Kenan Alpay Özür Dilemelidir

Habertürk Televizyon Kanalı’nda 29 Eylül 2020 Salı gecesi yayınlanan “Açık ve Net” programında Kenan Alpay tarafından sarfedilen Abhazya Cumhuriyeti ve Güney Osetya Cumhuriyeti’ne yönelik hakaret içeren ifadelere ilişkin açıklama ve özür talebi içeren yazılarımız Kenan Alpay’a ve Habertürk Televizyonu’na gönderilmiştir. nanKaffed

Kenan Alpay Özür Dilemelidir

Habertürk Televizyon Kanalı’nda 29 Eylül 2020 Salı gecesi yayınlanan “Açık ve Net” programında Kenan Alpay tarafından sarfedilen Abhazya Cumhuriyeti ve Güney Osetya Cumhuriyeti’ne yönelik hakaret içeren ifadelere ilişkin açıklama ve özür talebi içeren yazılarımız Kenan Alpay’a ve Habertürk Televizyonu’na gönderilmiştir. nanKaffed

Vakıflar Genel Müdürü Burhan Ersoy’a Tebrik Ziyareti

Genel Başkanımız Yıldız Şekerci ve Yönetim Kurulu üyeleri Vakıflar Genel Müdürü Burhan Ersoy’u ziyaret ettiler. Pandemi nedeni ile gecikmeli olarak gerçekleşen ziyarette Sayın Burhan Ersoy’a, toplumumuzun ve kurumumuzun yeni görevi nedeni ile tebrikleri ve başarı dilekleri iletildi. Federasyonumuz ve çalışmalarımız hakkında Sayın Burhan Ersoy’a bilgi verilerek Vakıflar Genel Müdürlüğü ile işbirliği imkanları değerlendirildi. nanKaffed

Vakıflar Genel Müdürü Burhan Ersoy’a Tebrik Ziyareti

Genel Başkanımız Yıldız Şekerci ve Yönetim Kurulu üyeleri Vakıflar Genel Müdürü Burhan Ersoy’u ziyaret ettiler. Pandemi nedeni ile gecikmeli olarak gerçekleşen ziyarette Sayın Burhan Ersoy’a, toplumumuzun ve kurumumuzun yeni görevi nedeni ile tebrikleri ve başarı dilekleri iletildi. Federasyonumuz ve çalışmalarımız hakkında Sayın Burhan Ersoy’a bilgi verilerek Vakıflar Genel Müdürlüğü ile işbirliği imkanları değerlendirildi. nanKaffed

Bir Yazar Bir Eser : ADSIZ ROMAN – Sema Soykan

“…Cennette savaş yok biriciğim, Ruslar orada öldüremez bizi!” dedikten sonra turkuaz mavisi gözlerini, bebeğini yutan dev dalgalara çevirdi ve devleşen vücudunu Karadeniz’in kara sularına bıraktı…”p> “…Jankat: Osmanlıda çok kalmayacağım. Vazifemi tamamlayıp tez vakit döneceğim. Vatanımı aldılar, ailemi aldılar, sevdiğimi aldılar, yetmedi…”p> “Geldim güzel gözlüm, Janset’im, artık yanındayım. Söz veriyorum seni ömrüm boyunca yalnız bırakmayacağım.” demek için yerinden doğrulduğunda…p> *** Çerkes toplumunun kültürüne, tarihine, sürgüne dair, titiz ve uzun soluklu araştırmanın ürünü olan “Adsız Roman” kitabının yazarı Sema SOYKAN, kitabı, “Dayatılan hayatı yaşayanlara, savaşın, göçün acılarını çekenlere, hepsinden önemlisi, özgürlüğün, aşkın, sevginin ve de vefanın değerini bilen cesur yüreklere” ithafen yazmış.                      p> Roman, anneannesi tarafından kaleme alınan “Adsız Roman”ı, satmak istediği küpün içinde bulan Neri ve Aras’ın sıra dışı öyküsü ile Janset-Jankat- Elbruz’un 1864’deki sarsıcı aşk hikâyesini sürükleyici bir kurgu eşliğinde aktarmış.p> “Yaşanmış olaylar ile kurgunun iç içe geçtiği roman, Kuzey Kafkasya’dan Osmanlı’ya sürgün edilen Çerkeslerin göç öncesi ve sonrasında yaşadığı derin acıları, vefa ve aşk arasında kalan Janset’in duygu yüklü aşkını anlatıyor.”p> “Sürgünün görünen ve görünmeyen yüzünü, Rusya-Kafkasya-Osmanlı arasında geçen olayları, stratejileri, ulusal benliklerinin ve varlıklarının sürmesinden başka istekleri, topraklarına sahip çıkmaktan başka gayeleri olmayan Çerkeslerin onurlu mücadelesini anlatıyor.”p> Tutkulu, hasretle sınanmış, vicdan muhasebesine maruz kalmış, Janset, Jankat ve Elbruz üçgeninde yaşanan zorlu, zahmetli aşk öyküsü nefesinizi kesecek.p> Eser, “Köyleri Ruslar tarafından yakılıp yıkılan, sahillerde haftalarca teknelere binmeyi bekleyen Çerkes halklarının, açlıkla, hastalıkla mücadelesine, yüz binlercesinin de Karadeniz’de batan teknelerde boğulduğu gerçeğine değinirken, paralel kurgu ile bugüne izdüşen olaylar anlatılıyor.”p> Sadece tarihsel olaylar değil, aynı zamanda bu soylu toplumun kültürlerine, adetlerine, danslarına, sözsüz anayasalarına dair her türlü bilgi, yaşanmış olaylardan esinlenerek kurgu içinde özenle paylaşılmış.p> Kitap, adı konamamış soykırımlar için, aşk ve vefa arasında seçim yapmak zorunda kalanlar için yazıldı.p> Eser, sadece 19. yüzyılda değil, 21. yüzyılda yaşananların da geçmişine ışık tutmuş.p> Sema SOYKAN, bu büyük acıya ortak olmaya çağırıyor okurlarını.  p> BÜYÜK ACIYA ORTAK OLMAMAK MÜMKÜN MÜ? p> Sema Hanım, müsterih olun, bu güzel eseri okuyup bu büyük acıya ortak olmamak, tarifsiz sancıları yürekte hissetmemek ne mümkün!p> Eminim romanı okuyan herkes büyük acıyı, çekilmez sancıyı sahne sahne yaşamıştır.p> An olmuş, gözyaşlarıyla, nefeslerin daralışıyla…p> An olmuş, yürek atışları ve acılar içinde aşkı, sevdayı, vefayı yüreğinde yaşatarak.p> Acıyı, ölümü, sürgünü, aşkı, vefayı en derinden hissederek.p> Romanın her karesine sinmiş çok değerli tarih ve kültür bilgisi var.p> Anlaşılan Sema Hanım, çok geniş bir kaynak taraması yapmış.p> Bu da farklı bir tarih ve kültür kaynağı oluşturmuş.  p> SEMA HANIMLARA ÇOK İHTİYACIMIZ VARp> Sema Hanım gibi çok yönlü, çok aktif, bir o kadar duyarlı kaç Çerkes kadınımız var bilmiyorum.p> Ama Sema SOYKAN’ların sayısının artmasına çok ihtiyacımız var, onu iyi biliyorum.p> Sema Soykan’ların sayısının artması temennisiyle.   HARİKA BİR TV DİZİSİ OLABİLİR p> Romanı okurken neler hissettim bilir misiniz? Bu konu ve bu kurgu ne kadar güzel bir TV dizi filmi senaryosu olur!p> Eminim, nefes nefese izlenirdi. p> Umarım, “Neden olmasın!” ın, “İyi olurdu!” nun ilerisine geçebiliriz.p>   p> p> GENÇLER BU ROMANI MUTLAKA OKUYUNp> Gençler, Janset’in temiz, pak aşkını okuyun. Satır aralarında; vatan sevgisi nedir, gerçek aşk, gerçek sevda, gerçek vefa nedir… sorularına cevaplar bulacak, bu büyük aşkı yürekten alkışlayacaksınız.p> Görün bakın hayatınızda neler neler değişecek! Sayfaları heyecan ve coşkuyla çevirirken gözyaşlarınızla birlikte yüreğiniz kontrolden çıkacak, “aşk ve savaş” çok farklı bir atmosferde hayat bulacak.p> Elbruz ve Janset’in sığınmak zorunda kaldıkları Zahret Hala’nın gizemli evinde gelişen olayları nefesinizi tutarak okuyacaksınız.p> Ayrıca, kocaman bir tarih, kalın bir “xabze” kitabı okumuş kadar da tarih ve kültür bilgisi sahibi olacaksınız.p> “İyi ki okudum, iyi ki Sema Hanım’la tanıştım!” diyeceksiniz, kitabı, eşinize dostunuza, tüm sevdiklerinize hararetle tavsiye edeceksiniz.p> Sema Soykan’ın üç yıllık titiz araştırmasının sonucunda “Alfa Yayınları” ndan çıkan “Adsız Roman 1864 Çerkes Sürgünü ve Soykırımı” kitabı 5. baskısını yaptı.p> Sema SOYKAN Kimdir?p> Anne tarafından Şapsığ, baba tarafından Abhaz olan Sema SOYKAN, Sinop doğumlu.p> Üniversiteyi Adana’da okudu. Üniversite, yüksek lisans, iş, evlilik, çocuk… derken Adana’da devam eden hareketli bir hayat.p> Tekstil alanında faaliyet gösteren şirketi ile istihdam yaratmaya çalışan bir iş kadını.p> Ayrıca, pek çok STK’nın, gerek yönetim, gerekse sosyal komitelerinde yer alarak öncelikli olarak çocuk ve sağlık adına projeler üretip uygulayan duyarlı, gayretli bir aktivist. p> Halen, sanat, görsel ve yazılı medya ve edebiyat camiasından dostlarıyla kültürel çalışmalar yürütmektedir.p> Sema Soykan’ın “Adsız Roman”ı dışında yayınlanmış “Aşka Dair” ve “Aşk Her Kadına Yakışır” adlı çok satan kitapları da var.p> Ayrıca, yeni kitap hazırlığında olduğunu da biliyorum.p> Sema Hanım’a, toplumumuz ve kültürümüze katkılarından dolayı içtenlikle teşekkür ediyor sağlık, huzur ve başarı dolu nice güzel günler diliyorum.p>   ESERDEN BÖLÜMLERp> “… Suphi Doğan, önce çatlayan küpün kapağını inceledi, ardından sağa sola birkaç kez salladı ve ‘Galiba bunun içinde bir şey var!’ diyerek dar ağızlı porselen küpü tek hamleyle kırdı.”p> “Aras, küpten dökülen notlara ve beyaz çiçekli patiska ile rulo yapılmış, mavi kurdele ile sıkıca bağlanmış bir düzine A4 kâğıdına şaşkınlıkla bakarken Suphi Doğan, yazılanları incelemeye başlamıştı bile.”p> “İnanılır gibi değildi, bunların bir kısmı Adıge dilinde, bir kısmı Osmanlıca yazılmış. O kadar eski ki nereden baksanız yüz, yüz elli yıllık.”…p> “Ayrı kalem ve el yazısıyla yazılan Türkçe mektubu da okuduktan sonra şaşkınlığı ve telaşı had safhaya çıkmıştı Suphi Doğan’ın!”p> “…Sararmış, yıpranmış bir düzine kâğıdı masanın üzerine koyan Aras, ‘Neri, sana önemli bir şey söylemem gerekiyor. Getirdiğin küpün içinden bu kâğıtlar çıktı.’ Bir de kurdeleyle rulo yapılmış sayfalar dolusu yazı. Ama sana ait olup olmadığını bilmiyorum. Küpün, aile yadigârı olduğunu söylediğin için ailene ait olabileceğini düşündüm.” dedi.p> “Neri, telaşlı, tedirgin ve şaşkın bir yüz ifadesiyle, ‘Zannetmem ama emin değilim. Olabilir de… Peki, baktın mı neler yazıyor?’ diye sordu…”p> “Neri, bazı cümlelerin ardından birkaç kez nefes alıp veriyor, konu içinde anne ve anneanne kelimesi her geçtiğinde sesi cılızlaşarak titriyor, zihni andan uzaklaşıp anılara dalıyordu.”p> “Annem topu tutmak için zıpladıktan sonra birden yere yığıldı. Peşinden babam. Beni vurmadılar. Demek ki vurulacak kadar büyümemişim. Annemi ve babamı vurdular Aras… “p> “Acımasızca öldürdüler onları. Üstelik benim ısrarımla gittiğimiz kampta. Oysaki bir kereliğine çocukluğumu yaşamak istemiştim. İşte o gün, sadece çocukluğumu değil, her şeyimi kaybettim…”p> “Onlar cennette midir sence?” “Ya benim yaşadığım hayat?”p> “Cehennem sadece ölenler için mi?” “Neri’nin aklı, küpten çıkan mektuplardaydı. Akşam eve gelir gelmez ilk sayfayı heyecan ve merakla eline aldı ve şu satırları nefes nefese okudu: “1840 yılında doğan büyük büyük anneannem Janset’in 1864’te yaşanan Kafkasya tehcirinde ve Osmanlıya göç sonrası Sinop’ta yaşadıkları…”p> “…Janset’in özenle sakladığı, Jankat’ın göçün görünen ve görünmeyen yüzünü yazdığı, Rusya-Kafkasya-Osmanlı arasında geçen olayları, stratejileri anlattığı notlarından derlenen bilgiler...”p> “Romanın adını koyamadım. Tamamladığımda torunum Neri’nin koymasını istiyorum.  Onun okuyacağı günün sabırsızlıkla bekliyor olacağım”.p> “Yazdıklarımı biricik torunum, yasemin kokulum, güzeller güzeli Neri’me ithaf ediyorum. Ayrıca aşk ve vicdan arasında seçim yapmak zorunda kalanlara.” p> “Dayatılan hayatı yaşayanlara. Savaşın, göçün acısını çekenlere. Hepsinden önemlisi özgürlüğün, aşkın, sevginin ve de vefanın değerini bilen cesur yüreklere… (Neriman Yılmaz PAKER)p> “Yıl 1864 aylardan Şubat… Elbruz, Hamuçka köyüne yaklaştıkça gökyüzünde asılı duran dumanlardan Janset’in köyünün de ateşe verildiğini anladı. Yolda karşılaştığı köylülere Janset’i sordu. “p> “Nenof Anneyi gördüklerini ama Janset’in kafilede olmadığını duyunca Janset’in evine gitmeye karar verdi …”p> “Ne yakacak mumları, ne gaz lambaları ne de karanlık geceyi aydınlatacak renkli hayalleri vardı. Savaşın topla tüfekle süngüyle sildiği renklerden gri ve siyah kalmıştı geriye. Geceyi aydınlatan tek ışık Elbruz’un umut yüklü cümleleriydi. Umudunu kaybetmemek için bu cümlelere tutundu Janset. Elbruz ise Janset’e dokunmamak ona aşkını haykırmamak için kendisini öyle zor tutuyordu ki …”p> “Atların kişnemesi, koyunların melemesi, köpeklerin havlaması,  anaların ağıtları, yurdundan uzaklaşan çaresiz insanların dağlarına, yurtlarına vedalarını anlatan acıklı şarkıları yorgun adımlarına eşlik ediyordu…”p> “Onun küçük gözlerinde acıyı ama beraberinde umudu gördü. Korkuyu, beraberinde cesareti, isyanı,  beraberinde itaati… Kızın yüzünde acıyı kendisininkiyle mukayese edince bakışlarını utanarak kaçırdı…”p> “Yaşlı kadın önce Janset’e ardından Elbruz’a… “Burada ilk soruları ben sorarım gençler! Şimdi söyleyin bakalım kimsiniz?”p> “Janset’in bu hali Elbruz’u şaşırtmıştı. İki gündür adeta ölmek için yaşayan kız, Jankat’ın adını duyunca nasıl olmuş da bu kadar canlanmıştı. Aslında sorusunun cevabını biliyordu, Aşk…”p> “Gençlerin sosyalleşmesi, eğlendirirken öğreten, hazır cevaplık, hoşgörü, pratik zeka, analiz etme yeteneklerinin gelişmesini sağlayan ‘worşer’, ‘zehes’ gibi oyunlar, etkinlikler sayesinde  yaralılar da diğer gençler de mutlu görünüyordu.”p> “Setenay kim Alkas?”p> “Pur eğlencesinin yapıldığı köydeki Hacı İbrahim Ağa’nın kızı.” “Setenay’ın adını ikinci kez duyan Janset, iki kez yutkundu.  Nedense bu kızın varlığı onu şaşırtmamıştı. Tuhaf bir içgüdüydü bu. Altıncı his mi demeliydi, yoksa âşığa malum mu olurdu?p> “Janset’in kalbi değil yerinden köyden dışarı fırlayacakmış gibi atmaya başladı. Kendisi için yazılan mektup en üstte ve ayrı duruyordu… Heyecandan ve meraktan terleyen avuçlarını eteğine silerken gaz lambasının titrek ışığında gözü ilk kelimelere takıldı… Güzeller güzeli Janset’im. Gururlu, güçlü, cesur sevdiğim. En kısa zamanda yanında olacağım…”p> “…Nereden mi bilirim? Kulağını aç da dinle o zaman.  Bundan sekiz yıl önceydi, bir sabah uzaklardan gelen top ve tüfek sesleriyle uyandık. Çok geçmedi ki sesler köyün içinden de gelmeye başladı. Hanuko Ahmet ve iki oğlum, Bolet ile Berkok silahlarını kapıp koşarak evden çıktılar. Sonra kapımız kırılırcasına vurulmaya başladı…”p> “Şubat 1864, Kafkasya sahillerinde yüzlerce gemi var. Korsanlar dâhil herkes bu yağmadan nemalanmaya çalışıyor. Kafkasyalıların malı, canı aleni ticari meta oldu. Soygunun, talanın adı değişti ticaret oldu. İnsanlar gelen gemilere binebilmek için birbirlerini eziyor…”p> “Evlatlar analarından, sevdalılar birbirinden koparılıyordu. Rus zabitlerinin insafsız dipçiklerinin gölgesinde bir yüreğin yarısı kıyıda kalırken diğeri denize açılıyordu…”p> “Ne adaletsiz bir dünyaydı. Kimisine cennet kimisine cehennem… Yaşadığın coğrafya kaderindi kimisine hayat, kimisine ölüm hazırlayan… Din kavgası, toprak kavgası…”p> “Hasan, Blena’nın beli ile göğsü arasına sıkıştırdığı bebeğinin cesedini, güçsüz kollarından çekip aldı, şaşkın bakışlar altında suya attı. Blena, soğukkanlılıkla yerinden doğruldu, ninniden kalan son cümleyi tamamladı, “Cennette savaş yok biriciğim, Ruslar orada öldüremez bizi!” dedikten sonra turkuaz mavisi gözlerini bebeğini yutan dev dalgalara çevirdi ve devleşen vücudunu Karadeniz’in kara sularına bıraktı.”p> “Zahret Hala: Yok oğul yok, bu saatten sonra toprağımı bırakıp Osmanlıya gidemem. Bize emanet edilmiş nice can vardır, onları yarı yolda bırakamam. Benim vatanım da mezarım da burası olacak oğul. Bu yaştan sonra bilmediğim toprağa gömmesinler beni.”p> “Jankat: Osmanlı da çok kalmayacağım. Vazifelerimi tamamlayıp tez vakit buraya döneceğim. Vatanımı aldılar, ailemi aldılar, sevdiğimi aldılar, yetmedi yüzümü de aldılar. Hele bir döneyim bunun öcünü öyle bir alacağım ki!”p> “Hançerini, annesi için, anneannesi için, yaşamadığı çocukluğu, kendisiyle hiçbir zaman gurur duymayan babası için saplıyor, bir yandan ağlıyor,  eksikliklerinin öcünü tekrar tekrar almaya çalışıyordu.”p> “Geldim güzel gözlüm, Janset’im artık yanındayım. Söz veriyorum seni ömrüm boyunca yalnız bırakmayacağım. Demek için yerinden doğrulduğunda…”p> “Annesiz, babasız bir çocuk ne kadar büyüyebilirse ben de o kadar büyüdüm işte. Hep bir yanım noksan, hep bir yanım imkânsız hayallerle dolu. Hayallerimde de pembe panjurlu, bol pencereli ev değil annem var Aras!”p> Bakalım Neri, annesine kavuşabilecek mi, sır perdesi aralanacak mı?p> Ya vatanından sürgün edilen yürekleri sevgi dolu, yiğit, vefakâr insanların Osmanlı macerası…p> TEMENNİp> Sema Hanım, hep sağlık ve huzur içinde kal!p> Yeni kitapları heyecanla bekliyoruz! İnanıyorum ki toplum ve kültür duyarlılığı içinde olan herkes, bu güzel eserin hakkını verecektir.p> “Adsız Roman” ın çok kişiye daha ulaşması, çok daha fazla kişi tarafından okunması, eserden toplumumuzun azami derecede istifade etmesi temennisiyle... p> Selam ve sevgilerimle.     p>   p>nanYemuz Nevzat Tarakçı

Hepimizin Zaferi

Derneklerin biraz atalet süreciydi. Pek fazla gelen giden olmuyor, ekip çalışmaları haricinde bir etkinlik ilgi çekmiyor, biraz da dönemin koşulları, millet geçim derdine düşmüş, bu işlere vakit kalmıyordu. Dil biraz daha konuşulur durumdaydı, sonra duruş, davranış biçimlerinin falan da korunmuş olduğu görünür vaziyetteydi. Neyse işte gençler fotokopiyle çoğaltılan bültenler çıkarıyor, bulabildikleri her şeyi paylaşıyor, büyükler artık kent hayatına uyum sağlamış bu yeni kitleyi biraz şaşkın, aslında memnun, dikkatle izliyordu. Dernek Yönetimlerinin yıllardır bitmeyen derdi bir bina bir de olursa talebe yurdu olabilecek bir yer oluşturmak, bütün faaliyetlerden bu amaçla gelir elde etmek tutkusu haline gelmişti. Belki de bu yüzden “Para istenir de mahcup olur muyuz” diye üyeler dernekten uzak durur olmuştu. Bu arada işi bilenler bir şeyler hissetmiş gibi, Federasyon olma çalışmaları büyük bir özveriyle hızlandırıyordu.  “İşte Müzik, İşte Folklor, Abhazya’dan” afişleri, biletleri derneklere ulaşmaya başladı. İlk kez Kafkasya’dan bir folklor ekibi geldi. Bozuk videobant görüntülerinde izlediğimiz profesyonellerle karşı karşıya inanılmaz mutluyduk. Yine işi bilenler “durum nasıl” diye soruyordu, “kaygıya gerek yok” cevapları içimizi rahatlatıyordu. Bu arada dünyanın her yerinde hareketlilik artıyor, yıkılmış doğu blokunun kalıntıları arasında yer tutmaya çalışanlar birbirlerine karşı sertleşmeye başlıyordu. Sonra birden, öyle hiç beklenmezken, aniden savaş patladı. Gürcü ordusu Abhazya’yı işgal etmiş, Abazalar direniyormuş ama… aması işleri zor, sayısı kaç, gücü ne ki Abazaların… Haber duyulur duyulmaz, o kapısı kilitli, sadece birkaç gencin arada sırada uğradığı derneklere bir hal oldu. Geniş katılımlı toplantılar, sıkı bir iletişim başlayıverdi. Para istenecek diye derneğe uğramadığını sandığımız insanlar, “Daha ne verebiliriz?” diye her gün geliyor, haber soruyor, bilgi istiyorlardı. Aynı hızla yardım kampanyaları başladı. Bir karton kutu koymuşlar ortaya, millet içine bir şeyler atıyor, ter içinde bir abi geldi bir gün, bir inşaat işçisi, elindeki bütün parayı kutuya bıraktı, yaya yürüyüp gitti evine. Kalabalık bir günde sonra, bir konuşmacı savaş mağdurlarının durumunu ve ihtiyaçlarını anlatırken, biri kalktı parmağından nikâh yüzüğünü çıkarıp koydu kutunun içine, sonra yine sessizce gidip oturdu yerine. Gençler hızla Abhazya’ya gitmenin yolunu arar oldular, aileler yüz yıldan sonra vatanına bağlılık duyan, hem de canını verecek kadar bağlılık duyan çocuklarına bir daha şaşırdılar. Kimse “durun” demedi, deseler de dinlenmeyeceği belliydi. Yerel gazetelere haberler taşınıyor, devlet dairelerinden yardım kampanyaları için onay, mitingler için izin alınıyor, o küçücük derneklerin kısık sesi güçleniyor, diasporayı şaşılacak bir hız ve güçle organize ediyordu. Yönetimler tüm birikimlerini bu alana yönlendirdiler. Daha bir ay önce kapısı örümcek bağlamış dernekler, bu haklı direnişin diaspora üssüne dönüştüler. Bilen bilir, Abhazya zaferinden sonra başlayan Çeçen savaşlarında işte bu tecrübe görev almıştır. Gönüllüleri, akrabalarımızı, köylülerimizi, arkadaşlarımızı soruyor, Abhazya’yı daha bir öğreniyor, daha bir seviyor, benimsiyorduk. İşin daha ilginci, şehit haberlerine, patlamalarla dolu savaş görüntülerine rağmen, hiç kimse ümidini yitirmedi. Sanki Zaferi ilk günden biliyor, bekliyorduk. Haklıydık, “Niye kaybedelim ki?” diye düşünüyorduk. Sonra direnişçilerimizin hızla ilerlediğini, sonra kentlerimizin işgalden kurtarıldığını, sonra zaferin kazanıldığını izledik. Sonra zaferimizi, haklılığımızı, kararlılığımızı ulaşabildiğimiz her yere duyurduk. Velhasıl, kimse “Ben Abaza değilim” demedi. “Ben doğru bulmuyorum” demedi. “Bu işin içinde olanlarla küsüm” demedi. “Politik bakışıma uymuyorlar” demedi. Kimse kimseye “Sen Abaza değilsin” de demedi. Ayıptı o zaman böyle şeyler söylemek. O zaman kıt kanaat, nasıl ki biz bize, omuz omuza, yürek yüreğe yürüdüyse bu millet, bugün de aynı ruhu taşıyor, aynı yöne bakıyor, rahat olun. Dokuz yaşındaki çocuktan doksan yaşındaki ihtiyara kadar herkes işin içindeydi. Doktorundan memuruna, işçisinden köylüsüne tek gündem Abhazya’nın kurtuluşuydu. Ve bilinsin ki bu zaferi kazanan sadece Abhazya değildir. Bu zafer, aynı zamanda, boşluğa düşmek üzere olan derneklerin; nedense artık bir araya gelmeyi önemsemez görünen bir toplumun… Bu zafer, bir tarihin, bir kültürün, bir milletin zaferidir. Bu zafer Abaza, Adıge, Oset, Çeçen, Dağıstanlı… Bu zafer, haklılığa inanmış, güçlünün değil doğrunun yanında olan; bu zafer, kanının değerini unutmayan herkesin zaferidir. Bu zafer, kardeşliğin, birlikteliğin, fedakarlığın, azmin ve ümidin zaferidir. Bu zafer, hepimizin zaferidir. Kutlu olsun. nanŞ. Şamil Koç

Ayaayra: Yaşasın Birlik, Zafer ve Özgürlük

Аиааира; Нагӡара ақәзааит Аидгылара, Аиааира, Ахақәитраp> Ҳара ҳтоурых, Кавказиа аҭоурых, ахьааи,ашьеи, лаӷырӡылеи иҭуп. Кавказиа, жәытәнатә аахыс ажәыларақәа, ампыҵахаларақәа ирықәшәеит. Аибашьра аныҟамыз аамҭацк азыҟамлеит. Ҳара Кавказаа аибашьра есқьинаагьы иаҳҭахымхаӡеит. Ҳаԥсадгьыл ахьчара ада хыккәык ҳашьҭамлеит. Аха ажәыларақәа, аибашьрақәа ҳара иҳашьҭымӡааит. Нас аҭоурых иадыруа зегьреиҳа игәымбылџьбараз ахҵәарагьы ҳақәшәеит. Ҳаԥсадгьыл аҟынтә ҳахдырҵәеит. Амлакреи, арыцҳахәреи, аҿкы чмазараи рла ҳақәԥаны, ҳаԥсы еиқәҳархеит. Ассимилиациа, ақәмычрақәа, акыдцаларақәа рла ҳақәԥаны, ҳаԥсы еиқәҳархеит. Иахьа, ихадароу ҳзинқәа рзы,ҳхатәы бызшәа,ҳкәылтура, ҳхаҿра армырӡразы, Ԥсыуак ԥсыуаҵас, Адыгак адыгаҵас, Чеченк Чеченҵас, Ауаԥск уаԥсҵас, дынхап ҳәа, ҳажәлари рикултуреи ахьчаразы ҳақәԥоут. Абарҭқәа рымшала, ҳара иазгәаҳҭо амшқәа еиҳараӡак, агәырҩара, аџьабара иамшуп. Амыткума ҳәаны, ҳацәыӡқәа ргәалашәара ирымшуп. Иахьазаҵәык ада... Иахьа ҳара ҳзы Аиааираи Ахақәитреи ирныҳәа мшуп. Иахьа ҳара, ҳгәырӷьара ҳазҭахқәоуи рла рыцаҩшьара, ашәа ҳәара, акәашара иамшуп. Иахьа Аиааираи Ахақәиҭрақәеи ҳныҳәоит. Ҳхақәитра анаҳныҳәо; Ахақәитра ҳзаазгаз ҳԥыза, раԥхьатәи Аԥсуа аҳәынҭқарра хада Владислав Григори-иԥа Арӡынбаи, 1992 Нанҳәамза рзы Аԥсны зҭагылаз амцақьауқьат заҳаз Кавказ ажәларқәа зехьынџьарантә, Черкьезқьинтә, Маикопунтә, Налчикинтә, Грознинтә нас адиацпора, Ҭырқәтәылантә, Шьамтәылантә, Амсыртәылантә, Иордантәылантә Аԥсныҟа иеихаз ҳашьцәа, Ефкани, Баҳадыри, Ҳанефи, Ведаҭи, Зафери аԥсадгьыл азы, Ахақәитра азы, аиашьареи аидгылареи рзы зыԥсы згәаӷьыз, иҭахаз зегьы нас ихәахәа ҿахәаны зыԥсы еикәхазгьы рҿаԥхьа патула ҳхырхәоит, хашҭра рықәӡам. Аԥсны иалнаршақәаз маҷӡам, аӷьацара иаҿуп. Жәларбжьаратәи аҭыԥ алнахит, ахьыԥшьымра змоу ҳәынҭқаррахеит. Амала уажәыгьы иҟаҵату ҳаусқәа маҷӡам. Ҳнаӡараны ҳхьыҟоу амҩақәа ҳамоуп. Убри азы ессымша ҳгәацԥыҳәареи ҳгәашьамхи,ҳџьабааи ирыцаҳҵароуп,ҳха ҳмеигӡакәа ақәԥара ҳҿызаароуп. Ҳакавказиа,ҳаблагәы Ҳаԥсны, уажәыгьы ашәарҭара агӡам. Кавказиа иазкны згәы ҟьашьу апланқәа ҳзыҟазҵо аимпериақәа шҟоу ҳдыруеит. Арҭ амчқәа раԥхьаӡа ҳара ҳаидгылара,ҳаиашьара цәҟьарас иалырхуеит,аиашьеи аиашьеи реичырчара, Аԥсни Кавказиа иҟоу рашьцәеи асал рыбжьаҵара, адиацпораи Аԥсни реимадара ԥырхага аҭара, Аԥсны амацара цхыраада ааныжьра рҭахуп. Зегьы иаҳдыруеит,адиацпора аԥеиԥш,Аԥсны аԥеиԥш,Кавказиа аԥеиԥш лаша аидгылареи ҳаиашьара ахьчареи рла ишьақәгылоит. 1992-93 рзы ҳшеидгылаз еиԥш ҳанеидгыла аӡәгьы дшаҳзымиааиуа ҳдыруеит. Аллаҳ згәы цқьоу ажәларқәа зегьы, агәыбзиара,аҭынчра, агәырӷьареи абаиареи рыгимжьааит... Нас Аллаҳ ҳаргьы, Аԥсуаа, Адыгаа, Чеченуаа, Ауаԥсаа, Даӷьсҭанаагьы ихамышҭааит.p> Нагӡара ақәзааит Аидгылара, Аиааира Ахақәитра!p> Кавказ Ахаидкыларҭақәа Рфедерациа. Ayaayra: Yaşasın Birlik, Zafer ve Özgürlükp> Bizim tarihimiz, Kafkasya'nın tarihi, acılarla, kanla, gözyaşı ile dolu. Tarihi boyunca saldırılara, işgallere uğradı Kafkasya. Savaş hiç eksik olmadı. Hiçbir zaman savaşmak istemedik. Vatanımızı korumak dışında bir sevdamız olmadı. Fakat saldırılar, savaşlar peşimizi bırakmadı. Ve tarihin gördüğü en acımasız soykırımlardan birine uğradık, vatanımızdan sürgün edildik. Açlıkla, sefaletle, salgın hastalıklarla mücadele ettik, ayakta kaldık. Asimilasyonla, baskıya, zorbalıkla mücadele ettik, ayakta kaldık. Bugün, hala en temel haklarımız için, dilimiz, kültürümüz, varlığımız için, bir Abaza, bir Adıge, bir Çeçen, bir Oset, bir Dağıstanlı gibi yaşayabilmek için mücadele ediyoruz. İşte bu nedenle, bizim önemli günlerimizin hemen hepsi yas günü. Ağıtlar yaktığımız, kaybettiklerimizi andığımız günler. Bugün hariç... Bugün bizim zafer ve özgürlük bayramımız. Bugün bizim, mutluluğumuzu paylaşma, şarkı söyleme, dans etme günümüz. Bugün zaferi ve özgürlüğü kutlayacağız. Özgürlüğümüzü kutlarken, özgürlük savaşımızın başkomutanı, ilk devlet başkanımız Vladislav Ardzınba'yı, 1992 Ağustos'unda Abhazya’ya düşen ateşi duyar duymaz Kafkasya’nın dört bir köşesinden, Çerkesk'den, Maykop'tan, Nalçik'den, Grozni'den ve diasporadan, Türkiye'den, Suriye'den, Mısır'dan, Ürdün'den Abhazya’ya koşan tüm canları, Efkan'ı, Bahadır'ı, Hanefi'yi, Vedat'ı, Zafer'i, vatan uğruna, özgürlük uğruna, kardeşlik ve birlik uğruna canlarını feda eden tüm şehitlerimizi ve gazilerimizi rahmet ve saygı ile anacağız. Abhazya, çok işler başardı, çok gelişti. Uluslararası arenada yerini aldı, saygın bir devlet haline geldi. Fakat hala yapılacak çok işimiz, ulaşılacak zorlu hedeflerimiz var. Bu nedenle her gün, motivasyonumuzu ve çabalarımızı arttırmalı, daha çok çalışmalı, daha çok mücadele etmeliyiz. Kafkasyamız, gözbebeğimiz Abhazya’mız, hala ciddi tehdit altında. Kafkasya üzerine oyunlar oynamayan, bir ucundan bir yerlere çekiştirmeye çalışmayan egemen güç yok. Bu güçler ilk olarak bizim birlikteliğimizi, kardeşliğimizi hedef alıyor, kardeşi kardeşe düşürmeye, Abhazya’yı gerek Kafkasya’daki kardeşlerinden, gerekse diasporasından koparmaya, yalnızlaştırmaya çalışıyor. Hepimiz biliyoruz ki, diasporanın geleceği, Abhazya’nın geleceği, Kafkasya’nın geleceği ancak birlikten ve kardeşliğimize olan bağlılığımızdan geçiyor. 1992-93'de olduğu gibi bugün de birlikte olduğumuz sürece bize kimsenin gücünün yetmeyeceğini biliyoruz. Allah tüm insanlara, sağlık, barış, huzur, mutluluk ve refah versin... Ve Allah bizleri, Abazaları, Adıgeleri,Çeçenleri, Osetleri, Dağıstanlıları da unutmasın. Yaşasın birlik, zafer ve özgürlük!p> Nıgzara akzayt aydgılara, ayaayra, ahakuytra!p> Kafkas Dernekleri Federasyonu +''+nan+''+Kaffed

Adıge Ulusal Kıyafet Günü Kutlu Olsun

Adıgey Cumhuriyeti 2000 yılında aldığı bir karar ile 28 Eylül'ü "Adıge Ulusal Kıyafet Günü" olarak belirlemiş, diğer Cumhuriyetlerimizin de bu günü benimsemeleri ile bu gün Adıgeler tarafından Adıge Milli Kıyafeti (Adıge Faşe) Günü olarak kutlanmaya başlamıştır.  Adıge Milli Kıyafeti (Adıge Faşe) bizim milli değerimizdir, onu muhafaza etmek ve her fırsatta kullanmak da bizim sorumluluğumuzdur.  Адыгьэ фащэр ди лъэпкъым и фащэщ, ар зэхьэныр дэ ди нарэщ, ди нэмысщ... Ulusal Kıyafet Günümüz Kutlu Olsun p> KAFKAS DERNEKLERİ FEDERASYONUp> "Elbise insanın sadece görüntüsünü tamamlayan bir unsur değil, onun imajını, karakterini ve ağırlığını yansıtır. Ve ulusal kıyafetler sadece bir elbise değildir. O halkı hakkında konuşur, halkının hayat algısı ve evrensel insanlık anlayışı hakkında, bilgi verir."h3> Çerkes ulusal elbisesi - Kafkasya'da standart form ve stil Kuzey Kafkasya'da insanlar çok çeşitli formları olan elbiseler giyer, bu elbiseler renklerle ve çeşitli takılarla süslenmiş olurdu. Elbisenin detaylarından giyen kişiyi ve hangi halka ait olduğunu belirleyebilirsiniz. Adığelerin esas erkek kıyafetleri Çerkeska idi. O Rönesans döneminde ortaya çıkmıştır. "Çerkeska" adı Adığelere takılan “Çerkes” adından türetilmiştir - XIX yüzyılda Rusya’da kostüm olarak kullanılmıştır. Adığe dilinde adı, kumaşının yapıldığı “yün”= "tsy" sesiyle söylenir. Çerkeska evde dokunmuş kumaştan dikilirdi. Bu kumaş parlak olmazdı, özel olarak seçilen bir ya da iki renkten oluşurdu veya üçüncü bir renk eklenirdi. Kumaşlar çoğunlukla doğal yün renklerinde kahverengi, siyah, gri, - nadiren koyu kırmızı, kızıl kahverengi renklerinde olurdu. Adığeler kostümlerini büyük bir özenle, kullanım amacına tam uygun, gösterişli, ancak gereksiz ayrıntılarla aşırılığa kaçmadan dikerlerdi. İlk defa Çerkesler 10-12 yaş veya üzerindeki gençlere bu kostümü dikmişlerdir. Bu kıyafeti giymek çocukluktan yetişkinliğe geçişin bir işaretiydi. Çerkeska, bedenin üst kısmında omuzdan bele kadar vücuda oturur, belden aşağıya etekleri özel bir kesimle inerdi. Çerkeska’nın iyi dikilmiş olması, vücudu bir eldiven gibi sarması itibarlı bir kimliği gösterirdi. Bir Çerkes için kostüm, insan figürünün mükemmel görüntüsünü yansıtır. Bir Çerkes vücudunun ideal orantılarda olması, sırtüstü yatıyorken yetişkin bir kedinin onun bel altından geçebiliyor olması şeklinde tarif edilirdi. Elbisenin şekli, geniş omuzları, çekik bir karnı ile atletik vücudu belirginleştirir, asaleti vurgulardı. Çerkesler yalnız yaşlılıklarında veya kendi köyünde olduklarında eski kıyafetlerini giyerdi. Boy, renk ve aksesuarlara, gömleklere özel bir önem verildi. Bu detaylara bakarak sahibi hakkında çok şey anlaşılırdı. Onu giymenin katı kuralları vardır. Giyim, bir anlamda bir sosyal düzenleyicidir. Örneğin, beyaz gömlek çok nadirdir, asiller tarafından giyilebilir. Ayrıca Çerkeska’nın giyim tarzı da çok önemliydi. Kıyafet düğmelenmiş olarak giyilir, bel kısmını üzerinde bir kamanın, bazen kılıç ve tabancanın asılı olduğu ince bir deri kemer bağlanır. Elbisenin en göz alıcı parçası göğüs kısmı olurdu. Bu bölüm içinde silahların barut ve mermilerinin olduğu kapsül şeklindeki fişekliklerin sokulu olduğu dikey cep bölmelerinden oluşurdu. Zamanla, Çerkeska Kafkasya'nın en popüler kostümü oldu. XIX yüzyılın 40'lı yıllarında bu giyim Kafkasya'da askeri Kazak birliklerinin resmi elbisesi olarak kabul edilmiştir. Terek, Kuban ve Don Kazakları Çerkes kostümü yanında ,Çerkes atlarını, at sürme stillerini ve silah kuşanma şekillerini tamamen benimsemişlerdir. Çerkeska bir giysi olmanın ötesinde, güçlü, onurlu ve cesur savaşçı imajı olmuştur. Savaşçı için en önemli şey kendi ismiydi ve ismi uğruna ölmek için de hazırdı. Rus imparatorlar arasında, Çerkeska’yı Çar II. Nicholas giymiştir. Kadın kıyafetleri ise zarif hatlarıyla ve detaylarıyla farklı Çerkes güzelliğini yansıtır. Çerkesler her zaman ince uzun beden yapıları ve ince belli olarak bilinmektedir. Kızların bedenlerinin narinliğini geleneksel kadın giysileri “Say” tanıtmıştır. Kıyafet uzun kesimli elbise üzerine bir gömlek ya da kısa bir kaftandan oluşuyordu. Elbiseler genel olarak kadife, ipek ya da kalın kumaşlardan dikilir. Elbisenin ön kısmı boydan boya tek kesimden yapılır. “ Say” her zaman altın nakış deseni ile süslenir, elbise üzerine geleneksel süslerle bezenmiş gümüş ya da altın kemer takılırdı. Kadın kıyafetlerinin en ilginç parçası ahşap ayakkabı “pkhe tsuake” idi. Üst sınıf kadınların giydiği bu benzersiz ayakkabının yüksekliği 12 cm’ye ulaştı. Ayakkabılar kadife kaplı, fildişi, gümüş ve altın takılar ile bezeli olurdu. İşin tuhafı, bu en eski Çerkes kadın ayakkabısı, XIX yüzyıla kadar kullanıldı. Bu tasarım ayakkabılar sayesinde genç kızlar görsel olarak dik ve gergin duruşla, küçük adımlarla yürür, yavaş ve asil tavırlarla görgü ve zarafetini yansıtırdı. Aynı zamanda bu tavırlar genç kızın kararlılık ve kendine güven duygusunu ifade ederdi. Tahta ayakkabılar düğün giysisi olarak gelin kıyafetlerinin vazgeçilmez parçası oldu. Giysilerin her parçası giyim amacından fazla anlam taşımıştır. Elbise insanın sadece görüntüsünü tamamlayan bir unsur değil, onun imajını, karakterini ve ağırlığını yansıtır. Ve ulusal kıyafetler sadece bir elbise değildir. O halkı hakkında konuşur, halkının hayat algısı ve evrensel insanlık anlayışı hakkında, bilgi verir. Nafiset SHALAHOVANART Dergisi {gallery}/haber/federasyon/2019/190928_Adige_Kiyafet_Gunu{/gallery}p> nanKaffed

Adıge Ulusal Kıyafet Günü Kutlu Olsun

Adıgey Cumhuriyeti 2000 yılında aldığı bir karar ile 28 Eylül'ü "Adıge Ulusal Kıyafet Günü" olarak belirlemiş, diğer Cumhuriyetlerimizin de bu günü benimsemeleri ile bu gün Adıgeler tarafından Adıge Milli Kıyafeti (Adıge Faşe) Günü olarak kutlanmaya başlamıştır.  Adıge Milli Kıyafeti (Adıge Faşe) bizim milli değerimizdir, onu muhafaza etmek ve her fırsatta kullanmak da bizim sorumluluğumuzdur.  Адыгьэ фащэр ди лъэпкъым и фащэщ, ар зэхьэныр дэ ди нарэщ, ди нэмысщ... Ulusal Kıyafet Günümüz Kutlu Olsun p> KAFKAS DERNEKLERİ FEDERASYONUp> "Elbise insanın sadece görüntüsünü tamamlayan bir unsur değil, onun imajını, karakterini ve ağırlığını yansıtır. Ve ulusal kıyafetler sadece bir elbise değildir. O halkı hakkında konuşur, halkının hayat algısı ve evrensel insanlık anlayışı hakkında, bilgi verir."h3> Çerkes ulusal elbisesi - Kafkasya'da standart form ve stil Kuzey Kafkasya'da insanlar çok çeşitli formları olan elbiseler giyer, bu elbiseler renklerle ve çeşitli takılarla süslenmiş olurdu. Elbisenin detaylarından giyen kişiyi ve hangi halka ait olduğunu belirleyebilirsiniz. Adığelerin esas erkek kıyafetleri Çerkeska idi. O Rönesans döneminde ortaya çıkmıştır. "Çerkeska" adı Adığelere takılan “Çerkes” adından türetilmiştir - XIX yüzyılda Rusya’da kostüm olarak kullanılmıştır. Adığe dilinde adı, kumaşının yapıldığı “yün”= "tsy" sesiyle söylenir. Çerkeska evde dokunmuş kumaştan dikilirdi. Bu kumaş parlak olmazdı, özel olarak seçilen bir ya da iki renkten oluşurdu veya üçüncü bir renk eklenirdi. Kumaşlar çoğunlukla doğal yün renklerinde kahverengi, siyah, gri, - nadiren koyu kırmızı, kızıl kahverengi renklerinde olurdu. Adığeler kostümlerini büyük bir özenle, kullanım amacına tam uygun, gösterişli, ancak gereksiz ayrıntılarla aşırılığa kaçmadan dikerlerdi. İlk defa Çerkesler 10-12 yaş veya üzerindeki gençlere bu kostümü dikmişlerdir. Bu kıyafeti giymek çocukluktan yetişkinliğe geçişin bir işaretiydi. Çerkeska, bedenin üst kısmında omuzdan bele kadar vücuda oturur, belden aşağıya etekleri özel bir kesimle inerdi. Çerkeska’nın iyi dikilmiş olması, vücudu bir eldiven gibi sarması itibarlı bir kimliği gösterirdi. Bir Çerkes için kostüm, insan figürünün mükemmel görüntüsünü yansıtır. Bir Çerkes vücudunun ideal orantılarda olması, sırtüstü yatıyorken yetişkin bir kedinin onun bel altından geçebiliyor olması şeklinde tarif edilirdi. Elbisenin şekli, geniş omuzları, çekik bir karnı ile atletik vücudu belirginleştirir, asaleti vurgulardı. Çerkesler yalnız yaşlılıklarında veya kendi köyünde olduklarında eski kıyafetlerini giyerdi. Boy, renk ve aksesuarlara, gömleklere özel bir önem verildi. Bu detaylara bakarak sahibi hakkında çok şey anlaşılırdı. Onu giymenin katı kuralları vardır. Giyim, bir anlamda bir sosyal düzenleyicidir. Örneğin, beyaz gömlek çok nadirdir, asiller tarafından giyilebilir. Ayrıca Çerkeska’nın giyim tarzı da çok önemliydi. Kıyafet düğmelenmiş olarak giyilir, bel kısmını üzerinde bir kamanın, bazen kılıç ve tabancanın asılı olduğu ince bir deri kemer bağlanır. Elbisenin en göz alıcı parçası göğüs kısmı olurdu. Bu bölüm içinde silahların barut ve mermilerinin olduğu kapsül şeklindeki fişekliklerin sokulu olduğu dikey cep bölmelerinden oluşurdu. Zamanla, Çerkeska Kafkasya'nın en popüler kostümü oldu. XIX yüzyılın 40'lı yıllarında bu giyim Kafkasya'da askeri Kazak birliklerinin resmi elbisesi olarak kabul edilmiştir. Terek, Kuban ve Don Kazakları Çerkes kostümü yanında ,Çerkes atlarını, at sürme stillerini ve silah kuşanma şekillerini tamamen benimsemişlerdir. Çerkeska bir giysi olmanın ötesinde, güçlü, onurlu ve cesur savaşçı imajı olmuştur. Savaşçı için en önemli şey kendi ismiydi ve ismi uğruna ölmek için de hazırdı. Rus imparatorlar arasında, Çerkeska’yı Çar II. Nicholas giymiştir. Kadın kıyafetleri ise zarif hatlarıyla ve detaylarıyla farklı Çerkes güzelliğini yansıtır. Çerkesler her zaman ince uzun beden yapıları ve ince belli olarak bilinmektedir. Kızların bedenlerinin narinliğini geleneksel kadın giysileri “Say” tanıtmıştır. Kıyafet uzun kesimli elbise üzerine bir gömlek ya da kısa bir kaftandan oluşuyordu. Elbiseler genel olarak kadife, ipek ya da kalın kumaşlardan dikilir. Elbisenin ön kısmı boydan boya tek kesimden yapılır. “ Say” her zaman altın nakış deseni ile süslenir, elbise üzerine geleneksel süslerle bezenmiş gümüş ya da altın kemer takılırdı. Kadın kıyafetlerinin en ilginç parçası ahşap ayakkabı “pkhe tsuake” idi. Üst sınıf kadınların giydiği bu benzersiz ayakkabının yüksekliği 12 cm’ye ulaştı. Ayakkabılar kadife kaplı, fildişi, gümüş ve altın takılar ile bezeli olurdu. İşin tuhafı, bu en eski Çerkes kadın ayakkabısı, XIX yüzyıla kadar kullanıldı. Bu tasarım ayakkabılar sayesinde genç kızlar görsel olarak dik ve gergin duruşla, küçük adımlarla yürür, yavaş ve asil tavırlarla görgü ve zarafetini yansıtırdı. Aynı zamanda bu tavırlar genç kızın kararlılık ve kendine güven duygusunu ifade ederdi. Tahta ayakkabılar düğün giysisi olarak gelin kıyafetlerinin vazgeçilmez parçası oldu. Giysilerin her parçası giyim amacından fazla anlam taşımıştır. Elbise insanın sadece görüntüsünü tamamlayan bir unsur değil, onun imajını, karakterini ve ağırlığını yansıtır. Ve ulusal kıyafetler sadece bir elbise değildir. O halkı hakkında konuşur, halkının hayat algısı ve evrensel insanlık anlayışı hakkında, bilgi verir. Nafiset SHALAHOVANART Dergisi {gallery}/haber/federasyon/2019/190928_Adige_Kiyafet_Gunu{/gallery}p> nanKaffed

Buzul Çağı’nda Kafkasya

{tab=Bölüm VII} Önceki bölümde de vurgulandığı üzere Kafkasya’da ortaya çıkarılan buluntular üzerinde yapılan incelemelerin sonuçlarına göre Doğu Akdeniz Bölgesi’nden yola çıkan bazı Homo sapiens gruplar, muhtemelen Anadolu üzerinden, günümüzden yaklaşık 40 bin yıl önce Güney Kafkasya’ya ulaştılar. Bu grupların gelişiyle, günümüzden 40-10 bin yıl öncesi arası yaşandığı kabul edilen, Kafkasya Üst Paleolitik dönemi başlamış oldu.p> Bu noktada belirtmek gerekir ki Kafkasya’nın Orta Paleolitik-Musteryen dönemi gruplarından oldukça farklı kültüre ve alet çantasına sahip Homo sapiens grupların, Musteryen gruplar ile genetik ve kültürel bağları yoktur. Beşinci bölümde belirtildiği üzere bu dönemde Kafkasya’nın kuzey ve güneyinde farklı yerlerden gelmiş Neandertal gruplar yaşamıştır ve Kafkas sıradağları bu Musteryen grupların birbirleriyle ilişki kurmasına coğrafi bir engel oluşturmuş gibidir. Ama Üst Paleolitik dönemde kuzey ve güneyde yaşayanlar için dağlar, yaklaşık 25 bin yıl öncesinde başlayan buzullaşmaya kadar, bir engel değildi.p> Kafkaslar, iki Orta Paleolitik Neandertal popülasyonu arasında coğrafi bir engel görevi görürken, Kafkas Dağları’nın her iki tarafındaki Erken Üst Paleolitik topluluklarının malzeme grupları benzerlik göstermektedir ki bu da modern insanın tüm bölge boyunca yayılmış olduğuna işaret eder. [1]p> Gürcü arkeolog O.M. Caparidze, Üst Paleolitik Çağ’da (GÖ 40-10 bin arası) Kafkasya kültürel ve etnik birliğinin oluşmaya başladığı varsaymaktadır. Onun düşüncesine göre Eski Taş Devri kültürlerinin taşıyıcıları sonradan Kafkas dil ve kültür birliği içinde yer alan toplulukların ataları sayılabilirler. Kafkasya ötesinin (Güney Kafkasya) şimdiki Batı Gürcistan ve Abhazya bölgesi, söz konusu kabile birliğinin oluşumunda başlıca merkezdir ve Üst Paleolitik dönemin erken aşamasına ait esas anıtlar burada bulunmuştur. Başka bir deyişle, yerli Kafkas kökenli bugünkü halkların en eski ataları olan, aynı dil ve benzer maddi kültüre sahip akraba topluluklar bu bölgede meskûndular. Görünen odur ki Üst Paleolitiğin başlarında Batı Kafkasya’da hayat için elverişli koşullar vardı ve insanlar kararlı bir şekilde bu bölgelere yerleşiyorlardı. Ama Üst Paleolitiğin orta döneminde iklim koşulları iyileştiğinden dolayı insan toplulukları, belirli süre içinde Kafkasya’nın diğer bölgelerini de yayılmıştır. Üst Paleolitiğin sonlarında ise Kafkasya’nın artık tamamı insanlarla meskûndu. [2]p> Tahminen 35.000 yıl önce Abhazya topraklarında fiziki görünüşleri bakımından artık bugünkü insanlardan hiç farkı olmayan kromanyonlar (Cro-Magnon-Bazı kaynaklarda Afrika’dan çıkan anatomik olarak modern insanların Avrupa’ya ilk ulaşan üyelerini tanımlamak için Cro-Magnon tanımlaması kullanılmaktadır.i>) yaşıyordu. [3] p> Yerleşmelerin uzamsal dağılımında önemli değişmeler Kafkasya’da ortaya çıkmıştır. Musteryen yerleşmeler, en yüksek yaylaları içine alan bütün bir bölgeye yayılmışken, Üst Paleolitik dönem yerleşmeleri yalnızca dağların Karadeniz’in kıyı kesimine dönük sıralarında bulunmaktadır… Batı Kafkasya’daki Üst Paleolitik yerleşme yoğunluğunun aynı bölgedeki Musteryen yerleşimlerinden çok daha yüksek olduğu bir gerçektir. [4]p> İnsanoğlunun bugünkü çağdaş fiziki yapıya büründüğü dönem olan Üst Paleolitik Çağda, bununla ilgili çok sayıda mağara, kaya sığınakları, sundurmalar, açık konaklama yerleri, üretim atölyeleri ve münferit eşyalar şeklinde çeşitli materyaller, Hazar Denizine dayanan step bölgeleri hariç, Don’dan Dağıstan’a kadar olan geniş topraklara dağılmış halde kayda geçmiştir. Ayrıca Kuzeybatı Kafkasya bölgesinde insan yaşam alanlarının yoğunluğunun daha fazla olduğu devamlı olarak gözlemlenmektedir. [5]p> Yukarıdaki Kafkasya Üst Paleolitik döneminin genel bilgilerinden de anlaşılacağı üzere modern insanlar oldukça aktiftiler ve ekonomik, sosyal veya kültürel ilişkilerinde istikrarlı bir gelişim içindeydiler. Avcılık ve toplayıcılık kendi başına bir hareketlilik nedeniyken, insanların ayrıca alet yapımında kullandıkları hammaddeye ulaşmak için yüzlerce kilometrelik uzaklıklara gidiş ve gelişleri, gruplar arası bağlantıları güçlendirmiş olmalıdır. Son zamanlarda Kafkasya’daki buluntu yerlerinde yapılmış güncel araştırmaların sayısında ve bu araştırmalar üzerine internette yayınlanan makale sayısında ciddi bir artış vardır. Bundan sonraki alıntıların önemli bir bölümü yakın zamanlarda yayınlanmış bu makalelerdendir: Mezmaiskaya (Kuzeybatı Kafkasya), Dzudzuana (Güney Kafkasya), Ortvale Klde (Güney Kafkasya) ve Bondi (Güney Kafkasya) mağaralarından alınan son veriler, Kafkasya’daki Erken Üst Paleolitik dönemin kökeni ve endüstriyel özellikleri hakkındaki anlayışımızı temelden değiştirmektedir. Tüm Kafkasya Erken Üst Paleolitik yaşam alanlarının, Orta Paleolitik’ten Üst Paleolitik’e geçiş döneminden yoksun olduğunu, buna karşılık taş ve kemik endüstrisinin yeni bir biyolojik popülasyonun (yani Homo sapiens) gelişini ve yerel Neandertal popülasyon ile yer değiştirdiğini öne sürerek, Kafkasya'daki Erken Üst Paleolitiğin tamamen gelişmiş bir teknolojik gelenek olarak aniden ortaya çıktığını göstermektedir. [6] p> Ortvale Klde kaya sığınağındaki (Batı Gürcistan’da Cherula Nehri vadisinde Kvirila Nehri havzası) son kazılar sırasında katman 4C için iki farklı laboratuar tarafından 15 AMS tarihi elde edildi, ancak katmanın radyokarbon kronolojisi için sadece 12 tarih güvenilir tahminler olarak kabul edildi… Adler ve arkadaşları tarafından katman 4C için kabul edilen toplam AMS sonuçları serisi, Ortvale Klde'deki Erken Üst Paleolitik dönemin takvimsel yaşını günümüzden yaklaşık 40-39 bin [kal.] (4 tarih) öncesinden 37-35 bin yıl [kal.] (8 tarih) öncesine tanımlamıştır. [7] p> Aynı makalede Mezmaiskaya Mağarası buluntuları için özetle şu bilgiler vardır: “Mezmaiskaya mağarasının Erken Üst Paleolitik 1C katmanından çıkarılan çeşitli buluntular için 5 ayrı laboratuarda yapılan tarihlendirme çalışmalarında, söz konusu buluntuların günümüzden yaklaşık 39-36 bin ile 29-27 bin öncesi arasındaki döneme ait oldukları tespit edilmiştir.” [8]p> Alıntı yapılan diğer bir makalede Ortvale Klde ile birlikte sistematik olarak kazılan Dzudzuana Mağarası hakkında özetle şu bilgiler yer almaktadır: “Dzudzuana D ünitesine en fazla benzerlik gösteren Ortvale Klde Mağarası Katman-4'tür. Tarihler (GÖ 37.700-33.700 kal.), bu endüstrinin taşıyıcılarının biraz daha erken yerleşimini gösterebilir. Karadeniz kıyısına yakın düzlüklerde bulunan ve GÖ 32.800’den (kalibre edilmemiş) daha erkene tarihlenen Apiança Mağarası’nda da benzer bir endüstri kaydedildi. Ünite D endüstrisi, Mezmaiskaya Mağarası’ndan radyokarbon tarihlendirmeye göre GÖ 38.200-36.800 [kal.] olarak bildirilen Üst Paleolitik topluluğa da benzemektedir.” [9]p> Yukarıda alıntılar yapılan makalelerden birinde ayrıca Güney Kafkasya’daki Bondi ile Kuzeybatı Kafkasya’daki Korotkaya mağaralarında ortaya çıkarılan eserlerin tarihlendirmelerine dair özetle şu bilgileri yer almaktadır: “Khakodz Nehri vadisinde (Belaya Nehri'nin bir kolu, Kuban Nehri havzasında) Mezmaiskaya’nın 800 metre aşağısında bulunan Korotkaya Mağarası en üst Erken Üst Paleolitik katmanı için yapılan radyokarbon ölçümlerde yakın tarihler, yaklaşık GÖ 24.900-24.500 [kalibre edilmemiş], elde edilmiştir. En alt katman ise iki radyokarbon tarihe, yaklaşık GÖ 32.800 ve GÖ 30.200 [kalibre edilmemiş], sahiptir… Ortvale Klde ve Dzudzuana bölgelerinin yakınında ve Tabagrebi Nehri vadisinde (Batı Gürcistan'daki Kvirila Nehri havzası) yer alan Bondi mağarasının Üst Paleolitik katmanında yapılan ölçümlerde yaklaşık GÖ 35.400-31.270 [kal.] tarihleri ile GÖ 29.500-25.700 [kal.] tarihleri bildirilmiştir.” [10]p> Bugüne kadar, Mezmaiskaya mağarasından 40 bin yıl ilâ 21 bin yıl öncesine tarihlenmiş, Üst Paleolitik katmanını en iyi temsil eden obsidiyen eserler dizisi (22 adet) analiz edilmiştir. Obsidiyen eserlerin kimyasal bileşimi, çoğunun Zayukovo kaynağından sağlandığını göstermektedir, bununla birlikte birkaç parça Küçük Kafkaslarda (Mezmaiskaya mağarasının yaklaşık olarak 450 km güneydoğusunda) Gürcistan'ın güneyindeki Chikiani-Paravani (veya Kojun Dag) kaynaklıdır. Obsidiyenin Gürcistan'ın güneyinden Kuzeybatı Kafkasya'ya ve Anadolu’dan Güney Kafkasya'ya taşınması, Üst Paleolitik insanlarının kuzey yönündeki göçünü iyice teyit etmektedir. [11]p> Kafkasya’ya yakın bölgelerdeki Üst Paleolitik yerleşimlerine örnek olarak, kuzeyde, günümüz Rusya Federasyonu Voronej Oblastı sınırları içinde Don Nehri vadisinde yer alan Kostenki-Borshevo ve Moskova yakınlarındaki Sungir bölgesi gösterilebilir. Rusya düzlüğünün Üst Paleolitik yerleşmeleri için verilen en eski tarih (GÖ 32.000±700), Kostenki 13 yerleşmesinin 1A tabakasından elde edilmiştir. Bu tabaka, daha eski iki tabakanın üzerindedir. En alttaki tabaka III, birçok Musteryen öğeyle birlikte arkaik Kostenki-Streletzkiyen geleneğinin özelliklerine sahiptir. Tabakanın yaşı, günümüzden takriben 35 bin yıl öncesi, hatta daha eski olarak tahmin edilmektedir. [12]p> Arkeologlar 1955’te Rusya’daki Sungir’de bir mamut avcısı kültürüne ait 33 bin yıllık gömü alanı keşfettiler. Mezarlardan birinde, etrafında yaklaşık üç bin mamut dişinden yapılmış taşla çevrili ve boncuklarla kaplı elli yıllık bir adam iskeleti buldular… Arkeologlar bundan daha ilginç bir mezar da keşfettiler. Mezarın içinde kafa kafaya gömülmüş iki iskelet vardı. Biri 12-13 yaşlarında bir erkek çocuğuna, diğeri ise 9-10 yaşlarında bir kız çocuğuna aitti. [13]p> Bu arada günümüzden 200-300 bin yıl öncesinde Avrupa’da ortaya çıkan Neandertaller, henüz tam olarak bilinmeyen nedenlerle, yaklaşık 30 bin yıl önce yok oldular. Kafkasya’da yaşamış Neandertaller hakkında önceki bölümlerde alıntılar yaptığımız bir kaynakta özetle şu bilgi yer almaktadır: “Bugün artık Kafkaslardaki Neandertallerin modern insanların varışından önce buradan ayrılmış oldukları kabul edilir.” [14] p> Böylece Homo sapiens yani günümüz modern insanı Kafkasya coğrafyasının tek hâkimi oldu. Yapılan son araştırmalar modern insanların Kafkas dağlarının iki yamacına aynı zamanlarda yayıldığını ve bunların taş alet üretiminde kullandıkları hammaddeye ulaşmak için önceki gruplara göre daha uzak mesafelere gidebildiğini göstermektedir. Kurulan bu geniş değişim ve taşıma ağları, daha fazla sosyal etkileşimi beraberinde getirmiştir.p> Notlarp> [1] Ofer Bar-Yosef, Anna Belfer-Cohen, Tengiz Mesheviliani, Nino Jakeli, GuyBar-Oz, Elisabetta Boaretto, Paul Goldberg, Eliso Kvavadze&Zinovi Matskevich, Dzudzuana: an Upper Palaeolithic cavesite in the Caucasus foothills (Georgia), s. 347. https://www.researchgate.net/publication/266673749_Dzudzuana_an_Upper_Palaeolithic_cave_site_in_the_Caucasus_foothills_Georgia. [2] Ruslan Betrozov, Çerkeslerin Etnik Tarihi, Çeviri: Orhan Uravelli, Kafdav, Ankara 2009, s. 53. [3] Abhazya Tarihi, Çeviri: Uğur Yağanoğlu, CSA, İstanbul 2014, s. 27; Ayrıca bkz: Prof. Timur Açugba, Kronolojik Abhazya Tarihi, Çeviri: Oktay Chkotua, Yeni Anadolu Yayıncılık, İstanbul 2015, s. 7. [4] Pavel Dolukhanov, Eski Ortadoğu’da Çevre ve Etnik Yapı, Çeviri: Suavi Aydın, İmge Kitabevi, Ankara 1998, s. 148. [5] Alan A. Tuallagov, İskitlerden Erken Alanlara Kuzey Kafkasya, Çeviri: Orhan Uravelli, Kafdav, Ankara 2017, s. 13. [6] Liubov V. Golovanova, Vladimir B. Doronichev, The Early Upper Paleolithic of the Caucasus in the West Eurasian Context, s. 150. https://www.researchgate.net/publication/260888506_The_Early_Upper_Paleolithic_of_the_Caucasus_in_the_West_Eurasian_Context. [7] Liubov V. Golovanova, Vladimir B. Doronichev, a.g.m. ‘The Early Upper Paleolithic of the Caucasus in the West Eurasian Context’, s. 149. [8] Liubov V. Golovanova, Vladimir B. Doronichev, a.g.m. ‘The Early Upper Paleolithic of the Caucasus in the West Eurasian Context’, s. 137. [9] Ofer Bar-Yosef, Anna Belfer-Cohen, Tengiz Mesheviliani, Nino Jakeli, GuyBar-Oz, Elisabetta Boaretto, Paul Goldberg, Eliso Kvavadze&Zinovi Matskevich, a.g.m. ‘Dzudzuana: an Upper Palaeolithic cavesite in the Caucasus foothills (Georgia)’, s. 344. [10] Liubov V. Golovanova, Vladimir B. Doronichev, a.g.m. ‘The Early Upper Paleolithic of the Caucasus in the West Eurasian Context’, s. 144, 150. [11] Ekaterina V. Doronicheva, Liubov V. Golovanova, Vladimir B. Doronichev, M. Steven Shackley, Andrey G. Nedomolkin, New data about exploitation of the Zayukovo (Baksan) obsidian source in Northern Caucasus during the Paleolithic. s. 159. https://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S2352409X18306242. [12] Dolukhanov, aynı eser, s. 149-150. [13] Yuval Noah Harari, Sapiens, Çeviren: Ertuğrul Genç, 36. Baskı, Kolektif Kitap, İstanbul Temmuz 2017, s. 68-69. [14] Dimitra Papagianni-Michael A.Morse, Neandertal, Çeviren: İlknur Urkun Kelso, Trend Yayınevi, Ankara Eylül 2017, s. 169. {tab=Bölüm VIII} Üst Paleolitik dönemin başlarında Güney ve Kuzey Kafkasya’ya neredeyse aynı tarihlerde yerleşen Homo sapiens gruplar arasında zamanla çeşitli ilişkiler kurulmuştur. Bu süreçte bölgedeki obsidiyen taşımacılığı, muhtemelen, sıradağların iki yamacındaki insanlar arasındaki sosyo-kültürel bağlantıların gelişmesine vesile olmuştur.p> Bu obsidiyen araştırması, Üst Paleolitik dönemde Güney Gürcistan’daki kaynaklardan sağlanan obsidiyenin, Batı Gürcistan’daki Üst Paleolitik ve Epipaleolitik (Üst Paleolitik dönemin son bölümleri) bölgelere ve devamında Kuzeybatı Kafkasya’daki Üst Paleolitik ve Epipaleolitik bölgelere, bunun yanı sıra, Kuzey-Orta Kafkasya’daki Zayukovo (Baksan) kaynağından sağlanan obsidiyenin Kuzeybatı Kafkasya’daki Üst Paleolitik ve Epipaleolitik bölgelere taşınmasını sağlayan geniş sosyal ağların var olduğu öne sürmektedir. Anlaşılan, obsidiyen taşımacılığı, tüm Üst Paleolitik dönem boyunca Kafkasya'nın farklı bölgelerini işgal eden modern insan grupları arasında kültürel temasları kolaylaştırmış ve değiş tokuş yapılmıştır. Dahası, obsidiyen taşımacılığı, bu bölgelerde yaşayan modern insan grupları arasında doğrudan temaslar olduğunu önermemize izin vermektedir ve daha güneydeki bölgelerden Üst Paleolitik dönemin başlarında Kafkasya’ya ilk giriş yapan modern insan gruplarının kuzeye göçünü de doğrulamaktadır. [1]p> Yine daha önce alıntılar yaptığımız bir başka makaleye göre Kuzeybatı Kafkasya’daki bazı buluntu yerleri arasında benzerlikler diğer bazılarında ise farklılıklar keşfedilmiştir ve bu konu özetle şöyle ifade edilmiştir: “Kuzeybatı Kafkasya’daki Korotkaya mağarasının Erken Üst Paleolitik topluluğu, Mezmaiskaya mağarasının Erken Üst Paleolitik topluluğu ile aşağı yukarı çağdaştır ve yakın bir benzerlik göstermektedir. Ancak bununla birlikte yine Kuzeybatı Kafkasya’da Meshoko ırmağı vadisindeki (Belaya nehrinin bir kolu, Kuban nehri havzası) Kamennomostskaya mağarasında yapılan son çalışmada, Kamennomostskaya mağarası ile Mezmaiskaya mağarası malzemesi arasındaki büyük farklılıklar olduğu ortaya konulmuştur ancak mağara 1980’lerde yok edildiği için daha detaylı araştırma yapılamayacaktır.” [2]p> Homo sapiensler, yaklaşık 75 bin yıl önce meydana gelen Würm-I Buzul Doruğu’nun olumsuz koşullarından, o zamanlarda henüz Afrika’da yaşadıkları için, dolaylı olarak etkilenmişlerdi. Avrupa ve Kafkasya’ya 40 bin yıl önce ulaşan Homo sapiensler kendilerini, yaklaşık 30 bin yıl önce başlayan ve etkileri 15 bin yıl öncesinden itibaren azalan, gerçek buzullaşmanın içinde buldular. Ancak örgütlü hareket eden uzman Üst Paleolitik avcı ve toplayıcı gruplar buzullaşmanın getirdiği sorunlara meydan okudular. Geliştirdikleri fonksiyonel birleşik aletler ve av sırasında yaptıkları işbirliği, bir avdan ihtiyaçlarından fazla hayvansal besin elde etmelerine yardımcı oluyordu. Bu yiyecek stokları sayesinde aşırı soğuklara dayanıklı inşa ettikleri kamp yerlerinde veya geçici konutlarında daha uzun süre barınabiliyorlardı ki sahip oldukları bu “boş zamanlar”, onların “yaratıcı” yeteneklerinin gelişmesine yardımcı olmuştur. Bu dönemde mağara duvarları veya kayalara yapılan resim ve gravürler bu sanatsal yaratıcılığın ürünleridir. Buzul Çağı’nın koşulları, bazı bölgelere özel iklim ve çevresel yapı oluşmasına da neden olmuştur. Nitekim bu dönemde Kafkasya ve Karadeniz’de önemli coğrafi değişimler meydana gelmiştir.p> Würm-II günümüzden 30 bin yıl öncesinden itibaren gelişir. Şiddetli soğumaların yaşandığı, buzul örtülerinin en geniş sınırlarına ulaştığı bu son uzun süreli buzullaşmada genel olarak soğuk ve kurak iklim koşulları baskındır. Üst Pleniglasial olarak da adlandırılan bu dönem, kabaca GÖ 30-17 bin yılları arasına tarihlendirilebilir. Bu dönemin en şiddetli buzul koşulları, GÖ 21-17 bin yılları arasında (Son Buzul Doruğu/LGM-Last Glacial Maximum) yaşanmıştır. Kurak ve yarı-kurak koşullar çok geniş alanları etkisi altına almış, orman alanları küçülmüş, deniz seviyeleri en düşük seviyelerine gerilemiştir. Deniz seviyelerinin düşmesiyle birlikte çok geniş kıyısal ovalar ortaya çıkmış ve özellikle bu soğuk iklim koşullarının yaşandığı evrelerde başta insan ve hayvanlar olmak üzere canlı yaşamı bu alanlara kaymıştır. [3]span>p> Günümüzden yaklaşık 25 binyıl öncesi ile 18 bin yıl öncesi arasında meydana gelen buzullaşma dönemi süresince Kafkasya’da insan yaşamına dair, bazı kaynaklarda, “boşluk veya kesinti” tanımlaması kullanılmaktadır. Görünen odur ki Würm-II sırasında Kafkas sıradağlarında oluşan buzullaşma, günümüzden yaklaşık 40 bin yıl önce başlayan ve 15 bin yıl boyunca devam eden, Üst Paleolitik gelişme dönemini kesintiye uğratmıştır. Son Buzul Doruğu (GÖ 25-18 bin yılları arası), bölgedeki çeşitli yerleşimlerde kaydedilen, aşırı soğukların meydana geldiği bir olaydır ve Geç Üst Paleolitik dönemin gelişimini kesintiye uğratmıştır. [4]p> Satsurblia Mağarası (Batı Gürcistan) Üst Paleolitik katmanında (B Alanı, B/II ve B/III katmanı) yapılan çalışma, Son Buzul Doruğu öncesi dönemde, GÖ 25,5-24,4 bin yıl [kal.], yaşanan insan işgalinin ve Dzudzuana C’nin işgalinin (GÖ 27-24 bin yıl, kal.) bir bölümüyle çağdaş bir zaman aralığında yaşandığının kanıtlarını ortaya koymuştur… Satsurblia ve Dzudzuana'daki uğraşıların sonuçları, şu anda en makul senaryoların Son Buzul Doruğu (GÖ 24,4-17,9 bin yılları [kal.] arası) sırasında bu bölgenin işgalinde bir aralık/boşluk (hiatus) olduğunu göstermektedir. [5] p> Akhshtyrskaya Mağarası’nda (Rusya Federasyonu, Soçi Milli Parkı sınırları içinde yer alır) kazılan üç Üst Paleolitik tabakadan, orta seviyedeki 2/2, yaklaşık 23,5 bin yıl [kal.] öncesine tarihlenmiştir. Bu nedenle, Akhshtyrskaya'daki sadece en yukarıdaki Üst Paleolitik seviye 2/1’in Epipaleolitik olması ve Son Buzul Doruğu sonrasına tarihlenmesi oldukça muhtemeldir. Akhshtyrskaya mağarasının her üç seviyesindeki taş endüstrisi çok küçüktür ve Üst Paleolitik seviye buluntularının tasnif sonuçları henüz yayınlanmamıştır. [6]p> Batı Gürcistan’da geleneksel olarak Erken Üst Paleolitik döneme tanımlanan iki buluntu yeri Sagvardjile Seviye V ve Samerzkhle Klde’dır… Yakın zamanda yayınlanmış olan kemik fosil radyokarbon tarihi yaklaşık GÖ 20.160 (kalibre edildiğinde yaklaşık GÖ 24.093) ve bu tarih Dzudzuana'da Ünite C ile olası çağdaşlık görüşümüzü desteklemektedir. Ayrıca da bu alandaki çekirdekler ile Dzudzuana Ünite B’den elde edilen çekirdekler arasında bir benzerlik olduğunu belirtmek ilgi çekicidir. [7]p> Son Buzul Doruğu döneminde, Orta ve Doğu Avrupa’nın insanlar için daha az yaşanabilir bir çevre ve iklime sahip olduğu düşünülür, ancak durum göründüğü gibi de değildir. Örneğin buzul koşullarının en şiddetli yaşandığı evrelerde canlı yaşamı ve bitki örtüsü bu bölgelerde daha izole alanlara kaymıştır. Daha doğuda, Rusya steplerinde ise ağaçlık alanlar nehir vadileri boyunca uzanmaktadır. Diğer bölgelerde ise step-tundra iklimi baskındır. Polen analizleri Karadeniz’in doğu sahilleri ile Kafkasların yüksek dağlık alanlarında meşe ve huş ağaçlarından oluşan ormanlık bir çevreyi işaret eder. Ancak geniş yapraklı ormanlar ve ağaçlık alanlar daha çok yerel bir dağılım sergilemektedir. Son buzul doruğunda Hazar Denizi (Caspian) çok daha derin ve daha geniş bir alanı kaplarken, Karadeniz’in bu dönemde çok daha sığ ve çok daha küçük bir alanı kapladığı tespit edilmiştir. Her iki denizin kıyıları boyunca sonbaharda yapraklarını döken ormanlık alanların yer aldığı görülmektedir… Türkiye dikkate alındığında, ülkenin kuzeyinde Karadeniz Bölgesi’nde yer alan Kaçkar Dağları’nda N. Açkar ve ekibi tarafından yapılan araştırmalara göre, Son Buzul Doruğu süresince buzul oluşumları söz konusudur. Özellikle Kavron Vadisi olarak adlandırılan yerde GÖ 26-18 bin yılları arasında buzul oluşumları tespit edilmiştir. [8]p> Son Buzul Doruğu döneminde Kafkas Dağları’nın yüksek kesimlerinde başlayan buzullaşmanın hem kuzey hem de güney yönünde genişlemesiyle, her iki bölgedeki dağlık alanlar yaşanamaz hale gelmiş gibi görünmektedir. İnsanlar yaşamlarına devam edebilecekleri uygun yerlere sığınmışlar ama buldukları küçük yaşam alanlarından öteye binlerce yıl çıkamadılar ki bu zorlu koşullar bölgede ciddi bir nüfus darboğazı yaşanmasına neden olmuştur. Nihayetinde olumsuz koşullar, ısınan havaların etkisiyle buzulların eriyerek geri çekilmesi sayesinde, tersine dönmüştür. Arkeolojik çalışmalar insanların yaşadığı yerler olan kamp alanlarının son büyük buzullaşmanın sona erdiği günümüzden 18.000 yıl öncesinden itibaren sayıca arttıklarını ve büyüdüklerini göstermektedir. Kutup buzullarının geri çekilmesi ve havaların ısınmaya başlamasıyla birlikte, avcı-toplayıcılar bir popülasyon patlaması yaşadılar... Günümüzden 18.000 yıl öncesinde Akdeniz Bölgesi’nin iklimi ısınmaya ve daha yağışlı bir hal almaya başladığında, arkeolojik kazı alanlarının sayılarının arttığını ve daha geniş alanlara ve şu anda çöl ile kaplı bölgelere yayılmaya başladıklarını görüyoruz. [9]p> Son Buzul Doruğu Homo sapiens grupların buzullaşma ile en büyük imtihanı olmuştur ve aynı zamanda iklim ile çevrenin, önceki hominidlerde/homininlerde olduğu gibi, insan yaşamını ne denli etkilediğini göstermiştir. Buzulların erimeye başlamasıyla hayvan popülasyonu ile bitki örtüsünde köklü değişiklikler yaşandı ve bu değişikliklere uyum sağlamayı becerebilen insanlar, belli bölgelerde yoğunlaşmaya başladılar. Önceki dönemlere göre daha kalabalık grupların belli bir bölgede daha uzun süre birlikte konaklamasıyla birlikte ortaya çıkan yeni yaşam biçimi, bu gruplar arasında birçok “ortak değerler” oluşmasını sağlamış ve devamında yakın bölgelerdeki gruplarla kurulan ekonomik, sosyal, kültürel ve belki de dilsel ilişkiler bölgesel kültürleri ortaya çıkarmış olmalıdır. Üst Paleolitik dönemde daha önce bahsi geçen Orinyasiyen (Aurignacian) ile birlikte Gravetiyen (Gravettian), Solutriyen (Solutrean), Magdaleniyen (Magdalanian) şeklinde sınıflandırılmış alet yapım kültürleri veya endüstrileri geliştirilmiştir.p> Burada ‘Üst Paleolitik sırasında etnik grupların varlığını öne sürmek mümkün müdür?’ sorusu öne çıkmaktadır. Genelde cevap ‘hayır’dır. Üst Paleolitik bölgeleri, öncelikle büyük ekolojik alanlara uyarlanmanın bir sonucudur. Bu alanlarda uzun ömürlü grupların varlığının, üretim ve ideoloji alanlarını da içeren paylaşılmış birçok ortak biyolojik ve toplumsal teması ima ettiği doğrudur. İskân, ekonomi, maddi ürünler ve ideolojik sembolizm konularında gözlemlenen benzerlikler, bu temasların doğrudan sonuçları olarak görülmelidir. Ayrıca, kuramsal olarak daha küçük ölçekte (kabile, takım gibi) türdeş toplumsal ağların varlığını itiraf etme gereği de ortadadır… Her durumda bu grupların temel etnik özelliklerinden (kendilik bilinci, ‘jeneoloji mitosu’ ve ortak kökene ve ortak kadere dair paylaşılan ideoloji) yoksun olduğu kesinlikle belirlenebilir. [10]p> Notlarp> [1] Ekaterina V. Doronicheva, Liubov V. Golovanova, Vladimir B. Doronichev, M. Steven Shackley, Andrey G. Nedomolkin, New data about exploitation of the Zayukovo (Baksan) obsidian source in Northern Caucasus during the Paleolithic. s. 163-164 https://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S2352409X18306242. [2] Liubov V. Golovanova, Vladimir B. Doronichev, The Early Upper Paleolithic of the Caucasus in the West Eurasian Context, s. 144. https://www.researchgate.net/publication/260888506_The_Early_Upper_Paleolithic_of_the_Caucasus_in_the_West_Eurasian_Context. [3] Murat Karakoç, Son Buzul Çağı ve Holosen Başlangıcında Anadolu ve Balkanlar, Midas Kitap, Ankara Ocak 2015, s. 18-19. [4] L.V. Golovanova, V.B. Doronichev, N.E. Cleghorn, M.A. Koulkova, T.V. Sapelko, M.S. Shackley, Yu.N. Spasovskiy, The Epipaleolithic of the Caucasus after the Last Glacial Maximum, s. 211. https://www.academia.edu/5222825/The_Epipaleolithic_of_the_Caucasus_after_the_Last_Glacial_Maximum. [5] Ron Pinhasi, Tengiz Meshveliani, Zinovi Matskevich, Guy Bar-Oz, Lior Weissbrod, Christopher E.Miller, Keith Wilkinson, David Lordkipanidze, Nino Jakeli, Eliso Kvavadze, Thomas F.G. Higham, Anna Belfer-Cohen, Satsurblia: New Insights of Human Response and Survival across the Last Glacial Maximum in the Southern Caucasus, s. 14-15. https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC4213019/ [6] L.V. Golovanova, V.B. Doronichev, N.E. Cleghorn, M.A. Koulkova, T.V. Sapelko, M.S. Shackley, Yu.N. Spasovskiy, a.g.m. ‘The Epipaleolithic of the Caucasus after the Last Glacial Maximum’, s. 219. [7] Ofer Bar-Yosef, Anna Belfer-Cohen, Tengiz Mesheviliani, Nino Jakeli, GuyBar-Oz, Elisabetta Boaretto, Paul Goldberg, Eliso Kvavadze&Zinovi Matskevich, Dzudzuana: an Upper Palaeolithic cavesite in the Caucasus foothills (Georgia), s. 346. https://www.researchgate.net/publication/266673749_Dzudzuana_an_Upper_Palaeolithic_cave_site_in_the_Caucasus_foothills_Georgia. [8] Karakoç, aynı eser, s. 22-24. [9] Daniel E. Lieberman, İnsan Vücudunun Öyküsü, Çeviren: Raşit Bilgin, 3. Baskı, Say Yayınları, İstanbul 2017, s. 260, 262. [10] Pavel Dolukhanov, Eski Ortadoğu’da Çevre ve Etnik Yapı, Çeviri: Suavi Aydın, İmge Kitabevi, Ankara 1998, s. 513-514. {tab=Bölüm IX} Son Buzul Doruğu sonrasındaki ılıman dönemlerde Kuzey ve Güney Kafkasya’da yaşanan nüfus artışı ve genişlemesi ekonomik, sosyal ve kültürel ilişkilerin yeniden kurulmasına yol açmıştır… Kafkasya'nın güneybatısı ile kuzey-orta kesiminde yer alan obsidiyen kaynaklarından, Kuzeybatı Kafkasya'daki Epipaleolitik yerleşim alanlarına obsidiyen taşıma ağlarının yeniden kurulması, Kafkasya’nın bütününde daha önce var olan ama kesintiye uğrayan temasların, Epipaleolitik dönem sakinleri arasında da kurulduğunun somut bir örneklerinden biridir. Not:i> Epipaleolitik (Son Paleolitik) kimi kaynaklarda Mezolitik dönem yerine kullanılmaktadır ve Üst Paleolitik sonlarında yeni bir kültürel geçişi hazırlayan dönemi ifade etmektedir. Epipaleolitik, Yakın Doğu ve Anadolu coğrafyası için, Üst Paleolitik sonları ile Neolitik Dönem başları arasını tanımlamak için kullanılan bir kavramdır.p> Kafkasya'daki Üst Paleolitik gelişmeyi kesintiye uğratan soğuk dönem Son Buzul Doruğu, GÖ 26-25-20-19 bin [kal.] yıllarına karşılık gelen kronolojik boşluk, sonrasında yeni bir Epipaleolitik endüstrisi Güney ve Kuzey Kafkasya’da ortaya çıktı ve GÖ 19 bin-18 bin [kal.] yıllarından Pleistosen’in sonuna, GÖ 12 bin-11,5 bin [kal.] yıllarına, dek varlığını sürdürdü. Arkeolojik kayıtlar, Epipaleolitik süresince sitelerin sayılarında, Epipaleolitik insan gruplarının hareketliliğinde ve Kafkasya’da insanların yerleşiminde, bölgenin Son Buzul Doruğu öncesindeki Üst Paleolitik yerleşimi ile karşılaştırıldığında, daha yoğun bir artış olduğunu belgelemektedir. [1]p> Son Buzul Doruğu sonrası tarihlerde, yaklaşık 20 Epipaleolitik bölgenin asıl yoğunlunun, Kuzeybatı Kafkasya'daki Kuban nehri havzasında olduğu bilinmektedir. Detaylı tipolojik analizlerinin akla uygun bilinen sadece 5 tane katmanlaşmış Epipaleolitik yerleşme vardır… Son Buzul Doruğu sonrasında yaklaşık GÖ 18 bin [kal.] yıl öncesi ile Pleistosen ve Holosen (Pleistosen sonrası dönem) sınırı olan GÖ 10 bin [kal.] yıl öncesi arasındaki dönemde yeni bir Epipaleolitik kültür, Güney Kafkasya'daki Gürcistan'dan, Kuzeybatı Kafkasya yoluyla, Güney Rusya ovasına dek kadar yayılmıştır. Epipaleolitik'in ana evresi, yaklaşık GÖ 18-13 bin [kal.] yılları arası, Üst Pleistosen’in sonundaki en elverişli dönem olmuştur. [2]p> Kuzey Kafkasya’da Epipaleolitik döneme ait buluntuların ortaya çıkarıldığı yerleşim yerlerinin önemli bir kısmı daha önceki dönemlerde de kullanılmış mağara veya açık hava siteleridir. Bu alanlarda ele geçen buluntular radyokarbon yöntem tarihlendirilmiştir. Mezmaiskaya Mağarası, Kuzeybatı Kafkasya'da Lago-Naki platosu üzerinde, Sukhoi Kurdjips nehri vadisinde yer almaktadır… Mezmaiskaya mağara stratigrafisinde, Epipaleolitik Katmanı 1-3, Son Buzul Maksimumu ve Holosen yatakları arasına düşer ve iki radyokarbon tarihine göre GÖ 17-15,5 bin [kal.] yılları arasıdır… Mezmaiskaya Mağarası… Katman-1-3'ten üç obsidiyen eser üzerinde yapılan işaret/iz analizleri, bu malzemelerin Mezmaiskaya'nın güneydoğusunda 300 km uzaklıktaki Güney Gürcistan’ın Kojun Dag kaynağından tedarik edilen 2 parçadan üretildiğini gösterdi. Diğer bir parçanın ise Mezmaiskaya'ya 250 km mesafede bulunan ve Rusya’daki Kuzey Kafkasya’nın ortam kesiminde yer alan Zayukovo kaynağından tedarik edilen obsidiyenden üretildiğini gösterdi. Bu sonuçlar, Mezmaiskaya'daki Epipaleolitik seviye sakinlerinin Güney Kafkasya ve Kuzey-Orta Kafkasya da dahil olmak üzere mağaradan epeyce uzak bölgelerle bazı temasların olduğunu akla getirmektedir. Gubs 1 Kaya Barınağı ise Kuzeybatı Kafkasya'da hem Orta hem de Üst Paleolitik tabakaları bir bölümde koruyan az sayıdaki alandan biridir. Paleolitik yerleşim, Gubs nehri vadisinin Borisovskoye boğazının sol kıyısındadır… Gubs Kaya Barınağı 1'deki kemiklerin yeterince korunamamış olması, radyokarbon tarihlemesini engellemektedir. Amirkhanov, alet endüstrisinin genel özelliklerine ve altındaki tabakaların Son Buzul Maksimumu ile paleocoğrafik korelasyonuna dayanarak, en üst Üst Paleolitik katmanı için Epipaleolitik yaşını önermiştir… Kasojskaya Mağarası, Gubs nehri vadisi Borisovskoe boğazında yer alan, güneye bakan bir mağaradır… Mağaradaki Katman 4'ün 3. 4. ve 5. tabakaların faunal buluntu topluluklarından elde edilen bir dizi radyokarbon tarihler, Katman 4'ün Epipaleolitik işgalini 17-12,5 bin [kal.] yılları arasında tarihlendirir. [3] p> Yine Kuzey Kafkasya’da keşfedilen bazı mağara-açık hava sitelerinde bulunan kalıntılar üzerinde sadece ön tarihlendirme çalışmaları yapılmıştır. Yukarıda alıntılar yapılan makalede bu konuda özetle şu bilgiler yer almaktadır: “Bunlara ek olarak üç tane yerleşimden Epipaleolitik’i temsil eden taş (litik) koleksiyonlar elde edildi, ancak buralar ya yüzeysel koleksiyonlar (Baranakha-1) veya açık hava sahalarıydılar. (Baranakha-4 ve Yavora). Bu yerleşimlerden yaklaşık bir düzinesi, Dakhovskaya-2, Korotkaya-2, Dvoinaya, Ruslanova mağaraları, Gubs-2, Gubs-3, Gubs-4, Gubs-6, Lubochniy kaya barınakları ve diğerleri de dahil olmak üzere sadece ön araştırmalardan bilinir... Kuzeybatı Kafkasya’daki bir başka Epipaleolitik yaşam alanı Gubs Kaya Barınağı 7 veya Satanay Kaya Barınağı, Gubs vadisinin sol kıyısında, Gubs 1’in yanında yer almaktadır… (Buradan elde edilen kemik numuneler farklı radyokarban tarihler üretilmiştir.) Bu tartışmalı radyokarbon tahminleri, eski kazılan koleksiyonların, Geç Pleistosen'den Erken Holosen'e kadar uzanan farklı tabakalardan ve iş katmanlarından malzemeler içerdiğini göstermektedir. Yeni keşfedilen Chygai Kaya Barınağı, (Gubs nehri kıyısında) Katman 9’dan elde edilen radyokarbon tarihlerine dayanılarak, Epipaleolitik dönemle ilişkili görülmektedir. Ancak buradan elde edilen materyaller yalnızca başlangıç olarak yayınlanmıştır. Kolkhis dağ bölgesinin aynı kuzeybatı kesiminde ama Rusya Federasyonu (Krasnodar Krayı) bölgesinde, birkaç yerleşim yerinde az sayıda Üst Paleolitik malzeme grubu kurtarıldı. Navalishenskaya ve Malaya Vorontsovskaya mağaralarının her birinde birkaç Üst Paleolitik buluntu katmanları vardır ve ikinci bölge için sadece bir radyo-karbon tarihi, yaklaşık GÖ 17 bin yıl [kal.] şeklinde duyurulmuştur.” [4]p> Hem mikro hem de makro faunalar, Son Buzul Maksimumu sonrasında, yani GÖ 18-13 bin [kal.] yılları arasında, Satsurblia Mağarası’ndaki (Batı Gürcistan) insan yerleşimi sırasında, iklimsel bir iyileşmeyle bağlantılı ormanlık ekosistemlerin daha yoğun bir yayılımını göstermektedir… Satsurblia Mağarası Üst Paleolitik katmanı çalışmaları kronolojisi… Son Buzul Maksimumu sonrası yeni bir fazın varlığını göstermiştir (Alan A, Katmanlar A/IIa ve A/IIb: GÖ 17,9-16,2 bin yılları). [5]p> Güney Kafkasya’da da Epipaleolitik döneme ait buluntuların ortaya çıkarıldığı yerlerin önemli bir kısmı daha önceki dönemlerde de kullanılmış mağara veya açık hava siteleridir. Bu alanların bazılarında güvenilir tarihler elde edilmiştir ancak bazı yerlerde ise yeterince tarihlendirme çalışması yapılmamıştır. Daha önce alıntılar yapılan makalede bu yerler ile ilgili özetle şu bilgiler vardır: “Dzudzuana Mağarası sahasındaki B Ünitesinden gelen üç tarih GÖ 16.500–13.200 [kal.] arasındadır ve bu tarihler B ünitesini Pleistosen sonuna yerleştirir… Dzudzuana'nın daha batısında yer alan Sakajia mağarasından çıkarılan bir bovid kemiği yakın zamanlarda, GÖ 11.700 radyokarbon tarihini verdi (kalibre edilmiş, GÖ 13.583)… Daha batıdaki Apiancha Mağarası'ndan küçük omuzlu noktalıların yerel bir varyantını da içeren benzer bir endüstri bildirilmiştir. Kesin içeriği bildirilmemesine rağmen, mağaradan GÖ 17.900-17.600 [kal.] tarihlenen iki radyokarbon ölçümü bulunduğuna dikkat etmek önemlidir… Dzuduzuana yakınlarındaki Gvardjilas Klde Mağarası’ndan kemikler üzerinde yapılan incelemede elde edilen iki radyokarbon tarih, GÖ 15.960-GÖ 15.010 (kalibre edilmiş, GÖ 19.100-GÖ 18.200), daha alt tabaklardan gelmiş olabilir.” [6]p> Güney Kafkasya'da, Üst Paleolitik alanların ezici çoğunluğu, Batı Gürcistan topraklarında Kolkhis (Colkhic) dağlık bölgesi içinde yer almaktadır… Kolkhis dağ bölgesinin kuzeybatısında Abhazya’da çok katmanlı Apiança Mağarası, Kafkasya'daki en ilginç Üst Paleolitik yerleşimlerinden biridir… Katman 5-4, Son Buzul Maksimumu’ndan sonra oluştuğunu teyit eden tarihlere sahiptir ve bu nedenle Epipaleolitik’e tarihlenmiştir… L.O. Korkia, Apiança’da Katman 4’deki malzeme grubunun, Gvardjilas Klde'nin Üst Paleolitik malzeme grubuna ve Kholodniy (Holodniy) Mağarası’ndaki G tabakasına, ayrıca Katman 5’deki malzeme grubunun Sakajia'dakilere benzer olduğu sonucuna varmıştır. Apiança Katman 4'ten alınan bir kemik zıpkın parçası Holodniy Mağarası’nda bulunana benzer. Ancak N.O. Bader, Holodniy Mağarası’ndaki Üst Paleolitik, Mezolitik ve Neolitik malzemelerin karışmış olduğunu bildirmiştir. Bu, Apiança Katman 4'ün ayrıca, üstteki Mezolitik seviyeden araya giren davetsiz buluntular içerebilme ihtimalini arttırır. Bader, aynı zamanda Apiança'dan elde edilen malzemeler ile aynı alanda bulunan Atsinskaya ve Navalishenskaya mağaralarından gelen malzeme grupları arasındaki benzerliklere de dikkat çekti, ancak son iki alan henüz modern kazı teknikleri kullanılarak incelenmedi. [7] p> Güney Kafkasya’da Epipaleolitik döneme ait aletlerin özelliklerinden yola çıkılarak, bölgenin özgün alet yapım endüstrisi “İmeretya/İmereti Kültürü” olarak tanımlanmıştır. Daha önce de alıntılar yapılan makalede İmeretya Kültürü’ne dair özetle şu bilgiler yer almaktadır: “Son Buzul Maksimumu’ndan Holosen'in başlangıcı arasını, yani yaklaşık olarak GÖ 20.000-10.000 arasındaki takriben 10 bin yıllık bir dönemi kapsayan Kafkasya Epipaleolitik kayıtlarının sentezi yapıldığında, bu endüstrilerin özelliklerini ilk olarak inceleyen araştırmacılar tarafından, birkaç on yıl süresince, “İmeretya Kültürü” ismiyle tanımlanmıştır. Başlangıçta N.O. Bader 1965 yılında, İmeretya Bölgesi (Batı Gürcistan) Üst Paleolitik dönemini “Transkafkasya Kültürü” (Kafkasya ötesi-Güney Kafkasya) olarak tanımladı. Transkafkasya Kültürü’ne “İmeretya Kültürü” terimini ilk olarak, 1970 yılında, G.P. Grigoriev uyguladı. Bir süre sonra H. A. Amirkhanov, 1994 yılında, Batı Kafkasya'daki eski kazılardan çıkan Üst Paleolitik malzemelerini revize etti ve İmeretya Üst Paleolitik gelişmesi boyunca bir süreklilik olmadığına karar verdi. Aynı zamanda Amirkhanov, 1994 yılında, iklim-stratigrafik verilerine, mevcut bazı radyokarbon tahminlerine ve taş alet endüstrilerinin özelliklerine dayanarak Kafkasya'nın Üst Paleolitik endüstrilerini, Son Buzul Maksimumu ile bölünen iki ana kronolojik gruba ayırdı ve önceki ile sonraki gruplar arasında kültürel bir süreksizlik olduğu sonucuna vardı. Amirkhanov ayrıca Batı Kafkasya'daki Üst Paleolitik endüstrilerinin iki büyük kronolojik grubunun, Son Buzul Maksimumu ile ayrılmış olduklarından, karşılaştırılamaz olduğunu ve eski İmeretya kültürünün çoğu tanısal özelliğinin sonraki (son buzul maksimumu sonrası) kronolojik grup için geçerli olduğunu varsaydı ki bu grup, bu makalede Epipaleolitik olarak tanımlanmıştır.” [8]p> Notlarp> [1] Ekaterina V. Doronicheva, Liubov V. Golovanova, Vladimir B. Doronichev, M. Steven Shackley, Andrey G. Nedomolkin, New data about exploitation of the Zayukovo (Baksan) obsidian source in Northern Caucasus during the Paleolithic. s. 159-160. https://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S2352409X18306242. [2] L.V. Golovanova, V.B. Doronichev, N.E. Cleghorn, M.A. Koulkova, T.V. Sapelko, M.S. Shackley, Yu.N. Spasovskiy, The Epipaleolithic of the Caucasus after the Last Glacial Maximum, s. 191, 211-212. https://www.academia.edu/5222825/The_Epipaleolithic_of_the_Caucasus_after_the_Last_Glacial_Maximum. [3] L.V. Golovanova, V.B. Doronichev, N.E. Cleghorn, M.A. Koulkova, T.V. Sapelko, M.S. Shackley, Yu.N. Spasovskiy, a.g.m. ‘The Epipaleolithic of the Caucasus after the Last Glacial Maximum’, s. 191-192, 194, 196, 198, 200-201. [4] L.V. Golovanova, V.B. Doronichev, N.E. Cleghorn, M.A. Koulkova, T.V. Sapelko, M.S. Shackley, Yu.N. Spasovskiy, a.g.m. ‘The Epipaleolithic of the Caucasus after the Last Glacial Maximum’, s. 191, 203, 205, 212, 218. [5] Ron Pinhasi, Tengiz Meshveliani, Zinovi Matskevich, Guy Bar-Oz, Lior Weissbrod, Christopher E. Miller, Keith Wilkinson, David Lordkipanidze, Nino Jakeli, Eliso Kvavadze, Thomas F. G. Higham, Anna Belfer-Cohen, Satsurblia: New Insights of Human Response and Survival across the Last Glacial Maximum in the Southern Caucasus, s. 14. https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC4213019/ [6] Ofer Bar-Yosef, Anna Belfer-Cohen, Tengiz Mesheviliani, Nino Jakeli, GuyBar-Oz, Elisabetta Boaretto, Paul Goldberg, Eliso Kvavadze&Zinovi Matskevich, Dzudzuana: an Upper Palaeolithic cavesite in the Caucasus foothills (Georgia), s. 336, 346-347. https://www.researchgate.net/publication/266673749_Dzudzuana_an_Upper_Palaeolithic_cave_site_in_the_Caucasus_foothills_Georgia. [7] L.V. Golovanova, V.B. Doronichev, N.E. Cleghorn, M.A. Koulkova, T.V. Sapelko, M.S. Shackley, Yu.N. Spasovskiy, a.g.m. ‘The Epipaleolithic of the Caucasus after the Last Glacial Maximum’, s. 213, 217-218. [8] L.V. Golovanova, V.B. Doronichev, N.E. Cleghorn, M.A. Koulkova, T.V. Sapelko, M.S. Shackley, Yu.N. Spasovskiy, a.g.m. ‘The Epipaleolithic of the Caucasus after the Last Glacial Maximum’, s. 220. {tab=Bölüm X} Epipaleolitik dönemde bölgesel kültürel gelenekler oluşmaya başlamıştır ve bu bölgeselleşme söz konusu dönemi önceki dönemlere göre daha özgün kılmaktadır. Önceki bölümde ele alınan Güney Kafkasya İmeretya Kültürü gibi Kuzeybatı Kafkasya’daki Gubs Nehri vadisinde ortaya çıkarılan aletlerin yapımındaki bazı özellikler nedeniyle bölgenin alet yapım endüstrisi “Gubs Kültürü” şeklinde tanımlanmıştır. Konu hakkında alıntı yapılan makalede İmeretya Kültürü ile dönemsel olan Kuzey Kafkasya Gubs Kültürü de ele alınmış ve özetle şu ifadelere yer verilmiştir: “N.O. Bader, Güney Kafkasya'daki İmeretya Kültürü ile Kuzey Kafkasya'daki Gubs Kültürü’nün birlikte var olduğunu kanıtlamaya çalıştı. Bu çalışma, her iki ‘kültürün’ pek çok ‘spesifik’ özelliklerinin, sahaların çoğunda güvenli bir şekilde kazılmamış malzemelerin katkısının sonucu olduğunu göstermektedir. Bu iki bölge arasında geometrik mikro-litiklerde az miktarda dikkate değer farklılıklar vardır. Örneğin, yalnızca Batı Gürcistan'daki Epipaleolitik yerleşimler asimetrik üçgenleri içerir, ancak dikdörtgenler yalnızca Kuzeybatı Kafkasya'nın doğu kesiminde yer alan Epipaleolitik yerleşimlerde bulunmuştur. Kafkasya'daki nokta/uçlu tipi dağılımının analizi, hem Güney hem de Kuzey Kafkasya'daki pek çok Epipaleolitik yerleşiminde spesifik omuzlu uçların (bu makalede İmeretya uçları olarak adlandırılır) ortaya çıktığını göstermektedir. Batı Gürcistan'daki Sakajia uçlarında olduğu gibi bir bölgeye özgü görünen bazı uç türleri veya Gubs kültürünün bir özelliği olarak tanımlanan simetrik rötuşlanmış uçlar, tek bir numune ile temsil edilirler, genellikle alet parçalarıyla ve bu nedenle ek doğrulama gerektirir.” [1]p> Daha önceki bölümlerde alıntılar yaptığımız R. Betrozov, İmeretya ve Gubs kültürlerini, zamanı Paleolitik sonrası döneme uzatarak ele almaktadır ve ayrıca bu kültürlere ek olarak Kuzeydoğu Kafkasya’da farklı bir kültür evresinin yaşandığını belirtmektedir. Geç Paleolitik dönem sonunda Kafkasya kültürleri arasındaki farklar açıkça izlenebilmektedir. Böylece Kafkasya ötesi (Güney Kafkasya) ile Kuzey Kafkasya kültürleri arasında kopma görülür. Buzlarla kaplı Ana Kafkas sıradağlarıyla ayrılan bu kültürler belirli farklılıklar kazanmışlardı. Aynı zamanda Kafkasya’nın Karadeniz kıyısında ve Kuzey Kafkasya’da nüfusun yer değişimine ve kültür etkileşime tanık oluyoruz. Henüz Üst Paleolitik ve Mezolitik çağlarda Kafkasya’da kültürün münferit bölgeleri ve üç varyantı açıkça seçilebilir: Kuzeybatı Kafkasya’da Gubs, Kuzeydoğu Kafkasya’da Çoh (Çokh) ve Güney Kafkasya’da İmeretya kültürleri. Böylesine erken dönemde ortaya çıkan tarihsel ve kültürel (hatta belki etnik) farklılıklar, sonraki devirlerde daha da netleşmiş ve kesinleşmiştir. [2]p> Son Buzul Doruğu sonrası Epipaleolitik dönemde ormanlık alanlar genişlemiş ve bitki örtüsü çeşitlenmiştir. İnsanlar hala avcılık ve toplayıcılıkla geçiniyorlardı. Bu dönemde büyük memeli pek çok hayvanın yok olmasıyla kısa yabanıl otlarla beslenen ceylan, yaban koyunu ve keçisi gibi küçükbaş hayvanlar en gözde avlar haline geldi. Av hayvanlarındaki bu değişime paralel olarak avcı ve toplayıcıların kullandıkları aletlerde de önemli değişimler yaşandı. Uzman avcılar haline gelen bu insanların avlanma sırasında kullandıkları taş aletler daha küçülmüştür, daha sivri ve keskin hale gelmiştir ve özellikle mikrolitler (minitaş) yaygınlaşmıştır. Yalın taş aletler, bir taş bıçağa ahşap sap takılması gibi örneklerde olduğu gibi, ahşap veya kemikle birleştirilerek daha fonksiyonel hale getirilmiştir.p> Çevresel ve iklimsel koşulların insanların lehine değişmesiyle birlikte Kafkasya’nın pek çok bölgesi yaşamaya daha elverişli hale gelmiştir. Nüfusun zamanla kalabalıklaştığı yerlerden artık daha yaşanılır hale gelen diğer bölgelere başlayan toplumsal hareketlenme gen akışında artışlara yol açmış olmalıdır. Günümüzden takriben 15 bin yıl öncesinde, iklim Buzul sonrası düzelme dönemine girerken, Üst Paleolitik yerleşmeler daha önce yoğun bir nüfusun barındığı Rusya Düzlüğü’nün buzulçevresi bozkır alanlarında, neredeyse tamamen ortadan kalktılar. Bu nüfusun en azından bir bölümünün güneye, nüfus kıtlığı bulunan Karadeniz bozkırına gittiği düşünülebilir. Fakat bu nüfusun büyük kısmı kuzeye, göç eden Ren geyiği sürülerini izleyerek Kuzey Rusya Düzlüğü’nün buzdan henüz arınmış bölgelerine gitmiştir. [3]p> Kuzey-Orta Kafkasya'da bildirilen çok az sayıda Epipaleolitik yerleşimi vardır. Sosruko ve Alebastroviy Zavod Kaya Barınakları 1950'lerde kazıldı ve bir ön yayın ile tanıtıldı. Kısa süre önce keşfedilen Bodinoko Kaya Barınağı’ndaki Epipaleolitik Katman-5, radyokarbon yöntemiyle GÖ 14-13 bin [kalibre edilmemiş] yılları arasına tarihlendi, ancak Epipaleolitik litik alet endüstrisinin yayınlanması sadece ön hazırlıktır ve daha ayrıntılı analiz için teşhis amaçlı değildir. [4]p> Son Buzul Doruğu buzullarının erimesi ve Bølling-Allerød olarak adlandırılan ısınma evrelerinin yaşanmaya başlamasıyla yaklaşık GÖ 14.600’lerden itibaren deniz seviyelerinde yükselmeler başlamıştır… Böylelikle Son Buzul Doruğu’ndan sonra havaların ısınması ve buna bağlı olarak buzulların erimesi ile birlikte deniz seviyelerinde yükselmeyle sonuçlanan değişikliklerin yaşanmaya başlamasının yanı sıra, Avrupa’daki ekolojik ortamın da güneyden başlayarak kuzeye doğru ormanlaşma aşamasına girdiği görülür. [5]p> Son Buzul Doruğu sonrasında karadaki buzullarının erimesiyle deniz seviyelerinin yükselmesi birkaç bin yıl sürmüştür. Karadeniz ve Hazar Denizi’ndeki su seviyesinin yükselmesiyle, kıyı bölgelerinin sular altında kalması, Kafkasya Epipaleolitik yerleşimlerinde mekansal değişiklilere yol açmış olmalıdır. Ayrıca bu dönemde Kafkasya coğrafyasında ilginç bir jeolojik olay meydana gelmiştir ve bu olay nüfus hareketlerini belirli bir dönem için kısıtlamış gibi görünmektedir. Günümüzden yaklaşık 16 bin yıl önce, Hazar Denizi genişlemiş ve su seviyesi maksimuma ulaşmıştır. Khvalynian Transgresyonu (Transgression) denilen bu jeolojik olay sonucunda Hazar Denizi’nin suyu Maniç Boğazı yoluyla Karadeniz’e akmıştır. Maniç Boğazı’nın taşkın suyunun yolu haline gelmesiyle Kafkasya izole olmuş ve buradan daha kuzeye doğru insan yayılımının önü günümüzden 12 bin yıl öncesine dek kesilmiştir.p> Son Buzul Doruğu sonrasında yaşandığı varsayılan insanların kuzeye doğru ilerleyişi (yeniden kolonizasyon?), Doğu Avrupa Ovası’nda daha öncesinden var olan yerleşimlerin, muhtemelen dağlardakinden daha yüksek nüfus yoğunluğuna sahip olması nedeniyle ve ayrıca ek olarak GÖ 14-12 bin yıllarına tarihlenen Khvalynian transgresyonun da (transgression) doğal bir bariyer görevi görmüş olması nedeniyle duraksamış olabilir. [6] p> Tam buzul koşulları sona erip Holosen iklim koşulları hakim olmaya başlamışken günümüzden yaklaşık 13 binde buzul koşullarına yakın bir iklim değişikliği meydana gelmiştir. Hemen hemen 1000 yıldan fazla bir süre etkisini devam ettiren bu soğuk evre Younger Dryas (Genç Dryas, GÖ 12,8-11,5 bin) olarak bilinmektedir. Ancak bu soğuk ara dönem dünyanın her yerinde aynı şekilde etkili olmamış ve özellikle kuzey yarıküreyi etkisi altına almıştır… Younger Dryas soğuk-kurak iklim koşulları ve buzullaşmaları sadece Grönland ve çevresinde değil fakat aynı zamanda tropikal ve yarı-tropikal iklim bölgelerini de etkisi altına almış gibi görünmektedir… Küresel bir soğuk dönem olarak da tanımlanan, bu süreçte (Younger Dryas ) iklimde yaşanan değişikliklerin özellikle Yakın Doğu’da yaşayan Epi-Paleolitik dönem avcı ve toplayıcı insan grupları üzerinde çok önemli etkileri olduğu öne sürülmektedir. Bu soğuk iklim koşulları tahıllar gibi bazı doğal bitkisel ürünlerin yetişmesinde bir düşüşe ve yetiştikleri alanlarda daralmaya yol açtığı gibi, bu bitkisel ürünlere dayalı beslenme modeline sahip insanların yaşadıkları doğal çevreyi sınırlamıştır. Bunun yanı sıra Younger Dryas buzullaşması, gerek Yakın Doğu ile Anadolu ve Balkanlar gerekse Avrupa’da yaşayan bu dönem avcı-toplayıcı insan gruplarının temel besin kaynaklarını oluşturan av hayvanları ile bitkisel kaynaklarda doğal bir azalmaya yol açmıştır. [7] p> GÖ 13-10 bin yılları arasına tarihlenen Younger Dryas iklimsel stres dönemi, Kuzey Kafkasya'da Epipaleolitik kültür gelişiminin sona erdiğine işaret etmektedir. [8] p> Ve böylece günümüzden yaklaşık 2,6 milyon yıl önce başlayan Buzul Çağı yani Pleistosen, 11.700 yıl önce sona ermiş ve insanlığın yaşam biçimini köklü bir şekilde değiştiren, günümüzde hala devam eden jeolojik dönem, Holosen, başlamış oldu. Benzer şekilde günümüzden yaklaşık 2,5 milyon yıl önce başlayan Paleolitik yani Taş Devri, Üst Paleolitik dönemin sona ermesiyle yerini Mezolitik döneme bıraktı. Sonuç olarak; Kafkasya coğrafyasında yaşamış, Homo erectus (veya benzer türler) ve Neandertal türleri yok olduktan sonra Kafkasya’ya son gelenler, halen dünya üzerinde yaşayan tek tür olan, Homo sapiens yani modern insandır. Afrika’dan göç eden bazı Homo sapiens gruplar muhtemelen Orta Doğu ve Anadolu üzerinden yollarına devam ederek, günümüzden 40 bin yıl önce Güney Kafkasya’ya ulaştılar ve Üst Paleolitik dönemi başlattılar. Bunlardan bazıları yollarına devam ederek Kuzey Kafkasya’ya yerleştiler ki Kafkasya’nın her iki yamacındaki en erken Homo sapiens buluntular birbirine çok yakın yaşlara sahiptir.p> Homo sapienslerin gelişiyle birlikte Kafkasya’da, 40 bin ila 25 bin yıl öncesi arası dönemde alet yapımı ile sosyal ilişkiler ve kültür alanlarında önemli gelişmeler yaşanmıştır. Ancak bu gelişme dönemi, günümüzden önce 25 bin-17 bin yılları arasında yani son buzul doruğunda, kesintiye uğramıştır. Buzullaşma nedeniyle insanlar küçük ve korunaklı alanlarda binlerce yıl izole bir yaşam sürdürdüler ki bu nedenle bölge nüfusu ciddi oranda daralmıştır.p> Günümüzden yaklaşık 15 bin yıl öncesinden itibaren dünya üzerinde havaların daha ılıman hale gelmesiyle diğer pek çok bölgede olduğu gibi Kafkasya’nın da yaşam koşulları iyileşmiştir. İzole alanlarından kurtulan avcı ve toplayıcı insanların elverişli koşullarda daha iyi beslenmeye başlamasıyla nüfus artışı meydana gelmiştir. Artan nüfus bir yandan “bölgeselleşmeye” yol açarken diğer yandan bir bölgeden başka bölgeye göçü teşvik etmiştir. Böylece kuzey ile güney arasında buzullaşma nedeniyle binlerce yıldır kesik olan bağlantılar yeniden kurulmuş ve devamında insan gruplarının etkileşimi ve karışımı kaçınılmaz hale gelmiştir. Bundan sonrasında yani Holosen dönemde, dünyanın diğer bölgelerinde olduğu gibi Kafkasya’da da insan yaşamı tarımın icadı ve yerleşik düzene geçilmesiyle önceki dönemlere göre çok farklı olacaktır… Notlarp> [1] L.V. Golovanova, V.B. Doronichev, N.E. Cleghorn, M.A. Koulkova, T.V. Sapelko, M.S. Shackley, Yu.N. Spasovskiy, The Epipaleolithic of the Caucasus after the Last Glacial Maximum, s. 222-223. https://www.academia.edu/5222825/The_Epipaleolithic_of_the_Caucasus_after_the_Last_Glacial_Maximum. [2] Ruslan Betrozov, Çerkeslerin Etnik Tarihi, Çeviri: Orhan Uravelli, Kafdav, Ankara 2009, s.53-54. [3] Pavel Dolukhanov, Eski Ortadoğu’da Çevre ve Etnik Yapı, Çeviri: Suavi Aydın, İmge Kitabevi, Ankara 1998, s. 160. [4] L.V. Golovanova, V.B. Doronichev, N.E. Cleghorn, M.A. Koulkova, T.V. Sapelko, M.S. Shackley, Yu.N. Spasovskiy, a.g.m. ‘The Epipaleolithic of the Caucasus after the Last Glacial Maximum’, s. 191. [5] Murat Karakoç, Son Buzul Çağı ve Holosen Başlangıcında Anadolu ve Balkanlar, Midas Kitap, Ankara Ocak 2015, s. 26. [6] Bayazit Yunusbayev, Mait Metspalu, Mari Ja¨rve, Ildus Kutuev, Siiri Rootsi, Ene Metspalu, Doron M. Behar, Kart Varendi, Hovhannes Sahakyan, Rita Khusainova, Levon Yepiskoposyan, Elza K. Khusnutdinova, Peter A. Underhill, Toomas Kivisild, Richard Villems, The Caucasus as an Asymmetric Semipermeable Barrier to Ancient Human Migrations, s. 363-364. https://academic.oup.com/mbe/article/29/1/359/1750206. [7] Karakoç, aynı eser, s. 26-27. [8] L.V. Golovanova, V.B. Doronichev, N.E. Cleghorn, M.A. Koulkova, T.V. Sapelko, M.S. Shackley, Yu.N. Spasovskiy, a.g.m. ‘The Epipaleolithic of the Caucasus after the Last Glacial Maximum’, s. 212. {/tabs}+''+nan+''+Zeki Kartal ) ) ) ) ) ) ) ) )