KAFFED Yönetim Kurulu Anavatan Köprülerini Değerlendirdi

KAFFED Yönetim Kurulu, 8 Aralık 2020 tarihinde Pandemi önlemleri çerçevesinde online gerçekleştirdiği yönetim kurulu toplantısında Anavatan köprülerine ilişkin yürütülen çalışmaları değerlendirdi. Genel Başkan Yıldız Şekerci ve ilgili yönetim kurulu üyeleri, Dünya Çerkes Birliği (DÇB) yönetimi ile sorun alanlarına ilişkin yapılan toplantı hakkında yönetim kuruluna bilgi verdiler. DÇB Yönetim Kurulu’nda ilişkilerin askıda bulunduğu dönem boş bırakılan 4 yönetim kurulu üyeliği için, DÇB nin Genel Kurul kararına dayanarak yapmış olduğu davet çerçevesinde, Nesrin Alpan, Ferit Domaniç, Bekir Sami Yavuz ve Atilla Mutlu Alkış’ın isimlerinin bildirilmesine karar verildi. Ayrıca, Federasyonumuz DÇB Delegasyonuna DÇB Yönetim Kurulu üyeliğinden ve KAFFED DÇB Delegeliğinden istifa ettiğini bildiren Ergün Yıldız’ın, KAFFED DÇB Delegeliğinden istifası işleme konuldu. DÇB Yönetim Kurulu üyeliğinden istifa süreci DÇB Yönetimi nezdinde takip edilecek. Adıgey ve Kabardey Balkar Cumhuriyetlerindeki üniversiteler ile işbirliği çalışmalarında gelinen aşama değerlendirildi. Anavatana dönüş ve Rusya Federasyonu vatandaşlığı işlemlerine ilişkin yasal mevzuat ile ilgili Dünya Çerkes Birliği ile kurulan ortak komisyonun çalışmaları ele alındı. Stratejik plan hazırlık ve uygulama dönemini de kapsayacak şekilde 2020 yılı faaliyet raporunun hazırlanması ve Ocak ayı başında yayınlanması kararlaştırıldı.nanKaffed

Bir Yazar Bir Eser : ÇERKESLERE MEKTUPLAR – Mefewud Nartan

Heyecanla “Çerkeslere Mektuplar”ı okumaya başladım. Feridun Bey’in (Mefewud  Nartan) kaleminin ne kadar güçlü olduğunun farkındaydım.p> Eminim, okurken büyük zevk alacaktım. “Deneme”lere sıcak ilgim vardır. Deneme yazılarını romana da hikâyeye de tercih ederim. Farklı bir tat vardır denemelerde.p> Yazmış Feridun Bey, hissederek yazmış, ifadelerin hakkını vererek yazmış. Yazmış, “Şiir tadında, şarkı tadında, çağlayanlar gibi, bazen de suyun sakin akışı gibi” yazmış.p> Yüreğine sağlık güzel insan!p> Feridun Bey’in yüreğinden koparak gelen cümlelerin “yazısı, turası belli”, ifadeler açık,  net ve çok dinamik!p> Ayrıca konular oldukça geniş bir yelpazeye oturmuş.p> Demek ki yazarın zihin coğrafyası ve gönül dünyası alabildiğine geniş.p> Müzikten politikaya, ABD’den Kafkasya’ya, köyden şehre, köy imamından misyonere, Alman parlamentosuna, Abhazya’ya, derin Çerkeslere,  Kürtlere, Ermenilere, Yahudilere, sevgiye, aşka, ölüme, özleme… İnsanla, hayatla ilgili her şeye!p> Yazar, sanatı ihmâl etmemiş ama sanat kaygısı da gütmemiş. Duygu ve düşünceleri samimiyetle, realist bir bakışla ifade etmiş.p> Ben, çok zevk alarak, bir çırpıda okudum. Hani “kolay okunuyor” derler ya işte öylesi bir kitap bu!p> Değerli yazarımız, büyük emeklerle, iyi ki toplumumuza böylesi güzel bir eser bırakmış.p>                                p> p> p> KİTAPLA BÜTÜNLEŞTİM p> Kitabı okurken, cümleler arasında kaybolurken an oldu “Derin Çerkesler” le tanıştım.p> An oldu Kafkasya sınır kapısında gözaltına alındım.p> An oldu köyün imamıyla buluştum, o çok uzak kaldığım, o çok özlediğim köyüme (Tuğcu köyü) gizlice gidip kimselere görünmeden köy girişindeki karataşın üstüne oturup ışıkları seyrettim, hüzünle karışık duygularla geçmişi yâd ettim.p> An oldu, Hacı Arif Bey’den “Çare bulunmaz bilirim yâreme...” ifadeleriyle Çerkes kızı Zülfü Nigar’a seslenişini dinledim. Dinlerken “Müziğe sırılsıklam sarıldım.”p> An oldu “Şu Bizim Cem Özdemir” le dernekte muhabbet ettim.p> An oldu “Çerkes Aşkı” nasıl olurmuş gördüm, hissettim, yaşadım.p> An oldu mahallenin “thamade”si, “nıse”sı, “guaşe” si ile tanıştım.p> Haaa unutmadan söyleyeyim mahallenin “Mavuşnıse” sını dikkatle dinledim ve tecrübelerinden olabildiğince yararlandım!p> Ataol Behramoğlu ile “Oşxamafe-Elbruz” da şiir okudum, “Gece Irmağına Gazel” i dinledim.p> “İşportacı” yla çay içtim, dert dinledim, sohbet ettim…p> Ben de “Bir Oğul Büyüttüm”p> “Samsun’dan Şaşe’ye Kürek Çektim”p> Çok merak ettiğim “Çerkes 68 Kuşağı” ile muhabbet ettim, bu yiğitlerin zorlu anılarını dinledim.p> “Ayrılık Mevsimi Sonbahar” da ben de hüzünlendim.p> Ben de KAFFED’in kongresine, DÇB’nin kuruluş programına katıldım. Konuşmaları dinledim, tartışmaları izledim ve notlar aldım!p> “Şapsugh Bayrağı”nı alıp “Abhazya’nın Dostları” yla buluştum. Geçmişin acılarını ben de derinden hissettim. Abhazya’nın zaferini kutladım.p> “Güzel Maykop” ta, “Şirin Nalçik” te unutulmaz günler yaşadım. Müzelerde, tarihin derinliğinde gezindim. Tarihimle bir kez daha gurur duydum.p> “Ben de “ABD’nin Çerkes Aşkı” na göz kırptım.”p> “Kafkas Baharı” nı yaşadım ve ben de ‘Sergey’e uzun bir mektup’ yazdım!”p> “CC (Circassian Center) internet sitesinde yazılan yazıları ben de dikkatle, tekrar tekrar okudum!”p> En son ne yaptım biliyor musunuz? Kitabın, “FARKINDA MISINIZ?” kısmını, altını kalın kalın çizerek tekrar tekrar okudum. Duygulandım, efkârlandım, sinirlendim, üzüldüm... Yer yer de kahroldum!p>                                                                                         p> FERİDUN BÜYÜKYILDIZ (Mefewud Nartan) KİMDİRp> 1968 Çorum, Sungurlu, Tuğcu köyü doğumlu.p> Ankara Üniversitesi, Bilgi ve Belge Yönetimi Bölümü’nü bitirdi.p> Milli Kütüphane’de kütüphaneci olarak görev yaptı.p> Hürriyet’in Agora ve Cumhuriyet’in Ankara eklerinde, Bütün Dünya, Roman Kahramanları, Kafdağı, Nart gibi çeşitli dergilerde sosyal ve kültürel içerikli yazıları yayımlandı.p> “Başka Kent”, “Sihirli Tatil”, “Kütüphaneci Sincap”, “Gök, Deniz ve Toprak”, “Çerkeslere Mektuplar”… yayınlanmış kitaplarıdır.p> Ayrıca “Büyük Beyaz Bulut” adlı kitabı, TBMM’yi ziyaret eden çocuklara dağıtılmak amacıyla 100.000 adet basılmıştır.p> Yazar, Kafkas Kültür Derneği yönetim kurulu üyeliği, Kafkasyalı Yazarlar Birliği Derneği kurucu üyeliği ile Türk Kütüphaneciler Derneği yönetim kurulu üyeliği görevlerini üstlenmiştir.p>  p> KİTAP İÇİN KİMLER NE DEMİŞ?p> “Bu kitaptaki yazılar, hüznün ve öfkenin kaynağına götürecek okuru.                                                                               Haklı olmanın bilinciyle ışıklandırıyor dünü, bugünü ve yarını. Çerkes türküleri kadar epik, Çerkesler kadar lirik yazılar toplamı.”p> Ahmet Telli (şair) /Ankarap> “Akıcı bir anlatım, kışkırtıcı bir üslup. Bazen yürekten bir çığlık, bazen dağdan kopan bir çığ. Hem kadife gibi yumuşacık hem Çerkes kaması gibi keskin.p> Bence kesinlikle okumayın… “ Yazar Adnan Özveri / Abhazyap> “Çerkeslerin kolay yutulur bir lokma olduğunu sananlara tokat gibi bir cevap…p> Turgut Türksoy (yazar) / Ankarap> Kitap, FAVORİ yayınları imzasını taşıyor.p>  p> ESERDEN KISA KISAp> Yazar, “Çerkeslere Mektuplar”ı halkların kardeşliğine adamış.p> “Başlarken” kısmında, yazma sanatı üzerinde durulmuş.p> “Yazı, sözcüklerle müzik yapma sanatıdır.”p> “Yazar, bir müzisyen gibi doğru notaların doğru yerde olması için çabalar.”p> Yazarın şu ifadeler ne kadar hoş: “Şiir tadında,  şarkı tadında, çağlayanlar gibi, ya da suyun sakin akışı gibi yazmak…”  p> SORUYOR YAZARp> Ve soruyor Mefewud Nartan, “Siz, daha önce hiç duymadığınız bir dilde, adını bilmediğiniz enstrümanlar eşliğinde söylenen bir şarkının nağmelerinde kayboldunuz mu? Ve kendinizi tekrar buldunuz mu?”…p> “Mutlu insanların ülkesinde evlerin başköşelerinde kütüphaneler eksik olmaz.”…p> “Sanatın ve edebiyatın en başköşeye konduğu topluluklar ayakları yere sağlam basan geleceği aydınlık topluluklardır.”…p> ÇEKESLERDE KİTAP VE MÜZİKp> “Dağılan Sovyetler Birliği’nin küçük cumhuriyetlerinden hangisine baksanız evlerin başköşelerinde bir piyano ve klasiklerin eksik olmadığı bir kütüphane görürsünüz. Ülkeleri ayakta tutan ekonomileri gibi görünse de geleceklerini inşa eden, kültürel yapıların demokrasilerini, hoşgörülerini, mutluluklarını ayakta tutansa sanat ve edebiyata olan tutkularıdır.”p> “Bireyin ve toplumun refahının, mutluluğunun, huzurunun, ressamın tablosundaki renklerden, müzisyenin keşfettiği tınılardan, edebiyatçının sihirli kelimelerinden yoksun olması mümkün değil.”p> DOĞAYI DÜŞLEYİNp> “Dinleyin. Önce doğayı dinlemekle başlayın; Bülbülü dinleyin, güle sevdalanın. Bakın sonra ne senfoniler gelecek ardından. Yüzünüzü karanlığa değil güneşe dönün!”p> “Ne kadar çok ışık değil mi? Her ışık bir dünyayı aydınlatıyor. Milyonlarca farklı dünya, milyonlarca kavga, milyonlarca mutluluk, milyonlarca sevap, milyonlarca günah.”p> BEN SENİN BABANIMp> “Tanımadı babasını, ağladı, kucağımdan gitmek istedi. Sessizce ‘Ben senin babanım oğlum!’ diyebildim. Biraz yorgun, biraz hasta, dönülmesi zor yollardan gelen babanım. Alışacağız, konuşacağız, sevişeceğiz seninle. Bak neler anlatacağım. Hayatı, ölümü, korkuyu, gülmeyi, sevmeyi, özlemi, çaresizliği; neler anlatacağım, biraz büyü! Büyü de baban sana erdemler alacak. Büyü de baban sana yıldızları koparıp göz bebeğine koyacak. Büyü de baban sana onurlu yaşamı anlatacak. Büyüyünce baban sana, insan olmanın bedellerini de anlatacak.” …p>  p> SİLAHTAN OYUNCAK OLUR MU?p> “Önceleri oyuncaklarının arasına hiç silah sokmamıştık, hiç kılıç tabanca olmamıştı. Bir Ürdünlü fizikçi dostum uyarmıştı “Sen engellesen de o ulaşacaktır, yasaklama!” Önce serbest bıraktım, bolca silah ve kılıcın oldu, bolca oynadın, sonra bütün silah ve kılıçları toplamıştım, hatırlıyor musun? Her silahı alıp anlatmıştım sana, ondan nasıl bir mermi çıktığını ve insanı hangi acılarla öldürdüğünü. Öldürmekten başka insan için en küçük bir yararının olmadığını anlatmıştım. Sonra kendi ellerinle tüm silahları toplayıp çöpe atmıştın benim canım oğlum!”p> “Ve şiddeti konuşmuştuk, çizgi filmleri, çizgi film kahramanlarını. Heidi’yi anlatmıştım sana... Şiddetin dışındaki seçeneklerin aslında çok daha güzel olduğunu birlikte keşfetmiştik.” …p> BİR OĞUL BÜYÜTTÜM…p> “Bir oğul büyütmek hâlâ kolay gözükmüyor bana. Küçücük zamanların ve ayrıntıların arasında sıkışmış kocaman hatalar yaptığımı düşünüyorum. Her gün yeni keşifler yapmak, ona inmek, onu anlamak ve ona anlatmak kolay gözükmüyor. Hiçbirimiz baba ya da anne olmanın okulundan mezun olmuyoruz. İnsan yetiştirmeyi insan hayatının sıradanlıkları içerisinde öğreniyoruz. Oysa onlar son demlerimizde, onurla, gururla izleyeceğimiz, hayata bırakacağımız en son eserlerimiz olacaklar!” …p> “BİR SHAPSUGH, BİR BJEDUGH VE BİR PAPAZ...”p> “O misyoner papaz şimdilerde nerededir bilmiyorum. Ama muhtemelen benimle aynı şeyleri düşünüyordur: Siz Çerkesler, çok renkli insanlarsınız. Bir sürü ülkede yaşar, bir sürü farklı rengi taşırsınız. Aynı espriye gözleri yaşararak güler, misyon enflasyonunda tam bağımsız yaşarsınız. Filmsiniz vesselam, film.”…p>  p> KOMŞULUKp> “Sokağın iki yanında ayrı iki etnik yapı, birbirine komşuluk yapardı. Bir tarafta geniş avlu Çerkes evleri, diğer tarafında küçük kapılı, büyük duvarlı, eskinin iç avlu ve selamlıklarını andıran Türk evleri sıralanırdı. Komşular genellikle bu evlerin küçük pencerelerinden Çerkeslerin düğünlü, törenli renkli yaşamlarını sessiz sedasız izler, pek de içimize karışmazlardı. Bu karşılıklı komşulukta, seviyeli bir ilişki kurulmuştu.”…p> “Biz de küçük gelinlerin büyük gelinlere, gelinlerin kayınvalideye taktığı takma isimler vardır. Nıseguaşe, Siguaşe, Sigups gibi...”…p> BİZİM İMAMp> “O, bizim imamımızdı. Bizim köylüydü, bizi tanırdı. Kuzen, sütkardeş, teyzekızı, hâlâ, dayı çocukları... arasında yaşanan güzellikleri, kendisi de bizimle yaşardı.”p> “Siz Çerkesler, çok renkli insanlarsınız. Bildiğiniz yolda, en dürüst, en onurlu yapınızla, aracı sokmadan, tam bağımsız yürürsünüz.” derdi.p> ÇERKESLERDE AŞKp> “Aşkın kelamı edilmez bizde. Sevgi zor dillendirilir. Kızınız övülmez, oğul dahi sözle sevilmez. Aşka gelince, kamusal alandaki kadarıyla sınırlıdır. Toplumda ne kadar yaşıyorsan, o kadar yaşanır aşk. Bazen düğün otobüsünde şekere sarılı buluverirsiniz onu. Bazen bir çikolatayla “Sizi soruyor!” cümlesi ile gelir. “p> “Bazen zulada iki kadeh attıktan sonra, çift gördüğün kızın diğer tekidir. Kimi zaman Pselux’ta en kıvrak zekâ, kimi zaman sessiz sedasız, nazlı niyazlı bir biblodur.”p> “Bazen Gafe’ süzülüp sana doğru vuran rüzgar, bazen ‘Ver elini Kafkasya!’ Diyen ellerdir aşk.”p> “Dörtnala koşturan atlar...”  p> SÜRGÜNp> “Tüm Kafkas halklarının üzerine inan kara bulutlar, kıyı boyunda Shapsughların ve Wubıhların üzerine bir başka çökmüştü. Göç, her yerde göç! Ve göç yolları her yerde aynı. Bildiğin, tanıdığın karşı köye yerleşmek gibi değil ki... Bilmediğin topraklarda savrulup durmak.”p>  p> “TUĞCU KÖYÜNÜN HİKÂYESİ UZUNDUR...”p> “Şimdi sorarsanız Tuğcu köyü Çorum Sungurlu‘da, akrabaları Afyonda, İzmir’de. Ölüleri Kafkasya’da ve Çarşamba’da, Samsun’da, Varna’da, Karadeniz’de, Marmara’da ve bizim köyün mezarlığında.  Bense başka sürgünüm. Köylü beni tanımaz, ben köylüyü bilmem ama söz verdim sessiz bir kaçak gibi gideceğim. Yüksek tepede ‘mekdep dame’ nin önündeki “karataşa” oturup akşamüstü ışıkları izleyeceğim. Varna’dan, Çarşamba’dan, Afyon’dan, İzmir’den ve bu yaz kıyısında gezindiğin Kafkasya’dan selam götüreceğim.”p> “Bir tek çocukluk arkadaşım Fatih’i göreceğim. Sonra çekip gideceğim.”…   “ATAOL BEHRAMOĞLU İLE AYNI FAKÜLTEDEN MEZUNUZ.”p> “Can Baba’nın yadigârı Abdullah Nefes ve Ataol Behramoğlu’nu o gün aynı masada yakaladım. İkisinin de hâlâ yüreği genç. Dümeni Kabardey-Balkar’a kırmış Ataol Ağabey.”p> Onu anlattı. “Serde Çerkeslik var ya ben de nasıl dinledim!” “Dört köşeyim.” “Benim dağlarıma gitmiş. Çok sevmiş. Bizimkiler onu iyi ağırlamış. En güzel içkilerini sunmuşlar. Her seferinde “şerefe “ kadehleri havaya kalkmış. Ataol Ağabey anlatırken gözleri parlıyordu.”p> “Gece sofradan kalkmışlar, bizim dağlarımızdan, Osxamafe -Elbruz’dan aşağı inerken gece kıvrılan nehri görür de sağa çekmez mi aracı bu şair ruhlar? Çekmişler kenara. Ataol Behramoğlu o gece “Gece Irmağına Gazel” i yazmaz mı, yazmış...”p> BİZİM CEM ÖZDEMİRp> “Sanırım Cem Özdemir’in parlamentoya ilk girdiği yıllar idi. Bir Türkiye ziyaretinde Ankara Derneği’ne uğramıştı. Yeni binaya, şimdiki Federasyon binası, yeni taşınmış, yerleşme dertlerimizi henüz halletmiştik. Ortada ne mobilya, ne de üstte yanan o küçük ışıklar vardı. “p> “Bir şeylerle yoğun uğraşırken ve dernekte yalnızken genç bir adam girdi küçük odaya. Hoş geldiniz, dedikten sonra kendini tanıttı: Ben, Cem Özdemir. Alman Parlamentosu’ndan.”p> “Kendi kendime: Almanya’da iş bulmuş, tutunmuş, ne kadar güzel, üstelik parlamentoda iş bulmuş diye geçiştirmiştim.”p> “Parlamentonun şoför, aşçı veya güvenlik görevlisi olarak çalışan birisine “Parlamenter misiniz?” diye sorup onu mahcup etmenin anlamı yoktu. Ben de en doğru soruyu sordum.”p> “Memleket neresi?”p> “Tokat.” “Tokat’ta Abzegh çoktur.” “Muhabbetiyle gönlünü alıp bizim parlamento çalışanına bir çay söyledikten sonra kendi işime, gücüme dalmıştım...”p> “Zaman geçti, bizim parlamento çalışanının aslında bir parlamenter olduğunu öğrendim. Her ismi geçtiğinde bu anım aklıma gelir, kendi kendime gülerim.”…p>  p> MÜZİKLE YAŞAMAKp> “İsmail Hakkı, gönlünü kaptırdığı “fikrinin ince gülü” ne Acem Kürdi makamında seslenir.” “Hacı Arif Bey, “Çare bulunmaz bilirim yâreme/ baksa tabiban-ı cihan çareme...” diyerek, Çerkes kızı Zülfü Nigar’a seslenir. Müzik bir başka, bir enteresan, bir evrensel dünyadır.”…p> TURHAN FEYZİOĞLU İLE KİTAPLARI KONUŞTUKp> “Turhan Feyzioğlu ile bir kültür ortamındayız. Kitapları konuşuyoruz. Deniz, Mahir ve İbo üzerine yazdığı kitaplardan söz ederken söz dönüp dolaşıp benim Çerkesliğime geliyor. Feyzioğlu‘na, Mahir’in Çerkesliğini hatırlatıyorum... Tebessümle anlatmaya başlıyor.”…p> VURUN ABALIYA p> “Her tuğlanın arasına kendi benliğini hiçe sayıp harç olmuş bu halka, hâlâ fatura kesme sevdası nedir bilinmez. Çok iyi biliniyor ki bu ülkede ne Çerkes lobisi vardır ne de güçlü bir Çerkes STK’sı. Çerkesler, memleketin en iyi abalısı durumundadır. Vurun abalıya!”…p> HAZAN MEVSİMİp> Hazan mevsimidir sonbahar. Biraz hüzün, biraz ayrılık saklıdır içinde. Koca gövdeli ağaçlardan sarı yapraklar ayrılıverir. Doğanın kanunudur. Rüzgâr daha sert eser bu mevsimde. Sonbahar ki acının değişmez dipnotudur.”…p> CİHAN CANDEMİR SOÇİ’DE TUTSAK p> “Sayın Cihan Candemir’in Soçi‘de ülkeye giriş yasağı konularak beş gün boyunca bir otelde alıkonulması olayının haberini KAFFED’in resmi internet sitesinde okuduk.”…p> “Abartmak kadar, suskun kalmak da camianın ciddiyetini hafife almak anlamına gelmez mi? Bahsi geçen camia, Kafkas diasporasının en yoğun olarak bulunduğu milyonlarla ifade edilen Türkiye’de yaşayan Çerkeslerdir. Bahsi geçen kuruluş ise, yılların emeği ve yüzbinlerin konsensüsü ile kurulmuş Türkiye Çerkeslerinin en büyük örgütlü yapısıdır. Gerekçesi belirtilmeden beş gün boyunca bir otelde alıkonularak sınır dışı edilen başkan ise uluslararası camiada Türkiye Çerkeslerini temsil eden, lider konumundaki insandır... Çerkes camiasındaki konumu nedeniyle Sayın Cihan Candemir’e reva görülen uygulamalar, Türkiye Çerkeslerini çok yakından ilgilendirir. Suskun kalıp kalmama tercihi de onlara aittir... Korkular üzerine ne kardeşlik ne de gelecek bina edilebilir”…p> SOÇİ 2014 KIŞ OLİMPİYATLARIp> 21 Mayıs 1864:”Mezmıt”e ırmağı yukarı vadisindeki ‘Kbaada Yaylası’nda toplanıp bir askeri tören ve şükran ayini düzenleyen Ruslar, buradan ‘Kafkas Savaşı’nın kendi zaferleri ile sona erdiğini ilan ettiler.”p> Temmuz 2007: “2014 yılı Kış Olimpiyatları için Rusya’nın Karadeniz kıyısındaki tatil kenti Soçi seçildi.”…p> YASAKLAR, YASAKLARp> “Soyadı Kanunu‘yla birlikte Çerkes aile unvanları da yasaklandı. Derneklerimizde Çerkes kelimesi yerine sadece Kafkas ya da Kuzey Kafkasya kelimelerine izin verildi...”p> “İşte Çerkesler, o günlerden bugüne gelenlerdir. Bütün bunlara rağmen Çerkeslere biçilen rol: “Asla Çerkesliğinden bahsetmeyeceksin, sana verilen tehlikeli işler yapacaksın, statükonun askeri olacaksın!” yönünde olmuştur.”p> ÇERKES VEKİL NASIL OLUNUR?p> “Her siyasi partide bir Çerkes vekil görmeniz mümkündür, ancak bilinmelidir ki o vekil programına bağlı olduğu partinin ve seçmeninin vekilidir. Çerkeslerin değil! Çerkesler, kendi siyasi birlikteliği ile siyasi arenada olmadığı sürece seçilen vekil, Çerkeslerin vekili olmayacaktır.” …p> FARKINDA MISINIZ?p> Türkler! “Atalarından kalan tek miras soyadlarını taşıyamayan, dili yok olan Çerkeslerin farkında mısınız?”p> Kürtler! “Sizlerin farkında olan Çerkeslerin farkında mısınız? “p> “Beş milyon Çerkesin kendine ait olmayan soyadları ile yaşadığının farkında mısınız?”p> “Varlığını her sabah, Kürt’e, Türk’e, Çerkes’e, Çingene’ye, Laz’a, Abaza’ya, Gürcü’ye değil sadece Türk varlığına emanet eden çocuklarımızın farkında mısınız?”p> “Çerkes tavuğundan, Çerkes peynirinden, Çerkes kızından öte Çerkesleri tanımadığınızın farkında mısınız?”p> “148 yıldır yok olmanın kenarında büyüttükleri çocuklarının, yok sayıldıkça Çerkesleştiğinin farkında mısınız?”…p> Farkında değilsiniz!p> “Sesinize ses katan, emeğinize emek katan, farklılıklarımızın yanında bir farklı halk olan Çerkeslerin farkında değilsiniz!”p> Yurt tuttukları topraklarda da Anavatanlarında da yurtsever duruşlarının farkında değilsiniz!p> “Hep birlikte yaşadığımız Anadolu’da, beş milyon Çerkesin hiç bir yerde temsil edilmediğinin farkında değilsiniz!”…p> “Biz Neşet Ertaş’ın, biz Civan Haco’nun ve nicelerinin farkında iken siz Çerkesçe ağıtlarımızın farkında değilsiniz?”…p>  p> CAN ABHAZYAp> “Kaberdey’den tepeleri aşıp gidenler, Ürdün‘den Aphazya’ya geçenler, Düzce‘den, Adapazarı’ndan, Kayseri’den, İnegöl’den gönüllüler; komitenin kuruluşu ile biraz daha düzene giren enformasyon ve yardım organizasyonları, Aphazya’dan gelmeye başlayan başarı haberleri moralleri yükseltiyordu.”…   MARCOS’TAN ÇERKESLERE MEKTUP VARp> “Anadolu’nun kurtuluş savaşında işgale karşı direnenlerin yanında olan atalarımıza neden dudak bükersiniz? Maraş’ta Fransız işgalcilere karşı Aslanbey, Kilis’te Sasık Kemal Polat Bey olmak niye sizi rahatsız eder ki?”p> “Marcos’tan Çerkeslere mektup var: Siz Çerkesler, Abhazya’da Abhaz olmayı bildiniz. Abazalar, Çeçenistan’da Çeçen olmayı bildi; Dağıstanlılar Abhazya’da Sohum için savaştı. Bunları bir çıkarı için yapmayan sizlerin, çıkarlarını düşünmeyen aptallar olduğunuzu kim söyleyebilir? ‘Homojenliğin egemenliği değil, farklılığın zenginliği’ne en çok siz inanırdınız.p> “Kendi farklılığını, düşmanlıktan beslenerek var etmeye çalışanlar, bir gün kendileri de yok olurlar.”p> TEMENNİp> Değerli yazarımızı topluma ve kültüre katkıları için yürekten alkışlıyorum. İnanıyorum ki toplum ve kültür duyarlılığı içinde olan herkes, bu güzel eserin hakkını verecektir.p> “ÇERKESLERE MEKTUPLAR” ın çok kişiye daha ulaşması, çok daha fazla kişi tarafından okunması, eserden toplumumuzun azami derecede istifade etmesi temennisiyle...p>  nanYemuz Nevzat Tarakçı

Buzul Çağında Kafkasya

Bu yazı dizisi Buzul Çağı’nda Kafkasya coğrafyasında yaşamış insansılar/insanımsılar ile modern insanların yaşamını ele almaktadır ve daha ziyade yararlanılan kaynakların Kafkasya ile ilgili bölümlerden birebir alıntıları içermektedir. Alıntılar kronolojik olarak yazılmıştır. {tab=Bölüm I} Konumuzun insansılar/insanlar olması nedeniyle öncelikle günümüz modern insanına uzanan öykünün Afrika kıtasında başlayan bölümüne ve söz konusu dönemde tüm canlıları etkilemiş olan iklimsel ve coğrafi koşullara kısaca bakmakta fayda vardır. Dünyanın oluşumunu inceleyen jeoloji bilimi günümüzden yaklaşık 2-3 milyon önce başladığı kabul edilen dönemi Buzul Çağı (Pleistosen) olarak tanımlamaktadır. Bu dönemdeki bütün buzullaşmalar, Antraktika hariç, hep kuzey yarıkürede meydana gelmiştir, ancak doğal olarak dünyanın diğer bölgelerinin iklim koşullarını etkilemiştir. Pleistosen yaklaşık 11.700 yıl önce sona ermiştir ve Holosen olarak adlandırılan dönem başlamıştır ki bu dönem günümüzde hala devam etmektedir…p> Günümüzden 2,6 milyon yıl önce dünya, kutup buzullarının genişlemesine sebep olacak düzeyde soğumuştu... Çoğu insan Buzul Çağı’nın engin buzulların gezegenin çoğunu kapladığı bir dönem olarak düşünür, ama aslında Buzul Çağı, tekrar eden buzulların genişlediği aşırı soğuma ile bunları takip eden ve buzullar daraldığında meydana gelen hızlı ısınma döngüleri ile tanımlanır. En başlarda bu döngüler orta şiddetliydi ve yaklaşık 40 bin yılda bir tekrarlanmaktaydı. Daha sonra, günümüzden 1 milyon yıl öncesinden itibaren, döngüler daha şiddetlenmeye 100 bin yıl sürecek şekilde uzamaya başladı. Her döngünün erken insanların içinde yaşamaya çalıştıkları habitatlar üzerinde çok önemli etkileri oldu... Buzulların en üst düzeye ulaştıkları zamanlarda Vietnam’dan Java’ya ve Sumatra’ya veya İngiltere kanalı üzerinden Fransa’dan İngiltere’ye yürümek mümkündü. Buzul Çağı’nın her döngüsü ayrıca bitkilerin ve hayvanların dağılımlarını da değiştirdi. [1]p> Tarih öncesine ilişkin bilgileri elde etmemize yardımcı olan bilim dalı ise prehistoryadır (tarih öncesi). Prehistorya, var oluşundan yazının kullanılmasına kadar geçen dönemde, insana ait bütün maddi ve manevi kalıntıları, yapılan kazı ve yüzey araştırmalarından faydalanarak belirli kronolojik düzen içinde inceler. Prehistoryanın sağladığı veriler doğrultusunda tarih öncesi devirler, ilk olarak Taş Devri (Kaba, Yontmalı ve Cilalı) ve Maden Devri (Bakır, Tunç ve Demir) olmak üzere ikiye ayrılarak incelenmiştir. Ancak günümüzde Üç Çağ Sistemi olarak bilinen bir ayrım kullanılmaktadır: Paleolitik, Mezolitik, Neolitik. Arkeolojik kazılarda ortaya çıkarılan bazı materyaller nedeniyle bu devirlere, bir de Kalkolitik eklenmiştir… Buzullaşmanın yoğun etkisi altındaki Paleolitik, Dünya’nın fiziki olarak son şeklini kazandığı, flora ve faunanın yenilendiği bir dönemdir. İnsansıların, insana dönüşmesi bu dönemde gerçekleşmiştir… Bu insanlar, 20-30 kişilik takımlar halinde yaşamışlardır, avcılık-toplayıcılık ve balıkçılıkla geçinen ve besinlerini henüz kendileri üretmeyen bu tüketici topluluklar, belirli bir yerde yaşamak yerine yeni besin kaynakları bulabilmek için göçebe bir yaşam şeklini benimsemişlerdir. [2]p> Birbirine oldukça yakın tarihlerde başladığı ve sona erdiği kabul edilen Pleistosen ve Paleolitik dönemler kendi içlerinde farklı tarih aralıklarına bölünerek ele alınmaktadır. Ayrıca özellikle Paleolitik dönemin bazı aşamalarının başlama ve bitiş tarihleri farklı bölgelere göre değişim göstermektedir. Alt (Aşağı/Erken) Pleistosen Dönem - GÖ 2.588.000-781.000p> Günümüzden yaklaşık 2,5 milyon yıl önce başladığı ve 250-200 bin öncesine dek devam ettiği kabul edilen Alt (Aşağı/Erken) Paleolitik dönemde, Afrika kıtasında Homo habilis, Homo rudolfensis, Homo erectus, Homo ergaster, Homo heidelbergensis olarak adlandırılan en eski insan türleri yaşamıştır. Bazı kaynaklarda Afrikalı bu türler için insanımsı (hominid), bazılarında ise insansı (hominin) tanımlaması kullanılmaktadır. Bunlar arasında dik yürüyebilmenin fiziki avantajlarını iyi kullanan ve daha toplumsal bir yaşam biçimine sahip olan Homo erectus (dik duran adam), zamanla diğerlerine göre daha gelişmiş bir tür haline gelmiştir. Nitekim Homo erectus Afrika dışına çıkan ilk hominin olarak kabul edilmektedir.p> Afrikalı homininlerinin henüz ulaşamadığı kuzey yarıkürede günümüzden yaklaşık 3,25 milyon yıl önce başlayan Biber Buzullaşması yaklaşık 2 milyon yıl önce sona ermiştir. Devamında havaların ısınmasıyla 100 bin yıl süren Biber-Tuna Buzularası dönemine girilmiştir. Yaklaşık 1,9 milyon önce havaların aşırı soğumasıyla Avrupa-Alplerde Tuna Buzullaşması başlamıştır. Homo erectus, Afrika’da yaklaşık 2 milyon yıl önce bağımsız bir tür olarak ortaya çıkmış ve buzul çağı arası dönemde Afrika otlakları üzerinden hayvan sürülerinin peşinden giderek yavaş yavaş tamamen etobur hale gelmiş olabilir. Homo erectus’un ortaya çıkışı, hominid evriminde önemli bir ilerlemeye işaret etmektedir. Homo erectus, kendinden önceki tüm hominidlerden daha zayıf, daha uzun, daha hızlı ve daha zekiydi. Erectus’un vücudunun boyundan aşağı kısmı modern insanlarınkine çok benzemekteydi. Bazı uzmanlar, esas itibariyle etobur olan beslenme rejimi sayesinde elde ettikleri fazla enerjinin daha büyük bir beyin ortaya çıkardığına inanırlar… Daha büyük beyin, Homo erectus’a o güne dek görülmemiş bir icat yapma, ilk baltayı üretme, olanağını vermiştir. Erectus ilk baltayı üretti (ilk balta imalat yerinin Etiyopya Konso-Gardula’da 1,7-1,3 milyon yıl öncesine ait olduğu tahmin edilmektedir). [3]p> İnsan yapımı taş aletler, doğal şekil almış taşlardan farklı olarak, çeşitli yöntemlerle belli amaçlar için biçimlendirilmiş aletlerdir. Alt Paleolitik hominidleri/homininleri, çakmak taşı veya diğer işlenebilir taşlardan el baltaları, kazıyıcılar, taş bıçaklar gibi aletler yapmıştır. Ayrıca bazı hayvan kemik ve boynuzlarından da yararlanılmıştır. İşlenmiş aletler, insanoğlunun yaşadığı yerlerde bıraktığı izlerden biridir ve aletlerin üretim yöntemleri veya teknolojileri, üretenlerin toplumsal gelişmişlik ve bilinç düzeyini (kültürünü!) temsil etmektedir. Alt Paleolitik dönemde Afrika’da ortaya çıkan taş alet yapım teknikleri Oldovan (Oldowan) ve Aşölyen (Acheulian-Acheuléen)olarak isimlendirilmiştir. Kabaca şekil verilmiş Oldovan araçlar daha ziyade kesiciler, kazıyıcılar veya yonga taşlardır. Tek kıyısı keskin ya da sivri olduğundan “tek yüzlü/yüzeyli” olarak adlandırılmıştır. Aşölyen endüstrisi alet çantasında yongalar, kesiciler ve en önemli gelişme olarak kabul edilen el baltaları gibi, “iki-yüzlü”, araçlar yer almıştır.p> Aşöliyen teknolojisi Homo erectus’un ortaya çıkışı ile eş zamanlı olarak gelişen bir alet teknolojisidir. Oldovan ve Aşöliyen teknolojileri arasındaki en belirgin fark, el baltası, kama ve kazmayı da kapsayan görece büyük aletlerin öncekilere eklenmesiydi. Aşöliyen teknolojisine damgasını vuran alet, Oldovan yapısı herhangi bir araca göre daha çok emek gereken gözyaşı damlası biçimindeki alettir... Homo erectus Afrika’dan Eski Dünya’ya yayılırken Aşöliyen alet teknolojisini de yanında götürdü. [4]p> Afrika’da yaşayan popülasyonlar buzullardan doğrudan etkilenmeseler de iklim değişikliğinin döngülerini hissettiler. Nem ve sıcaklık seviyeleri oynama gösterdiğinde, Sahra Çölü’ne ek olarak, savan gibi açık habitatlar da orman ve ağaçlık alanlara göre genişledi ve daraldı. Bu döngüler devasa bir ekolojik pompa gibi çalıştı. Daha yağmurlu dönemlerde Sahra daralırken, avcı-toplayıcılar son derece başarılı bir şekilde, Sahra Çölü’nün güneyinden Nil Vadisi’nden yukarılara doğru, Orta Doğu’dan Avrupa’ya ve Asya’ya yayıldılar. [5]p> Alt Paleolitik hominidleri/homininleri, mağara ve korunaklı kaya altı sığınaklarında geçici olarak ikamet eden, avcılık yaparak ve çeşitli bitki, meyve, yemiş ve kök gibi besinleri toplayarak yaşamlarını sürdüren göçebe toplulukları idiler. Küçük gruplar halinde yaşayan avcı-toplayıcıların toplu halde büyük hayvanları avladıklarına dair kanıtlar da bulunmuştur. Elimizde bulunan en sağlam kanıtlar Homo erectus’un Afrika’da 1,9 milyon yıl önce evirildiğini ve daha sonra hızla Afrika’dan Eski Dünya’nın geri kalanına yayıldığını göstermektedir. Homo erectus (veya ona yakın akraba bir tür) Gürcistan’ın Kafkas Dağları’nda günümüzden 1,8 milyon yıl önce ve hem Endonezya’da hem de Çin’de 1,6 milyon yıl önce ortaya çıkmıştır. Asya’nın belli bölgelerinde ise günümüzden birkaç yüz bin öncesine kadar varlığını sürdürmüştür. [6]p> Afrika dışındaki en erken hominin sit alanı, Gürcistan’daki Dmanisi’dir ve 1,7 ile 1,8 milyon yıl öncesine tarihlenmektedir… Buradan çıkarılan beş hominini bireyin beyinleri Homo erectus’a göre daha küçüktür ve aralarındaki cüsse ve güç farkları bunların birden fazla türü temsil etmeleri olasılığını gündeme getirmektedir… Dmanisi hakkında söylenilebilecek şey oradaki insanların muhtemelen Homo erectus’un ilkel bir hali ya da belki de hemen öncülü olduklarıdır. Dmanisi’de bulunan taş aletler aynı yaştaki Afrika yerleşimlerindekilere benzer: Ham bir taş parçasına sert bir çekiçle vurarak birkaç dakika içinde üretilebilen keskin kenarlı basit yongalar. Dmanisi’deki insanlar gibi, hayvan fosillerinin de bazıları kısa süre önce Afrika’dan göçmüş türlere aitti ve homininler muhtemelen göç eden hayvan sürülerini takip etmişlerdi. Dmanisi’nin çevresel koşulları da olasılıkla Afrika’nın kuzeyi ve güney Asya’nın subtropik bölgelerindekinden çok farklı değildi.[7]p> Alt Paleolitik avcı-toplayıcı grupları çevresel koşulların zorlaması, besin kaynaklarındaki azalma, yeni olanak arayışı veya avladıkları hayvanları takip etmek gibi nedenlerle, bulundukları yerden başka yerlere göç etmişler gibi görünmektedir. Göç eden gruplar farklı coğrafyalardaki iklim koşullarına uyum sağlayarak hayatta kalmayı başarmış olmalılar. Dönemin hominid/hominin nüfusunun çok az olması ve yayılmanın geniş Afrika-Avrasya coğrafyasında yaşanması nedeniyle döneme ait buluntu sayısı diğer dönemlere göre oldukça sınırlıdır. Güney Kafkasya, bu döneme ait fosillerinin ortaya çıkarıldığı nadir bölgelerden birisidir. Afrika dışında bulunmuş en eski tarihli buluntu olan Dmanisi fosilleri, Afrikalı hominid/homininlere fiziksel benzerliklerine veya onlarla aynı taş aletleri kullanmış olmalarına rağmen bazı fiziksel özellikleri nedeniyle bazı araştırmacılar tarafından yeni bir Homo cinsi olarak değerlendirilmiş ve Homo Georgicus olarak isimlendirilmiştir.p> Notlarp> [1] Daniel E. Lieberman, İnsan Vücudunun Öyküsü, Çeviren: Raşit Bilgin, 3. Baskı, Say Yayınları, İstanbul 2017, s. 109, 148-149. [2] H. Gazi Topdemir, Seda Özsoy, Uygarlık Tarihi, 2. Baskı, Pegem Akademi, Ankara 2015, s. 21-22. [3] Steven Roger Fischer, Dilin Tarihi, 4. Basım, Çeviren: Muhtesim Güvenç, T. İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul Ocak 2017, s. 30-31. [4] Roger Lewin, Modern İnsanın Kökeni, Çeviren: Nazım Özüaydın, 11. Baskı, Tübitak, Ankara Haziran 2004, s. 40-41. [5] Lieberman, aynı eser, s. 149. [6] Lieberman, aynı eser, s. 110-111. [7] Dimitra Papagianni-Michael A.Morse, Neandertal, Çeviren: İlknur Urkun Kelso, Trend Yayınevi, Ankara Eylül 2017, s. 34-35; Ayrıca bkz: Brian Fagan, Cro-Magnon, Çeviri: Nurdan Soysal, Say Yayınları, İstanbul 2019, s. 66-67.p> {tab=  II } Afrika’dan yola çıkan homindlerin/homininlerin dünyaya yayılırken kullandıkları güzergâhlar hala tartışılan bir konudur ama görünen odur ki göçler farklı zamanlarda yaşanmaya devam etmiştir. Önceki bölümde vurgulandığı üzere Paleolitik dönem avcı-toplayıcıları bir yerde kalıcı yerleşmiyorlardı, özellikle mevsimsel olarak göç eden hayvanları takip eden gruplar sürekli hareket halindeydiler. O. Bar-Yosef ve A. Belfer-Cohen’e göre erken Homo türlerinin Afrika’dan Avrasya’ya göçü Geç Pliyosen Erken Pleistosen içerisinde fasılalı bir şekilde en azından üç kez gerçekleşmiştir. 1,8 milyon yıl ile 700 bin yıl öncesi arasında gerçekleştiği düşünülen bu göç dalgalarının ilki yani İnsanoğlunun Afrika’nın dışına gerçekleştirdiği ilk göç dalgası 1,7-1,6 milyon yıl önce çekirdek-kıyıcı aletlerin yayılışına dayandırılır. İkincisi Erken Aşölyen içerisinde 1,4 milyon yıl önce gerçekleşmiştir. Üçüncü dalga ise 800 bin yıl önce Aşölyen kültüre sahip ancak bunun yanı sıra yonga endüstrileri de etkin kullanan grupların dağılımı ile açıklanır. [1]p> Dmanisi yerleşimi, Mode I olarak tanımlanan yontma taş arşivi ile birlikte söz konusu bu arşivin oluşmasını sağlayan insan türüne ait kalıntılarıyla da Afrika dışındaki ilk insana dair akla gelebilecek soruların tatminkâr bir şekilde cevabı olmaktadır. Dmanisi’nin fosil insan kalıntıları; 1991 yılında bulunan dişleri korunmuş şekilde bir alt çene, bir ayak kemiği, iki natamam crania, 2000 yılında bulunan ikinci bir alt çene, 2001 yılında bulunan neredeyse tamam halde genç bir bireye ait kafatası ve yetişkin bir bireye ait dişleri olmayan diğer bir kafatasıdır. Ve nihayetinde 2005 yılında tamam haldeki kafatası buluntusudur… Bu fosillerin tamamı 1,77 milyon yıl öncesi ile 1,85 milyon yılın hemen öncesi aralığında tarihler vermekte ve genel görünümleri itibariyle Afrika’nın Homo habilis ve Homo erectus, Doğu Asya’nın Homo erectus’ları ile çağdaş görünmektedir. Fakat özelliklerinin ne Homo habilis ne de Homo erectus ile aynı olmaması sebebiyle yeni bir Homo cinsi olarak değerlendirilmiş ve 2002 yılında Homo Georgicus olarak bilim dünyasına kazandırılmıştır. [2]p> Gürcistan’ın başkenti Tiflis’in güneybatısındaki Dmanisi’de keşfedilen ve yaklaşık 1,8 milyon yıl öncesine tarihlenen fosillerin sahipleri ile aynı veya yakın dönemlerde yaşamış homininlerin Kafkasya coğrafyasındaki muhtemel yayılımlarını ortaya çıkartacak kanıtlara bugüne kadar ulaşılamamıştır. Dmanisi dışında Kafkasya’da bulunmuş güvenilir tarihlere sahip buluntular ise 700 bin yıl öncesine aittir. Son zamanlarda bu çerçevede Kuzey Kafkasya’nın çeşitli yerlerinde az sayıda buluntu gün yüzüne çıkarılmış ve bunlar üzerinde yapılan çalışmalarda kesin olmayan tarihler tespit edilmiştir. İnternetten ulaşılabilen bir makalede bu konuda şu bilgiler yer almaktadır: Rus araştırmacılardan oluşan beş ekip, 2003 yılından bu yana Kuzey Kafkasya'nın batı ve doğu sınırları içerisinde, Oldovan veya Alt Aşölyen taş alet topluluklarını ortaya çıkardıklarını açıkladılar. Söz konusu bilim insanları, Taman Yarımadası’ndaki Bogatyri ve Rodniki, Kuzey-Orta Kafkasya'daki Kinjal ve hepsi de Doğu Kafkasya’da yer alan Merkezi Dağıstan’daki Darvagchai, Muhkai ve Ainicab ile Güneydoğu Dağıstan'daki Rubas ve Tinit gibi alanlardaki taş alet topluluklarının, Güney Kafkasya'dan kuzeye doğru hominid yayılmasının yeni kanıtları olarak önemini tartışmaya başladılar… G. Bosinski ve arkadaşları 2003’te Taman Yarımadası'nda önemli bir Taman faunası paleontolojik bölgesinde yer alan yeni bir Alt Paleolitik alanı Bogatyri'nin keşfini bildirdiler. Söz konusu fauna Alt Pleistosen’in sonuna, yaklaşık 1,2 milyon-800 bin yıl öncesine ve hatta taş aletlerin bulunduğu yatakların kronolojik çerçevesini sağladığı son tahminlere göre yaklaşık 1,6 milyon yıl öncesine tarihlendi. V.E. Shchelinsky ve arkadaşları 2008 ve 2010 yıllarında, söz konusu alet topluluğunu "Oldovan’ın Taman Varyantı” şeklinde adlandırılan tipik Oldovan endüstrisi olarak tanımladılar ve Bogatiry alanına yaklaşık 100 metre mesafede, benzer endüstriye sahip ve bir fazla katmanlı Rodniki alanının keşfini rapor ettiler… H.A. Amirkhanov 2007 yılında, Merkezi Dağıstan'da bir dağ çöküntüsünde, toplamda yüzlerce Oldovan aletin elde edildiğini, en az beş katmanlı alanlar keşfedildiğini bildirdi. İki alanda, Muhkai I ve Ainicab I, test amaçlı kazılar yapılmıştır. Taş kalıntılarının bulunduğu çöküntüyü dolduran tortular yığın haldedir ve çok eski çağlara aittir. Bunlar bir miktar bozulmuş faunal kalıntıları ve Amirkhanov'un Oldovan eserler olarak tanımladığı ve geçici olarak 1,8-1,2 milyon yıl öncesi olarak tarihlendirdiği çok sayıda aşınmış çakmaktaşı yumruları ve parçaları da içermektedir. Yazarların bakış açısından, Dağıstan ve Taman Yarımadası'ndaki bu bulguların kalitesi, taş aletlerin koşulsuz olarak tanımlanmasına izin veren kriterleri karşılamamaktadır… Doğu Avrupa'da Tcimbal, Ignatenkov Kutok, Gerasimovka ve Kinjal'deki insan yerleşimlerinden bildirilen taş alet parçalarının ve kronolojik kanıtlarının yeniden değerlendirilmesi, bunları tartışmasız Alt Paleolitik taş alet toplulukları olarak teşhis etmekte yetersiz kalmıştır. [3]p> Afrika’dan başlayan göçlerin güneyden kuzey veya doğu yönündeki coğrafi güzergâhına rağmen, kimi kazılarda ortaya çıkarılan buluntuların tarihlendirmeleri, söz konusu güzergâh ile uyumlu olmamaktadır veya daha güncel bir kaynakta farklı bir tarih yer alabilmektedir. Örneğin, Doğu Akdeniz Bölgesi, Afrika’dan yola çıkan grupların ilk istasyonlarından birisidir ve fakat daha kuzeydeki Gürcistan’da Dmanisi’de bulunan fosiller, günümüz İsrail sınırları içindeki alanlarda bulunan fosillerden daha eski tarihe sahiptir. Mevcut bulgular demetine dayanarak, Doğu Akdeniz’in Homo erectus tarafından ilk iskân edilişine ilişkin en muhtemel zamanın 1,0-0,8 milyon yıl önceki uzun sürmüş bir soğuk dönem olduğunu ileri sürebiliriz. Hominid gruplarının sızması, büyük olasılıkla, doğrudan doğruya Doğu Afrika Rifti’ni izlemiştir. Bu bölgedeki hareketi Kızıldeniz çöküntüsünün şimdikinden daha dar olması kolaylaştırmıştır… Öte yandan Orta Doğu’nun Kuzey Afrika ile hayvan varlığı bakımından benzerliği dikkate alındığında, batıdan, Kuzey Afrika kıyısı boyunca uzanan bir başka göç yolu olasılığı dışlanamaz. Bütün durumlarda hominidler, yerleşmek için esasen Doğu Afrika Rifti’ndeki uzak anayurtlarına benzeyen bataklık gölsel alanları ve delta yaşam alanlarını tercih ediyorlardı. Bu topraklar muhtemelen onların alışkın oldukları örüntülere ideal biçimde uygundu. [4]p> Anlaşılan Homo erectus, Eski Dünya’nın tamamında yaşıyordu. 1,4 milyon yıllık olduğu saptanan çok sayıda el baltası dahil olmak üzere on bin adet taş alet son zamanlarda İsrail, Ubeydiye’de, Celile (Taberiye) Gölü yakınlarında bulunmuştur. [5]p> Kuzeybatı Bulgaristan’da yer alan Kozarnika Mağarası, Tuna Yaylası’nın yakınlarındaki Oreshets köyüne yaklaşık 3 km mesafede bulunur. Kozarnika Mağarası yerleşimcilerinin, Kafkaslar veya Anadolu üzerinden gelip bu bölgeye yerleştikleri varsayılmaktadır. Mağarada tespit edilen en eski tarih 1,6-1,4 milyon yılları arasındadır. Bu tarihlerden dolayı, ilk hominidlerin Avrupa içlerine dağılımında mağaranın önemli bir yer tuttuğu iddia edilmiştir. [6] p> Günümüzden 1,9 milyon yıl önce meydana gelen Tuna Buzullaşması, yeni bir ılıman dönemin başladığı 1,27 milyon yıl önce sona erdi ve Tuna-Günz Buzularası dönemi başladı. Yaklaşık 1,18 milyon yıl öncesinde havaların tekrar aşırı derecede soğumasıyla Alplerde Günz Buzullaşması başlamıştır. Günz Buzullaşması havaların ısınmasıyla sona ermiş ve 900 bin-780 bin yıl öncesi arasında Günz-Mindel Buzularası dönemi yaşanmıştır. Anadolu coğrafyası Paleolitik dönem süresince Afrika kökenli insanların Avrasya'ya yayılımında kritik öneme sahip olmuştur. Afrika’dan çıkan insanların güzergâhlarından biri olan Anadolu’da bulunan en eski fosil örneği Denizli Kocabaş’ta bulunan bir Homo erectus fosilidir. Fosilin bulunduğu seviye için yapılan tarihlendirme çalışmasına göre fosilin yaşı en az 1,2 milyon yıldır. Bölgede yapılan çalışmalar bölgenin gölsel bir alan olduğunu ve Homo erectus ile beraber at, sığır, geyik, gergedan, bizon ve mamut gibi hayvanların da bölgede yaşamış olduğunu göstermektedir. Söz konusu fosil Anadolu’da bulunan ilk örnek olmasının ötesinde, Avrasya’nın en batısındaki fosil örneği olması açısından da Homo erectus yayılımı için önemli bir örnek konumundadır. Anadolu’da ayrıca Kaletepe Deresi 3 (Niğde, 1 milyon yıl), Dursunlu (Konya, 900.000 yıl) gibi Alt Paleolitik dönem buluntu alanları vardır.p> Göç yollarının belirlenmesi üzerinde Afrika dışında en eski insan izine rastladığımız Dmanisi yerleşimi kadar görece yeni bir buluntu sayılan Kocabaş İnsanı da etkili olmuştur. Kocabaş insanının bulunmasının ardından haritalar güncellenmiş, Anadolu’yu bir köprü olarak gören bilim insanlarının teorileri destek görmüştür. Homo erectus’a yakın ölçümleriyle Dmanisi ve Homo erectus olduğu kesin Kocabaş İnsanı gibi buluntular ile birlikte Erectus’un Afrika dışına göç ettiğini biliyoruz.[7]p> Homo erectuslar bu dönemde de avcılık ve toplayıcılık yaparak elde ettikleri ürünleri Aşölyen teknolojisiyle ürettikleri aletlerle işlemiştir. Ateşi bilinçli olarak kullanmayı öğrenen Homo erectuslar, iki ucu da sivriltilmiş ahşap mızraklarıyla avladıkları hayvanların etlerini pişirerek daha iyi beslenmiş, kamplarında yemek ateşinin etrafında otururken sosyalleşmiş olmalıdır.p> Anlaşılan, Homo erectus türüyle birlikte, belki de 900 bin yıl kadar erken bir tarihten itibaren, açık seçik bir insan dili ilk defa gelişiyordu ve belki de bu dil, karmaşık planlamaya ve örgütlenmeye olanak tanıyordu… Erken hominidler, belki de beyinde bir yeniden organizasyon doğuran tesadüfî bir mutasyonun sonucu olarak, sözdizimi, benzersiz sözlü dillerin can damarı haline getirdiler. Sözdizim (jest diline dayanarak, ancak insanların hem dili geliştirmeye uygun nöral yollara hem de nefesi kontrol eden bir solunum sistemine sahip olduğu bir aşamada gelişmiş olabilir) Homo erectus’lar arasında muhtemelen yaklaşık bir milyon yıl önce ortaya çıkmıştır. [8]p> Yukarıda sözü edilen Afrika’dan göçün üçüncü dalgasında yola koyulan Homo erectus grupların duraklarından biri de Güney Kafkasya olmuştur.p> Sonuncu rota sınırlı bilgiye sahip olduğumuz 3. Göç dalgasıdır ve söz konusu bu göç dalgasının 0,8 milyon yıl önce gerçekleştiği ve Levant (Orta Doğu’da; batısında Akdeniz’in doğu sahillerinin, doğusunda Mezopotamya’nın, kuzeyinde Toros Dağları’nın, güneyinde Arabistan Çölü’nün yer aldığı coğrafi bir bölge)i> koridoru üzerinden yongalı endüstrilerin Kafkasya’ya ulaştığı düşünülür… Ancak kurgulanan senaryolarda erken Homo türlerinin göçüne neden olan kavramlar değişse de Anadolu ve Kafkasya coğrafyalarının bu göç yolu üzerinde bulunduğu, Avrupa’ya gerçekleştirilen ilk göç hareketlerinde bölgelerin yadsınamaz bir önemi olduğu kabul edilir. İnsanın dünyaya yayılımında hayvan hareketlerinin öncül koşul olduğu kanısında olan N. Spassov pek çok bilim insanı gibi erken Homo türlerinin Anadolu’ya girmek için Levant koridorunu kullandığını ve buradan Avrupa’ya ya doğrudan Anadolu üzerinden ya da Kafkasya üzerinde Karadeniz kıyı şeridinden ulaşmış olması gerektiğini belirtir. [9]p> Notlarp> [1] Metin Özturan, Bilinen İlk İnsan Etkinliklerinden Mousterian Kültüre Uzanan Süreçte Anadolu ve Kafkasya, s. 89. https://www.academia.edu/41775372/Bilinen_%C4%B0lk_%C4%B0nsan_Etkinliklerinden_Mousterian_K%C3%BClt%C3%BCre_Uzanan_S%C3%BCre%C3%A7te_Anadolu_ve_Kafkasya_The_period_from_known_human_activities_to_Mousterian_culture_in_Anatolia_and_Caucasus [2] Özturan, aynı makale, s. 28-29. [3] Vladimir Doronichev-Liubov Golovanova, Beyond the Acheulean: A view on the Lower Paleolithic Occupation of Western Eurasia, s. 328, 335. https://www.researchgate.net/publication/223004455_Beyond_the_Acheulean_A_view_on_the_Lower_Paleolithic_occupation_of_Western_Eurasia. [4] Pavel Dolukhanov, Eski Ortadoğu’da Çevre ve Etnik Yapı, Çeviri: Suavi Aydın, İmge Kitabevi, Ankara 1998, s. 117-118. [5] Steven Roger Fischer, Dilin Tarihi, 4. Basım, Çeviren: Muhtesim Güvenç, T. İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul Ocak 2017, s. 34. [6] Murat Karakoç, Son Buzul Çağı ve Holosen Başlangıcında Anadolu ve Balkanlar, Midas Kitap, Ankara Ocak 2015, s. 62. [7] Özturan, aynı makale, s. 89. [8] Fischer, aynı eser, s. 37, 44-45. [9] Özturan, aynı makale, s. 91-92.p> Not: Bu yazı dizisinde yer alan çeviriler, internetteki çeviri sitelerinden destek alınarak yapılmış çevirilerdir. Alıntı yapılan, internette yayınlanmış yabancı dildeki makalelerin konusunda uzman kişiler tarafından tercüme edilmesi Kafkasya tarihi incelemelerine önemli katkı sağlayacaktır. {tab= III } Orta Pleistosen Dönem (GÖ 781.000-126.000)span>p> Günümüzden 2,6 milyon başlayan Alt (Erken) Pleistosen 781 bin yıl öncesinde sona ermiş ve Orta Pleistosen dönem başlamıştır. Tarihöncesi bilimince tanımlanmış dönemlerden olan Alt Paleolitik ise bu sıralarda hala devam etmektedir. Alplerdeki bir diğer buzullaşma dönemi olan Mindel, günümüzden yaklaşık 730 bin yıl önce başlamıştır ve 429 bin öncesine kadar devam etmiştir. Aynı dönemde Kuzey Rusya’da Oka buzullaşması meydana gelmiştir. Kafkasya coğrafyasında yaşamış homininlere ait en eski fosillerin ortaya çıkartıldığı Dmanisi dışında, Küçük Kafkaslarda oldukça eski tarihli kalıntılar bulunmuştur. Kafkasya’nın Orta Pleistosen dönem kayıtları önceki döneme göre daha fazladır ve bunlar güvenilir kayıtlardır. Güney Kafkasya’da Gürcistan’da ele geçirilen buluntular, Azerbaycan ve Ermenistan’a göre çok daha zengindir. Büyük Ortadoğu içinde yer alan ve bölgeye ilk yerleşmenin doğrudan izlerini taşıyan önemli bir başka istasyona da değinilmelidir. Burası Dağlık Karabağ sınırları içinde yer alan, Küçük Kafkas silsilesinin güney yamaçlarında, Aras ırmağının 20 mil kuzeyindeki küçük bir akarsu vadisi içinde bulunan Azıkh Mağarası’dır. [1]p> Son paleo-antropolojik kanıtlar, Kafkas’ta ilk insanın ortaya çıkmasını 700 bin yıl öncesine götürmektedir. Paleontologlara göre, ilkel insan grupları bölgeye güneyden göç etmiştir. Erken dönemde ilkel insanlar bir yerden bir yere göç ederek mağaraları, kaya olukları ve hangarları mesken olarak kullanmıştır. Bu yerleşimlerin örneklerinden Azerbaycan’daki Azıh (Azıkh-Azykh) mağarasıdır… Azıh Mağarası (Azerbaycan, Güney Karabağ) Kuruçay nehrinin kıyısında bulunan taş devrinin arkeolojik anıtı olarak Kafkasya’da ilk yerleşim yerlerinin varlığının en güvenilir tarihsel kanıtıdır. Mağaranın alt katmanlarında ham taş aletler-kesiciler, satırlar ve kazıyıcılar bulunmuştur. Sıradan bir taştan yapılmış bu aletler, av sırasında öldürülen hayvanların gövdelerini parçalamada kullanılıyordu. Bulunan ilkel aletler şekil ve imalat olarak Avrasya’da en eski aletlerdir. Mağarada aynı zamanda ölmüş hayvan kemikleri ve yaşı 700 bin yıl olan ocak izleri bulunmuştur. [2]p> Afrika’dan yola çıkarak Avrasya’ya yayılan insanların ve hatta göç eden hayvanların mecburi güzergâhlarından biri olan Anadolu coğrafyası, Pleistosen dönemin değişik zamanlarında farklı hominin türlerinin arkeolojik kültür kalıntıları bırakmış olması nedeniyle araştırmacılar açısından önemli bir yerdir. Anadolu’daki Orta Pleistosen dönemini temsil eden önemli buluntu alanlar arasında, Antalya, Karain Mağarası (GÖ 500.000), Van, Gürgürbaba Tepesi (GÖ 500.000) ve İstanbul’daki, Yarımburgaz Mağarası (GÖ 400.000) sayılabilir. Pleistosen dönem göç yollarını ve insan aktivitelerini tespit etmeye yönelik olarak yürütülen yüzey araştırması Van’ın Erciş ilçesinin, Ulupamir Köyü’nün kuzeyinde, Gürgürbaba Tepesi olarak isimlendirilen alanda yapılmıştır. 2014-2015 yılları arasında Gürgürbaba Tepesi’nde yapılan yüzey araştırmaları, bu alanda tespit edilen obsidiyen kaynaklarında gerçekleştirilmiştir. Yüzey araştırması sonucunda obsidiyenler kullanılarak yapılan Alt ve Orta Paleolitik dönemlere ait yontmataş alet kalıntıları belirlenmiştir... Şu anki bilgiler ışığında dördüncü jeolojik birimi oluşturan lav akıntısı/obsidiyenler yaklaşık 500 bin yıl önce oluşmuştur. Bu nedenle, Paleolitik dönem insanlarının bu tarihten sonra buraya yerleştiği düşünülmektedir… Taş aletler arasında özellikle iki yüzeyli el baltaları, çekirdekler ve yongalar mevcuttur… Gürgürbaba Tepesi ile çağdaş olabilecek Alt Paleolitik yontmataş alet endüstrisi Geç Aşölyen dönemden bilinmektedir ve Levant, Kafkaslar ve Anadolu’daki birkaç alandan tanınmaktadır. Levant Geç Aşölyen endüstrisi, genel olarak yumuşak vurgaç kullanılarak şekillendirilmiş iki yüzeyli aletlerin artması, çakmaktaşı veya silisyum içerikli hammaddeler kullanılması, kıyıcılar, çok yüzeyliler gibi aletlerin az sayıda bulunması ve Levallois (Lövaluva) tekniğine ilişkin kalıntıların artmasıyla karakterizedir…p> Kafkasların kuzeyindeki Geç Aşölyen yontmataş alet topluluklarından ele geçenler arasında (Treugol’naya Mağarası, 600-350 bin yıl) ise kenar kazıyıcılar, ön kazıyıcılar, dişlemeliler ve kompozit aletler yer almaktadır… Türkiye, Levant, Kafkasya, Orta Asya ve Doğu Avrupa arasında coğrafi bir kara köprüsüdür ve bu bakımdan hominidlerin ve diğer hayvanların takip ettiği rotalar üzerinde yer alır… Alt-Orta Paleolitik kültürler dikkate alınarak, Gürgürbaba Tepesi’nin MIS 12-4 (GÖ 440-490 bin) arasında insanlar tarafından kullanıldığı anlaşılmış ve bu yontmataş alet kültürlerinin Levant ve Kafkas Paleolitik kültürlerine benzer olduğu tespit edilmiştir. [3]p> Doğu Avrupa’nın Orta Pleistoseninin erken çağına ait en eski yerleşim yeri, bugünkü Karaçay-Çerkes topraklarında Üçgen Mağarası (Treugol’naya Peshchera) denilen yerde bulunmuştur. Kuzey Kafkasya’da yerleşimin Aşölyen döneminde başladığı ve dağ geçitlerinin o zamanlarda bile göçlere açık durumda olduğu düşünülmektedir. [4]p> Güney Kafkasya’daki bazı alanlardan daha eski tarihe sahip Kuzey Kafkasya’daki Treugol’naya Mağarası, Doğu Avrupa topraklarında sistemli olarak araştırılmış alanlardan birisidir ve buradan Alt Paleolitik dönemin alet teknolojisine dair güvenilir kanıtlar elde edilmiştir. Treugol’naya Mağarası bugün Rusya Federasyonu topraklarında bulunan Kuban havzasındadır ve yaklaşık 1500 metre yükseklikte ve 10 metre kalınlığındaki Jurassic kireçtaşı fayı içerisinde bulunur. 1986 yılında L.V. Golovanova tarafından keşfedildiğinde Avrupa’nın doğusu için ilk kesin tarihlerin elde edildiği alan olmuştur. V.B. Doronichev tarafından 1987-1991, 1995 yıllarında kazısı gerçekleştirilen Treugol’naya Mağarası başlangıçta hafirleri tarafından ele geçen malzeme çerçevesinde yapılan görece tarihlendirme ile Orta Pleistosen başlangıcı… olarak değerlendirilmiştir. Daha sonra yapılan araştırmalar ve kullanılan tarihlendirme yöntemleri (ESR) tabakaların yoğunlukla 400-600 bin yılları arasında oluştuğunu gösterse de ilk söylemin de yanlış olmadığını ortaya koymuştur… Treugol’naya mağarasının insanlar tarafından kısa süreli ve avcılık gibi tek bir işe yönelik olarak kullanılmış olduğu düşünülmektedir. [5]p> Güney Kafkasya’da Orta Plesitosen döneme ait buluntuların ortaya çıkarıldığı alanlardan biri olan Azıkh mağarasında sistemli araştırmalar yapılmıştır. İnsan kalıntısının yanı sıra mağaranın alt katmanlarında çeşitli taş aletler bulunmuştur. 1968 yılında Azıkh mağarasının 5 numaralı Aşölyen katında bir hominide ait alt çene kemiği parçası bulunmuştu. Bu buluntuyu inceleyen Azeri bilimadamları bu parçanın yeni bir türe ‘Azıkhhantrophus’a ait olduğunu öne sürmüşlerdi. Alt çene kemiğinin incelemesine katılan Rus, Gürcü ve Fransız antropologlar ise bu parçanın Pirenelerindeki Arago mağarasında bulunan ile tamamen benzer olduğu sonucuna varmışlardı. Buradan yola çıkılarak bu kemik bir ‘Öncü Neandertal’ insana ait sayılabilir. [6]p> 1968 yılında tarihçi-arkeolog M. Hüseyinov tarafından, yaklaşık 350-400 bin yıl önce burada yaşamış insan kalıntılarının en eski buluntularından biri - ilkel insanın çene kemiği kısmı (20-25 yaşlarında kadın) araştırılmıştır. [7] p> Azıkh mağarasında bulunan kemik parçası Fransız Pirenelerindeki Arago mağarasındakilerinin yanı sıra Yunanistan’daki Petralona mağarasında ortaya çıkarılan bazı kemiklere benzemektedir ve bu kalıntıların hepsinin Orta Pliestosen dönemine ait olduğu tespit edilmiştir. Fransız Pirenelerindeki… Arago sit alanında bulunan bazı fosil parçaları birleştirilerek Petralona kafatasına benzer bir görünüşte bir kafatasının yüzü ve sağ kısmı oluşturulmuştur ve Homo erectus ile Neandertal şekli arasında bir geçişe işaret etmektedir. [8]p> Büyük Kafkas dağlarının güney yamaçlarında, günümüz Güney Osetya sınırları içinde yer alan Kudaro I-III ve Tsona mağaraları 1950’li yıllarda keşfedilmiştir. 1990 yılına kadar araştırmalar yapılan mağaraların Aşölyen katmanlarında günümüzden 250-350 bin yıl öncesine tarihlenen Alt ve Orta Paleolitik dönem kalıntıları ortaya çıkarılmıştır. Kafkasya’da hatırı sayılır büyüklükte Aşölyen gruplar yaşamıştır. Orta Kafkas silsilesinde yüksekliği 3000 metreye ulaşan dağlık alanlardaki belirli mağara yerleşmelerinde Aşölyen tabakalarına rastlanmıştır (Kudaro I, Kudaro III, Tsona). Küçük Kafkaslarda da, Azıkh mağarasında bulunmuş tabakalara karşılık gelen, Aşölyen yerleşmeleri bilinmektedir. Kafkasya’da Aşölyen çağının istikrarlı bir biçimde yaşanmış olduğu kabul edilmez. [9]p> Güney Kafkasya’da (Transkafkasya, Rusça Zakavkazye, Büyük Kafkas dağlarının güneyi) en eski insan izlerine Aşölyen döneminde rastlanır. Buraya göçmenlerin Doğu Akdeniz ve Küçük Asya’dan (Anadolu) geldiği tahmin edilmektedir. Yerleşim, sahil topraklarının iskânı ve Güney Kafkasya’nın bazı iç bölgelerine girilmesiyle başlamıştır. İnsanoğlu kademeli olarak en yüksek dağlık bölgelere ulaşmış, yapısı ve iklimi değişik bu bölgelere yerleşmiştir. En yoğun yerleşim, nüfusun buradan Kuban kıyılarına göç edeceği, Güneybatı Kafkasya’da olmuştur. Aşölyen döneminden kalan anıtların çoğu Belaya ırmağının orta akım bölgesinde bulunmaktadır. [10]p> Kafkasya’ya gelen grupların Doğu Akdeniz’de yaşamış gruplardan olduklarına dair iddialar alet teknolojisinin takibi ile desteklenmektedir. Daha önce belirtildiği üzere Van Gürgürbaba’da ele geçirilen aletler, Doğu Akdeniz ve Güney Kafkasya’da yaşamış homininlerin alet çantasındakilere çok benzemektedir. Ayrıca Van ilinin coğrafi olarak bu iki bölgenin arasında yer alması, göç eden grupların burasını dönemsel kamp alanı veya uğrak yeri olarak kullanmış olabileceklerine işaret etmektedir. Kafkasya kıyılarındaki Aşölyen aletlerin teknik ve tipolojik özellikleri, Doğu Akdeniz’dekilerle benzeşmektedir. Doğu Akdeniz kökenli Aşölyen avcı gruplarının Orta Pleistosen sıralarında birkaç ardışık dalga halinde Kafkasya’ya sızdıkları düşünülmüştür. [11]p> Notlarp> [1] Pavel Dolukhanov, Eski Ortadoğu’da Çevre ve Etnik Yapı, Çeviri: Suavi Aydın, İmge Kitabevi, Ankara 1998, s. 118. [2] Prof. Dr. İrade Hüseyinova, Eski Kafkasya Tarihinin Arkeolojik Araştırmaları, s. 7-8. http://irs-az.com/new/pdf/201405/1401196411558371749.pdf. [3] İsmail Baykara, Berkay Dinçer, Serkan Şahin, Gürgürbaba Tepesi: Alt ve Orta Paleolitik Dönem Buluntu Yerleri, Erciş-Van, s. 77-79, 95, 98. https://dergipark.org.tr/tr/download/article-file/674651. [4] Alan A. Tuallagov, İskitlerden Erken Alanlara Kuzey Kafkasya, Çeviri: Orhan Uravelli, Kafdav, Ankara 2017, s. 12. [5] Metin Özturan, Bilinen İlk İnsan Etkinliklerinden Mousterian Kültüre Uzanan Süreçte Anadolu ve Kafkasya, s. 19, 22. https://www.academia.edu/41775372/Bilinen_%C4%B0lk_%C4%B0nsan_Etkinliklerinden_Mousterian_K%C3%BClt%C3%BCre_Uzanan_S%C3%BCre%C3%A7te_Anadolu_ve_Kafkasya_The_period_from_known_human_activities_to_Mousterian_culture_in_Anatolia_and_Caucasus. [6] Dolukhanov, aynı eser, s. 127. [7] Hüseyinova, aynı makale, s. 8. [8] Dimitra Papagianni-Michael A.Morse, Neandertal, Çeviren: İlknur Urkun Kelso, Trend Yayınevi, Ankara Eylül 2017, s. 76-77. [9] Dolukhanov, aynı eser, s. 126. [10] Tuallagov, aynı eser, s. 12. [11] Dolukhanov, aynı eser, s. 128.p> {tab= IV } Orta Pleistosen dönem ortalarında, Güney Kafkasya’dan kuzeye doğru ilerleyen bazı hominin gruplar Karadeniz’in kıyı kesiminde yaşamaya başladılar. Yapılan araştırmalarda Büyük Kafkas dağlarının Karadeniz kıyılarına bakan yamaçlarında çeşitli mağara yerleşmeleri bulunmuştur ve Abhazya ile Kuzeybatı Kafkasya bu dönemin önemli merkezleridir. Devam eden buzul çağında Alplerdeki Mindel buzullaşmasının sona ermesiyle günümüzden 421 bin yıl önce Mindel-Riss buzularası dönemi başlamış, 360 bin yıl öncesine kadar devam etmiştir. Yine Alplerdeki Riss Buzullaşması 347 bin yıl önce başlamış ve 248 bin yıl öncesine kadar devam etmiştir ki aynı dönemde Kuzey Rusya’da Moscow/Dneipr Buzullaşması meydana gelmiştir. Henüz bize pek az benzeyen insan neslinin ilk temsilcileri, Batı Kafkasya’ya yaklaşık 500 bin, belki de 300 bin yıl önce, o sıralar bugünkü Kolhida çukurluğunun yerini kaplayan denizleri çevreleyen tepelerin üzerinden Küçük Asya tarafından gelmeye başladı. Deniz seviyesi o zamanlarda günümüzdekine göre 60 metre daha yüksekteydi… Abhazya topraklarında yaşayan ilk insanın yaptığı eski eşyalar, alçak dağ eteklerinde, eski deniz ve nehir taraçalarının yüzeyinde, kireç taşı sıra dağların ön taraflarında ortaya çıkarılmıştır. Günümüzde toplam olarak Abhazya topraklarında eski taş devrinin (Alt Paleolitik) Aşölyen denilen aşamasına has olan eski iş aletlerinin bulunduğu 130 nokta bilinmektedir. İlk insanlar, balık avlayabilecekleri ve av hayvanlarına tuzak kurabilecekleri, bitkisel besinlerin bol olduğu kaynakların yakınlarına ve ırmak kıyılarına, hammadde kaynaklarına yakın rüzgârlardan korunan derelere yerleşiyorlardı... Bunun yanı sıra bu insanlar ateşten yararlanmayı ve onu yakmayı da biliyorlardı… Abhazya topraklarındaki ilk yerleşimcilerin yaşam tarzı hakkında en doyurucu bilgiyi, Sohum’un kuzey-doğu çeperindeki Yaştuh dağının eteğinde ve yamaçlarında ortaya çıkarılan materyaller vermektedir… Yaştuh barınağı devamlı olarak iş aletlerinin üretildiği ve bu iş için uygun malzemenin arandığı muazzam büyüklükte bir atölyedir. Yaştuh’ta atölyeler dışında, daha insanlar tarafından kullanıma açıldığı en erken dönemlerde uzun bir süre kullanılan barınaklar ve avlanma esnasında kısa süreliğine yararlanılan kamplar mevcuttu. En temel iş aleti, her iki tarafı kabaca işlenen iri baltalar idi, hammadde işlemesinde çeşitli kazmalar geniş bir şekilde kullanılmıştı; mızrak ve benzeri avcılık malzemeleri yanında hayvan derilerinin işlenmesinde raptiyeler, kazayağı ve delgeçlerden yararlanılıyordu. [1]p> Şimdilik kesin olan şudur ki artık Alt Paleolitik Çağ’da (Aşölyen devrinde) Kafkasya insanların atalarıyla meskûndu. Bugün itibariyle Kafkasya’da yaklaşık 100 kadar Aşölyen mahalli tespit edilmiştir. Bu anıtların çoğu, Kuzeybatı Kafkasya’dadır (Maykop yakınlarında, Abinsk kenti yakınındaki Abadzeh beldesi)… Karadeniz kıyısı boyunca Erken Taş (Alt Paleolitik) devrinden kalma birçok yerleşimler araştırılmış olup, özellikle de denizin Soçi kıyısı yeterince incelenmiştir. Yaklaşık 300 bin yıl önce buralara ilk ayak basan insanlar avcılık ve toplayıcılık yapmışlardır. [2] p> Alt Paleolitik dönemin önemli bir kısmında, üç ayrı kıtada yaklaşık 2 milyon yıl hayatta kalmayı becerebilen ve bazı temsilcileri yaklaşık 1,8 milyon yıl önce Güney Kafkasya’ya ulaşan Homo erectuslar, Orta Paleolitik döneme doğru, genetik bir miras bırakmadan Kafkasya coğrafyasından yok oldular. Bu dönemde birbirine yakın tarihlerde iki farklı coğrafyada ortaya çıkan iki farklı türün temsilcileri dünya sahnesinde yerlerini almaya başladılar; Afrika’da Homo sapiensler, Avrupa’da Neandertaller. Bu noktada bir parantez açarak son zamanlarda Homo çizgisinde önemli tür olduğuna dair güncel kaynaklarda fazlaca vurgu yapılan Homo heidelbergensis’ten söz etmek gerekmektedir.p> Günümüzden 600 bin yıl öncesine geldiğimizde ise, Homo erectus soyundan olanların bazıları ayrı bir tür olarak sınıflanacak kadar farklılaşmıştı. Bunlar arasında en iyi bilineni ve dağılımı Güney Afrika’dan İngiltere’ye ve Almanya’ya kadar uzanan Homo heidelbergensis’tir. [3]p> Afrika dışına… yaklaşık 650 bin yıl önce devam eden göç sürecinde, farklı kıtalarda coğrafi izolasyonlar nedeniyle (gen havuzu değişmeye başlamış) ve arkaik modern insanlardan (Homo heidelbergensis), Homo sapiens (Afrika’da) ve Homo neanderthalensis (Avrupa’da) olarak iki farklı türün ortaya çıkmasını sağlamıştır. Sonuç olarak bu dönemden sonra Afrika’da modern insanlar, Avrupa ve Asya’nın batısında ise Neandertaller yaşamaya başlamışlardır. Yeni fosillerin keşfedilmesi ve tarihlendirme yöntemlerindeki gelişmeler 780 bin yıl öncesinde iklim şartlarına göre adaptasyon geçiren Avrupa ve Afrika’daki insan gruplarının birbirlerinden çeşitli özellikleriyle ayrışmaya başladığı ortaya çıkarılmıştır. Anatomik kanıtlar Erken Orta Pleistosen fosillerinin tek bir türe (Homo heidelbergensis) ait olmasına karşın, Geç Orta Pleistosen buluntularının bazı gruplara ayrıştığını gösterir. Modern insanlar ve Neandertaller bu dönemin kısa bir bölümünü birlikte paylaşmışlardır. Ancak her iki tür de farklı iklimsel ortamlara adapte olduklarından sahip oldukları kültürlerle ayakta kalabilmişlerdir. [4]p> Neandertal’lerin ayırt edici özellikleri, Orta Pleistosen devrinde, günümüzden 300.000-230.000 yıl önce belirmeye başladı. Ataları ortak olsa da Neandertal’ler, anatomik olarak geç Homo sapiens’lerden son derece farklıdır. Neandertal fosilleri ilk olarak 1850’lerde, Almanya’da Düsseldorf yakınlarında bulundu; o tarihten itibaren Neandertal kalıntıları Cebelitarık’tan Irak’a kadar pek çok yerde ortaya çıkarılmaya devam etmektedir. Anlaşılan, aşağı yukarı 30 kişiden oluşan gruplar şeklinde yaşayan Neandertallerin sayıları belli bir anda hiçbir zaman birkaç on bini geçmemiştir. [5]p> Neandertaller, Avrupa’da ve Akdeniz’de çok uzun süre, yani günümüzden 200.000 yıl öncesiyle 30.000 yıl öncesi arasında yaşamış insanlardı. 12 fosilden çıkarılan DNA dizilimi parçaları, Neandertalleri üç, belki de dört alt gruba ayırır: birincisi Batı Avrupa’da, ikincisi Güney Avrupa’da Akdeniz’in yakınında, üçüncüsü Doğu Avrupa ile Yakın Doğu’da ve dördüncüsü Batı Asya’da yaşamış gruplar. [6]p> Günümüzden yaklaşık 2,5 milyon önce başlamış olan Alt Paleolitik dönem 250-200 bin yıl önce sona erdi ve Orta Paleolitik dönem başladı. Bu dönemde de avcılık ve toplayıcılıkla geçimini sağlayan homininler, uzun ya da kısa dönem kaldıkları kamp yerleri veya geçici konutlar yapmaya başladılar. Homininlerin bu mekânlarda ateşi denetimli olarak kullandıklarını kanıtlayan ocak kalıntıları bulunmuştur. Alt Paleolitik süresince kullanılan Aşölyen teknolojisi yerini Orta Paleolitik dönemde keşfedilen yeni teknolojilere bıraktı. Bu dönemde büyük ve hantal taş aletler yerine, standart hale getirilen daha hafif, keskin kenarlı ve simetrik “iki-yüzlü” aletler üretilmeye başlanmıştır. Orta Paleolitik homininlerinin ve Neandertallerin kullandıkları teknolojiler Lövaluva/Levaluva (Levallois) ve Musteryen (Mousterian-Moustérien)olarak adlandırılmıştır.p> Orta Paleolitik (Orta Taş Devri), aletlerinin yapıldığı hammaddenin hazırlanmasını içeren önemli bir buluşun gündeme geldiği yaklaşık 250 bin yıl önce başlamıştır. İlk örneklerin ortaya çıkarıldığı Paris’in bir banliyösünün anısına Lövaluva tekniği diye adlandırılan bu yöntem, tepesi düz bir yumru (hazırlanmış öz ya da çekirdek) oluşturmak üzere, bir taş parçasından yonga çıkarılmasına yönelikti. Taş parçasının yüzeyi çevresine taş çekiçle art arda vurarak hemen hemen aynı kalınlıkta birçok yonga elde edilebiliyordu… Lövaluva yongalarına ek olarak, Orta Paleolitik aletleri arasında, çoğu kez kenar kazıyıcılar, sırtlı bıçaklar, el baltaları, dişeğiler ve uçlarda vardı. George Washington Üniversitesi’nden arkeolog Alison Brooks’a göre çoktandır yerleşmiş Aşöliyen teknolojisinden, Lövaluva teknolojisine özgü Orta Paleolitik endüstrisine geçiş, “zihinsel yeti açısından bir geçiş” idi. Teknolojik geçiş, Homo erectus’tan, arkaik sapiens diye bilinen bir türe biyolojik geçişle eş zamanlıdır… Musteriyen, önceden hazırlanmış özlerden yonga çıkarma yöntemiyle taş alet üretim teknolojisi; bu kültür evresi Avrupa’da 200 bin yıl önce başlamış ve 40 bin yıl öncesine dek sürmüştür. [7]p> Kafkasya’da Orta Paleolitik, alet teknolojisine bağlı olarak adlandırmayla Musteryen Dönem, Alt Paleolitik döneme göre daha hareketli olmuştur. Kafkasya coğrafyası Neandertallerin de yaşam alanlarından birisi olmuştur. Yapılan araştırmalarda Kafkasya’nın hem kuzeyinde hem de güneyinde Neandertallere ait fosiller ortaya çıkarılmıştır. Kafkasya Musteryen grupları tarafından yoğun biçimde iskân edilmiştir. Bilinen Musteryen mağaralarının büyük bölümü dağların alçak ve orta kuşaklarında bulunmakla birlikte yüksek rakımlarda Musteryen tabakalarına sahip bir mağara topluluğuna (Kudaro-1600 metre, Tsona-2100 metre) rastlanmaktadır. Mağara yerleşmeleri, Büyük ve Orta Kafkasların merkezi kısmında karstik kireçtaşının yüzeye çıktığı yerlere yayılmıştır. Musteryen barınakları, Ermenistan yaylasında Kuaterner lav akıntılarının içinde bulunmaktadır. Bir miktar mağara yerleşmesi Karadeniz’in kıyı kesimine bakan kireçtaşından oluşmuş silsilelerde bulunmaktadır. Kuzey Kafkasya’da da Musteryen yerleşmeler bilinmektedir. [8] p> Kafkasya’daki Musteryen yerleşmelerin taş alet envanteri üzerine yapılmış ayrıntılı çalışmalar, V.P. Lyubin’e yerleşme hiyerarşisini tanımlama olanağı vermiştir; uzun süre kullanılan ve yerleşilen kamp üsleri, işlik olarak kullanıldığı gibi çeşitli başka faaliyetlerin de yürütüldüğü mevsimlik kamplar. Lyubin, Musteryen taş endüstrilerinin çeşitliliğine dayanılarak, her biri çeşitli işlevler yüklenmiş olan birkaç Musteryen “kültür” tanımlamıştır. Taş alet buluntu topluluklarının (özellikle çok yaygın olan Lövaluva tekniğinin) daha güvenilir tipoloji analizleri üzerine Lyubin, bir yandan Kafkas Musteryeni ile Doğu Akdeniz Musteryeni’nin benzerliğine dikkat çekmiş, öte yandan önceki Aşölyen buluntu topluluklarıyla genetik bir yakınlık bulunduğu vurgulamıştır. Mevcut kanıtlara bakarak Kafkasya’nın en azından Aşölyen’den beri hominid gruplarınca sürekli olarak iskân edildiği anlaşılmaktadır. İlk/Orta Würm (GÖ 110.000-60.000) sıralarında burada egemen olan uygun ekolojik koşullar, diğer Doğu Akdeniz yerleşmelerinden ek bir nüfus akışını teşvik etmiştir. Musteryen Kafkas buluntu topluluklarının tipolojik analizi Lyubin’e üç Musteryen yüzeylisi tanımlama olanağı vermiştir: “Tipik” Musteryen, “Dişlemeli” Musteryen ve “Karantiyen”. Sonuncusu Kuzey Kafkasya’da oldukça yaygın olmakla birlikte Ön Kafkasya’da az sayıda görülmüştür. [9]p> Notlarp> [1] Abhazya Tarihi, Çeviri: Uğur Yağanoğlu, CSA, İstanbul 2014, s. 23-25; Ayrıca bkz: Prof. Timur Açugba, Kronolojik Abhazya Tarihi, Çeviri: Oktay Chkotua, Yeni Anadolu Yayıncılık, İstanbul 2015, s. 6; [2] Ruslan Betrozov, Çerkeslerin Etnik Tarihi, Çeviri: Orhan Uravelli, Kafdav, Ankara 2009, s. 52. [3] Daniel E. Lieberman, İnsan Vücudunun Öyküsü, Çeviren: Raşit Bilgin, 3. Baskı, Say Yayınları, İstanbul 2017, s. 151. [4] İsmail Özer, Mehmet Sağır, İsmail Baykara, Berkay Dinçer, Başak Koca Özer, Serkan Şahin, Ece Eren, Ayşegül Özdemir, "Çanakkale İlinde Paleolitik Dönem İnsan İzleri", DTCF Dergisi 58.1 (2018): s.100-101, https://www.researchgate.net. [5] S. Roger Fischer, Dilin Tarihi, 4. Basım, Çeviren: Muhtesim Güvenç, T. İş Bankası Kültür Yayınları, İstanbul Ocak 2017, s. 42. [6] Brian Fagan, Cro-Magnon, Çeviri: Nurdan Soysal, Say Yayınları, İstanbul 2019, s. 83. [7] Roger Lewin, Modern İnsanın Kökeni, Çeviren: Nazım Özüaydın, 11. Baskı, Tübitak, Ankara Haziran 2004, s. 151-152, 241. [8] Pavel Dolukhanov, Eski Ortadoğu’da Çevre ve Etnik Yapı, Çeviri: Suavi Aydın, İmge Kitabevi, Ankara 1998, s. 141. [9] Dolukhanov, aynı eser, s. 141-142.p> {tab= V } Üst Pleistosen Dönem (GÖ 126.000-11.700)span>p> Günümüzden 244 bin yıl önce başlayan Riss-Würm buzularası dönem 125 bin yıl önce yerini yeni bir buzullaşmaya bırakırken, aynı tarihlerde 781 bin yıl önce başlayan Orta Pleistosen dönem de sona erdi. Ve böylece Neandertaller ile Homo sapienslerin (ve dolayısıyla günümüz insanlarının) yaşamına çok önemli etkileri olan Üst Pleistosen diğer bir tanımla Son Buzul Çağı başlamış oldu. Bu dönemde Alplerde meydan gelen Würm Buzullaşması, Würm-I ve Würm-II olarak iki bölüm halinde ele alınmaktadır. Yine aynı dönemde Kuzey Rusya’daki buzullaşma Valdai olarak adlandırılmıştır.p> Son Buzul Çağı’nın temel iklimsel özellikleri ise nispeten iyi bilinmektedir. Şöyle ki GÖ 120.000-10.000 bin yılları arasında, dünyanın ikliminde 20’den fazla belirgin iklimsel salınım olduğu ve dünyanın bu zaman dilimleri arasında yer yer buzullaşmaların etkisi altına girdiği günümüzde yapılan araştırmalar ışığında ortaya konmuştur. Buzullaşmaların en şiddetli yaşandığı ve iklim değişikliklerinin sık sık meydana geldiği Son Buzul Çağı’nda, özellikle kuzey yarı kürenin büyük bir kısmı milyonlarca metreküp buzulla kaplanmış ve bugün Chicago, Glascow ve Stockholm olarak bilinen yerler, kalınlığı binlerce metreyi bulan buzul kütlelerinin altında kalmıştır. Buzullaşmalardan dolayı deniz seviyeleri günümüzdekine oranla bazı yerlerde en az 50 ile 100 metre aralığına geri çekilmiştir. Kimi kayıtlarda bu dönemde deniz seviyelerinin 150 metreye kadar dahi gerilediği bilinmektedir. Çünkü denizleri besleyen sular, bir buzul örtüsüne dönüşmüş ve karaların üzerini örtmüştür… Son Buzul Çağı’nda -özellikle buzullaşmaların yaşandığı evrelerde- Avrupa Kıtası ve Balkanlar’da başta Homo neandertaller ve sonrasında Homo sapiensler buzul örtüsünün daha çok güneyinde, yani buzullaşmaların etkisinden uzakta kalan özellikle kıyısal (deniz veya göllere yakın alanlarda) yaşamaktaydılar... Würm buzullaşmasının soğuk iklim koşulları GÖ 110.000 yılları civarında yaşanmaya başlar. [1]p> Yaklaşık 100 bin yıl önce Kafkasya, uzantıları dağ vadilerine kadar ulaşan buzullarla örtülmüştü. Örneğin buzul, Tsabal’da deniz seviyesinden tam 300 metre yükseklikte bulunuyordu. Isınmanın bir sonraki döneminde Abhazya’nın dağ etekleri ile boğazlarında Musteryenlerin benzerleri veya Orta Paleolitik kültürünü oluşturan Neandertaller tarafından iskân edilmiş yerleşim alanları mevcuttur. Günümüzde Abhazya topraklarında, tahmini hesaplara göre 90 bin ilâ 35 bin yıl önceki döneme ait 100’den fazla Musteryen teknolojisi iş aleti bulgusu bilinmektedir. Abhazya’nın Musteryen kültürünün temel özelliği, bünyesinde iki farklı iş aleti üretim yöntemini barındırıyor olmasıdır. Bu durum henüz sosyal ve biyolojik olarak homojen olmayan farklı insan topluluklarının faaliyetiyle açıklanabilir. Musteryenlerin esas uğraşısı, avcılık, bitkisel besinlerin ve yumrulu köklerin toplanması, iş aletleri yapımı idi. Bu dönemde insanlar parçalardan oluşan (ağaç ve taş) av silahları, sapan, mızrak ve küçük ok yapmayı öğrendiler… Musteryenlerin hayatında, Abhazya’nın dağlık bölgesinde çok sayıda bulunan kireç taşlı kayalardaki mağaralar ve benzeri doğal barınaklar büyük rol oynamaya başladı. Erken Musteryen devrine ait insanların mağara hayatının en eski izleri Adler yakınlarındaki (deniz seviyesinden 300 metre yükseklikte) Ahştır mağarasında ve Tsabal civarındaki (deniz seviyesinden 250 metre yükseklikte) Apiança (Kep Boğazı) mağarasında ortaya çıkarılmıştır. İlk insanlar yerleşirken bu mağaranın etrafında, günümüzde deniz seviyesinden 1200 metre yükseklikteki dağ yamaçlarında yetişen siyah iğne yapraklı ormanlar vardı. Aynı şekilde Huap köyündeki Maçagua ve Novy Afon yakınlarındaki “Abhaz mağaracıları uçurumu” gibi kapalı tip barınaklar, Geç Musteryen dönemine aittir. [2]p> Abhazya topraklarında, Orta Paleolitik döneme ait olduğu bilinen 100’ün üzerinde mağara bulunmaktadır. Bu yerler Abhazya’nın Kelafüır, Oçamçıra, Leçkop, Açguara, Kaldakhuara, Lıkhnı, Gudauta, Khuap, Yeşıra gibi yerleşim birimlerinde yer almaktadır... Orta Paleolitik dönem insanının ateşi söndürmemek, eti kurutmak, bitkileri işlemek ve kıyafet yapmak gibi bir yığın uğraşısı vardı. Araştırmacılara göre bu dönem insanları birbirleriyle ilişki kurmak amacıyla çok sayıda ses ve kelime kullanmaktaydılar. [3]p> Musteryen devrinde başta Belaya ve Psekups akarsuları arasındaki bölge olmak üzere, tüm Kuban ırmağı çevresi yoğun bir nüfusa sahipti. Ön Kafkasya’nın * Kuzeybatı bölgesindeki dar akarsu vadilerinde Dahovskaya, Moneşeskaya mağaraları, Barakayevskaya, I.Gubski Naves gibi mağara yerleşimleri kaydedilmiştir. Kuban nehri vadisinde bulunan İlskaya yerleşimi ile çok katmanlı I.İlskaya meskenini de Kuban bölgesinin Geç Musteryen dönemine bağlıyorlar. İnsanlar, vadilerin yanı sıra bölgenin sarp dağlık kısmını da yurt edinmişlerdir. Merkezi Ön Kafkasya’da Musteryen devrine ait anıtlara daha az rastlanır. Kuzey Osetya’da bulunan Popov çiftliği yakınlarındaki yerleşim yerini Aşölyen sonu ve Erken Musteryen devrine bağlayan arkeologlar çoğunluktadır. Bu bölgeye göç, muhtemelen, yöredeki Ana Kafkas sıra dağlarındaki geçitler üzerinden gerçekleşmiştir. O döneme ait bazı kalıntılar, insanların dağlık bölgelere de yerleştiklerini göstermektedir… Kuzey Osetya’daki (Lısaya Gora, Redant I. Popov Çiftliği, Mıştulagtı Lagat) ve İnguşetya’daki Gamurziyevo ve Nasır-Kort anıtları Orta Paleolitik Çağ buluntu yerlerindendir. [4] p> Obsidiyen doğal yollarla oluşan volkanik kökenli bir cam türüdür ve hem Neandertaller hem de Homo sapiens tarafından alet yapımında yaygın olarak kullanılmış materyallerinden biridir. 2019 yılında yayınlanan ve internetten de ulaşılabilen bir makalede Kuzey ve Güney Kafkasya’da bulunan obsidiyen kaynaklarında yapılan araştırmalardan elde edilen yeni veriler açıklanmıştır.p> Obsidiyen kaynaklarının büyük kısmının Küçük Kafkaslardaki Ermenistan'da, Azerbaycan'ın batı kesiminde, Gürcistan'ın güneyinde ve Türkiye'nin doğu bölgesinde olduğu bilinmektedir. Kuzey Kafkasya'da ise Kabardey-Balkar’daki Zayukovo köyü yakınlarında sadece bir obsidiyen kaynağı bilinmektedir. Obsidiyen yataklarının kimyasal bileşimi Kafkasya'nın hem güney hem de kuzey yamaçlarında incelenmiştir. Küçük Kafkaslar’daki Musteryen Neandertal nüfusun teknolojik stratejileriyle ilgili yayımlanmış veriler obsidiyenin, Lusakert, Erivan, Gazma ve Zar mağaralarında kullanılan taş hammaddesinin %90-100'ünü oluşturduğuna işaret etmektedir. Ermenistan'daki Lusakert-1 mağarasında yapılan araştırmalar Neandertallerin yerel obsidiyen kaynaklarını aktif olarak kullandığını göstermektedir… Araştırmacılar Küçük Kafkasların doğusundaki Musteryen endüstrileri ile Zagros Dağları'ndaki Musteryen endüstriler arasındaki benzerliğe dikkat çekmektedir. Ermenistan'daki Baroj-12 açık hava yerleşiminde obsidiyen kullanımına ilişkin ilk veriler bölgeye 100 km mesafelerdeki kaynaklardan gelen obsidyenlerin düzensiz olarak kullanıldığını ve çoğunlukla bir bölgedeki yerel, sahaya 1-2 km mesafedeki, obsidyen kaynaklarının kullanıldığını göstermektedir. [5] p> Aynı makalede Kuzeybatı Kafkasya Musteryen gruplarının alet teknolojileri ile Kuzeydoğu, Kuzey-Orta ve Güney Kafkasya Musteryen gruplarının alet teknolojileri arasında farklılıklar olduğunun tespit edildiğine dair bilgiler de yer almaktadır. Ayrıca Kafkas Sıradağları o dönemde Musteryen grupların birbirleriyle ilişki kurmasına coğrafi bir engel teşkil etmiş gibi görünmektedir. Elbrus yanardağının kuzeybatısında ve yaklaşık 70-80 km uzaklıkta bulunan Zayukovo kaynağı, Kuzey Kafkasya'da bilinen tek obsidiyen kaynağıdır. Obsidiyen, Baksan Nehri vadisindeki Zayukovo köyü yakınlarındaki, piroklastik ve ikincil kaynağın içinde kayalar (“volkanik bombalar”) halinde bulunur. Mezmaiskaya mağarasından, yaklaşık 73-60 bin yıl öncesine tarihli Orta Paleolitik katmanları 3 ve 2B-2’den elde edilen iki obsidiyen yonganın analizine ilişkin daha önce yayınlanmış sonuçlarımız, her iki eserin Zayukovo kaynağından (yaklaşık 200–250 km mesafede) sağlandığını göstermiştir. Bu mağarada üretilen taş aletler topluluğu, Doğu Micoquian endüstrisine (Eastern Micoquian Industry - Orta ve Doğu Avrupa’da GÖ 130-70 bin arası yaygın kullanılan teknoloji) bağlanmaktadır...p> Kuzey-Orta Kafkasya'da Doğu Micoquian endüstrisi bilinmemekle birlikte obsidiyen taşımacılığı, Mezmaiskaya'nın Doğu Micoquian Neandertalleri ile bu bölge arasında, Orta Paleolitik dönem boyunca temaslar olduğunu akla getirmektedir. Kuzey-Orta Kafkasya'da 2016 yılında keşfedilen Saradj-Chuko (Kabardey-Balkar Cumhuriyeti, Baksan) mağarasında yaşamış Orta Paleolitik homininlerinin, mağaranın 6-7 km batısındaki Zayukovo kaynağını aktif olarak kullandıklarının kanıtları ortaya çıkarıldı…p> Saradj-Chuko mağarasındaki Katman 6B’den toplanan taş aletler, Lövaluva-katmanlı Musteryen endüstrisini temsil etmektedir. Katmanlı özelliği, Kuzey-Orta ve Kuzeydoğu Kafkasya'daki Musteryen endüstrisini, Kuzeybatı Kafkasya'da yaygın olan Doğu Micoquian endüstrisinden farklı kılmaktadır ve fakat Güney Kafkasya'da bilinen Musteryen endüstrileri ile benzeşmektedir… Saradj-Chuko mağarasındaki araştırmamız, Lövaluva-katmanlı Musteryen endüstrisini taşıyan farklı bir Neandertal popülasyonunun Kuzey-Orta Kafkasya’ya yerleştiğini ve aynı obsidiyen kaynağını yoğun şekilde kullandığını ortaya koymaktadır. [6] p> Görünen odur ki Kafkasya’da ortaya çıkarılan taş aletlerin üretim teknolojilerinin farklı olması nedeniyle, Kuzeybatı Kafkasya’da yaşamış Neandertaller ile Güney Kafkasya ve hatta Kuzey-Orta ve Kuzeydoğu Kafkasya’da yaşamış Neandertal grupların farklı bölgelerden, muhtemelen Orta Avrupa ve Yakın Doğu’dan, buraya göç ettikleri düşünülmektedir. Nitekim internetten ulaşılabilen başka makalelerde bu düşünceyi destekleyen ifadeler yer almaktadır. Günümüzden yaklaşık 40 bin yıl öncesinde Kuzeybatı Kafkasya Neandertalleri, Güney Kafkasya'daki benzerlerinden belirgin biçimde farklı olan endüstriler ürettiler. Kuzey Kafkasya’nın Orta Paleolitik endüstrisi, Orta Avrupa'dan Rus ovasının güneyine kadar uzanan bir endüstri olan Doğu Micoquian'a benzemektedir. Güney Kafkasya’nın Orta Paleolitik endüstrileri değişkendir ancak Levant Musteryeni veya Zagros Musteryenine benzemektedir. [7] p> Kafkasya'nın her iki tarafındaki yerel Orta Palaeolitik dönem uzun mesafe karşılaştırmaları, güney yamaçlarındaki Musteryenin, Torosların (yani Karain Mağarası) ve Zagrosların Musteryenine yakından benzediğini ortaya koymaktadır ve fakat Kuzey Kafkasya'nın Geç Musteryeni ise Kuzey Avrupa Micoquian Musteryenine benzemektedir. [8] p> Paleolitik Siteler: 1-Mezmaiskaya Mağarası, 2- Matuzka, 3—4- Ilskaya-I ve II, 5—6-Dahovskaya Mağarası ve Hadjoh-2 sitesi, 7—10- Moneşeskaya, Barakayevskaya ve Gubs-I Kaya Sığınağı, 11-Baranakha-4 sitesi, 12—18- Atsinskaya, Kepshinskaya, Malaya Vorontsovskaya, Navalishenskaya, Khostinskaya I-II, Ahshtirskaya, 19-Mıştulagtı Lagat, 20-Maçagua, 21-Apiança, 22—24-Chakhati, Ortvala, Sakajia, 25—36-Sagvarjile, Mgvimevi, Gvardjilas, Dzudzuana, Bondi, Ortvale Klde, Mgvimevi, Kudaro I ve III, Tsona, Djruchula, Damdjili, 37—38-Damdjili ve Dashsalahli, 39-Zar, 40—41-Azıkh ve Taglar, 42-Hovk-I, 43-Kalavan I, 44—46-Lusakert I ve II, ve Erevan, 47-Gazma.p> Obsidiyen Kaynakları: I-Zayukovo (Baksan), II-Chikiani (Paravani), III-Ashotsk, IV-Tsaghkunyats, V-Gatansar ve Hatis, VI-Gegham, VII-Khorapor, VIII-Satanakar, Sevkar ve Bazenk, IX-Kel'Bedzar, X-Arteni, XI-Kars.p> Notlarp> [1] Murat Karakoç, Son Buzul Çağı ve Holosen Başlangıcında Anadolu ve Balkanlar, Midas Kitap, Ankara Ocak 2015, s. 12, 14-16. [2] Abhazya Tarihi, Çeviri: Uğur Yağanoğlu, CSA, İstanbul 2014, s. 25-26. [3] Prof. Timur Açugba, Kronolojik Abhazya Tarihi, Çeviri: Oktay Chkotua, Yeni Anadolu Yayıncılık, İstanbul 2015, s. 6-7. [4] Alan A. Tuallagov, İskitlerden Erken Alanlara Kuzey Kafkasya, Çeviri: Orhan Uravelli, Kafdav, Ankara 2017, s. 12-13. *Ön Kafkasya, Rusça–Predkavkazye: Kuzey Kafkasya’da Krasnodar, Stavropol, Adıgey, Karaçay-Çerkes, Kabardey-Balkar, Kuzey Osetya, İnguşetya, Çeçenistan ve Dağıstan, Rostov Bölgesi’nin güneybatı kısımlarını kapsayan step ve yamaç bölge kastedilmektedir. [Tuallagov, aynı eser, s. 11] [5] Ekaterina V. Doronicheva, Liubov V. Golovanova, Vladimir B. Doronichev, M. Steven Shackley, Andrey G. Nedomolkin, New data about exploitation of the Zayukovo (Baksan) obsidian source in Northern Caucasus during the Paleolithic, s.157-158. https://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S2352409X18306242 [6] Doronicheva, Golovanova ve diğerleri, New data about exploitation of the Zayukovo (Baksan) obsidian source in Northern Caucasus during the Paleolithic, s. 159, 162. [7] L.V. Golovanova, V.B. Doronichev, N.E. Cleghorn, M.A. Koulkova, T.V. Sapelko, M.S. Shackley, Yu.N. Spasovskiy, The Epipaleolithic of the Caucasus after the Last Glacial Maximum, s. 189. https://www.academia.edu/5222825/The_Epipaleolithic_of_the_Caucasus_after_the_Last_Glacial_Maximum. [8] Ofer Bar-Yosef, Anna Belfer-Cohen, Tengiz Mesheviliani, Nino Jakeli, GuyBar-Oz, Elisabetta Boaretto, Paul Goldberg, Eliso Kvavadze&Zinovi Matskevich, Dzudzuana: an Upper Palaeolithic cavesite in the Caucasus foothills (Georgia), s. 347. https://www.researchgate.net/publication/266673749_Dzudzuana_an_Upper_Palaeolithic_cave_site_in_the_Caucasus_foothills_Georgia.p> {tab= VI } Dördüncü bölümde belirtildiği üzere Avrupa kıtasında Neandertal ortaya çıkarken nerdeyse eş zamanlı olarak Afrika kıtasında Homo sapiens ortaya çıkmıştır. Yararlanılan bir kaynakta en eski Homo sapiens fosilinin yaşına dair şu bilgi yer almaktadır: “Genetik verilerin öngördüğü gibi, bilinen en eski modern insan fosilleri Afrika’da bulunmuştur ve günümüzden aşağı yukarı 195.000 yıl öncesine aittir. Ayrıca 150.000 yıldan daha eski bir dizi insan fosili de sadece Afrika’da bulunmuştur. Antik kemikler daha sonra insanların dünyaya yayılışının izlerini taşımaktadır.” [1]p> Bununla birlikte internette yer alan bir habere göre son zamanlarda yapılan bir araştırmada daha erken bir tarih tespit edilmiştir: “Fas’ın Jebel Irhoud köyü yakınlarında taş aletler ve hayvan kemikleri ile birlikte Homo sapiens’e ait fosil iskelet kalıntıları bulundu ve bu kalıntılar uzmanlar tarafından 300 bin yıl önceye tarihlendirildi.” [2]p> Netice itibariyle yaklaşık 100 bin yıllık (belki 200 bin yıllık) Afrika yaşamından sonra kimi Homo sapiensler Afrika’dan göç etmeye başladılar. Bazı kaynaklarda Homo sapienslerin Afrika’dan iki farklı zamanda göç ettiği vurgulanmaktadır. Bu göçlerin birincisinde, yani yaklaşık 100 bin yıl öncesinde, Orta Doğu’ya göç eden Homo sapienslerin bölgede tutunamayıp bir süre sonra yok olduğu düşünülmektedir. Bugün yaşayan herkesi doğrudan ilgilendiren ikinci göç dalgasının ise 60-50 bin yıl öncesinde başladığı genel kabul görmektedir.p> Modern insanlar Ortadoğu’da ilk olarak günümüzden 80.000 ila 150.000 yıl öncesinde belirmektedirler (bu tarih kesin değildir) ve daha sonraki 30.000 yıllık dönemde yok oldular. Bu yok oluşun, bölgeye Neandertallerin girmesi ve Avrupa’da ciddi bir buzullaşmanın yaşandığı dönemde insanları yerlerinden etmiş olmalarından ötürü gerçekleşmiş olması mümkündür. [3] p> Günümüzden yaklaşık 75 bin yıl önce Avrupa’da buzullaşmanın çok şiddetli seviyelere ulaştığı Würm-I Buzul Doruğu döneminin Neandertallerin yaşam alanı seçimlerinde önemli etkisi olmuştur. Buzulların genişlemesi ve aşırı soğuklar, Avrupalı bazı Neandertal grupların güney, doğu ve güneydoğu yönünde göç etmesine neden olmuştur. Bu dönemde henüz Afrika veya Orta Doğu’da yaşayan Homo sapiens gruplar ise bu olumsuz iklim koşullardan direk değilse de dolaylı olarak etkilenmiştir.p> Homo sapiens 70 bin yıl önceden başlayarak çok özel birtakım işler yapmaya başladı. Bu tarihte Sapiens kabileleri Afrika’dan ikinci kez çıktılar ve bu sefer Neandertalleri ve diğer türleri sadece Orta Doğu’dan değil, tüm yeryüzünden sildiler. Kayda değer kadar kısa sürede, Homo sapiens Avrupa ve Doğu Asya’ya ulaştı… 70 bin yıldan 30 bin yıl öncesine kadar geçen sürede botlar, yağ lambaları, ok ve yaylar, iğneler (sıcak tutan elbiselerin dikimi için çok önemlidir) gibi aletlerin icadı gerçekleşti. Sanat olarak kabul edilebilecek ilk mücevherler ve dinlerin oluşumunu gösteren ilk buluntularla, ticaret ve toplumsal katmanlar da yine bu dönemde ortaya çıkmıştı. Çoğu araştırmacı, bu daha önce örneği olmayan başarıların Homo sapienslerin bilişsel yeteneklerinde gerçekleşen bir gelişmeye dayandığına inanıyor. [4]p> Yeni teknolojiler ve bazı tarihler üzerinde tartışmalar devam etmekle birlikte Neandertallerin ve modern insanların Avrupa’yı, modern insanların buraya yaklaşık 45.000 yıl önceki varışlarından, Neandertallerin yaklaşık 30 bin yıl önce yok oluşuna kadar paylaştıkları yaygın bir şekilde kabul edilir. Fakat bu onların tüm bu süre boyunca her yerde beraber oldukları anlamına gelmez... Kafkas Dağları, Avrupa’nın güneydoğusu ve İtalya gibi pek çok yerde Homo sapiens Neandertallerin önceden boşalttığı topraklara girmiştir. Modern insanlar mağara resimleri, biblolar ve flütler gibi olağanüstü sanat eserleri üretmiştir. [5]p> Jeoloji bilimindeki tarihlendirmeye göre yaklaşık 126 bin yıl önce başladığı kabul edilen Üst Pleistosen dönem devam ederken, Prehistorya bilimindeki tarihlendirmeye göre günümüzden yaklaşık 200-250 bin önce başladığı düşünülen Orta Paleolitik, yaklaşık 50 bin yıl önce sona erdi ve Üst Paleolitik dönem başladı. Ancak belirtmek gerekir ki Üst Paleolitik dönem başlangıç veya bitiş tarihleri, bölgelere veya toplumlara göre değişebilmektedir. Üst Paleolitik döneme taş ve kemiğin işlenmesi öğrenilmiş olduğundan, bazı bilim insanları “Kemik Çağı” da demektedirler. Bu dönemde kemikten süs eşyaları, deriden ve kürkten dikilmiş giysiler, örgü ipler, sanat duyarlılığı, boyama, resim ve heykelcilik göze çarpar. Dil ve dinler de (Animizm, Totemizm) bu dönemde ortaya çıkmıştır. Yine aynı dönemde ilk aile ve kabile toplulukları ortaya çıkmış, mağara veya ağaçtan yaptıkları kulübelerde birlikte yaşamaya başlamışlardır. Aile fertleri anaç atalarının ve ateşi koruyanların etrafında toplanarak ilk kan bağlarını ve kültürü oluşturdular. [6]p> Günümüzden 60-50 bin yıl önce Afrika’dan çıkan Homo sapiensler sonraki 10 bin yıllık bir süre zarfında Avrasya’nın çeşitli bölgelerine yayıldılar. Bu dönemde Neandertaller de Avrasya’nın bazı yerlerinde yaşamlarına devam ediyorlardı ki daha önce belirtildiği üzere bazı yerlerde bu iki grup bir zaman birbirlerine komşu oldular.p> Yeni teknolojilere sahip modern insanlar, Orta Doğu’da yeniden günümüzden yaklaşık 50.000 yıl öncesinde ortaya çıktılar ve hızlı bir şekilde kuzeye, doğuya ve batıya yayıldılar. Şu anda elimizde bulunan en iyi hesaplamalara göre, modern insanlar Avrupa’da ilk olarak yaklaşık 40.000 yıl, Asya’da 60.000 yıl ve Yeni Gine ile Avustralya’da 40.000 yıl öncesinde ortaya çıktılar. [7]p> Doğu Akdeniz kıyısında Musteryen’den Üst Paleolitik’e geçiş Orta Würm sıralarında, yaklaşık 45.000 yıl öncesinde olmuştur… Nitekim mevcut radyokarbon ölçümleri, Doğu Akdeniz’de ortaya çıkan Üst Paleolitik teknolojisinin Avrupa’dakinden önemli ölçüde eski olduğunu göstermektedir… Doğu Akdeniz ve Batı Kafkasya’daki Üst Paleolitik yerleşmeler benzer nitelikler (orta yükseklikteki dağlarda bulunan mağara yerleşmeleri, dağ-orman hayvanlarının avlanmasına dayalı bir ekonomi) göstermektedir. Üst Paleolitiğin dilgi esaslı teknolojisinin öncelikle, özellikle dağlı avcı grupları tarafından hızla benimsenmek suretiyle, Akdeniz havzasının kıyı kesimi boyunca gerçekleşen kültür temasları yoluyla yayıldığı düşünülebilir. Aynı şekilde bu grupların o zamandan beri bu türden temasları yürüttükleri ve bu bölgenin o nedenle Akdeniz Üst Paleolitik Bölgesi olarak kabul edilmesi gerektiği de öne sürülebilir. [8]p> Anadolu’nun coğrafik konumu göz önünde bulundurulduğunda, özellikle modern insanın Avrupa’ya yayılımında Anadolu köprüsünü mutlak surette kullanmış olduğu düşünülebilir. Anatomik açıdan modern görünümlü insanların Avrupa’da ortaya çıkışı konusu tartışmalı olsa da GÖ 40 binlerde bu insanların ilk izlerine başta Balkanlar coğrafyası olmak üzere Avrupa Kıtası’nın pek çok yerinde rastlanmış olması ve benzer tarihlerin Anadolu içinde söz konusu oluşu, anatomik açıdan modern görünümlü insanın Balkanlar’a ve buradan da Avrupa kıtasına yaylımının Anadolu üzerinden olması ihtimalini kuvvetlendirmektedir. [9]p> Üst Paleolitik dönemde alet yapım tekniklerinde ve kullanılan hammaddelerde, önceki dönemlere kıyasla, olağanüstü değişimler ve gelişmeler yaşanmıştır. Söz konusu aletlerin biçimi; ilgili grubun yaşadığı bölgeye, avlanma-toplama eylemlerinin belirlediği işlevsel özelliklere ve grup üyelerinin zihinsel yeteneği-gelişmişliği gibi parametrelere bağlı olarak değişmekteydi. Arkeolojik kazılarda ortaya çıkarılan aletlerdeki biçimsel bu farklılıklar buluntuların sahibi insanların kökenini tespit etmede önemli bir araç haline gelmiştir. Araştırmacılar, Kafkasya’da ortaya çıkarılan bazı aletlerin Levant/Doğu Akdeniz ve Orta Doğu’da yaşamış modern insanların alet çantasındakilere benzerliklerinden yola çıkarak, bu coğrafyaya ilk gelen insanların Doğu Akdeniz ve Orta Doğu bölgesiyle bağlantıları olduğunu iddia etmektedir. M. Otte ve J.K. Kozlowski’ye göre modern insanın Avrupa’da en önemli kanıtı olarak görülen Aurignac (Aurignacian-Orinyasiyen) Kültür’ün muhtemel yayılımı günümüzden yaklaşık 40 bin yıl önce olmuştur. Bu kültür Levant ve Zagros coğrafyasından Anadolu’ya ve oradan da Balkanlar üzerinden tüm Avrupa içlerine yayılım göstermiş olmalıdır. [10]p> Kafkasya'daki arkeolojik kayıtlar Üst Paleolitik modern insanlarının bölgeye ilk varışları için günümüzden 40 bin yıl ile 38 bin yıl öncesi [kal.] (kalibre edilmiş tarih) arasını göstermektedir. Modern veriler, Kafkas Erken Üst Paleolitik endüstrisinin, Levant Bölgesi Erken Ahmariyen (Ahmarian) endüstrisine, Orinyasiyen endüstrisinin herhangi bir varyantından daha çok benzediğine işaret etmektedir. [11]p> Üst Paleolitik dönemin en yaygın alet teknolojilerinden biri olan Ahmariyen, Levant Bölgesi’nde günümüzden yaklaşık 43 bin yıl öncesinde ortaya çıkmış bir teknolojidir. Anadolu’da da çeşitli örnekleri bulunan bu teknoloji, Orinyasiyen teknolojisinden farklılık göstermektedir. Anlaşıldığı kadarıyla Doğu Akdeniz’de yaşamış modern insan gruplarından Orinyasiyen endüstrisini kullananlardan ziyade Ahmariyen endüstrisini kullananlar Kafkasya’ya göç etmiştir. Günümüzden önce yaklaşık 39 bin-28 bin yılları arasında, Levant Bölgesi Erken Ahmariyen’e benzeyen, son derece gelişmiş dilgili (bladelet) endüstrisine sahip bir Erken Üst Paleolitik teknolojisi, muhtemelen modern insanın gelişiyle birlikte, hem Kuzey hem de Güney Kafkasya'da ortaya çıktı. [12]p> Kafkasya Üst Paleolitik alet teknolojisinin Doğu Akdeniz Bölgesi Ahmariyen teknolojisine benzerliği başka kaynaklarda da vurgulanmaktadır. İnternetten ulaşılabilen bir makalede bu konuda şu bilgiler yer almaktadır: Kafkasya Erken Üst Paleolitik dönemini yakın bölgelerdeki Erken Üst Paleolitikler ile karşılaştırırken, Kafkasya Erken Üst Paleolitik için en erken tarihlerin günümüzden 38 bin öncesiyle, radyokarbon tarihlendirme, (Ortvale Klde Katman 4D… Ortvale Klde, Batı Gürcistan’da Cherula Nehri vadisinde bir mağaradır) ile günümüzden 36 bin yıl öncesi, radyokarbon tarihlendirme, (Mezmaiskaya Katman 1C) arasına indiği not edilebilir. Aynı zamanda, çoğu araştırmacı Kafkasya Erken Üst Paleolitik dönem alet teknolojisinin Erken Ahmariyen’e, Zagros Orinyasiyen veya Levant Orinyasiyen’den daha fazla benzediği konusunda hemfikirdir. Yukarıda tartıştığımız veriler, Kafkasya Erken Üst Paleolitik endüstrisinin, Sinai’deki Abu Noshra I-II ve Negev’deki Boker A gibi bazı Güney Levant Ahmariyen endüstrileri ile dikkate değer benzerlik olduğunu öne sürmektedir.p> Tüm bu gözlemler, bazı Erken Üst Paleolitik grupların Levant'tan kuzeye, Kafkasya'ya oldukça erken tarihli göçüne işaret edebilir. Bu hipotez, tümüyle gelişmiş bir teknolojik gelenek olarak Kafkasya’da Erken Üst Paleolitik dönemin günümüzden 40 bin yıl önce aniden ortaya çıktığını gösteren yeni verilerle desteklenmektedir. Ayrıca, Erken Üst Paleolitik grupların kuzeye doğru hareketleri obsidiyen taşınması araştırmalarının ön sonuçlarıyla da desteklenmektedir. Bu çalışmalar, Kuzeybatı Kafkasya'daki Mezmaiskaya Mağarası'nın Erken Üst Paleolitik seviyelerinde bulunan bazı eserlerin, Güneybatı Kafkasya'da bulunan Kojun Dag (Paravan) kaynağından temin edilen obsidiyenden üretildiğini göstermektedir. [13]p> Kafkasya, Levant ve Zagros bölgelerindeki Üst Paleolitik siteleri gösterir harita: 1- Mezmaiskaya, 2-Korotkaya, 3-Kamennomostskaya, 4-Apiança, 5-Bondi, 6-Ortvala Klde, 7-Dzudzuana, 8-Üçağızlı, 9-Qufzeh, 10-Kebara, 11-Lagama VII, VIII ve IIID, 12-Nizzana XIII, 13-Boker A, 14-Tor Sadaf, Ain al-Buhayra, Multaqa al-Widyan, 15-Abu Noshra 1, II, VI, 16-Yafteh, 17-Warwazi.p> Devam edecek...b>p> Notlarp> [1] Daniel E. Lieberman, İnsan Vücudunun Öyküsü, Çeviren: Raşit Bilgin, 3. Baskı, Say Yayınları, İstanbul 2017, s. 191. [2] http://www.aktuelarkeoloji.com.tr/fasta-kesfedilen-300-bin-yillik-homo-sapiens-fosilleri-turumuzun-kokenini-100-bin-yil-daha-geriye-itiyor. [3] Lieberman, aynı eser, s. 191. [4] Yuval Noah Harari, Sapiens, Çeviren: Ertuğrul Genç, 36. Baskı, Kolektif Kitap, İstanbul Temmuz 2017, s. 33-34. [5] Dimitra Papagianni-Michael A. Morse, Neandertal, Çeviren: İlknur Urkun Kelso, Trend Yayınevi, Ankara Eylül 2017, s. 170, 174. [6] Prof. Timur Açugba, Kronolojik Abhazya Tarihi, Çeviri: Oktay Chkotua, Yeni Anadolu Yayıncılık, İstanbul 2015, s. 7. [7] Lieberman, aynı eser, s. 191-192. [8] Pavel Dolukhanov, Eski Ortadoğu’da Çevre ve Etnik Yapı, Çeviri: Suavi Aydın, İmge Kitabevi, Ankara 1998, s. 144, 149, 162.< [9] Murat Karakoç, Son Buzul Çağı ve Holosen Başlangıcında Anadolu ve Balkanlar, Midas Kitap, Ankara Ocak 2015, s. 7. [10] Karakoç, aynı eser, s. 7-8. [11] Ekaterina V. Doronicheva, Liubov V. Golovanova, Vladimir B. Doronichev, M. Steven Shackley, Andrey G. Nedomolkin, New data about exploitation of the Zayukovo (Baksan) obsidian source in Northern Caucasus during the Paleolithic. s. 159. https://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S2352409X18306242 [12] L.V. Golovanova, V.B. Doronichev, N.E. Cleghorn, M.A. Koulkova, T.V. Sapelko, M.S. Shackley, Yu.N. Spasovskiy, The Epipaleolithic of the Caucasus after the Last Glacial Maximum, s. 189. https://www.academia.edu/5222825/The_Epipaleolithic_of_the_Caucasus_after_the_Last_Glacial_Maximum. [13] Liubov V. Golovanova, Vladimir B. Doronichev, The Early Upper Paleolithic of the Caucasus in the West Eurasian Context, s. 156.https://www.researchgate.net/publication/260888506_The_Early_Upper_Paleolithic_of_the_Caucasus_in_the_West_Eurasian_Context.p> {tab= VII } Önceki bölümde de vurgulandığı üzere Kafkasya’da ortaya çıkarılan buluntular üzerinde yapılan incelemelerin sonuçlarına göre Doğu Akdeniz Bölgesi’nden yola çıkan bazı Homo sapiens gruplar, muhtemelen Anadolu üzerinden, günümüzden yaklaşık 40 bin yıl önce Güney Kafkasya’ya ulaştılar. Bu grupların gelişiyle, günümüzden 40-10 bin yıl öncesi arası yaşandığı kabul edilen, Kafkasya Üst Paleolitik dönemi başlamış oldu.p> Bu noktada belirtmek gerekir ki Kafkasya’nın Orta Paleolitik-Musteryen dönemi gruplarından oldukça farklı kültüre ve alet çantasına sahip Homo sapiens grupların, Musteryen gruplar ile genetik ve kültürel bağları yoktur. Beşinci bölümde belirtildiği üzere bu dönemde Kafkasya’nın kuzey ve güneyinde farklı yerlerden gelmiş Neandertal gruplar yaşamıştır ve Kafkas sıradağları bu Musteryen grupların birbirleriyle ilişki kurmasına coğrafi bir engel oluşturmuş gibidir. Ama Üst Paleolitik dönemde kuzey ve güneyde yaşayanlar için dağlar, yaklaşık 25 bin yıl öncesinde başlayan buzullaşmaya kadar, bir engel değildi.p> Kafkaslar, iki Orta Paleolitik Neandertal popülasyonu arasında coğrafi bir engel görevi görürken, Kafkas Dağları’nın her iki tarafındaki Erken Üst Paleolitik topluluklarının malzeme grupları benzerlik göstermektedir ki bu da modern insanın tüm bölge boyunca yayılmış olduğuna işaret eder. [1]p> Gürcü arkeolog O.M. Caparidze, Üst Paleolitik Çağ’da (GÖ 40-10 bin arası) Kafkasya kültürel ve etnik birliğinin oluşmaya başladığı varsaymaktadır. Onun düşüncesine göre Eski Taş Devri kültürlerinin taşıyıcıları sonradan Kafkas dil ve kültür birliği içinde yer alan toplulukların ataları sayılabilirler. Kafkasya ötesinin (Güney Kafkasya) şimdiki Batı Gürcistan ve Abhazya bölgesi, söz konusu kabile birliğinin oluşumunda başlıca merkezdir ve Üst Paleolitik dönemin erken aşamasına ait esas anıtlar burada bulunmuştur. Başka bir deyişle, yerli Kafkas kökenli bugünkü halkların en eski ataları olan, aynı dil ve benzer maddi kültüre sahip akraba topluluklar bu bölgede meskûndular. Görünen odur ki Üst Paleolitiğin başlarında Batı Kafkasya’da hayat için elverişli koşullar vardı ve insanlar kararlı bir şekilde bu bölgelere yerleşiyorlardı. Ama Üst Paleolitiğin orta döneminde iklim koşulları iyileştiğinden dolayı insan toplulukları, belirli süre içinde Kafkasya’nın diğer bölgelerini de yayılmıştır. Üst Paleolitiğin sonlarında ise Kafkasya’nın artık tamamı insanlarla meskûndu. [2]p> Tahminen 35.000 yıl önce Abhazya topraklarında fiziki görünüşleri bakımından artık bugünkü insanlardan hiç farkı olmayan kromanyonlar (Cro-Magnon-Bazı kaynaklarda Afrika’dan çıkan anatomik olarak modern insanların Avrupa’ya ilk ulaşan üyelerini tanımlamak için Cro-Magnon tanımlaması kullanılmaktadır.i>) yaşıyordu. [3] p> Yerleşmelerin uzamsal dağılımında önemli değişmeler Kafkasya’da ortaya çıkmıştır. Musteryen yerleşmeler, en yüksek yaylaları içine alan bütün bir bölgeye yayılmışken, Üst Paleolitik dönem yerleşmeleri yalnızca dağların Karadeniz’in kıyı kesimine dönük sıralarında bulunmaktadır… Batı Kafkasya’daki Üst Paleolitik yerleşme yoğunluğunun aynı bölgedeki Musteryen yerleşimlerinden çok daha yüksek olduğu bir gerçektir. [4]p> İnsanoğlunun bugünkü çağdaş fiziki yapıya büründüğü dönem olan Üst Paleolitik Çağda, bununla ilgili çok sayıda mağara, kaya sığınakları, sundurmalar, açık konaklama yerleri, üretim atölyeleri ve münferit eşyalar şeklinde çeşitli materyaller, Hazar Denizine dayanan step bölgeleri hariç, Don’dan Dağıstan’a kadar olan geniş topraklara dağılmış halde kayda geçmiştir. Ayrıca Kuzeybatı Kafkasya bölgesinde insan yaşam alanlarının yoğunluğunun daha fazla olduğu devamlı olarak gözlemlenmektedir. [5]p> Yukarıdaki Kafkasya Üst Paleolitik döneminin genel bilgilerinden de anlaşılacağı üzere modern insanlar oldukça aktiftiler ve ekonomik, sosyal veya kültürel ilişkilerinde istikrarlı bir gelişim içindeydiler. Avcılık ve toplayıcılık kendi başına bir hareketlilik nedeniyken, insanların ayrıca alet yapımında kullandıkları hammaddeye ulaşmak için yüzlerce kilometrelik uzaklıklara gidiş ve gelişleri, gruplar arası bağlantıları güçlendirmiş olmalıdır. Son zamanlarda Kafkasya’daki buluntu yerlerinde yapılmış güncel araştırmaların sayısında ve bu araştırmalar üzerine internette yayınlanan makale sayısında ciddi bir artış vardır. Bundan sonraki alıntıların önemli bir bölümü yakın zamanlarda yayınlanmış bu makalelerdendir: Mezmaiskaya (Kuzeybatı Kafkasya), Dzudzuana (Güney Kafkasya), Ortvale Klde (Güney Kafkasya) ve Bondi (Güney Kafkasya) mağaralarından alınan son veriler, Kafkasya’daki Erken Üst Paleolitik dönemin kökeni ve endüstriyel özellikleri hakkındaki anlayışımızı temelden değiştirmektedir. Tüm Kafkasya Erken Üst Paleolitik yaşam alanlarının, Orta Paleolitik’ten Üst Paleolitik’e geçiş döneminden yoksun olduğunu, buna karşılık taş ve kemik endüstrisinin yeni bir biyolojik popülasyonun (yani Homo sapiens) gelişini ve yerel Neandertal popülasyon ile yer değiştirdiğini öne sürerek, Kafkasya'daki Erken Üst Paleolitiğin tamamen gelişmiş bir teknolojik gelenek olarak aniden ortaya çıktığını göstermektedir. [6] p> Ortvale Klde kaya sığınağındaki (Batı Gürcistan’da Cherula Nehri vadisinde Kvirila Nehri havzası) son kazılar sırasında katman 4C için iki farklı laboratuar tarafından 15 AMS tarihi elde edildi, ancak katmanın radyokarbon kronolojisi için sadece 12 tarih güvenilir tahminler olarak kabul edildi… Adler ve arkadaşları tarafından katman 4C için kabul edilen toplam AMS sonuçları serisi, Ortvale Klde'deki Erken Üst Paleolitik dönemin takvimsel yaşını günümüzden yaklaşık 40-39 bin [kal.] (4 tarih) öncesinden 37-35 bin yıl [kal.] (8 tarih) öncesine tanımlamıştır. [7] p> Aynı makalede Mezmaiskaya Mağarası buluntuları için özetle şu bilgiler vardır: “Mezmaiskaya mağarasının Erken Üst Paleolitik 1C katmanından çıkarılan çeşitli buluntular için 5 ayrı laboratuarda yapılan tarihlendirme çalışmalarında, söz konusu buluntuların günümüzden yaklaşık 39-36 bin ile 29-27 bin öncesi arasındaki döneme ait oldukları tespit edilmiştir.” [8]p> Alıntı yapılan diğer bir makalede Ortvale Klde ile birlikte sistematik olarak kazılan Dzudzuana Mağarası hakkında özetle şu bilgiler yer almaktadır: “Dzudzuana D ünitesine en fazla benzerlik gösteren Ortvale Klde Mağarası Katman-4'tür. Tarihler (GÖ 37.700-33.700 kal.), bu endüstrinin taşıyıcılarının biraz daha erken yerleşimini gösterebilir. Karadeniz kıyısına yakın düzlüklerde bulunan ve GÖ 32.800’den (kalibre edilmemiş) daha erkene tarihlenen Apiança Mağarası’nda da benzer bir endüstri kaydedildi. Ünite D endüstrisi, Mezmaiskaya Mağarası’ndan radyokarbon tarihlendirmeye göre GÖ 38.200-36.800 [kal.] olarak bildirilen Üst Paleolitik topluluğa da benzemektedir.” [9]p> Yukarıda alıntılar yapılan makalelerden birinde ayrıca Güney Kafkasya’daki Bondi ile Kuzeybatı Kafkasya’daki Korotkaya mağaralarında ortaya çıkarılan eserlerin tarihlendirmelerine dair özetle şu bilgileri yer almaktadır: “Khakodz Nehri vadisinde (Belaya Nehri'nin bir kolu, Kuban Nehri havzasında) Mezmaiskaya’nın 800 metre aşağısında bulunan Korotkaya Mağarası en üst Erken Üst Paleolitik katmanı için yapılan radyokarbon ölçümlerde yakın tarihler, yaklaşık GÖ 24.900-24.500 [kalibre edilmemiş], elde edilmiştir. En alt katman ise iki radyokarbon tarihe, yaklaşık GÖ 32.800 ve GÖ 30.200 [kalibre edilmemiş], sahiptir… Ortvale Klde ve Dzudzuana bölgelerinin yakınında ve Tabagrebi Nehri vadisinde (Batı Gürcistan'daki Kvirila Nehri havzası) yer alan Bondi mağarasının Üst Paleolitik katmanında yapılan ölçümlerde yaklaşık GÖ 35.400-31.270 [kal.] tarihleri ile GÖ 29.500-25.700 [kal.] tarihleri bildirilmiştir.” [10]p> Bugüne kadar, Mezmaiskaya mağarasından 40 bin yıl ilâ 21 bin yıl öncesine tarihlenmiş, Üst Paleolitik katmanını en iyi temsil eden obsidiyen eserler dizisi (22 adet) analiz edilmiştir. Obsidiyen eserlerin kimyasal bileşimi, çoğunun Zayukovo kaynağından sağlandığını göstermektedir, bununla birlikte birkaç parça Küçük Kafkaslarda (Mezmaiskaya mağarasının yaklaşık olarak 450 km güneydoğusunda) Gürcistan'ın güneyindeki Chikiani-Paravani (veya Kojun Dag) kaynaklıdır. Obsidiyenin Gürcistan'ın güneyinden Kuzeybatı Kafkasya'ya ve Anadolu’dan Güney Kafkasya'ya taşınması, Üst Paleolitik insanlarının kuzey yönündeki göçünü iyice teyit etmektedir. [11]p> Kafkasya’ya yakın bölgelerdeki Üst Paleolitik yerleşimlerine örnek olarak, kuzeyde, günümüz Rusya Federasyonu Voronej Oblastı sınırları içinde Don Nehri vadisinde yer alan Kostenki-Borshevo ve Moskova yakınlarındaki Sungir bölgesi gösterilebilir. Rusya düzlüğünün Üst Paleolitik yerleşmeleri için verilen en eski tarih (GÖ 32.000±700), Kostenki 13 yerleşmesinin 1A tabakasından elde edilmiştir. Bu tabaka, daha eski iki tabakanın üzerindedir. En alttaki tabaka III, birçok Musteryen öğeyle birlikte arkaik Kostenki-Streletzkiyen geleneğinin özelliklerine sahiptir. Tabakanın yaşı, günümüzden takriben 35 bin yıl öncesi, hatta daha eski olarak tahmin edilmektedir. [12]p> Arkeologlar 1955’te Rusya’daki Sungir’de bir mamut avcısı kültürüne ait 33 bin yıllık gömü alanı keşfettiler. Mezarlardan birinde, etrafında yaklaşık üç bin mamut dişinden yapılmış taşla çevrili ve boncuklarla kaplı elli yıllık bir adam iskeleti buldular… Arkeologlar bundan daha ilginç bir mezar da keşfettiler. Mezarın içinde kafa kafaya gömülmüş iki iskelet vardı. Biri 12-13 yaşlarında bir erkek çocuğuna, diğeri ise 9-10 yaşlarında bir kız çocuğuna aitti. [13]p> Bu arada günümüzden 200-300 bin yıl öncesinde Avrupa’da ortaya çıkan Neandertaller, henüz tam olarak bilinmeyen nedenlerle, yaklaşık 30 bin yıl önce yok oldular. Kafkasya’da yaşamış Neandertaller hakkında önceki bölümlerde alıntılar yaptığımız bir kaynakta özetle şu bilgi yer almaktadır: “Bugün artık Kafkaslardaki Neandertallerin modern insanların varışından önce buradan ayrılmış oldukları kabul edilir.” [14] p> Böylece Homo sapiens yani günümüz modern insanı Kafkasya coğrafyasının tek hâkimi oldu. Yapılan son araştırmalar modern insanların Kafkas dağlarının iki yamacına aynı zamanlarda yayıldığını ve bunların taş alet üretiminde kullandıkları hammaddeye ulaşmak için önceki gruplara göre daha uzak mesafelere gidebildiğini göstermektedir. Kurulan bu geniş değişim ve taşıma ağları, daha fazla sosyal etkileşimi beraberinde getirmiştir.p> Notlarp> [1] Ofer Bar-Yosef, Anna Belfer-Cohen, Tengiz Mesheviliani, Nino Jakeli, GuyBar-Oz, Elisabetta Boaretto, Paul Goldberg, Eliso Kvavadze&Zinovi Matskevich, Dzudzuana: an Upper Palaeolithic cavesite in the Caucasus foothills (Georgia), s. 347. https://www.researchgate.net/publication/266673749_Dzudzuana_an_Upper_Palaeolithic_cave_site_in_the_Caucasus_foothills_Georgia. [2] Ruslan Betrozov, Çerkeslerin Etnik Tarihi, Çeviri: Orhan Uravelli, Kafdav, Ankara 2009, s. 53. [3] Abhazya Tarihi, Çeviri: Uğur Yağanoğlu, CSA, İstanbul 2014, s. 27; Ayrıca bkz: Prof. Timur Açugba, Kronolojik Abhazya Tarihi, Çeviri: Oktay Chkotua, Yeni Anadolu Yayıncılık, İstanbul 2015, s. 7. [4] Pavel Dolukhanov, Eski Ortadoğu’da Çevre ve Etnik Yapı, Çeviri: Suavi Aydın, İmge Kitabevi, Ankara 1998, s. 148. [5] Alan A. Tuallagov, İskitlerden Erken Alanlara Kuzey Kafkasya, Çeviri: Orhan Uravelli, Kafdav, Ankara 2017, s. 13. [6] Liubov V. Golovanova, Vladimir B. Doronichev, The Early Upper Paleolithic of the Caucasus in the West Eurasian Context, s. 150. https://www.researchgate.net/publication/260888506_The_Early_Upper_Paleolithic_of_the_Caucasus_in_the_West_Eurasian_Context. [7] Liubov V. Golovanova, Vladimir B. Doronichev, a.g.m. ‘The Early Upper Paleolithic of the Caucasus in the West Eurasian Context’, s. 149. [8] Liubov V. Golovanova, Vladimir B. Doronichev, a.g.m. ‘The Early Upper Paleolithic of the Caucasus in the West Eurasian Context’, s. 137. [9] Ofer Bar-Yosef, Anna Belfer-Cohen, Tengiz Mesheviliani, Nino Jakeli, GuyBar-Oz, Elisabetta Boaretto, Paul Goldberg, Eliso Kvavadze&Zinovi Matskevich, a.g.m. ‘Dzudzuana: an Upper Palaeolithic cavesite in the Caucasus foothills (Georgia)’, s. 344. [10] Liubov V. Golovanova, Vladimir B. Doronichev, a.g.m. ‘The Early Upper Paleolithic of the Caucasus in the West Eurasian Context’, s. 144, 150. [11] Ekaterina V. Doronicheva, Liubov V. Golovanova, Vladimir B. Doronichev, M. Steven Shackley, Andrey G. Nedomolkin, New data about exploitation of the Zayukovo (Baksan) obsidian source in Northern Caucasus during the Paleolithic. s. 159. https://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S2352409X18306242. [12] Dolukhanov, aynı eser, s. 149-150. [13] Yuval Noah Harari, Sapiens, Çeviren: Ertuğrul Genç, 36. Baskı, Kolektif Kitap, İstanbul Temmuz 2017, s. 68-69. [14] Dimitra Papagianni-Michael A.Morse, Neandertal, Çeviren: İlknur Urkun Kelso, Trend Yayınevi, Ankara Eylül 2017, s. 169.p> {tab= VIII } Üst Paleolitik dönemin başlarında Güney ve Kuzey Kafkasya’ya neredeyse aynı tarihlerde yerleşen Homo sapiens gruplar arasında zamanla çeşitli ilişkiler kurulmuştur. Bu süreçte bölgedeki obsidiyen taşımacılığı, muhtemelen, sıradağların iki yamacındaki insanlar arasındaki sosyo-kültürel bağlantıların gelişmesine vesile olmuştur.p> Bu obsidiyen araştırması, Üst Paleolitik dönemde Güney Gürcistan’daki kaynaklardan sağlanan obsidiyenin, Batı Gürcistan’daki Üst Paleolitik ve Epipaleolitik (Üst Paleolitik dönemin son bölümleri) bölgelere ve devamında Kuzeybatı Kafkasya’daki Üst Paleolitik ve Epipaleolitik bölgelere, bunun yanı sıra, Kuzey-Orta Kafkasya’daki Zayukovo (Baksan) kaynağından sağlanan obsidiyenin Kuzeybatı Kafkasya’daki Üst Paleolitik ve Epipaleolitik bölgelere taşınmasını sağlayan geniş sosyal ağların var olduğu öne sürmektedir. Anlaşılan, obsidiyen taşımacılığı, tüm Üst Paleolitik dönem boyunca Kafkasya'nın farklı bölgelerini işgal eden modern insan grupları arasında kültürel temasları kolaylaştırmış ve değiş tokuş yapılmıştır. Dahası, obsidiyen taşımacılığı, bu bölgelerde yaşayan modern insan grupları arasında doğrudan temaslar olduğunu önermemize izin vermektedir ve daha güneydeki bölgelerden Üst Paleolitik dönemin başlarında Kafkasya’ya ilk giriş yapan modern insan gruplarının kuzeye göçünü de doğrulamaktadır. [1]p> Yine daha önce alıntılar yaptığımız bir başka makaleye göre Kuzeybatı Kafkasya’daki bazı buluntu yerleri arasında benzerlikler diğer bazılarında ise farklılıklar keşfedilmiştir ve bu konu özetle şöyle ifade edilmiştir: “Kuzeybatı Kafkasya’daki Korotkaya mağarasının Erken Üst Paleolitik topluluğu, Mezmaiskaya mağarasının Erken Üst Paleolitik topluluğu ile aşağı yukarı çağdaştır ve yakın bir benzerlik göstermektedir. Ancak bununla birlikte yine Kuzeybatı Kafkasya’da Meshoko ırmağı vadisindeki (Belaya nehrinin bir kolu, Kuban nehri havzası) Kamennomostskaya mağarasında yapılan son çalışmada, Kamennomostskaya mağarası ile Mezmaiskaya mağarası malzemesi arasındaki büyük farklılıklar olduğu ortaya konulmuştur ancak mağara 1980’lerde yok edildiği için daha detaylı araştırma yapılamayacaktır.” [2]p> Homo sapiensler, yaklaşık 75 bin yıl önce meydana gelen Würm-I Buzul Doruğu’nun olumsuz koşullarından, o zamanlarda henüz Afrika’da yaşadıkları için, dolaylı olarak etkilenmişlerdi. Avrupa ve Kafkasya’ya 40 bin yıl önce ulaşan Homo sapiensler kendilerini, yaklaşık 30 bin yıl önce başlayan ve etkileri 15 bin yıl öncesinden itibaren azalan, gerçek buzullaşmanın içinde buldular. Ancak örgütlü hareket eden uzman Üst Paleolitik avcı ve toplayıcı gruplar buzullaşmanın getirdiği sorunlara meydan okudular. Geliştirdikleri fonksiyonel birleşik aletler ve av sırasında yaptıkları işbirliği, bir avdan ihtiyaçlarından fazla hayvansal besin elde etmelerine yardımcı oluyordu. Bu yiyecek stokları sayesinde aşırı soğuklara dayanıklı inşa ettikleri kamp yerlerinde veya geçici konutlarında daha uzun süre barınabiliyorlardı ki sahip oldukları bu “boş zamanlar”, onların “yaratıcı” yeteneklerinin gelişmesine yardımcı olmuştur. Bu dönemde mağara duvarları veya kayalara yapılan resim ve gravürler bu sanatsal yaratıcılığın ürünleridir. Buzul Çağı’nın koşulları, bazı bölgelere özel iklim ve çevresel yapı oluşmasına da neden olmuştur. Nitekim bu dönemde Kafkasya ve Karadeniz’de önemli coğrafi değişimler meydana gelmiştir.p> Würm-II günümüzden 30 bin yıl öncesinden itibaren gelişir. Şiddetli soğumaların yaşandığı, buzul örtülerinin en geniş sınırlarına ulaştığı bu son uzun süreli buzullaşmada genel olarak soğuk ve kurak iklim koşulları baskındır. Üst Pleniglasial olarak da adlandırılan bu dönem, kabaca GÖ 30-17 bin yılları arasına tarihlendirilebilir. Bu dönemin en şiddetli buzul koşulları, GÖ 21-17 bin yılları arasında (Son Buzul Doruğu/LGM-Last Glacial Maximum) yaşanmıştır. Kurak ve yarı-kurak koşullar çok geniş alanları etkisi altına almış, orman alanları küçülmüş, deniz seviyeleri en düşük seviyelerine gerilemiştir. Deniz seviyelerinin düşmesiyle birlikte çok geniş kıyısal ovalar ortaya çıkmış ve özellikle bu soğuk iklim koşullarının yaşandığı evrelerde başta insan ve hayvanlar olmak üzere canlı yaşamı bu alanlara kaymıştır. [3]span>p> Günümüzden yaklaşık 25 binyıl öncesi ile 18 bin yıl öncesi arasında meydana gelen buzullaşma dönemi süresince Kafkasya’da insan yaşamına dair, bazı kaynaklarda, “boşluk veya kesinti” tanımlaması kullanılmaktadır. Görünen odur ki Würm-II sırasında Kafkas sıradağlarında oluşan buzullaşma, günümüzden yaklaşık 40 bin yıl önce başlayan ve 15 bin yıl boyunca devam eden, Üst Paleolitik gelişme dönemini kesintiye uğratmıştır. Son Buzul Doruğu (GÖ 25-18 bin yılları arası), bölgedeki çeşitli yerleşimlerde kaydedilen, aşırı soğukların meydana geldiği bir olaydır ve Geç Üst Paleolitik dönemin gelişimini kesintiye uğratmıştır. [4]p> Satsurblia Mağarası (Batı Gürcistan) Üst Paleolitik katmanında (B Alanı, B/II ve B/III katmanı) yapılan çalışma, Son Buzul Doruğu öncesi dönemde, GÖ 25,5-24,4 bin yıl [kal.], yaşanan insan işgalinin ve Dzudzuana C’nin işgalinin (GÖ 27-24 bin yıl, kal.) bir bölümüyle çağdaş bir zaman aralığında yaşandığının kanıtlarını ortaya koymuştur… Satsurblia ve Dzudzuana'daki uğraşıların sonuçları, şu anda en makul senaryoların Son Buzul Doruğu (GÖ 24,4-17,9 bin yılları [kal.] arası) sırasında bu bölgenin işgalinde bir aralık/boşluk (hiatus) olduğunu göstermektedir. [5] p> Akhshtyrskaya Mağarası’nda (Rusya Federasyonu, Soçi Milli Parkı sınırları içinde yer alır) kazılan üç Üst Paleolitik tabakadan, orta seviyedeki 2/2, yaklaşık 23,5 bin yıl [kal.] öncesine tarihlenmiştir. Bu nedenle, Akhshtyrskaya'daki sadece en yukarıdaki Üst Paleolitik seviye 2/1’in Epipaleolitik olması ve Son Buzul Doruğu sonrasına tarihlenmesi oldukça muhtemeldir. Akhshtyrskaya mağarasının her üç seviyesindeki taş endüstrisi çok küçüktür ve Üst Paleolitik seviye buluntularının tasnif sonuçları henüz yayınlanmamıştır. [6]p> Batı Gürcistan’da geleneksel olarak Erken Üst Paleolitik döneme tanımlanan iki buluntu yeri Sagvardjile Seviye V ve Samerzkhle Klde’dır… Yakın zamanda yayınlanmış olan kemik fosil radyokarbon tarihi yaklaşık GÖ 20.160 (kalibre edildiğinde yaklaşık GÖ 24.093) ve bu tarih Dzudzuana'da Ünite C ile olası çağdaşlık görüşümüzü desteklemektedir. Ayrıca da bu alandaki çekirdekler ile Dzudzuana Ünite B’den elde edilen çekirdekler arasında bir benzerlik olduğunu belirtmek ilgi çekicidir. [7]p> Son Buzul Doruğu döneminde, Orta ve Doğu Avrupa’nın insanlar için daha az yaşanabilir bir çevre ve iklime sahip olduğu düşünülür, ancak durum göründüğü gibi de değildir. Örneğin buzul koşullarının en şiddetli yaşandığı evrelerde canlı yaşamı ve bitki örtüsü bu bölgelerde daha izole alanlara kaymıştır. Daha doğuda, Rusya steplerinde ise ağaçlık alanlar nehir vadileri boyunca uzanmaktadır. Diğer bölgelerde ise step-tundra iklimi baskındır. Polen analizleri Karadeniz’in doğu sahilleri ile Kafkasların yüksek dağlık alanlarında meşe ve huş ağaçlarından oluşan ormanlık bir çevreyi işaret eder. Ancak geniş yapraklı ormanlar ve ağaçlık alanlar daha çok yerel bir dağılım sergilemektedir. Son buzul doruğunda Hazar Denizi (Caspian) çok daha derin ve daha geniş bir alanı kaplarken, Karadeniz’in bu dönemde çok daha sığ ve çok daha küçük bir alanı kapladığı tespit edilmiştir. Her iki denizin kıyıları boyunca sonbaharda yapraklarını döken ormanlık alanların yer aldığı görülmektedir… Türkiye dikkate alındığında, ülkenin kuzeyinde Karadeniz Bölgesi’nde yer alan Kaçkar Dağları’nda N. Açkar ve ekibi tarafından yapılan araştırmalara göre, Son Buzul Doruğu süresince buzul oluşumları söz konusudur. Özellikle Kavron Vadisi olarak adlandırılan yerde GÖ 26-18 bin yılları arasında buzul oluşumları tespit edilmiştir. [8]p> Son Buzul Doruğu döneminde Kafkas Dağları’nın yüksek kesimlerinde başlayan buzullaşmanın hem kuzey hem de güney yönünde genişlemesiyle, her iki bölgedeki dağlık alanlar yaşanamaz hale gelmiş gibi görünmektedir. İnsanlar yaşamlarına devam edebilecekleri uygun yerlere sığınmışlar ama buldukları küçük yaşam alanlarından öteye binlerce yıl çıkamadılar ki bu zorlu koşullar bölgede ciddi bir nüfus darboğazı yaşanmasına neden olmuştur. Nihayetinde olumsuz koşullar, ısınan havaların etkisiyle buzulların eriyerek geri çekilmesi sayesinde, tersine dönmüştür. Arkeolojik çalışmalar insanların yaşadığı yerler olan kamp alanlarının son büyük buzullaşmanın sona erdiği günümüzden 18.000 yıl öncesinden itibaren sayıca arttıklarını ve büyüdüklerini göstermektedir. Kutup buzullarının geri çekilmesi ve havaların ısınmaya başlamasıyla birlikte, avcı-toplayıcılar bir popülasyon patlaması yaşadılar... Günümüzden 18.000 yıl öncesinde Akdeniz Bölgesi’nin iklimi ısınmaya ve daha yağışlı bir hal almaya başladığında, arkeolojik kazı alanlarının sayılarının arttığını ve daha geniş alanlara ve şu anda çöl ile kaplı bölgelere yayılmaya başladıklarını görüyoruz. [9]p> Son Buzul Doruğu Homo sapiens grupların buzullaşma ile en büyük imtihanı olmuştur ve aynı zamanda iklim ile çevrenin, önceki hominidlerde/homininlerde olduğu gibi, insan yaşamını ne denli etkilediğini göstermiştir. Buzulların erimeye başlamasıyla hayvan popülasyonu ile bitki örtüsünde köklü değişiklikler yaşandı ve bu değişikliklere uyum sağlamayı becerebilen insanlar, belli bölgelerde yoğunlaşmaya başladılar. Önceki dönemlere göre daha kalabalık grupların belli bir bölgede daha uzun süre birlikte konaklamasıyla birlikte ortaya çıkan yeni yaşam biçimi, bu gruplar arasında birçok “ortak değerler” oluşmasını sağlamış ve devamında yakın bölgelerdeki gruplarla kurulan ekonomik, sosyal, kültürel ve belki de dilsel ilişkiler bölgesel kültürleri ortaya çıkarmış olmalıdır. Üst Paleolitik dönemde daha önce bahsi geçen Orinyasiyen (Aurignacian) ile birlikte Gravetiyen (Gravettian), Solutriyen (Solutrean), Magdaleniyen (Magdalanian) şeklinde sınıflandırılmış alet yapım kültürleri veya endüstrileri geliştirilmiştir.p> Burada ‘Üst Paleolitik sırasında etnik grupların varlığını öne sürmek mümkün müdür?’ sorusu öne çıkmaktadır. Genelde cevap ‘hayır’dır. Üst Paleolitik bölgeleri, öncelikle büyük ekolojik alanlara uyarlanmanın bir sonucudur. Bu alanlarda uzun ömürlü grupların varlığının, üretim ve ideoloji alanlarını da içeren paylaşılmış birçok ortak biyolojik ve toplumsal teması ima ettiği doğrudur. İskân, ekonomi, maddi ürünler ve ideolojik sembolizm konularında gözlemlenen benzerlikler, bu temasların doğrudan sonuçları olarak görülmelidir. Ayrıca, kuramsal olarak daha küçük ölçekte (kabile, takım gibi) türdeş toplumsal ağların varlığını itiraf etme gereği de ortadadır… Her durumda bu grupların temel etnik özelliklerinden (kendilik bilinci, ‘jeneoloji mitosu’ ve ortak kökene ve ortak kadere dair paylaşılan ideoloji) yoksun olduğu kesinlikle belirlenebilir. [10]p> Notlarp> [1] Ekaterina V. Doronicheva, Liubov V. Golovanova, Vladimir B. Doronichev, M. Steven Shackley, Andrey G. Nedomolkin, New data about exploitation of the Zayukovo (Baksan) obsidian source in Northern Caucasus during the Paleolithic. s. 163-164 https://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S2352409X18306242. [2] Liubov V. Golovanova, Vladimir B. Doronichev, The Early Upper Paleolithic of the Caucasus in the West Eurasian Context, s. 144. https://www.researchgate.net/publication/260888506_The_Early_Upper_Paleolithic_of_the_Caucasus_in_the_West_Eurasian_Context. [3] Murat Karakoç, Son Buzul Çağı ve Holosen Başlangıcında Anadolu ve Balkanlar, Midas Kitap, Ankara Ocak 2015, s. 18-19. [4] L.V. Golovanova, V.B. Doronichev, N.E. Cleghorn, M.A. Koulkova, T.V. Sapelko, M.S. Shackley, Yu.N. Spasovskiy, The Epipaleolithic of the Caucasus after the Last Glacial Maximum, s. 211. https://www.academia.edu/5222825/The_Epipaleolithic_of_the_Caucasus_after_the_Last_Glacial_Maximum. [5] Ron Pinhasi, Tengiz Meshveliani, Zinovi Matskevich, Guy Bar-Oz, Lior Weissbrod, Christopher E.Miller, Keith Wilkinson, David Lordkipanidze, Nino Jakeli, Eliso Kvavadze, Thomas F.G. Higham, Anna Belfer-Cohen, Satsurblia: New Insights of Human Response and Survival across the Last Glacial Maximum in the Southern Caucasus, s. 14-15. https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC4213019/ [6] L.V. Golovanova, V.B. Doronichev, N.E. Cleghorn, M.A. Koulkova, T.V. Sapelko, M.S. Shackley, Yu.N. Spasovskiy, a.g.m. ‘The Epipaleolithic of the Caucasus after the Last Glacial Maximum’, s. 219. [7] Ofer Bar-Yosef, Anna Belfer-Cohen, Tengiz Mesheviliani, Nino Jakeli, GuyBar-Oz, Elisabetta Boaretto, Paul Goldberg, Eliso Kvavadze&Zinovi Matskevich, Dzudzuana: an Upper Palaeolithic cavesite in the Caucasus foothills (Georgia), s. 346. https://www.researchgate.net/publication/266673749_Dzudzuana_an_Upper_Palaeolithic_cave_site_in_the_Caucasus_foothills_Georgia. [8] Karakoç, aynı eser, s. 22-24. [9] Daniel E. Lieberman, İnsan Vücudunun Öyküsü, Çeviren: Raşit Bilgin, 3. Baskı, Say Yayınları, İstanbul 2017, s. 260, 262. [10] Pavel Dolukhanov, Eski Ortadoğu’da Çevre ve Etnik Yapı, Çeviri: Suavi Aydın, İmge Kitabevi, Ankara 1998, s. 513-514.p> {tab= IX } Son Buzul Doruğu sonrasındaki ılıman dönemlerde Kuzey ve Güney Kafkasya’da yaşanan nüfus artışı ve genişlemesi ekonomik, sosyal ve kültürel ilişkilerin yeniden kurulmasına yol açmıştır… Kafkasya'nın güneybatısı ile kuzey-orta kesiminde yer alan obsidiyen kaynaklarından, Kuzeybatı Kafkasya'daki Epipaleolitik yerleşim alanlarına obsidiyen taşıma ağlarının yeniden kurulması, Kafkasya’nın bütününde daha önce var olan ama kesintiye uğrayan temasların, Epipaleolitik dönem sakinleri arasında da kurulduğunun somut bir örneklerinden biridir. Not:i> Epipaleolitik (Son Paleolitik) kimi kaynaklarda Mezolitik dönem yerine kullanılmaktadır ve Üst Paleolitik sonlarında yeni bir kültürel geçişi hazırlayan dönemi ifade etmektedir. Epipaleolitik, Yakın Doğu ve Anadolu coğrafyası için, Üst Paleolitik sonları ile Neolitik Dönem başları arasını tanımlamak için kullanılan bir kavramdır.p> Kafkasya'daki Üst Paleolitik gelişmeyi kesintiye uğratan soğuk dönem Son Buzul Doruğu, GÖ 26-25-20-19 bin [kal.] yıllarına karşılık gelen kronolojik boşluk, sonrasında yeni bir Epipaleolitik endüstrisi Güney ve Kuzey Kafkasya’da ortaya çıktı ve GÖ 19 bin-18 bin [kal.] yıllarından Pleistosen’in sonuna, GÖ 12 bin-11,5 bin [kal.] yıllarına, dek varlığını sürdürdü. Arkeolojik kayıtlar, Epipaleolitik süresince sitelerin sayılarında, Epipaleolitik insan gruplarının hareketliliğinde ve Kafkasya’da insanların yerleşiminde, bölgenin Son Buzul Doruğu öncesindeki Üst Paleolitik yerleşimi ile karşılaştırıldığında, daha yoğun bir artış olduğunu belgelemektedir. [1]p> Son Buzul Doruğu sonrası tarihlerde, yaklaşık 20 Epipaleolitik bölgenin asıl yoğunlunun, Kuzeybatı Kafkasya'daki Kuban nehri havzasında olduğu bilinmektedir. Detaylı tipolojik analizlerinin akla uygun bilinen sadece 5 tane katmanlaşmış Epipaleolitik yerleşme vardır… Son Buzul Doruğu sonrasında yaklaşık GÖ 18 bin [kal.] yıl öncesi ile Pleistosen ve Holosen (Pleistosen sonrası dönem) sınırı olan GÖ 10 bin [kal.] yıl öncesi arasındaki dönemde yeni bir Epipaleolitik kültür, Güney Kafkasya'daki Gürcistan'dan, Kuzeybatı Kafkasya yoluyla, Güney Rusya ovasına dek kadar yayılmıştır. Epipaleolitik'in ana evresi, yaklaşık GÖ 18-13 bin [kal.] yılları arası, Üst Pleistosen’in sonundaki en elverişli dönem olmuştur. [2]p> Kuzey Kafkasya’da Epipaleolitik döneme ait buluntuların ortaya çıkarıldığı yerleşim yerlerinin önemli bir kısmı daha önceki dönemlerde de kullanılmış mağara veya açık hava siteleridir. Bu alanlarda ele geçen buluntular radyokarbon yöntem tarihlendirilmiştir. Mezmaiskaya Mağarası, Kuzeybatı Kafkasya'da Lago-Naki platosu üzerinde, Sukhoi Kurdjips nehri vadisinde yer almaktadır… Mezmaiskaya mağara stratigrafisinde, Epipaleolitik Katmanı 1-3, Son Buzul Maksimumu ve Holosen yatakları arasına düşer ve iki radyokarbon tarihine göre GÖ 17-15,5 bin [kal.] yılları arasıdır… Mezmaiskaya Mağarası… Katman-1-3'ten üç obsidiyen eser üzerinde yapılan işaret/iz analizleri, bu malzemelerin Mezmaiskaya'nın güneydoğusunda 300 km uzaklıktaki Güney Gürcistan’ın Kojun Dag kaynağından tedarik edilen 2 parçadan üretildiğini gösterdi. Diğer bir parçanın ise Mezmaiskaya'ya 250 km mesafede bulunan ve Rusya’daki Kuzey Kafkasya’nın ortam kesiminde yer alan Zayukovo kaynağından tedarik edilen obsidiyenden üretildiğini gösterdi. Bu sonuçlar, Mezmaiskaya'daki Epipaleolitik seviye sakinlerinin Güney Kafkasya ve Kuzey-Orta Kafkasya da dahil olmak üzere mağaradan epeyce uzak bölgelerle bazı temasların olduğunu akla getirmektedir. Gubs 1 Kaya Barınağı ise Kuzeybatı Kafkasya'da hem Orta hem de Üst Paleolitik tabakaları bir bölümde koruyan az sayıdaki alandan biridir. Paleolitik yerleşim, Gubs nehri vadisinin Borisovskoye boğazının sol kıyısındadır… Gubs Kaya Barınağı 1'deki kemiklerin yeterince korunamamış olması, radyokarbon tarihlemesini engellemektedir. Amirkhanov, alet endüstrisinin genel özelliklerine ve altındaki tabakaların Son Buzul Maksimumu ile paleocoğrafik korelasyonuna dayanarak, en üst Üst Paleolitik katmanı için Epipaleolitik yaşını önermiştir… Kasojskaya Mağarası, Gubs nehri vadisi Borisovskoe boğazında yer alan, güneye bakan bir mağaradır… Mağaradaki Katman 4'ün 3. 4. ve 5. tabakaların faunal buluntu topluluklarından elde edilen bir dizi radyokarbon tarihler, Katman 4'ün Epipaleolitik işgalini 17-12,5 bin [kal.] yılları arasında tarihlendirir. [3] p> Yine Kuzey Kafkasya’da keşfedilen bazı mağara-açık hava sitelerinde bulunan kalıntılar üzerinde sadece ön tarihlendirme çalışmaları yapılmıştır. Yukarıda alıntılar yapılan makalede bu konuda özetle şu bilgiler yer almaktadır: “Bunlara ek olarak üç tane yerleşimden Epipaleolitik’i temsil eden taş (litik) koleksiyonlar elde edildi, ancak buralar ya yüzeysel koleksiyonlar (Baranakha-1) veya açık hava sahalarıydılar. (Baranakha-4 ve Yavora). Bu yerleşimlerden yaklaşık bir düzinesi, Dakhovskaya-2, Korotkaya-2, Dvoinaya, Ruslanova mağaraları, Gubs-2, Gubs-3, Gubs-4, Gubs-6, Lubochniy kaya barınakları ve diğerleri de dahil olmak üzere sadece ön araştırmalardan bilinir... Kuzeybatı Kafkasya’daki bir başka Epipaleolitik yaşam alanı Gubs Kaya Barınağı 7 veya Satanay Kaya Barınağı, Gubs vadisinin sol kıyısında, Gubs 1’in yanında yer almaktadır… (Buradan elde edilen kemik numuneler farklı radyokarban tarihler üretilmiştir.) Bu tartışmalı radyokarbon tahminleri, eski kazılan koleksiyonların, Geç Pleistosen'den Erken Holosen'e kadar uzanan farklı tabakalardan ve iş katmanlarından malzemeler içerdiğini göstermektedir. Yeni keşfedilen Chygai Kaya Barınağı, (Gubs nehri kıyısında) Katman 9’dan elde edilen radyokarbon tarihlerine dayanılarak, Epipaleolitik dönemle ilişkili görülmektedir. Ancak buradan elde edilen materyaller yalnızca başlangıç olarak yayınlanmıştır. Kolkhis dağ bölgesinin aynı kuzeybatı kesiminde ama Rusya Federasyonu (Krasnodar Krayı) bölgesinde, birkaç yerleşim yerinde az sayıda Üst Paleolitik malzeme grubu kurtarıldı. Navalishenskaya ve Malaya Vorontsovskaya mağaralarının her birinde birkaç Üst Paleolitik buluntu katmanları vardır ve ikinci bölge için sadece bir radyo-karbon tarihi, yaklaşık GÖ 17 bin yıl [kal.] şeklinde duyurulmuştur.” [4]p> Hem mikro hem de makro faunalar, Son Buzul Maksimumu sonrasında, yani GÖ 18-13 bin [kal.] yılları arasında, Satsurblia Mağarası’ndaki (Batı Gürcistan) insan yerleşimi sırasında, iklimsel bir iyileşmeyle bağlantılı ormanlık ekosistemlerin daha yoğun bir yayılımını göstermektedir… Satsurblia Mağarası Üst Paleolitik katmanı çalışmaları kronolojisi… Son Buzul Maksimumu sonrası yeni bir fazın varlığını göstermiştir (Alan A, Katmanlar A/IIa ve A/IIb: GÖ 17,9-16,2 bin yılları). [5]p> Güney Kafkasya’da da Epipaleolitik döneme ait buluntuların ortaya çıkarıldığı yerlerin önemli bir kısmı daha önceki dönemlerde de kullanılmış mağara veya açık hava siteleridir. Bu alanların bazılarında güvenilir tarihler elde edilmiştir ancak bazı yerlerde ise yeterince tarihlendirme çalışması yapılmamıştır. Daha önce alıntılar yapılan makalede bu yerler ile ilgili özetle şu bilgiler vardır: “Dzudzuana Mağarası sahasındaki B Ünitesinden gelen üç tarih GÖ 16.500–13.200 [kal.] arasındadır ve bu tarihler B ünitesini Pleistosen sonuna yerleştirir… Dzudzuana'nın daha batısında yer alan Sakajia mağarasından çıkarılan bir bovid kemiği yakın zamanlarda, GÖ 11.700 radyokarbon tarihini verdi (kalibre edilmiş, GÖ 13.583)… Daha batıdaki Apiancha Mağarası'ndan küçük omuzlu noktalıların yerel bir varyantını da içeren benzer bir endüstri bildirilmiştir. Kesin içeriği bildirilmemesine rağmen, mağaradan GÖ 17.900-17.600 [kal.] tarihlenen iki radyokarbon ölçümü bulunduğuna dikkat etmek önemlidir… Dzuduzuana yakınlarındaki Gvardjilas Klde Mağarası’ndan kemikler üzerinde yapılan incelemede elde edilen iki radyokarbon tarih, GÖ 15.960-GÖ 15.010 (kalibre edilmiş, GÖ 19.100-GÖ 18.200), daha alt tabaklardan gelmiş olabilir.” [6]p> Güney Kafkasya'da, Üst Paleolitik alanların ezici çoğunluğu, Batı Gürcistan topraklarında Kolkhis (Colkhic) dağlık bölgesi içinde yer almaktadır… Kolkhis dağ bölgesinin kuzeybatısında Abhazya’da çok katmanlı Apiança Mağarası, Kafkasya'daki en ilginç Üst Paleolitik yerleşimlerinden biridir… Katman 5-4, Son Buzul Maksimumu’ndan sonra oluştuğunu teyit eden tarihlere sahiptir ve bu nedenle Epipaleolitik’e tarihlenmiştir… L.O. Korkia, Apiança’da Katman 4’deki malzeme grubunun, Gvardjilas Klde'nin Üst Paleolitik malzeme grubuna ve Kholodniy (Holodniy) Mağarası’ndaki G tabakasına, ayrıca Katman 5’deki malzeme grubunun Sakajia'dakilere benzer olduğu sonucuna varmıştır. Apiança Katman 4'ten alınan bir kemik zıpkın parçası Holodniy Mağarası’nda bulunana benzer. Ancak N.O. Bader, Holodniy Mağarası’ndaki Üst Paleolitik, Mezolitik ve Neolitik malzemelerin karışmış olduğunu bildirmiştir. Bu, Apiança Katman 4'ün ayrıca, üstteki Mezolitik seviyeden araya giren davetsiz buluntular içerebilme ihtimalini arttırır. Bader, aynı zamanda Apiança'dan elde edilen malzemeler ile aynı alanda bulunan Atsinskaya ve Navalishenskaya mağaralarından gelen malzeme grupları arasındaki benzerliklere de dikkat çekti, ancak son iki alan henüz modern kazı teknikleri kullanılarak incelenmedi. [7] p> Güney Kafkasya’da Epipaleolitik döneme ait aletlerin özelliklerinden yola çıkılarak, bölgenin özgün alet yapım endüstrisi “İmeretya/İmereti Kültürü” olarak tanımlanmıştır. Daha önce de alıntılar yapılan makalede İmeretya Kültürü’ne dair özetle şu bilgiler yer almaktadır: “Son Buzul Maksimumu’ndan Holosen'in başlangıcı arasını, yani yaklaşık olarak GÖ 20.000-10.000 arasındaki takriben 10 bin yıllık bir dönemi kapsayan Kafkasya Epipaleolitik kayıtlarının sentezi yapıldığında, bu endüstrilerin özelliklerini ilk olarak inceleyen araştırmacılar tarafından, birkaç on yıl süresince, “İmeretya Kültürü” ismiyle tanımlanmıştır. Başlangıçta N.O. Bader 1965 yılında, İmeretya Bölgesi (Batı Gürcistan) Üst Paleolitik dönemini “Transkafkasya Kültürü” (Kafkasya ötesi-Güney Kafkasya) olarak tanımladı. Transkafkasya Kültürü’ne “İmeretya Kültürü” terimini ilk olarak, 1970 yılında, G.P. Grigoriev uyguladı. Bir süre sonra H. A. Amirkhanov, 1994 yılında, Batı Kafkasya'daki eski kazılardan çıkan Üst Paleolitik malzemelerini revize etti ve İmeretya Üst Paleolitik gelişmesi boyunca bir süreklilik olmadığına karar verdi. Aynı zamanda Amirkhanov, 1994 yılında, iklim-stratigrafik verilerine, mevcut bazı radyokarbon tahminlerine ve taş alet endüstrilerinin özelliklerine dayanarak Kafkasya'nın Üst Paleolitik endüstrilerini, Son Buzul Maksimumu ile bölünen iki ana kronolojik gruba ayırdı ve önceki ile sonraki gruplar arasında kültürel bir süreksizlik olduğu sonucuna vardı. Amirkhanov ayrıca Batı Kafkasya'daki Üst Paleolitik endüstrilerinin iki büyük kronolojik grubunun, Son Buzul Maksimumu ile ayrılmış olduklarından, karşılaştırılamaz olduğunu ve eski İmeretya kültürünün çoğu tanısal özelliğinin sonraki (son buzul maksimumu sonrası) kronolojik grup için geçerli olduğunu varsaydı ki bu grup, bu makalede Epipaleolitik olarak tanımlanmıştır.” [8]p> Notlarp> [1] Ekaterina V. Doronicheva, Liubov V. Golovanova, Vladimir B. Doronichev, M. Steven Shackley, Andrey G. Nedomolkin, New data about exploitation of the Zayukovo (Baksan) obsidian source in Northern Caucasus during the Paleolithic. s. 159-160. https://www.sciencedirect.com/science/article/pii/S2352409X18306242. [2] L.V. Golovanova, V.B. Doronichev, N.E. Cleghorn, M.A. Koulkova, T.V. Sapelko, M.S. Shackley, Yu.N. Spasovskiy, The Epipaleolithic of the Caucasus after the Last Glacial Maximum, s. 191, 211-212. https://www.academia.edu/5222825/The_Epipaleolithic_of_the_Caucasus_after_the_Last_Glacial_Maximum. [3] L.V. Golovanova, V.B. Doronichev, N.E. Cleghorn, M.A. Koulkova, T.V. Sapelko, M.S. Shackley, Yu.N. Spasovskiy, a.g.m. ‘The Epipaleolithic of the Caucasus after the Last Glacial Maximum’, s. 191-192, 194, 196, 198, 200-201. [4] L.V. Golovanova, V.B. Doronichev, N.E. Cleghorn, M.A. Koulkova, T.V. Sapelko, M.S. Shackley, Yu.N. Spasovskiy, a.g.m. ‘The Epipaleolithic of the Caucasus after the Last Glacial Maximum’, s. 191, 203, 205, 212, 218. [5] Ron Pinhasi, Tengiz Meshveliani, Zinovi Matskevich, Guy Bar-Oz, Lior Weissbrod, Christopher E. Miller, Keith Wilkinson, David Lordkipanidze, Nino Jakeli, Eliso Kvavadze, Thomas F. G. Higham, Anna Belfer-Cohen, Satsurblia: New Insights of Human Response and Survival across the Last Glacial Maximum in the Southern Caucasus, s. 14. https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC4213019/ [6] Ofer Bar-Yosef, Anna Belfer-Cohen, Tengiz Mesheviliani, Nino Jakeli, GuyBar-Oz, Elisabetta Boaretto, Paul Goldberg, Eliso Kvavadze&Zinovi Matskevich, Dzudzuana: an Upper Palaeolithic cavesite in the Caucasus foothills (Georgia), s. 336, 346-347. https://www.researchgate.net/publication/266673749_Dzudzuana_an_Upper_Palaeolithic_cave_site_in_the_Caucasus_foothills_Georgia. [7] L.V. Golovanova, V.B. Doronichev, N.E. Cleghorn, M.A. Koulkova, T.V. Sapelko, M.S. Shackley, Yu.N. Spasovskiy, a.g.m. ‘The Epipaleolithic of the Caucasus after the Last Glacial Maximum’, s. 213, 217-218. [8] L.V. Golovanova, V.B. Doronichev, N.E. Cleghorn, M.A. Koulkova, T.V. Sapelko, M.S. Shackley, Yu.N. Spasovskiy, a.g.m. ‘The Epipaleolithic of the Caucasus after the Last Glacial Maximum’, s. 220.p> {tab= X } Epipaleolitik dönemde bölgesel kültürel gelenekler oluşmaya başlamıştır ve bu bölgeselleşme söz konusu dönemi önceki dönemlere göre daha özgün kılmaktadır. Önceki bölümde ele alınan Güney Kafkasya İmeretya Kültürü gibi Kuzeybatı Kafkasya’daki Gubs Nehri vadisinde ortaya çıkarılan aletlerin yapımındaki bazı özellikler nedeniyle bölgenin alet yapım endüstrisi “Gubs Kültürü” şeklinde tanımlanmıştır. Konu hakkında alıntı yapılan makalede İmeretya Kültürü ile dönemsel olan Kuzey Kafkasya Gubs Kültürü de ele alınmış ve özetle şu ifadelere yer verilmiştir: “N.O. Bader, Güney Kafkasya'daki İmeretya Kültürü ile Kuzey Kafkasya'daki Gubs Kültürü’nün birlikte var olduğunu kanıtlamaya çalıştı. Bu çalışma, her iki ‘kültürün’ pek çok ‘spesifik’ özelliklerinin, sahaların çoğunda güvenli bir şekilde kazılmamış malzemelerin katkısının sonucu olduğunu göstermektedir. Bu iki bölge arasında geometrik mikro-litiklerde az miktarda dikkate değer farklılıklar vardır. Örneğin, yalnızca Batı Gürcistan'daki Epipaleolitik yerleşimler asimetrik üçgenleri içerir, ancak dikdörtgenler yalnızca Kuzeybatı Kafkasya'nın doğu kesiminde yer alan Epipaleolitik yerleşimlerde bulunmuştur. Kafkasya'daki nokta/uçlu tipi dağılımının analizi, hem Güney hem de Kuzey Kafkasya'daki pek çok Epipaleolitik yerleşiminde spesifik omuzlu uçların (bu makalede İmeretya uçları olarak adlandırılır) ortaya çıktığını göstermektedir. Batı Gürcistan'daki Sakajia uçlarında olduğu gibi bir bölgeye özgü görünen bazı uç türleri veya Gubs kültürünün bir özelliği olarak tanımlanan simetrik rötuşlanmış uçlar, tek bir numune ile temsil edilirler, genellikle alet parçalarıyla ve bu nedenle ek doğrulama gerektirir.” [1]p> Daha önceki bölümlerde alıntılar yaptığımız R. Betrozov, İmeretya ve Gubs kültürlerini, zamanı Paleolitik sonrası döneme uzatarak ele almaktadır ve ayrıca bu kültürlere ek olarak Kuzeydoğu Kafkasya’da farklı bir kültür evresinin yaşandığını belirtmektedir. Geç Paleolitik dönem sonunda Kafkasya kültürleri arasındaki farklar açıkça izlenebilmektedir. Böylece Kafkasya ötesi (Güney Kafkasya) ile Kuzey Kafkasya kültürleri arasında kopma görülür. Buzlarla kaplı Ana Kafkas sıradağlarıyla ayrılan bu kültürler belirli farklılıklar kazanmışlardı. Aynı zamanda Kafkasya’nın Karadeniz kıyısında ve Kuzey Kafkasya’da nüfusun yer değişimine ve kültür etkileşime tanık oluyoruz. Henüz Üst Paleolitik ve Mezolitik çağlarda Kafkasya’da kültürün münferit bölgeleri ve üç varyantı açıkça seçilebilir: Kuzeybatı Kafkasya’da Gubs, Kuzeydoğu Kafkasya’da Çoh (Çokh) ve Güney Kafkasya’da İmeretya kültürleri. Böylesine erken dönemde ortaya çıkan tarihsel ve kültürel (hatta belki etnik) farklılıklar, sonraki devirlerde daha da netleşmiş ve kesinleşmiştir. [2]p> Son Buzul Doruğu sonrası Epipaleolitik dönemde ormanlık alanlar genişlemiş ve bitki örtüsü çeşitlenmiştir. İnsanlar hala avcılık ve toplayıcılıkla geçiniyorlardı. Bu dönemde büyük memeli pek çok hayvanın yok olmasıyla kısa yabanıl otlarla beslenen ceylan, yaban koyunu ve keçisi gibi küçükbaş hayvanlar en gözde avlar haline geldi. Av hayvanlarındaki bu değişime paralel olarak avcı ve toplayıcıların kullandıkları aletlerde de önemli değişimler yaşandı. Uzman avcılar haline gelen bu insanların avlanma sırasında kullandıkları taş aletler daha küçülmüştür, daha sivri ve keskin hale gelmiştir ve özellikle mikrolitler (minitaş) yaygınlaşmıştır. Yalın taş aletler, bir taş bıçağa ahşap sap takılması gibi örneklerde olduğu gibi, ahşap veya kemikle birleştirilerek daha fonksiyonel hale getirilmiştir.p> Çevresel ve iklimsel koşulların insanların lehine değişmesiyle birlikte Kafkasya’nın pek çok bölgesi yaşamaya daha elverişli hale gelmiştir. Nüfusun zamanla kalabalıklaştığı yerlerden artık daha yaşanılır hale gelen diğer bölgelere başlayan toplumsal hareketlenme gen akışında artışlara yol açmış olmalıdır. Günümüzden takriben 15 bin yıl öncesinde, iklim Buzul sonrası düzelme dönemine girerken, Üst Paleolitik yerleşmeler daha önce yoğun bir nüfusun barındığı Rusya Düzlüğü’nün buzulçevresi bozkır alanlarında, neredeyse tamamen ortadan kalktılar. Bu nüfusun en azından bir bölümünün güneye, nüfus kıtlığı bulunan Karadeniz bozkırına gittiği düşünülebilir. Fakat bu nüfusun büyük kısmı kuzeye, göç eden Ren geyiği sürülerini izleyerek Kuzey Rusya Düzlüğü’nün buzdan henüz arınmış bölgelerine gitmiştir. [3]p> Kuzey-Orta Kafkasya'da bildirilen çok az sayıda Epipaleolitik yerleşimi vardır. Sosruko ve Alebastroviy Zavod Kaya Barınakları 1950'lerde kazıldı ve bir ön yayın ile tanıtıldı. Kısa süre önce keşfedilen Bodinoko Kaya Barınağı’ndaki Epipaleolitik Katman-5, radyokarbon yöntemiyle GÖ 14-13 bin [kalibre edilmemiş] yılları arasına tarihlendi, ancak Epipaleolitik litik alet endüstrisinin yayınlanması sadece ön hazırlıktır ve daha ayrıntılı analiz için teşhis amaçlı değildir. [4]p> Son Buzul Doruğu buzullarının erimesi ve Bølling-Allerød olarak adlandırılan ısınma evrelerinin yaşanmaya başlamasıyla yaklaşık GÖ 14.600’lerden itibaren deniz seviyelerinde yükselmeler başlamıştır… Böylelikle Son Buzul Doruğu’ndan sonra havaların ısınması ve buna bağlı olarak buzulların erimesi ile birlikte deniz seviyelerinde yükselmeyle sonuçlanan değişikliklerin yaşanmaya başlamasının yanı sıra, Avrupa’daki ekolojik ortamın da güneyden başlayarak kuzeye doğru ormanlaşma aşamasına girdiği görülür. [5]p> Son Buzul Doruğu sonrasında karadaki buzullarının erimesiyle deniz seviyelerinin yükselmesi birkaç bin yıl sürmüştür. Karadeniz ve Hazar Denizi’ndeki su seviyesinin yükselmesiyle, kıyı bölgelerinin sular altında kalması, Kafkasya Epipaleolitik yerleşimlerinde mekansal değişiklilere yol açmış olmalıdır. Ayrıca bu dönemde Kafkasya coğrafyasında ilginç bir jeolojik olay meydana gelmiştir ve bu olay nüfus hareketlerini belirli bir dönem için kısıtlamış gibi görünmektedir. Günümüzden yaklaşık 16 bin yıl önce, Hazar Denizi genişlemiş ve su seviyesi maksimuma ulaşmıştır. Khvalynian Transgresyonu (Transgression) denilen bu jeolojik olay sonucunda Hazar Denizi’nin suyu Maniç Boğazı yoluyla Karadeniz’e akmıştır. Maniç Boğazı’nın taşkın suyunun yolu haline gelmesiyle Kafkasya izole olmuş ve buradan daha kuzeye doğru insan yayılımının önü günümüzden 12 bin yıl öncesine dek kesilmiştir.p> Son Buzul Doruğu sonrasında yaşandığı varsayılan insanların kuzeye doğru ilerleyişi (yeniden kolonizasyon?), Doğu Avrupa Ovası’nda daha öncesinden var olan yerleşimlerin, muhtemelen dağlardakinden daha yüksek nüfus yoğunluğuna sahip olması nedeniyle ve ayrıca ek olarak GÖ 14-12 bin yıllarına tarihlenen Khvalynian transgresyonun da (transgression) doğal bir bariyer görevi görmüş olması nedeniyle duraksamış olabilir. [6] p> Tam buzul koşulları sona erip Holosen iklim koşulları hakim olmaya başlamışken günümüzden yaklaşık 13 binde buzul koşullarına yakın bir iklim değişikliği meydana gelmiştir. Hemen hemen 1000 yıldan fazla bir süre etkisini devam ettiren bu soğuk evre Younger Dryas (Genç Dryas, GÖ 12,8-11,5 bin) olarak bilinmektedir. Ancak bu soğuk ara dönem dünyanın her yerinde aynı şekilde etkili olmamış ve özellikle kuzey yarıküreyi etkisi altına almıştır… Younger Dryas soğuk-kurak iklim koşulları ve buzullaşmaları sadece Grönland ve çevresinde değil fakat aynı zamanda tropikal ve yarı-tropikal iklim bölgelerini de etkisi altına almış gibi görünmektedir… Küresel bir soğuk dönem olarak da tanımlanan, bu süreçte (Younger Dryas ) iklimde yaşanan değişikliklerin özellikle Yakın Doğu’da yaşayan Epi-Paleolitik dönem avcı ve toplayıcı insan grupları üzerinde çok önemli etkileri olduğu öne sürülmektedir. Bu soğuk iklim koşulları tahıllar gibi bazı doğal bitkisel ürünlerin yetişmesinde bir düşüşe ve yetiştikleri alanlarda daralmaya yol açtığı gibi, bu bitkisel ürünlere dayalı beslenme modeline sahip insanların yaşadıkları doğal çevreyi sınırlamıştır. Bunun yanı sıra Younger Dryas buzullaşması, gerek Yakın Doğu ile Anadolu ve Balkanlar gerekse Avrupa’da yaşayan bu dönem avcı-toplayıcı insan gruplarının temel besin kaynaklarını oluşturan av hayvanları ile bitkisel kaynaklarda doğal bir azalmaya yol açmıştır. [7] p> GÖ 13-10 bin yılları arasına tarihlenen Younger Dryas iklimsel stres dönemi, Kuzey Kafkasya'da Epipaleolitik kültür gelişiminin sona erdiğine işaret etmektedir. [8] p> Ve böylece günümüzden yaklaşık 2,6 milyon yıl önce başlayan Buzul Çağı yani Pleistosen, 11.700 yıl önce sona ermiş ve insanlığın yaşam biçimini köklü bir şekilde değiştiren, günümüzde hala devam eden jeolojik dönem, Holosen, başlamış oldu. Benzer şekilde günümüzden yaklaşık 2,5 milyon yıl önce başlayan Paleolitik yani Taş Devri, Üst Paleolitik dönemin sona ermesiyle yerini Mezolitik döneme bıraktı. Sonuç olarak; Kafkasya coğrafyasında yaşamış, Homo erectus (veya benzer türler) ve Neandertal türleri yok olduktan sonra Kafkasya’ya son gelenler, halen dünya üzerinde yaşayan tek tür olan, Homo sapiens yani modern insandır. Afrika’dan göç eden bazı Homo sapiens gruplar muhtemelen Orta Doğu ve Anadolu üzerinden yollarına devam ederek, günümüzden 40 bin yıl önce Güney Kafkasya’ya ulaştılar ve Üst Paleolitik dönemi başlattılar. Bunlardan bazıları yollarına devam ederek Kuzey Kafkasya’ya yerleştiler ki Kafkasya’nın her iki yamacındaki en erken Homo sapiens buluntular birbirine çok yakın yaşlara sahiptir.p> Homo sapienslerin gelişiyle birlikte Kafkasya’da, 40 bin ila 25 bin yıl öncesi arası dönemde alet yapımı ile sosyal ilişkiler ve kültür alanlarında önemli gelişmeler yaşanmıştır. Ancak bu gelişme dönemi, günümüzden önce 25 bin-17 bin yılları arasında yani son buzul doruğunda, kesintiye uğramıştır. Buzullaşma nedeniyle insanlar küçük ve korunaklı alanlarda binlerce yıl izole bir yaşam sürdürdüler ki bu nedenle bölge nüfusu ciddi oranda daralmıştır.p> Günümüzden yaklaşık 15 bin yıl öncesinden itibaren dünya üzerinde havaların daha ılıman hale gelmesiyle diğer pek çok bölgede olduğu gibi Kafkasya’nın da yaşam koşulları iyileşmiştir. İzole alanlarından kurtulan avcı ve toplayıcı insanların elverişli koşullarda daha iyi beslenmeye başlamasıyla nüfus artışı meydana gelmiştir. Artan nüfus bir yandan “bölgeselleşmeye” yol açarken diğer yandan bir bölgeden başka bölgeye göçü teşvik etmiştir. Böylece kuzey ile güney arasında buzullaşma nedeniyle binlerce yıldır kesik olan bağlantılar yeniden kurulmuş ve devamında insan gruplarının etkileşimi ve karışımı kaçınılmaz hale gelmiştir. Bundan sonrasında yani Holosen dönemde, dünyanın diğer bölgelerinde olduğu gibi Kafkasya’da da insan yaşamı tarımın icadı ve yerleşik düzene geçilmesiyle önceki dönemlere göre çok farklı olacaktır… Notlarp> [1] L.V. Golovanova, V.B. Doronichev, N.E. Cleghorn, M.A. Koulkova, T.V. Sapelko, M.S. Shackley, Yu.N. Spasovskiy, The Epipaleolithic of the Caucasus after the Last Glacial Maximum, s. 222-223. https://www.academia.edu/5222825/The_Epipaleolithic_of_the_Caucasus_after_the_Last_Glacial_Maximum. [2] Ruslan Betrozov, Çerkeslerin Etnik Tarihi, Çeviri: Orhan Uravelli, Kafdav, Ankara 2009, s.53-54. [3] Pavel Dolukhanov, Eski Ortadoğu’da Çevre ve Etnik Yapı, Çeviri: Suavi Aydın, İmge Kitabevi, Ankara 1998, s. 160. [4] L.V. Golovanova, V.B. Doronichev, N.E. Cleghorn, M.A. Koulkova, T.V. Sapelko, M.S. Shackley, Yu.N. Spasovskiy, a.g.m. ‘The Epipaleolithic of the Caucasus after the Last Glacial Maximum’, s. 191. [5] Murat Karakoç, Son Buzul Çağı ve Holosen Başlangıcında Anadolu ve Balkanlar, Midas Kitap, Ankara Ocak 2015, s. 26. [6] Bayazit Yunusbayev, Mait Metspalu, Mari Ja¨rve, Ildus Kutuev, Siiri Rootsi, Ene Metspalu, Doron M. Behar, Kart Varendi, Hovhannes Sahakyan, Rita Khusainova, Levon Yepiskoposyan, Elza K. Khusnutdinova, Peter A. Underhill, Toomas Kivisild, Richard Villems, The Caucasus as an Asymmetric Semipermeable Barrier to Ancient Human Migrations, s. 363-364. https://academic.oup.com/mbe/article/29/1/359/1750206. [7] Karakoç, aynı eser, s. 26-27. [8] L.V. Golovanova, V.B. Doronichev, N.E. Cleghorn, M.A. Koulkova, T.V. Sapelko, M.S. Shackley, Yu.N. Spasovskiy, a.g.m. ‘The Epipaleolithic of the Caucasus after the Last Glacial Maximum’, s. 212.p> {/tabs}+''+nan+''+Zeki Kartal ) ) ) ) ) ) ) ) ) ) ) )

Doğaya ve Yaşama Kasteden Maden Çalışması Durdurulmalıdır

Tokat İli Erbaa İlçesi yakınlarındaki Çerkesfındıcak köyü ile Tanoba beldesi arasında ve Sakarat-Boğalı Yaylaların da altın madeni arama faaliyetlerinin başlamasının tüm ilçeyi ve çevre illeri de tedirgin etmiştir. Bölgede açılacak siyanürlü-sülfürik asitli bir altın-bakır madeninin yaratacağı zararların doğal çevre ile bölge halkının sağlığı ve ekonomisi üzerinde büyük tahribatlar yaratacağı uzmanlar tarafından belirtilmektedir. 1939 ve 1942 depremlerinde o zaman ki nüfusu 15.000 olan Erbaa’ da 3.000 kişinin vefat ettiğini, madenin açılması için yapılacak patlamaların fayları tetikleyeceği ve büyük depremler olabileceği de göz önüne alınmalıdır. Bu nedenlerle halk bu madenin açılmasına kesinlikle karşı çıkmaktadır. Doğaya ve yaşama vereceği zararlar nedeni ile halkın verdiği tepkiye duyarsız kalınmamalıdır. Bölge halkının haklı taleplerini destekliyoruz. Kafkas Dernekleri FederasyonunanKaffed

Gençlerimiz İletişim ve Kariyer Donanımı Konusunda Çalışmaya Devam Ediyor

KAFFED Girişim & İstihdam Komisyonu’nun gençlere yönelik eğitim ve girişimcilik çalışmaları kapsamında “İş Dünyasında Etkili İletişim ve Yeni Nesil Kariyer Yönetimi” adlı 5 haftalık Sertifika programı ikinci modül ile devam ediyor.Üniversite son sınıf öğrencileri ve 30 yaş altı gençlere yönelik hazırlanan ve konusunda uzman eğitmenimiz Sayın Necla ÇAKICI AŞAN tarafından verilen eğitimde, gençlerin kariyer gelişimine katkı verilmesi ve daha etkili iletişim becerileri kazanmaları hedefleniyor.Programda; gençler kendini ve kişileri tanıma ve yeni nesil iletişime giriş, iletişimin temel unsurları ve kuşaklar, duygusal zeka ve pozitif psikolojik sermaye, stratejik planlama (zamanı efektif kullanma-yaşam çarkı), etkili konuşma ve sunum teknikleri (beden dili) konularında bilgi ediniyorlar.p> p> nanKaffed

Martin Koçesoko Davasında Savcılık “Şahitleri” Yine Gelmedi

Kabardey Balkar Cumhuriyeti’nde faaliyet gösteren Xabze Xase (Xabze Derneği) Başkanı Martin Koçesoko’nun, haksız bir uyuşturucu suçlaması ile yargılandığı davanın bugün 6. Duruşması görüldü. Önceki duruşmalara katılmayan savcılık şahitleri bu duruşmaya da katılmadı. Hakim bir sonraki duruşmaya da katılmamaları halinde şahit listesinden çıkartılacaklarını belirtti. Şahitlerin dinlenmesi için davanın sonraki duruşması, 11 Aralık 2020 tarihinde saat 10:00 da gerçekleştirilecek.Ayrıca sonraki duruşmaya pandemi gerekçesi ile daha az izleyici alınacağı belirtildi.p> p> {gallery}/haber/kafkasya/2020/201127_Martin_Kocesoko{/gallery}p> p> p>nanKaffed

Nart Akademi Yeni Dönemi Başladı

Federasyonumuz bünyesinde 2010 yılında kuruluşu gerçekleştirilen Nart Akademi, 2020-2021 dönemi bu akşam pandemi önlemleri çerçevesinde online olarak gerçekleştirilen açılış eğitimi ile başladı.Yönetim Kurulu Üyemiz Filiz Çelik tarafından yapılan sunuş konuşmasından sonra;Nart Akademinin kuruluş çalışmalarını Federasyonumuzun Yönetim Kurulu Üyesi olarak yürüten Şamil Jane tarafından verilen açılış dersinde eğitimin toplumsal ve kurumsal yapılarımızdaki rolü, dünden bugüne Nart Akademi ve gençliğimizin örgütlülüğümüzdeki yeri konuları ele alındı.p> Katılımcıların soru ve katkıları ile program tamamlandı. Nart Akademi’nin ikinci dersi 10 Aralık 2020 tarihinde gerçekleştirilecek.p> p> {gallery}/haber/federasyon/2020/201126_Nart_Akademi{/gallery}p>nanKaffed

Şiddetten Arındırılmış Eşitlikçi Bir Hayat İstiyoruz

25 Kasım; kadına yönelik şiddete, toplumsal cinsiyet eşitsizliğine, ayrımcılığa, kadınları ve kadın haklarını yok sayan anlayışa karşı toplumun tüm duyarlı kesimlerinin mücadele günüdür.Kadına yönelik fiziksel ve psikolojik şiddet kadim Çerkes geleneğinde (Xabze) yaptırımlara bağlandığı gibi günümüz modern toplumlarında da bu fiiller suç teşkil etmektedir. İnsan onuruna yakışır, şiddetten arındırılmış eşitlikçi bir hayatta ısrar etmekten ve bunun için emek vermekten vazgeçmeyeceğiz. Kafkas Dernekleri FederasyonunanKaffed

Abhazca Dil Kursumuz Başlıyor

Federasyonumuzun Abhazya Çalışma Grubu ve Anadili Komisyonunun birlikte düzenlediği giriş düzeyinde online Abhazca Dil Kursu 4 Aralık 2020’de başlıyor.Değerli eğitmenlerimiz Ahocba İrfan Okuyucu ve Violetta Persheliya-Pha tarafından verilecek dersler cuma akşamları Zoom programı üzerinden yapılacaktır. Öğrenci sayısı, sınıf başına 15-20 kişi ile sınırlı tutulacaktır.Eğitmenlerimizi Tanıyalımem>p> İrfan OKUYUCU (AHOCBA)25 Ocak 1955’te Sakarya ili Hendek ilçesi Kalayık köyünde doğdu. Abhazların Ahcıpsı boyundan, Ahocba sülalesindendir. İlk ve orta okul tahsilinden sonra 1974 Bolu Erkek Öğretmen okulu, 1980 İstanbul Marmara Üniversitesi Beden Eğitimi bölümü mezunudur. 2005 Yılında emekli olmuş, aynı yıl Kafkas Dernekleri Federasyonu’nun Avrupa Birliği projesi olan, Anadil eğitici yetiştirme kursunu bitirmiştir. 2005 yılından itibaren Sakarya Kafkas Kültür Derneği adına Abhazca kurslar açmaktadır. Milli Eğitim Bakanlığının Seçmeli Abhazca ders kitapları modül 1, modül 2, modül 3, modül 4, ve Kafdav yayınevi tarafından basılan 30 bin kelimeli Türkçe-Abhazca, Abhazca- Türkçe sözlüğün yazarıdır. Aynı zamanda Android cihazlarla uyumlu Abazaca-Türkçe Sözlük mobil uygulamasının da hazırlayanı olan İrfan Ahocba evli ve iki çocuk babasıdır. Ирфан АХӘАҶБА25-01-1955 Сақариа ақалакь иаҵанакуа Калиак ақыҭаҟны дыит. Шьыҭрала Аҳҷыԥсы хылҵышьҭроуп́. Ахәаҷба ижәлоуп. Аиҵбратә шькол ашьҭахь 1974 шықәсазы Болу Арҵаҩратә Институт, 1980 шықәсазы Исҭанбул Мармара Ауниберситет Аспорт аҟәша далгеит. 2005 шықәсазы атәанцәарахь-апенсионер данаиасы́ ашьҭахь,уи ашықәс иалагӡаны Кафкас Култур Ахеидкыларҭақәа Рфедерациа Ахатәы бызшәақәа рырҵаҩцәа рахьыгӡара ҳәа иеиҿнакааз акурс далгеит. 2005 шыкәс раахыс Сакариа Ақалакь аҟны, Аԥсышәа арҵара акурсқәа мҩаԥигоит. Ҭырқәтәыла Аҵара-дырра Рминыстырра иҭнажьыз 5. 6. 7. 8. акласқәа рыҟны Аурок алхны иаурыԥхьар зылшо, Ԥсышәала ԥышь нбанкгьы Авторс дрымоуп.Кафдав иҭнажыз 30 низиқь ажәа згәылоу Аҭырқәшәа-Аԥсшәа Аԥсшәа-Аҭырқәшәа Ажәаргьы дажәторуп. Андроит Ателқәа рыҟны ахархәара зылшо мобил Аҭырқәшәа-Аԥсшәа, Аԥсшәа-Аҭырқәшәа Ажәаргьы еиқәзыршәаз Ирфан Ахәаҷба дыҩнроуп , ҩ-хәыҷык драбуп. Violetta PERSHELİYA-PHABen, Guli kızı Violetta Pershelya-pha 25.10.1968 yılında Abhazya Cumhuriyeti Oçamçıra rayonuna bağlı Baslah köyünde doğdum. Aynı köyde ilk ve orta okul tahsilimi 1985 yılında bitirip, Abhaz Devlet Üniversitesi Filoloji Fakültesi Abhaz Dili ve Edebiyatı bölümüne girdim, 1990 yılında da bu bölümü bitirdim. Aynı yıl Baslah da Anaokul Öğretmeni olarak göreve başladım. Aynı zamanda küçük çocuklara da Abhazca öğretiyordum. 1992’de savaş başladığında 13 Aralık günü Moskova’ya gelmek zorunda kaldık. 1994 yılından bugüne kadar Moskova’da Abhazca öğrenmek isteyenlere öğretmenlik yapıyorum. İlk zamanlar pazar günü açık olan bir okulda çalışıyordum. Şimdi Moskova’daki Abhaz Elçiliği bünyesinde Abhazca öğretiyorum. Виолетта ԤЕРЦХЬЕЛИАСара, Виолетта  Гәыли иҧҳа Ҧерцхьелиа сиит  25.10.1968ш. Ареспублика Аҧсны,  Очамчира р/н  ақыҭа Баслахә. 1985ш  Баслахәтәи  абжьаратә школ салгоит. Убри ашықәсан сҭалоит  Аҧснытәи  Аҳәынҭқарратә унивеситет АГУ, Афилологиатә Факультет Аҧсуа бызшәеи алитературеи латәаралатәи аҟәша,салгоит 1990ш. Аусура салагоит  1990ш Баслахәтәи ашкол аҿы ааӡаҩыс, иара убас  Аҧсуа бызшәа дсырҵон. 1992ш. аибашьра алагеит. Ҧхынҷкәын 13-1992ш. ақ. Москваҟа ҳмаар ада ҧсыхәа ҟамлеит аҭаацәартә ҭагылазаашьа иахҟьаны. 1994ш.инаркны иахьа уажәраанӡа  Аҧсуа бызшәа дсырҵоит  Москва аҧсуааи егьырҭ амилаҭқәа Аҧуса бызшәа зҵарц зҭаху. Амҽышатәи Аҧсуа школ аҿы аус зуан. Уажәы Аҧсуа бызшәа дсырҵоит  Аҧснытәи ацҳаражәҳарҭаҿы Москва.p> Abhazca dil kursumuza katılmak istiyorsanız lütfen aşağıdaki kısa formu doldurun. https://forms.gle/xXUybFCW5AgeoFwr8strong>p>nanKaffed

Sultan Sosnaliyev, Abhazya’nın Çerkes Kahramanı

Kafkasya savaşların ve kahramanlıkların coğrafyasıdır. Her zaman zorlu bir mücadele içinde olan Kafkasyalılar Nart Destanlarından beri birçok kahraman çıkarmıştır. Bu kahramanların son temsilcilerinden biri de Sultan SOSNALİYEV’dir. Sosnaliyev hem Abhazların hem de Çerkeslerin kahramanıdır. Abhazya’nın Kabardey Savunma Bakanı olarak iki dönem görev yapan Sultan Aslambekoviç Sosnaliyev 23 Nisan 1942 ‘de O dönemde Kabardey -Balkar Mezdeug Bölgesinde yer alan Vinogrodnoye Köyünde doğdu.  Bu bölge 1953 ten itibaren Kuzey Osetya Cumhuriyetine dahil olmuştur.  Sosnaliyev, Sovyetler Birliği Hava Kuvvetlerinde Albay rütbesine kadar yükselerek uzun yıllar görev yaptı. 1989'da Sosnaliyev, SSCB'nin Onurlu Askeri Pilotu unvanı alarak SSCB Silahlı Kuvvetlerinden Albay rütbesi ile ayrıldı. Tüm Sovyet dönemi boyunca bu rütbeyi alan tek Çerkes olduğu bilinmektedir. Bir süre Kabardey ’de inşaat sektöründe çalıştı.1992 de Abhazya’nın bağımsızlık savaşı başladığında Dağlı Halkları Konfederasyonu’nun Askeri kanadının başına geçti. Adığe –Abhaz kardeşliğine olan inancı onun Abhazya’nın Gürcistan tarafından işgaline karşı direnişe gönüllü olarak katılmasını sağlamıştır. Abhazya’nın Bağımsızlık Savaşı’nın lideri Vladislav Ardzinba ile tanışmış ve onunla birlikte Abhazya’nın kurtuluşu için mücadele etmiştir.   1992 yılı ağustos ayında Abhazya-Gürcistan savaşı başlayınca, gönüllü Çerkeslerle birlikte Abhazya’ya geldi. Savaş sırasında Abhazya ordusunda komutanlık görevleri üstlendi. Gudauta merkezli Devlet Savunma Komitesi'nin kadrosunun başına atandı ve savaşın planlayıcılarından biri oldu. Savaş sırasında Abhazya ordusu savaş merkezi yönetimi ve Savunma Bakan Yardımcılığı yaptı. Abhazya’nın bağımsızlığını kazanmasında Vladislav ARDZINBA ile omuz omuza mücadele ederek önemli rol oynadı. Bağımsızlık Savaşı’nda gösterdiği kahramanlıklar ve üstün başarılardan dolayı Sosnaliyev’e 1994 yılında "Abhazya Kahramanı" unvanı ile birlikte “ General “ rütbesi verildi.p> Sultan Aslambekoviç SOSNALİYEV; 1993-1996 yılları ve 2005-2007 yılları arasında iki dönem Abhazya Savunma Bakanlığı görevini yürüttü. 2007’de Savunma Bakanlığı görevi sona erince Kabardey’e, doğduğu topraklara döndü.     Abhazya'nın kahramanı, Abhazya Cumhuriyeti Silahlı Kuvvetleri Generali, en yüksek devlet ödülü “Birinci Derece Onur ve Şan” sahibi, Abhazya'nın kahraman evladı Kabardey Sultan Aslambekoviç Sosnaliyev 22 Kasım 2008'de Dünya yolculuğunu tamamladı. Çerkeslerin deyişiyle  “Dünya’dan indi”. Baksan’da, doğduğu topraklarda, bir kahraman olarak toprağa verildi. Sosnaliyev ’in bir büstü bugün Sohum’un merkezinde Askeri Şeref Parkı'nda, Abhazya’yı işgalden kurtaran  “Çağımızın Kahramanları”nın gömüldüğü yerde, silah arkadaşı ve yoldaşı General Sergey Dbar'ın anıtının yanında Abhazya’yı ve Abhazları selamlıyor. Biz de Kuzey Kafkasya’nın geçtiğimiz yüzyıldaki bu büyük kahramanını saygıyla selamlıyoruz. Mücadelesi ve hayatı yeni yetişen Çerkes gençlerine, tüm Kuzey Kafkasyalılara örnek olacaktır.nanKaffed