten izin alması gerekiyordu. Bulundukları mekandan yalnızca üç kilometre uzaklaşmaları dahi yasaktı. NKVD tarafından gerçekleştirilen sürgün büyük bir gizlilik içinde yapılmıştı. Olaydan ancak iki yıl sonra, 26 Haziran 1946’da zorunlu göç “İzvestiya” gazetesinde küçük bir haber olarak yer aldı. Bununla birlikte, sürgün yerleri ve durumları ancak 11 yıl sonra, yani 1955’te anlaşılabildi. RSFSC Üst Konsey Prezidyumu, Prezidyum Başkanı İ. VIasov ve Sekreter P. Bahmorov’un imzaladıkları bir bildiriyle Kırım Tatarları ve Çeçenlerin SSCB’nin değişik yerlerine sürüldüğünü onayladı. 26 Kasım 1948’de yayınlanan bir bildiri ile de, sürgünlerin yurtlarına geri dönme haklarından mahrum olarak, süresiz sürgünde kalacakları bildirildi. Sürgün yerleri, durumları ve yaşayışları hakkında bilgi ancak sürgünden 11 yıl sonra verildi.23 Şubat 1944’te başlayan ve üç günde tamamlanan sürgün Çeçen-İnguş halkının maruz kaldığı en büyük felaketlerden biri olarak tarihe geçti. Cephede savaşan Çeçen ve İnguşların henüz evlerine bile dönmediği bir sırada gerçekleştirilen böylesine bir sürgünü meşru gösterecek herhangi bir delil mevcut değildi. Nitekim, Stalin’den sonra Sovyetler Birliği’nin başkanlığına gelen Kruşcev 25 Şubat 1956 tarihinde Parti’nin 20. Kongresi’nde yaptığı konuşmada “Aklı başında bir insanın; kadın, çocuk, yaşlı, komünist ve komsomol ayrımı yapmadan tüm milleti, bireylerin veya bir grup insanın yaptığı hareketlerden sorumlu tutmak suretiyle toplu halde sürgün ederek cezalandırmasını anlaması zordur.” ifadesini kullandı. Kararın gerekçesi olarak “Nazi iş birlikçiliği” öne sürülmüştü; ancak Stalin’in amacı geçmişteki isyanlarından dolayı Kuzey Kafkasya halklarını cezalandırmak ve onların Türkiye topraklarına planlı göçünü engellemekti. Haybah Katliamı Bu sürgün sırasında çok sayıda katliam gerçekleştirildi. Bunlardan biri de Haybah köyünde gerçekleştirilen ve çoğunluğu kadın ve çocuk olmak üzere 700 kişinin ölümüne neden olan katliamdı. NKVD polisleri Haybah köyü halkını kadın, erkek, ihtiyar, çocuk ayrımı yapmaksızın ahırlara doldurarak diri diri yaktılar. Adalet Bakanı eski yardımcısı iken, buraya gönderilerek askeri birliğe katılmaya zorlanan Ziyaudi Malsagov, 27 Şubat 1944 günü Haybah’da gerçekleştirilen katliamı şöyle anlatmaktadır: “Cumhuriyet’in diğer bölgelerindeki Çeçenlerle İnguşlar vatanlarından sökülüp Kazakistan’a yollanmaktaydı. Fakat buradakileri nakletmek mümkün değildi. Çevre avullardan toplanan halk yola çıkarıldı. Hastalar, yaşlılar ve zayıflar, ertesi günü helikopterlerle taşınacakları söylenerek arkada bırakıldılar. Kadın, çocuk ve gençlerin bir kısmı da onlarla kaldı. Kalanlar 650-700 kişi kadardı. 27 Şubat 1944 günü sabah saat dokuzda çevre avullardan ve Haybah’tan toplanan bu insanlar bir ahıra sürüldü. Bu ahıra,Lavrentiva Pavloviça Beriya’nın “Örneklik Beygir Ahırı” denilmekteydi. Bu ahıra daha önce, dışardan ateşlenince içeriyi tutuşturacak şekilde kuru ot ve saman yığılmıştı. Bu insanlar ahıra sürülüp üstlerine kilit vuruldu. Ardından ahır ateşe verildi. Ateş tutuştuğu zaman ben fazla uzakta değildim. İnsanlar ahırın kapısını zorlayıp kırdı ve dışarıya çıktı. Gvişiani de o an emretti: “Ateş!” Meğer otomatikler daha önce mevzilenmiş. Otomatların biçtiği ceset yığınları kapı çıkışını tamamen kapattı. Bir iki kişi firara kalkıştı. Onları da öldürdüler. 650-700 insan ahırın içinde cayır cayır yakılarak öldürüldü.” Sürgün sırasında çok sayıda Çeçen’in ölümüne neden olan bir başka hadise de Sotni köyünde yaşandı. Çeçen ve İnguşları sürmekle görevlendirilen Kızıl Ordu askerleri ve NKVD polisleri, Sotni köyü erkeklerini topladıktan sonra, yine çoğunluğu kadın, çocuk ve yaşlılardan oluşan çok sayıda Çeçen’i, buzun onları taşımayacağını bildikleri halde buz tutmuş Galanşoh gölünü geçmeye zorladılar ve binlerce Çeçen, Galanşoh gölünde can verdi. {gallery}/haber/federasyon/2021/cecen_surgunu{/gallery}p> nanKaffed