21 Mayıs Çerkes Sürgünü Nalçik’te Anıldı

  20 Mayıs akşamı Nalcik Pse Jig (hayat ağaci) anıtındaki anma töreninde program aksam saat 18:00'de başladı. Cumhuriyetin farklı bölgelerinden gelen sanatçılar ağıtlar seslendirdiler. Akşam saat:20.00 civarında ise 101 yıl süren Kafkas-Rus savaşlarını temsilen 101 adet mum yakıldı ve ışıklı fenerler uçuruldu. 21 Mayıs sabah saat 10.00 civarında ise 40 kadar faşeli atlı önde olmak üzere yürüyüş korteji, Lenin caddesinin sonunda bulunan tren istasyonu önünden hareket etti. Yoğun bir katılımla gerçekleşen yürüyüşte önde faşeliler ve Lenin caddesini enine kaplayan büyüklükte olan kortej Adığe bayrağı taşıyarak ilerledi. Lenin caddesinden shogentsuk caddesine geçilerek hatukshoko parkındaki anıta ulaşıldı. Saat 11.00 civarında devlet erkanının da hazır bulunduğu tören başladı. Vatanı için hayatını kaybedenlerin anısına saygı duruşu yapıldı. Kültür bakanı Fire Ruslan dışında bir kaç katılımcı daha günün anlam ve önemine dair konuşma yaptılar. Ancak, Cumhurbaşkanı Kanokho Arsen törene katılmadı.nanKaffed

Abhazya’dan Uluslararası Öğrenci Konferansına Katıldılar

  Abhazya’lı öğrenciler Âmânda Guınba ( Sohum ortaokulu no10) Esma Cuğelya ( Bambora ortaokulu ) her yıl İstanbul’da düzenlenen uluslararası öğrenci konferansına katıldılar. Âmânda ile Esma, fizik ve kimya ile ilgili sunum yaptılar, düzenlenen sergiye katıldılar. Aldıkları derecelerle önümüzdeki yıl düzenlenecek olan konferansa katılma hakkı kazandılar. Öğrencileri İstanbul’a eğitim bakanı yardımcısı Arda Aşba ile bakanlık uzmanı Astanda Çolokua getirdiler. KAFFED AÇG Çeviri: Ajiba Faruk Mert Kaynak: govabk.orgnanKaffed

21 Mayıs Sürgünleri Anma Günüdür

  Bugün Abhazya’da Kafkasya’daki savaşta şehit olanların anısına anma günü düzenlendi. Sürgün anıtına Devlet Başkanı Aleksandr Ankuab, Dvlet Başkanı vekili Mihail Lagua, başbakan Leonid Lakerbaya, güvenlik sekreteri Stanislav Lakoba, cumhurbaşkanlığı makam yöneticisi Beslan Kuıbraa, milletvekilleri, devlet görevlileri, bölge ve vilayet yöneticileri, değişik siyasi parti yöneticileri, öğrenciler çelenkler koydular. Törene Suriye’den gelen vatandaşlarımızda katıldı. 27 Eylül 2010’da (sürgünlerin sahili) ressam Gennadi Lakoba’nın eseri Kafkas savaşlarında şehit olan vatandaşlarımız adına yaptırılan anıt açılmıştı. O güne kadar sürgünler 31 Mayıs’ta anılıyordu. 2011 yılından beri 21 Mayıs sürgün günü olarak anılıyor. 19. yüzyıldaki Kafkas-Rus savaşı yüzünden binlerce vatandaşımız anavatanlarını bırakarak yabancı ülkelere (50 devlete) gitmek zorunda kaldılar, sürgünlerin çoğu Türkiye’ye gitti. Bu gün saat 19.00 da Barış Meydanında Kafkas savaşında ölenlerin anısına tören düzenlenecek.   KAFFED AÇG Çeviri: Ajiba Faruk Mert Kaynak: govabk.orgnanKaffed

Kanser Hastalarına Yardım Programı İçin 21 Milyon Maat Ayrıldı

Başbakan Leonid Lakerbaya 2012 yılında kanser hastalarına yardım için devlet programı kapsamında ayrılacak finansman için toplantı düzenledi.   Toplantıya sağlık bakanı Zurab Marşan, zorunlu sağlık sigortası başkanı Valentina Jiypha, enformasyon (Apsnıformasia) müdürü Rustam Adleyba, devlet onkoloji dispanseri başhekimi Lev Argun katıldı.   2012 yılında kanser hastalarına yardım programına devlet 21 milyon maat ayırdı.   Bugünlerde onkoloji dispanserinin onarımı devam ediyor. Onarım tamamlandığında ve gerekli donanım sağlandığında hastaların tedavisi için Abhazya'ya uzman doktorların çağrılması planlanıyor.   Toplantının önemli bölümü basına kapalı yapıldı.   KAFFED AÇG Çeviri : Ajiba Faruk Mert Kaynak : govabk.orgnanKaffed

Abhazya Başbakanı Abaza Sporcuları Kabul Etti

KAFFED (ABHAZYA Ç.G.) Abhazya başbakanı Leonid Lakerbaya dünya şampiyonasında dereceye giren Abaza sporcular; şampiyon Ahra Kusniya, bronz madalya alan Astamır Enik, antrenör Edvard Arstaa, yardımcı antrenör Cumber Bediya ile gençlik ve spor komisyon başkanı Şazina Ayüzba (Ayzıpha)yı kabul etti. Leonid Lakerbaya sporcuları ve antrenörleri alınan dereceler için “biz siz gençlerin Rusya takımı ile ülkenize kazandırdığınız başarılardan gurur duyuyoruz, bu yetişen gençler için örnektir” dedi. Lakerbaya Şazina Ayuzba’yı sporcuların başarılarının duyurulması için adlarının ve resimlerinin bulunduğu afişlerin yollara asılması konusunda görevlendirdi. Sporcularla antrenörlere çiçek ve hediyeler verdi. Ahra Kusniya ile Astamır Enik kendilerinin ülke yöneticileri tarafından kabul edilmelerine teşekkür ederek her zaman başarı için çalışacaklarını söylediler. KAFFED Abhazya Çalışma Grubu Çev.Ajiba Faruk Mert  http://www.govabk.org/  nanKaffed

Vladislav Ardzınba’nın Doğum Günü

KAFFED (ABHAZYA Ç.G.) Bugün Abhazya’nın ilk Devlet Başkanı V. Arzınba’nın doğum günü. Eğer yaşasaydı 67 yaşında olacaktı. V. Arzınba köyü Eşıra’da gömülü. Devlet başkanı vekili Mihail Lagua, meclis başkanı Valeri Bganba, başbakan Leonid Lakerbaya, Rusya’nın Abhazya temsilcisi Semyon Grigoriev, V. Arzınba’nın arkadaşları, savaş gazileri öğrenciler tarafından mezarı ziyaret edildi. Abhazya’nın seçkin devlet adamı, eğitimcisi, ilk devlet başkanı, Vladislav Grigori oğlu Arzınba’nın vakitsiz ölümü, yakalandığı hastalık sebebiyle Moskova’da 4 Mart 2010 yılında gerçekleşti. Arzınba’nın adı Sohum’un ana yollarından birine ve Sohum havaalanına verildi. Adına yapılacak anıtkabir ve barış meydanına dikilecek heykeli için yarışma düzenlendi. Arzınba 1990 yılında Abhazya yüksek konseyi başkanı seçildi. 26 Kasım 1994 yılında Abhazya’nın ilk devlet başkanı seçildi. 1992-1993 savaşında gösterdiği başarılar sebebiyle 1. dereceden kahramanlık madalyası ile ve Abhazya kahramanı unvanı ile ödüllendirildi. V. Arzınba kırka yakın bilimsel eserin yazarıdır. KAFFED Abhazya Çalışma Grubu Çev.Ajiba Faruk Mert  http://www.govabk.org/nanKaffed

Abhazya’da İkinci Dünya Savaşı’nın 67. Zafer Yıldönümü Kutlandı

KAFFED (ABHAZYA Ç.G.) Bugün Abhazya’nın bütün bölge ve şehirlerinde ikinci dünya savaşının ( 1941-1945 ) 67. zafer yıldönümü kutlandı. Sohum’daki kutlama kahramanlık parkına çelenk bırakılarak başlatıldı. Çelenk törenine Devlet Başkanı Aleksandr Ankuab, Devlet Başkanı Vekili Mihail Logua, Meclis Başkanı Valeri Bganba, Başbakan Leonid Lakerbaya, güvenlik sekreteri Stanislav Lakoba, cumhurbaşkanlığı yönetim başkanı ( müdürü ) Beslan Kubraa katıldı. Ayrıca ikinci dünya savaşı ve 1992-1993 savaşı gazileri, hükümet üyeleri ve ülkenin ileri gelenleri ile öğrencilerde parka çelenk bıraktılar. Rusya’nın Abhazya temsilcisi Semyon Grigoriyev Abhazya’da görevli Rus sınır koruma birliği komutanı Sergey Komarevsev de törene katılanlar arasındaydı. Çelenkler bırakıldıktan sonra meçhul asker anıtının önünde miting düzenlendi. Sohum belediye reisi Alyas Labahua miting açış konuşmasında 9 Mayıs’ın bütün kuşakları birleştiren büyük bir bayram olduğunu belirterek “bugün Sovyetler birliğini faşizme karşı canla başla koruyan gaziler aramızda. Onlar büyük savaşa Abhazya’dan katılan 55 bin savaşçının içinde idiler. Bu 55 bin savaşçının 900’ü kadındı. Bu arada pilotlar Mirey Ayüzba ile Dırmit Osiya’yı, topçu Viladimir Haraziya’yı, siyasi yönetici Aleksandra Nazaze’yi, kaptan Arsen Çakariyan’ı vd.yi unutmamamız gerekiyor. Onlar savaşta büyük kahramanlık gösterdiler. Abhazya’dan 22 kişi (Sovyetler Birliği kahramanları) unvanına hak kazandılar. 17 kadarı savaş alanında şehit oldu. Bu isimleri yeni yetişen kuşaklarımız da bilmelidir” dedi. Konuşmasından sonra Sohum yönetimi adına gazilerin 67. zafer gününü kutladı. Mitenge katılanların tamamı savaşta şehit olanlar için bir dakika saygı duruşunda bulundu. Mitingde Abhazya yönetimi adına Beslan Kubraa savaş gazileri birliği başkanı Aleksandr Tarya, savaş gazisi Valentina Şulgina, Sohum yüksek askeri okulu öğrencisi Dmitri Analaya da birer konuşma yaptılar. Mitingin sonunda yüksek askeri okulunun öğrencileri milli savunma bakanlığı orkestrası eşliğinde sahilde yürüyüş yaptı. Yürüyüşün sonunda gazilere ordu yemekhanesinde özel yemek ikram edildi. KAFFED Abhazya Çalışma Grubu Çev.Ajiba Faruk Mert  http://www.govabk.org/nanKaffed

Abhazya Dışişleri Bakanı Cenevre Eşbaşkanları Görüştü

KAFFED (ABHAZYA Ç.G.) Sohum’da Abhazya Dışişleri Bakanı V. Chirikba ile Cenevre görüşmeleri eşbaşkanları  Filipp Lefor (AB), Padrig Merf (AGİT), Anti Turnen(BM)nin görüşmesi gerçekleşti. Görüşme basına kapalı yapıldı. Görüşmeden sonra Filipp Lefor gazetecilere görüşmenin haziranda Cenevre’de yapılacak toplantı ile ilgili olduğunu söyledi. Abhazya Dışişleri Bakanı V. Chirikba, her zaman Cenevre toplantılarından önce Sohum’da, Shinval’de, Moskova’da toplantılar yapıldığını belirttikten sonra “biz görüşmelerde Abhazya ve G. Osetya’nın Gürcistan’nın işgali altında olmadığı ayrıca pasaport ve vize sorunlarını gündeme getireceğiz” dedi. Önümüzdeki Cenevre görüşmeleri 7-8 Haziran’da yapılacak. KAFFED Abhazya Çalışma Grubu Çev.Ajiba Faruk Mert  http://www.govabk.org/nanKaffed

Benim 21 Mayıs’ım…

Benim 21 Mayıs’ım geçmiş-bugün-gelecek yolculuğudur; kendimi keşfederim, ait olduğum toplumun geçmişine uzanırım, köklerime tutunurum ve buradan bir gelecek tasavvur ederim. 21 Mayıs bana der ki, sen Kafkasyalısın, sen Çerkessin, sen Abhazsın; sen acımasız bir savaşın kırdığı ve trajik bir sürgünün Anadolu’ya savurduğu bir halkın ferdisin; sen parçalanmış bir toplumun zerresisin, doğal yatağından saptırılmış bir nehrin damlası. Ve 21 Mayıs der ki bana, işte geçmişin bu, bugünün gerçekliğini de üstüne ekleyip bir gelecek inşaa et... Evet, 21 Mayıs sayesinde keşfederim kendimi ve ait olduğum toplumu. Şimdi İstanbul’un Anadoluhisarı’na demirlemiş olan hayatımın, binlerce yıl önce Kafkas dağlarının Karadeniz’e inen eteklerinde yakılmış bir ateşin kıvılcımı olduğunu, 21 Mayıs söyler bana. Belki Dal-Tsabal yamacında, belki Soçi-Gagra sahilinde... Lıhnı’da, ya da Eşera’da... illaki Abhazya’nın koynunda tohumlanmış binlerce yıllık bir hayat zincirinin halkası olduğumu, 21 Mayıs söyler bana. Büyük bir yıkımın ardından salaş bir tekneyle Karadeniz’i aşıp Kefken’e, oradan da Hendek’in Kalayık köyüne ulaşabilen büyük büyük dedem Şervan’dan büyük dedem Yusuf’a, Çanakkale’de meçhul asker safında yatan dedem Hurşit’den baban Fazıl’a ve bana kadar uzanan Anadolu’daki soyağacımın Kafkasya’daki asıl soyağacımın küçük bir eklentisi olduğunu, 21 Mayıs söyler bana. 21 Mayıs bana, binlerce yıl öncesinden bugüne uzanan bir zincirin halkası olduğumu söyler. Ve, bu halkayı ileriye taşıma görevi yükler bana.Bunları duymam, bunları öğrenmem yıllarımı aldı. Hendek’in Kalayık köyünde hayata kanat çırpmaya başladımda, ne yazık ki bunları öğretecek bir rehberim yoktu. Bu köy mahallelere ayrılmış büyük bir Abhaz köyüdür. Bizimkisine Batmahalle denir. Küçük bir dere yatağından başlayıp hafif bir yamaça doğru yükselir. Mahalleyi, kışın bataklığa dönüşen toprak bir yol ayırır. Sağ tarafta Ahaa, Müfüdaa, Humsuçaa, Cugriyaa, Geldımaa, Albataa, Gosaa, Calkanaa gibi farklı sülalelerden aileler yaşardı. Solda ise benim ait olduğum sülalenin (Papaa’ların) evleri vardı ve buraya Papaa-rha (Papaa’ların tepesi-yamacı) denirdi. Bu köyün sakinlerine vadettiği çok şey yoktu; her biri bir avuç toprağa sıkışmış, biraz tarım-biraz hayvancılık üzerine kurulu zor hayatlardı. Kendi dilimizi konuşur, kendi geleneğimizi yaşardık. Köyümüz ve bize benzeyen diğer köylerden ibaret küçük bir dünyamız vardı.Evet, Abhaz olduğumuzu bilir, kendimize ‘Apsua’ derdik. Evet, kendi dilimiz vardı, ‘Apsüfa’ derdik. Ve evet, kendi yaşam öğretimiz-tarzımız-felsefemiz vardı, ‘Apsuara’ derdik. ‘Aleyfa-Akabza’ derdik. Bütün bunları bilir-yaşardık da, gerçekte kim olduğumuzu, hangi tarihi süreçleri geçerek, nereden ve nasıl buralara geldiğimizi pek bilmezdik. Fi tarihinde Kafkasya’dan kopup buralara sürüklenmiş olduğumuz söylencesinden gayri ‘biz kimiz’i bilmeyen, bilincini kaybetmiş, hafızası sıfırlanmış bir koloni gibiydik. Sanki herkes, ‘eskiyi ne kadar çabuk unutursak yeniye o kadar çabuk alışırız’ anlaşması yapmıştı. Evvel’e dair ne varsa silinsin isteniyordu. Birşeyler hatırlayıp mırıldanmaya kalkışanlara da ‘meczup’ muamelesi çekilirdi. Tarihimizle ilintimiz, arada bir fısıldanan kadim öykülerin soyutluğundan ibaretti. ‘Kafkasya’, ‘Abhazya’, ‘Sohum’, ‘Gagra’ gibi adlar ise bu öykülerin ‘dolgu malzemesi’ olmaktan öte pek bir anlam taşımazdı. Velhasılı, geçmişimiz bir masaldı. Zaman geçtikçe silikleşen, sihri azalan, tadı kaybolan bir masal...Koca köyümüzde (ve çevre köylerde) ana-baba kuşağımızda ilkokul aydınlığına bile ulaşabilenlerin sayısı birkaç kişiyle sınırlıydı. Nadiren daha ileri yürümeler ancak abi-abla kuşağımızda başlayabildi. Ne ki, bu memlekette aydınlanmak da bir paradokstu, hem de yıkıcı bir paradoks. Aydınlandıkça küçük dünyalar yıkılırdı, bilinenler unutulurdu, köklerden kopulurdu. Aydınlandıkça kendi kimliğinden uzaklaşılır, başka kimliklere yamanılırdı. Hiç değilse bizim için böyle olmuştur. Okullu olunca öğrendik ki (!) unutmaya bıraktığımız kendi öykümüzün zaten bir hükmü yoktur, defterle- kitapla tescillenmiş daha büyük(!) ve daha gerçekçi(!) başka bir öykünün parçasıyızdır. Anladık ki(!) ‘Türktük, doğruyduk, çalışkandık. Ortaasya’dan Anadolu’ya bir kısrağın sırtında gelmiştik. Ceddimiz Oğuz Kağan’dır, öykücümüz Dede Korkut’...   Derler ki, geçmişini bilmeyenin dünyası gördüğü kadardır. Biz de geçmişimizi unutup, dünyayı bize gösterilenle görmeye başladık. Aydınlanma(!) arttıkça, yani ilkokuldan ortaokula oradan da liseye yükseldikçe ve de köyden kasabaya oradan da kente yürüdükçe, kendi küçük öykümüz iyice silindi, diğer öykünün istilacı gücüne teslim olduk. Bunun da geçici bir hal olduğunu üniversite yıllarında anladık. Anladık ki(!), tüm dünyayı yeniden şekilleyen çok daha büyük, çok daha güçlü öyküler vardı. Diyalektik gibi, sosyalizm ve enternasyonalizm gibi... Eski öyküler hükümsüzdü...Büyük kent her derde devadır. Herşeyi yeniden ve yeniden keşfedersiniz. Daha büyük öykülere sürüklenirken kendi küçük öykünüze de yeniden meraklanırsınız. Dernekler kurulur, arada bir uğrar eskinizle halhamur olmaya çabalarsınız. Ne ki, en büyük öykünün kanadında uçmaya devam edersiniz. 60’lar, 70’ler, 80’ler böyle geçti. Peş peşe gelen dalgalarla sürüklendik. Çok yol aldık, çok... Az gittik uz gittik, 90’lara geldiğimizde bir de baktık ki en başa dönmüşüz. Büyük öykülerin gücü azalmış, yeniden kendi küçük ama sahici öykümüzü keşfe koyulmuşuz. Benim için 21 Mayıs, bu yeniden keşfin nirengisidir. 80’lerin sonunda filizlenip 1991’de Sohum’un eski limanında boy gösteren bir yeniden keşif hali...İlk kez Sohum’da, o koca okaliptüslerle ebedileşen ‘Muhaceret Parkı’nda düzenlenen 21 Mayıs anmasına katılarak köklerime dokundum, ‘ben kimim’ sorusuna cevap buldum. Kendimin ve ait olduğum toplumun geçmişini öğrendim, dünyamın gördüğümden daha büyük, daha geniş ve daha derin olduğunu kavradım. İşte bu yüzden, benim için 21 Mayıs kendi kendine meydan okumadır. Hafıza kaybına, bilinç kaybına meydan okuyup kendi köklerime tutunma ve kimliğine sarılmadır. Kendi gerçekliğini keşfetmedir......Benim için 21 Mayıs, geçmişi unutmadan geleceği düşünme iradesidir. Nasıl bir geçmişim olduğunu öğrendikçe, nasıl bir gelecek öngörebileceğimi de daha iyi bilirim. Bunu ne kadar iyi bilirsem varoluş şansımı o kadar artırırım. Bu, kendim için de ait olduğum toplum için de böyledir...Evet, çok kıyımlar yaşamış ve çok acılar çekmişizdir. Evet, köklerimizden koparılmışızdır, sürülmüşüzdür, haklarımız gaspedilmiştir. Şimdi, geçmişimize dair öğrendiğimiz bu herşeyi bugünün geçerli herşeyiyle ve geleceğin olası herşeyiyle birleştirip harç yapmak ve bu harçla varoluşumuzu inşaa etmek durumundayız.  Geçmiş-bugün-gelecek... Bu üç malzemeyi (parametreyi) ne kadar doğru ve kararında kullanırsak harç o kadar kaliteli ve sağlam olacak. Birinden birini ihmal edersek, ya da birinden birini abartırsak inşaatımız (paradigmamız) kendini taşıyamaz olacaktır.Tüm bu öğrenme-keşfetme sürecinin bana söylediği şudur: Geçmiş unutulamaz, reddedilemez, yok edilemez. Ama geçmişe hapsolunarak da gelecek yaratılamaz. Bu yüzden, benim 21 Mayıs’ım geçmişe saplanma hevesi değil, gelecek inşaa vesilesidir.Benim 21 Mayıs’ım, diyasporadaki benle ve anavatandaki kardeşimi birbirine yakınlaştırır, gelecek birliğine yöneltir. Diyasporadaki bana, kimliğime tutunma ve yüzümü anavatana dönme bilinci yükler. Anavatandaki kardeşime ise, kimliğini yüceltme ve yanıbaşında bana yer açma bilinci. Bu sarmal bilinci ne kadar yükseltirsek, birlik olma kabiliyetimizi ne kadar güçlendirirsek bir gelecek yaratabiliriz. Ve bu geleceği, elbette kendi kaynağımızda yaratabiliriz.Böyle bakınca, önceliğimin geçmiş üzerinden kavga etmek değil, gelecek için alan genişletmek olduğunu daha iyi anlarım. Benim 21 Mayıs’ım, geçmiş uğruna gelecek feda etmek değildir. Geçmiş üzerinden gelecek kurmaktır...Benim 21 Mayıs’ım, geçmişin düşmanlıklarını kutsama töreni değil, geleceğin mümkünatını var etme iradesidir. Velhasılı, geçmişe lanet değil geleceğe umuttur. Umudu yükseltmenin yolu da ‘makus talih’ yakınmasıyla ya da infialiyle sürgünü mutlaklaştırmak değil, dönüşü bayraklaştırmaktır.Bu düşüncelerle, 20 Mayıs’ta Beşiktaş’ta KAFFED’in düzenleyeceği 21 Mayıs anmasına katılacağım. Geçmiş için kederlenip gelecek için umutlanacağım...Sezai Babakuş

Benim 21 Mayıs’ım…

Benim 21 Mayıs’ım geçmiş-bugün-gelecek yolculuğudur; kendimi keşfederim, ait olduğum toplumun geçmişine uzanırım, köklerime tutunurum ve buradan bir gelecek tasavvur ederim. 21 Mayıs bana der ki, sen Kafkasyalısın, sen Çerkessin, sen Abhazsın; sen acımasız bir savaşın kırdığı ve trajik bir sürgünün Anadolu’ya savurduğu bir halkın ferdisin; sen parçalanmış bir toplumun zerresisin, doğal yatağından saptırılmış bir nehrin damlası. Ve 21 Mayıs der ki bana, işte geçmişin bu, bugünün gerçekliğini de üstüne ekleyip bir gelecek inşaa et... +''+ Evet, 21 Mayıs sayesinde keşfederim kendimi ve ait olduğum toplumu. Şimdi İstanbul’un Anadoluhisarı’na demirlemiş olan hayatımın, binlerce yıl önce Kafkas dağlarının Karadeniz’e inen eteklerinde yakılmış bir ateşin kıvılcımı olduğunu, 21 Mayıs söyler bana. Belki Dal-Tsabal yamacında, belki Soçi-Gagra sahilinde... Lıhnı’da, ya da Eşera’da... illaki Abhazya’nın koynunda tohumlanmış binlerce yıllık bir hayat zincirinin halkası olduğumu, 21 Mayıs söyler bana. Büyük bir yıkımın ardından salaş bir tekneyle Karadeniz’i aşıp Kefken’e, oradan da Hendek’in Kalayık köyüne ulaşabilen büyük büyük dedem Şervan’dan büyük dedem Yusuf’a, Çanakkale’de meçhul asker safında yatan dedem Hurşit’den baban Fazıl’a ve bana kadar uzanan Anadolu’daki soyağacımın Kafkasya’daki asıl soyağacımın küçük bir eklentisi olduğunu, 21 Mayıs söyler bana. 21 Mayıs bana, binlerce yıl öncesinden bugüne uzanan bir zincirin halkası olduğumu söyler. Ve, bu halkayı ileriye taşıma görevi yükler bana.Bunları duymam, bunları öğrenmem yıllarımı aldı. Hendek’in Kalayık köyünde hayata kanat çırpmaya başladımda, ne yazık ki bunları öğretecek bir rehberim yoktu. Bu köy mahallelere ayrılmış büyük bir Abhaz köyüdür. Bizimkisine Batmahalle denir. Küçük bir dere yatağından başlayıp hafif bir yamaça doğru yükselir. Mahalleyi, kışın bataklığa dönüşen toprak bir yol ayırır. Sağ tarafta Ahaa, Müfüdaa, Humsuçaa, Cugriyaa, Geldımaa, Albataa, Gosaa, Calkanaa gibi farklı sülalelerden aileler yaşardı. Solda ise benim ait olduğum sülalenin (Papaa’ların) evleri vardı ve buraya Papaa-rha (Papaa’ların tepesi-yamacı) denirdi. Bu köyün sakinlerine vadettiği çok şey yoktu; her biri bir avuç toprağa sıkışmış, biraz tarım-biraz hayvancılık üzerine kurulu zor hayatlardı. Kendi dilimizi konuşur, kendi geleneğimizi yaşardık. Köyümüz ve bize benzeyen diğer köylerden ibaret küçük bir dünyamız vardı.Evet, Abhaz olduğumuzu bilir, kendimize ‘Apsua’ derdik. Evet, kendi dilimiz vardı, ‘Apsüfa’ derdik. Ve evet, kendi yaşam öğretimiz-tarzımız-felsefemiz vardı, ‘Apsuara’ derdik. ‘Aleyfa-Akabza’ derdik. Bütün bunları bilir-yaşardık da, gerçekte kim olduğumuzu, hangi tarihi süreçleri geçerek, nereden ve nasıl buralara geldiğimizi pek bilmezdik. Fi tarihinde Kafkasya’dan kopup buralara sürüklenmiş olduğumuz söylencesinden gayri ‘biz kimiz’i bilmeyen, bilincini kaybetmiş, hafızası sıfırlanmış bir koloni gibiydik. Sanki herkes, ‘eskiyi ne kadar çabuk unutursak yeniye o kadar çabuk alışırız’ anlaşması yapmıştı. Evvel’e dair ne varsa silinsin isteniyordu. Birşeyler hatırlayıp mırıldanmaya kalkışanlara da ‘meczup’ muamelesi çekilirdi. Tarihimizle ilintimiz, arada bir fısıldanan kadim öykülerin soyutluğundan ibaretti. ‘Kafkasya’, ‘Abhazya’, ‘Sohum’, ‘Gagra’ gibi adlar ise bu öykülerin ‘dolgu malzemesi’ olmaktan öte pek bir anlam taşımazdı. Velhasılı, geçmişimiz bir masaldı. Zaman geçtikçe silikleşen, sihri azalan, tadı kaybolan bir masal...Koca köyümüzde (ve çevre köylerde) ana-baba kuşağımızda ilkokul aydınlığına bile ulaşabilenlerin sayısı birkaç kişiyle sınırlıydı. Nadiren daha ileri yürümeler ancak abi-abla kuşağımızda başlayabildi. Ne ki, bu memlekette aydınlanmak da bir paradokstu, hem de yıkıcı bir paradoks. Aydınlandıkça küçük dünyalar yıkılırdı, bilinenler unutulurdu, köklerden kopulurdu. Aydınlandıkça kendi kimliğinden uzaklaşılır, başka kimliklere yamanılırdı. Hiç değilse bizim için böyle olmuştur. Okullu olunca öğrendik ki (!) unutmaya bıraktığımız kendi öykümüzün zaten bir hükmü yoktur, defterle- kitapla tescillenmiş daha büyük(!) ve daha gerçekçi(!) başka bir öykünün parçasıyızdır. Anladık ki(!) ‘Türktük, doğruyduk, çalışkandık. Ortaasya’dan Anadolu’ya bir kısrağın sırtında gelmiştik. Ceddimiz Oğuz Kağan’dır, öykücümüz Dede Korkut’...   Derler ki, geçmişini bilmeyenin dünyası gördüğü kadardır. Biz de geçmişimizi unutup, dünyayı bize gösterilenle görmeye başladık. Aydınlanma(!) arttıkça, yani ilkokuldan ortaokula oradan da liseye yükseldikçe ve de köyden kasabaya oradan da kente yürüdükçe, kendi küçük öykümüz iyice silindi, diğer öykünün istilacı gücüne teslim olduk. Bunun da geçici bir hal olduğunu üniversite yıllarında anladık. Anladık ki(!), tüm dünyayı yeniden şekilleyen çok daha büyük, çok daha güçlü öyküler vardı. Diyalektik gibi, sosyalizm ve enternasyonalizm gibi... Eski öyküler hükümsüzdü...Büyük kent her derde devadır. Herşeyi yeniden ve yeniden keşfedersiniz. Daha büyük öykülere sürüklenirken kendi küçük öykünüze de yeniden meraklanırsınız. Dernekler kurulur, arada bir uğrar eskinizle halhamur olmaya çabalarsınız. Ne ki, en büyük öykünün kanadında uçmaya devam edersiniz. 60’lar, 70’ler, 80’ler böyle geçti. Peş peşe gelen dalgalarla sürüklendik. Çok yol aldık, çok... Az gittik uz gittik, 90’lara geldiğimizde bir de baktık ki en başa dönmüşüz. Büyük öykülerin gücü azalmış, yeniden kendi küçük ama sahici öykümüzü keşfe koyulmuşuz. Benim için 21 Mayıs, bu yeniden keşfin nirengisidir. 80’lerin sonunda filizlenip 1991’de Sohum’un eski limanında boy gösteren bir yeniden keşif hali...İlk kez Sohum’da, o koca okaliptüslerle ebedileşen ‘Muhaceret Parkı’nda düzenlenen 21 Mayıs anmasına katılarak köklerime dokundum, ‘ben kimim’ sorusuna cevap buldum. Kendimin ve ait olduğum toplumun geçmişini öğrendim, dünyamın gördüğümden daha büyük, daha geniş ve daha derin olduğunu kavradım. İşte bu yüzden, benim için 21 Mayıs kendi kendine meydan okumadır. Hafıza kaybına, bilinç kaybına meydan okuyup kendi köklerime tutunma ve kimliğine sarılmadır. Kendi gerçekliğini keşfetmedir......Benim için 21 Mayıs, geçmişi unutmadan geleceği düşünme iradesidir. Nasıl bir geçmişim olduğunu öğrendikçe, nasıl bir gelecek öngörebileceğimi de daha iyi bilirim. Bunu ne kadar iyi bilirsem varoluş şansımı o kadar artırırım. Bu, kendim için de ait olduğum toplum için de böyledir...Evet, çok kıyımlar yaşamış ve çok acılar çekmişizdir. Evet, köklerimizden koparılmışızdır, sürülmüşüzdür, haklarımız gaspedilmiştir. Şimdi, geçmişimize dair öğrendiğimiz bu herşeyi bugünün geçerli herşeyiyle ve geleceğin olası herşeyiyle birleştirip harç yapmak ve bu harçla varoluşumuzu inşaa etmek durumundayız.  Geçmiş-bugün-gelecek... Bu üç malzemeyi (parametreyi) ne kadar doğru ve kararında kullanırsak harç o kadar kaliteli ve sağlam olacak. Birinden birini ihmal edersek, ya da birinden birini abartırsak inşaatımız (paradigmamız) kendini taşıyamaz olacaktır.Tüm bu öğrenme-keşfetme sürecinin bana söylediği şudur: Geçmiş unutulamaz, reddedilemez, yok edilemez. Ama geçmişe hapsolunarak da gelecek yaratılamaz. Bu yüzden, benim 21 Mayıs’ım geçmişe saplanma hevesi değil, gelecek inşaa vesilesidir.Benim 21 Mayıs’ım, diyasporadaki benle ve anavatandaki kardeşimi birbirine yakınlaştırır, gelecek birliğine yöneltir. Diyasporadaki bana, kimliğime tutunma ve yüzümü anavatana dönme bilinci yükler. Anavatandaki kardeşime ise, kimliğini yüceltme ve yanıbaşında bana yer açma bilinci. Bu sarmal bilinci ne kadar yükseltirsek, birlik olma kabiliyetimizi ne kadar güçlendirirsek bir gelecek yaratabiliriz. Ve bu geleceği, elbette kendi kaynağımızda yaratabiliriz.Böyle bakınca, önceliğimin geçmiş üzerinden kavga etmek değil, gelecek için alan genişletmek olduğunu daha iyi anlarım. Benim 21 Mayıs’ım, geçmiş uğruna gelecek feda etmek değildir. Geçmiş üzerinden gelecek kurmaktır...Benim 21 Mayıs’ım, geçmişin düşmanlıklarını kutsama töreni değil, geleceğin mümkünatını var etme iradesidir. Velhasılı, geçmişe lanet değil geleceğe umuttur. Umudu yükseltmenin yolu da ‘makus talih’ yakınmasıyla ya da infialiyle sürgünü mutlaklaştırmak değil, dönüşü bayraklaştırmaktır.Bu düşüncelerle, 20 Mayıs’ta Beşiktaş’ta KAFFED’in düzenleyeceği 21 Mayıs anmasına katılacağım. Geçmiş için kederlenip gelecek için umutlanacağım...+''+Sezai Babakuş