Adıgey Cumhuriyeti 29 Yaşında

Bugün Adıgey Cumhuriyeti'mizin kuruluşunun 29.yıldönümü'nü kutluyoruz. Çarlık Rusyası'nın yıkılmasından sonra 27 Temmuz 1922'de Kuban Karadeniz Eyaleti içinde "Çerkes (Adıge) Özerk Bölgesi" kuruldu. Özerk bölgenin ismi bir ay sonra "Adıge (Çerkes) Özerk Bölgesi" ve 1928'de "Adıge Özerk Bölgesi" olarak değiştirildi. Adıge Özerk Bölgesi, 1937'de kurulan Krasnodar Eyaleti'ne bağlandı.p> 3 Temmuz 1991'de Adıge Özerk Bölgesi '' Cumhuriyet" statüsüne çıkarılarak 5 Ekim tarihinde Adıgey Cumhuriyeti kuruldu. 5 Ocak 1992'de Aslan Carım Adıgey Cumhuriyeti'nin ilk Cumhurbaşkanı olarak seçildi. Adıge kültürü, kimliği ve dilinin Anayurt'ta sonsuza dek yaşayacağına inanıyor, diaspora ve anayurt ilişkilerinin Adıgey Cumhuriyeti'nin kuruluşunun 29. yıldönümünde ve daha sonraki yıllarda da artarak gelişmesini diliyoruz. nanKaffed

Adıgey Cumhuriyeti 29 Yaşında

Bugün Adıgey Cumhuriyeti'mizin kuruluşunun 29.yıldönümü'nü kutluyoruz. Çarlık Rusyası'nın yıkılmasından sonra 27 Temmuz 1922'de Kuban Karadeniz Eyaleti içinde "Çerkes (Adıge) Özerk Bölgesi" kuruldu. Özerk bölgenin ismi bir ay sonra "Adıge (Çerkes) Özerk Bölgesi" ve 1928'de "Adıge Özerk Bölgesi" olarak değiştirildi. Adıge Özerk Bölgesi, 1937'de kurulan Krasnodar Eyaleti'ne bağlandı.p> 3 Temmuz 1991'de Adıge Özerk Bölgesi '' Cumhuriyet" statüsüne çıkarılarak 5 Ekim tarihinde Adıgey Cumhuriyeti kuruldu. 5 Ocak 1992'de Aslan Carım Adıgey Cumhuriyeti'nin ilk Cumhurbaşkanı olarak seçildi. Adıge kültürü, kimliği ve dilinin Anayurt'ta sonsuza dek yaşayacağına inanıyor, diaspora ve anayurt ilişkilerinin Adıgey Cumhuriyeti'nin kuruluşunun 29. yıldönümünde ve daha sonraki yıllarda da artarak gelişmesini diliyoruz. nanKaffed

Kültür Emekçilerimiz Adıge Kültür Festivali’nde Ödüller Aldılar

Adıgey Cumhuriyetimizin kuruluşunun 100. Yıldönümü etkinlikleri çerçevesinde, 27-29 Eylül 2020 tarihleri arasında düzenlenen 9. Uluslararası Adıge Kültür Festivaline Türkiye’den 5 derneğimiz ile 1 bireysel katılım gerçekleştirilmiştir. Bu yıl Covid19 Küresel Pandemi önlemleri nedeniyle online yapılan festival, Adıgey Cumhuriyeti Kültür Bakanlığı tarafından organize edimiştir. Etkinliğin amacı Adıge dilini, kültürünü, tarihini, folklorunu, gelenek ve göreneklerini genç nesillere aktarmaktır. Festivale Türkiye, Almanya, Amerika, Kanada, İsrail, Ürdün, Kabardey Balkar, Karaçay Çerkesk, Osetya, Abhazya, Moskova ve St.Petersburg’dan 125 grupta yaklaşık 600 kişi katılmıştır. Кuşu Svetlana’nın sunumuyla gerçekleşen festivalde; Kahramanmaraş Kafkas Kültür Derneği "Fitzemaq Müzik Grubu" enstrümantal müzik ve yorum kategorisinde birincilik ve ikincilik dereceleri almıştır. Aynı grubun solisti İrem Balcı bireysel müzik kategorisinde ikinci olmuştur. İstanbul’dan Kafkas Çerkes Derneği "Mafe Müzik Grubu" festivalde ikincilik ödülü almıştır. Samsun Çerkes Derneği "Şıble Halk Dansları Topluluğu" folklor grubu üçüncü olmuştur. Ketenciler Çerkes Kültür Derneği " Ketenciler Wored Gup-Ketenciler Müzik Topluluğu" ikincilik almıştır. Müzik dalında bireysel katılım sağlayan Ayşenur Şimşek ise üçüncü olmuştur. Festivale gerek Türkiye’den gerek dünyanın farklı bölgelerinden katılan sanatçılarımızı tebrik ediyoruz. {gallery}/haber/kafkasya/2020/2020_Adigey_Festival_Kazanilan_Belgeler{/gallery}p> {gallery}/haber/kafkasya/2020/2020_Adigey_Festival_Kazanan_Dernekler{/gallery}p> p> Festival Açılış Konuşması Linki: https://www.youtube.com/watch?v=tOtimHARU3M&feature=youtu.bep> Festival Kapanış Konuşması Linki: https://www.youtube.com/watch?v=_zWn7w8h05M&feature=youtu.bep> nanKaffed

Kenan Alpay Özür Dilemelidir

Habertürk Televizyon Kanalı’nda 29 Eylül 2020 Salı gecesi yayınlanan “Açık ve Net” programında Kenan Alpay tarafından sarfedilen Abhazya Cumhuriyeti ve Güney Osetya Cumhuriyeti’ne yönelik hakaret içeren ifadelere ilişkin açıklama ve özür talebi içeren yazılarımız Kenan Alpay’a ve Habertürk Televizyonu’na gönderilmiştir. nanKaffed

Kenan Alpay Özür Dilemelidir

Habertürk Televizyon Kanalı’nda 29 Eylül 2020 Salı gecesi yayınlanan “Açık ve Net” programında Kenan Alpay tarafından sarfedilen Abhazya Cumhuriyeti ve Güney Osetya Cumhuriyeti’ne yönelik hakaret içeren ifadelere ilişkin açıklama ve özür talebi içeren yazılarımız Kenan Alpay’a ve Habertürk Televizyonu’na gönderilmiştir. nanKaffed

Vakıflar Genel Müdürü Burhan Ersoy’a Tebrik Ziyareti

Genel Başkanımız Yıldız Şekerci ve Yönetim Kurulu üyeleri Vakıflar Genel Müdürü Burhan Ersoy’u ziyaret ettiler. Pandemi nedeni ile gecikmeli olarak gerçekleşen ziyarette Sayın Burhan Ersoy’a, toplumumuzun ve kurumumuzun yeni görevi nedeni ile tebrikleri ve başarı dilekleri iletildi. Federasyonumuz ve çalışmalarımız hakkında Sayın Burhan Ersoy’a bilgi verilerek Vakıflar Genel Müdürlüğü ile işbirliği imkanları değerlendirildi. nanKaffed

Vakıflar Genel Müdürü Burhan Ersoy’a Tebrik Ziyareti

Genel Başkanımız Yıldız Şekerci ve Yönetim Kurulu üyeleri Vakıflar Genel Müdürü Burhan Ersoy’u ziyaret ettiler. Pandemi nedeni ile gecikmeli olarak gerçekleşen ziyarette Sayın Burhan Ersoy’a, toplumumuzun ve kurumumuzun yeni görevi nedeni ile tebrikleri ve başarı dilekleri iletildi. Federasyonumuz ve çalışmalarımız hakkında Sayın Burhan Ersoy’a bilgi verilerek Vakıflar Genel Müdürlüğü ile işbirliği imkanları değerlendirildi. nanKaffed

Bir Yazar Bir Eser : ADSIZ ROMAN – Sema Soykan

“…Cennette savaş yok biriciğim, Ruslar orada öldüremez bizi!” dedikten sonra turkuaz mavisi gözlerini, bebeğini yutan dev dalgalara çevirdi ve devleşen vücudunu Karadeniz’in kara sularına bıraktı…”p> “…Jankat: Osmanlıda çok kalmayacağım. Vazifemi tamamlayıp tez vakit döneceğim. Vatanımı aldılar, ailemi aldılar, sevdiğimi aldılar, yetmedi…”p> “Geldim güzel gözlüm, Janset’im, artık yanındayım. Söz veriyorum seni ömrüm boyunca yalnız bırakmayacağım.” demek için yerinden doğrulduğunda…p> *** Çerkes toplumunun kültürüne, tarihine, sürgüne dair, titiz ve uzun soluklu araştırmanın ürünü olan “Adsız Roman” kitabının yazarı Sema SOYKAN, kitabı, “Dayatılan hayatı yaşayanlara, savaşın, göçün acılarını çekenlere, hepsinden önemlisi, özgürlüğün, aşkın, sevginin ve de vefanın değerini bilen cesur yüreklere” ithafen yazmış.                      p> Roman, anneannesi tarafından kaleme alınan “Adsız Roman”ı, satmak istediği küpün içinde bulan Neri ve Aras’ın sıra dışı öyküsü ile Janset-Jankat- Elbruz’un 1864’deki sarsıcı aşk hikâyesini sürükleyici bir kurgu eşliğinde aktarmış.p> “Yaşanmış olaylar ile kurgunun iç içe geçtiği roman, Kuzey Kafkasya’dan Osmanlı’ya sürgün edilen Çerkeslerin göç öncesi ve sonrasında yaşadığı derin acıları, vefa ve aşk arasında kalan Janset’in duygu yüklü aşkını anlatıyor.”p> “Sürgünün görünen ve görünmeyen yüzünü, Rusya-Kafkasya-Osmanlı arasında geçen olayları, stratejileri, ulusal benliklerinin ve varlıklarının sürmesinden başka istekleri, topraklarına sahip çıkmaktan başka gayeleri olmayan Çerkeslerin onurlu mücadelesini anlatıyor.”p> Tutkulu, hasretle sınanmış, vicdan muhasebesine maruz kalmış, Janset, Jankat ve Elbruz üçgeninde yaşanan zorlu, zahmetli aşk öyküsü nefesinizi kesecek.p> Eser, “Köyleri Ruslar tarafından yakılıp yıkılan, sahillerde haftalarca teknelere binmeyi bekleyen Çerkes halklarının, açlıkla, hastalıkla mücadelesine, yüz binlercesinin de Karadeniz’de batan teknelerde boğulduğu gerçeğine değinirken, paralel kurgu ile bugüne izdüşen olaylar anlatılıyor.”p> Sadece tarihsel olaylar değil, aynı zamanda bu soylu toplumun kültürlerine, adetlerine, danslarına, sözsüz anayasalarına dair her türlü bilgi, yaşanmış olaylardan esinlenerek kurgu içinde özenle paylaşılmış.p> Kitap, adı konamamış soykırımlar için, aşk ve vefa arasında seçim yapmak zorunda kalanlar için yazıldı.p> Eser, sadece 19. yüzyılda değil, 21. yüzyılda yaşananların da geçmişine ışık tutmuş.p> Sema SOYKAN, bu büyük acıya ortak olmaya çağırıyor okurlarını.  p> BÜYÜK ACIYA ORTAK OLMAMAK MÜMKÜN MÜ? p> Sema Hanım, müsterih olun, bu güzel eseri okuyup bu büyük acıya ortak olmamak, tarifsiz sancıları yürekte hissetmemek ne mümkün!p> Eminim romanı okuyan herkes büyük acıyı, çekilmez sancıyı sahne sahne yaşamıştır.p> An olmuş, gözyaşlarıyla, nefeslerin daralışıyla…p> An olmuş, yürek atışları ve acılar içinde aşkı, sevdayı, vefayı yüreğinde yaşatarak.p> Acıyı, ölümü, sürgünü, aşkı, vefayı en derinden hissederek.p> Romanın her karesine sinmiş çok değerli tarih ve kültür bilgisi var.p> Anlaşılan Sema Hanım, çok geniş bir kaynak taraması yapmış.p> Bu da farklı bir tarih ve kültür kaynağı oluşturmuş.  p> SEMA HANIMLARA ÇOK İHTİYACIMIZ VARp> Sema Hanım gibi çok yönlü, çok aktif, bir o kadar duyarlı kaç Çerkes kadınımız var bilmiyorum.p> Ama Sema SOYKAN’ların sayısının artmasına çok ihtiyacımız var, onu iyi biliyorum.p> Sema Soykan’ların sayısının artması temennisiyle.   HARİKA BİR TV DİZİSİ OLABİLİR p> Romanı okurken neler hissettim bilir misiniz? Bu konu ve bu kurgu ne kadar güzel bir TV dizi filmi senaryosu olur!p> Eminim, nefes nefese izlenirdi. p> Umarım, “Neden olmasın!” ın, “İyi olurdu!” nun ilerisine geçebiliriz.p>   p> p> GENÇLER BU ROMANI MUTLAKA OKUYUNp> Gençler, Janset’in temiz, pak aşkını okuyun. Satır aralarında; vatan sevgisi nedir, gerçek aşk, gerçek sevda, gerçek vefa nedir… sorularına cevaplar bulacak, bu büyük aşkı yürekten alkışlayacaksınız.p> Görün bakın hayatınızda neler neler değişecek! Sayfaları heyecan ve coşkuyla çevirirken gözyaşlarınızla birlikte yüreğiniz kontrolden çıkacak, “aşk ve savaş” çok farklı bir atmosferde hayat bulacak.p> Elbruz ve Janset’in sığınmak zorunda kaldıkları Zahret Hala’nın gizemli evinde gelişen olayları nefesinizi tutarak okuyacaksınız.p> Ayrıca, kocaman bir tarih, kalın bir “xabze” kitabı okumuş kadar da tarih ve kültür bilgisi sahibi olacaksınız.p> “İyi ki okudum, iyi ki Sema Hanım’la tanıştım!” diyeceksiniz, kitabı, eşinize dostunuza, tüm sevdiklerinize hararetle tavsiye edeceksiniz.p> Sema Soykan’ın üç yıllık titiz araştırmasının sonucunda “Alfa Yayınları” ndan çıkan “Adsız Roman 1864 Çerkes Sürgünü ve Soykırımı” kitabı 5. baskısını yaptı.p> Sema SOYKAN Kimdir?p> Anne tarafından Şapsığ, baba tarafından Abhaz olan Sema SOYKAN, Sinop doğumlu.p> Üniversiteyi Adana’da okudu. Üniversite, yüksek lisans, iş, evlilik, çocuk… derken Adana’da devam eden hareketli bir hayat.p> Tekstil alanında faaliyet gösteren şirketi ile istihdam yaratmaya çalışan bir iş kadını.p> Ayrıca, pek çok STK’nın, gerek yönetim, gerekse sosyal komitelerinde yer alarak öncelikli olarak çocuk ve sağlık adına projeler üretip uygulayan duyarlı, gayretli bir aktivist. p> Halen, sanat, görsel ve yazılı medya ve edebiyat camiasından dostlarıyla kültürel çalışmalar yürütmektedir.p> Sema Soykan’ın “Adsız Roman”ı dışında yayınlanmış “Aşka Dair” ve “Aşk Her Kadına Yakışır” adlı çok satan kitapları da var.p> Ayrıca, yeni kitap hazırlığında olduğunu da biliyorum.p> Sema Hanım’a, toplumumuz ve kültürümüze katkılarından dolayı içtenlikle teşekkür ediyor sağlık, huzur ve başarı dolu nice güzel günler diliyorum.p>   ESERDEN BÖLÜMLERp> “… Suphi Doğan, önce çatlayan küpün kapağını inceledi, ardından sağa sola birkaç kez salladı ve ‘Galiba bunun içinde bir şey var!’ diyerek dar ağızlı porselen küpü tek hamleyle kırdı.”p> “Aras, küpten dökülen notlara ve beyaz çiçekli patiska ile rulo yapılmış, mavi kurdele ile sıkıca bağlanmış bir düzine A4 kâğıdına şaşkınlıkla bakarken Suphi Doğan, yazılanları incelemeye başlamıştı bile.”p> “İnanılır gibi değildi, bunların bir kısmı Adıge dilinde, bir kısmı Osmanlıca yazılmış. O kadar eski ki nereden baksanız yüz, yüz elli yıllık.”…p> “Ayrı kalem ve el yazısıyla yazılan Türkçe mektubu da okuduktan sonra şaşkınlığı ve telaşı had safhaya çıkmıştı Suphi Doğan’ın!”p> “…Sararmış, yıpranmış bir düzine kâğıdı masanın üzerine koyan Aras, ‘Neri, sana önemli bir şey söylemem gerekiyor. Getirdiğin küpün içinden bu kâğıtlar çıktı.’ Bir de kurdeleyle rulo yapılmış sayfalar dolusu yazı. Ama sana ait olup olmadığını bilmiyorum. Küpün, aile yadigârı olduğunu söylediğin için ailene ait olabileceğini düşündüm.” dedi.p> “Neri, telaşlı, tedirgin ve şaşkın bir yüz ifadesiyle, ‘Zannetmem ama emin değilim. Olabilir de… Peki, baktın mı neler yazıyor?’ diye sordu…”p> “Neri, bazı cümlelerin ardından birkaç kez nefes alıp veriyor, konu içinde anne ve anneanne kelimesi her geçtiğinde sesi cılızlaşarak titriyor, zihni andan uzaklaşıp anılara dalıyordu.”p> “Annem topu tutmak için zıpladıktan sonra birden yere yığıldı. Peşinden babam. Beni vurmadılar. Demek ki vurulacak kadar büyümemişim. Annemi ve babamı vurdular Aras… “p> “Acımasızca öldürdüler onları. Üstelik benim ısrarımla gittiğimiz kampta. Oysaki bir kereliğine çocukluğumu yaşamak istemiştim. İşte o gün, sadece çocukluğumu değil, her şeyimi kaybettim…”p> “Onlar cennette midir sence?” “Ya benim yaşadığım hayat?”p> “Cehennem sadece ölenler için mi?” “Neri’nin aklı, küpten çıkan mektuplardaydı. Akşam eve gelir gelmez ilk sayfayı heyecan ve merakla eline aldı ve şu satırları nefes nefese okudu: “1840 yılında doğan büyük büyük anneannem Janset’in 1864’te yaşanan Kafkasya tehcirinde ve Osmanlıya göç sonrası Sinop’ta yaşadıkları…”p> “…Janset’in özenle sakladığı, Jankat’ın göçün görünen ve görünmeyen yüzünü yazdığı, Rusya-Kafkasya-Osmanlı arasında geçen olayları, stratejileri anlattığı notlarından derlenen bilgiler...”p> “Romanın adını koyamadım. Tamamladığımda torunum Neri’nin koymasını istiyorum.  Onun okuyacağı günün sabırsızlıkla bekliyor olacağım”.p> “Yazdıklarımı biricik torunum, yasemin kokulum, güzeller güzeli Neri’me ithaf ediyorum. Ayrıca aşk ve vicdan arasında seçim yapmak zorunda kalanlara.” p> “Dayatılan hayatı yaşayanlara. Savaşın, göçün acısını çekenlere. Hepsinden önemlisi özgürlüğün, aşkın, sevginin ve de vefanın değerini bilen cesur yüreklere… (Neriman Yılmaz PAKER)p> “Yıl 1864 aylardan Şubat… Elbruz, Hamuçka köyüne yaklaştıkça gökyüzünde asılı duran dumanlardan Janset’in köyünün de ateşe verildiğini anladı. Yolda karşılaştığı köylülere Janset’i sordu. “p> “Nenof Anneyi gördüklerini ama Janset’in kafilede olmadığını duyunca Janset’in evine gitmeye karar verdi …”p> “Ne yakacak mumları, ne gaz lambaları ne de karanlık geceyi aydınlatacak renkli hayalleri vardı. Savaşın topla tüfekle süngüyle sildiği renklerden gri ve siyah kalmıştı geriye. Geceyi aydınlatan tek ışık Elbruz’un umut yüklü cümleleriydi. Umudunu kaybetmemek için bu cümlelere tutundu Janset. Elbruz ise Janset’e dokunmamak ona aşkını haykırmamak için kendisini öyle zor tutuyordu ki …”p> “Atların kişnemesi, koyunların melemesi, köpeklerin havlaması,  anaların ağıtları, yurdundan uzaklaşan çaresiz insanların dağlarına, yurtlarına vedalarını anlatan acıklı şarkıları yorgun adımlarına eşlik ediyordu…”p> “Onun küçük gözlerinde acıyı ama beraberinde umudu gördü. Korkuyu, beraberinde cesareti, isyanı,  beraberinde itaati… Kızın yüzünde acıyı kendisininkiyle mukayese edince bakışlarını utanarak kaçırdı…”p> “Yaşlı kadın önce Janset’e ardından Elbruz’a… “Burada ilk soruları ben sorarım gençler! Şimdi söyleyin bakalım kimsiniz?”p> “Janset’in bu hali Elbruz’u şaşırtmıştı. İki gündür adeta ölmek için yaşayan kız, Jankat’ın adını duyunca nasıl olmuş da bu kadar canlanmıştı. Aslında sorusunun cevabını biliyordu, Aşk…”p> “Gençlerin sosyalleşmesi, eğlendirirken öğreten, hazır cevaplık, hoşgörü, pratik zeka, analiz etme yeteneklerinin gelişmesini sağlayan ‘worşer’, ‘zehes’ gibi oyunlar, etkinlikler sayesinde  yaralılar da diğer gençler de mutlu görünüyordu.”p> “Setenay kim Alkas?”p> “Pur eğlencesinin yapıldığı köydeki Hacı İbrahim Ağa’nın kızı.” “Setenay’ın adını ikinci kez duyan Janset, iki kez yutkundu.  Nedense bu kızın varlığı onu şaşırtmamıştı. Tuhaf bir içgüdüydü bu. Altıncı his mi demeliydi, yoksa âşığa malum mu olurdu?p> “Janset’in kalbi değil yerinden köyden dışarı fırlayacakmış gibi atmaya başladı. Kendisi için yazılan mektup en üstte ve ayrı duruyordu… Heyecandan ve meraktan terleyen avuçlarını eteğine silerken gaz lambasının titrek ışığında gözü ilk kelimelere takıldı… Güzeller güzeli Janset’im. Gururlu, güçlü, cesur sevdiğim. En kısa zamanda yanında olacağım…”p> “…Nereden mi bilirim? Kulağını aç da dinle o zaman.  Bundan sekiz yıl önceydi, bir sabah uzaklardan gelen top ve tüfek sesleriyle uyandık. Çok geçmedi ki sesler köyün içinden de gelmeye başladı. Hanuko Ahmet ve iki oğlum, Bolet ile Berkok silahlarını kapıp koşarak evden çıktılar. Sonra kapımız kırılırcasına vurulmaya başladı…”p> “Şubat 1864, Kafkasya sahillerinde yüzlerce gemi var. Korsanlar dâhil herkes bu yağmadan nemalanmaya çalışıyor. Kafkasyalıların malı, canı aleni ticari meta oldu. Soygunun, talanın adı değişti ticaret oldu. İnsanlar gelen gemilere binebilmek için birbirlerini eziyor…”p> “Evlatlar analarından, sevdalılar birbirinden koparılıyordu. Rus zabitlerinin insafsız dipçiklerinin gölgesinde bir yüreğin yarısı kıyıda kalırken diğeri denize açılıyordu…”p> “Ne adaletsiz bir dünyaydı. Kimisine cennet kimisine cehennem… Yaşadığın coğrafya kaderindi kimisine hayat, kimisine ölüm hazırlayan… Din kavgası, toprak kavgası…”p> “Hasan, Blena’nın beli ile göğsü arasına sıkıştırdığı bebeğinin cesedini, güçsüz kollarından çekip aldı, şaşkın bakışlar altında suya attı. Blena, soğukkanlılıkla yerinden doğruldu, ninniden kalan son cümleyi tamamladı, “Cennette savaş yok biriciğim, Ruslar orada öldüremez bizi!” dedikten sonra turkuaz mavisi gözlerini bebeğini yutan dev dalgalara çevirdi ve devleşen vücudunu Karadeniz’in kara sularına bıraktı.”p> “Zahret Hala: Yok oğul yok, bu saatten sonra toprağımı bırakıp Osmanlıya gidemem. Bize emanet edilmiş nice can vardır, onları yarı yolda bırakamam. Benim vatanım da mezarım da burası olacak oğul. Bu yaştan sonra bilmediğim toprağa gömmesinler beni.”p> “Jankat: Osmanlı da çok kalmayacağım. Vazifelerimi tamamlayıp tez vakit buraya döneceğim. Vatanımı aldılar, ailemi aldılar, sevdiğimi aldılar, yetmedi yüzümü de aldılar. Hele bir döneyim bunun öcünü öyle bir alacağım ki!”p> “Hançerini, annesi için, anneannesi için, yaşamadığı çocukluğu, kendisiyle hiçbir zaman gurur duymayan babası için saplıyor, bir yandan ağlıyor,  eksikliklerinin öcünü tekrar tekrar almaya çalışıyordu.”p> “Geldim güzel gözlüm, Janset’im artık yanındayım. Söz veriyorum seni ömrüm boyunca yalnız bırakmayacağım. Demek için yerinden doğrulduğunda…”p> “Annesiz, babasız bir çocuk ne kadar büyüyebilirse ben de o kadar büyüdüm işte. Hep bir yanım noksan, hep bir yanım imkânsız hayallerle dolu. Hayallerimde de pembe panjurlu, bol pencereli ev değil annem var Aras!”p> Bakalım Neri, annesine kavuşabilecek mi, sır perdesi aralanacak mı?p> Ya vatanından sürgün edilen yürekleri sevgi dolu, yiğit, vefakâr insanların Osmanlı macerası…p> TEMENNİp> Sema Hanım, hep sağlık ve huzur içinde kal!p> Yeni kitapları heyecanla bekliyoruz! İnanıyorum ki toplum ve kültür duyarlılığı içinde olan herkes, bu güzel eserin hakkını verecektir.p> “Adsız Roman” ın çok kişiye daha ulaşması, çok daha fazla kişi tarafından okunması, eserden toplumumuzun azami derecede istifade etmesi temennisiyle... p> Selam ve sevgilerimle.     p>   p>nanYemuz Nevzat Tarakçı

Hepimizin Zaferi

Derneklerin biraz atalet süreciydi. Pek fazla gelen giden olmuyor, ekip çalışmaları haricinde bir etkinlik ilgi çekmiyor, biraz da dönemin koşulları, millet geçim derdine düşmüş, bu işlere vakit kalmıyordu. Dil biraz daha konuşulur durumdaydı, sonra duruş, davranış biçimlerinin falan da korunmuş olduğu görünür vaziyetteydi. Neyse işte gençler fotokopiyle çoğaltılan bültenler çıkarıyor, bulabildikleri her şeyi paylaşıyor, büyükler artık kent hayatına uyum sağlamış bu yeni kitleyi biraz şaşkın, aslında memnun, dikkatle izliyordu. Dernek Yönetimlerinin yıllardır bitmeyen derdi bir bina bir de olursa talebe yurdu olabilecek bir yer oluşturmak, bütün faaliyetlerden bu amaçla gelir elde etmek tutkusu haline gelmişti. Belki de bu yüzden “Para istenir de mahcup olur muyuz” diye üyeler dernekten uzak durur olmuştu. Bu arada işi bilenler bir şeyler hissetmiş gibi, Federasyon olma çalışmaları büyük bir özveriyle hızlandırıyordu.  “İşte Müzik, İşte Folklor, Abhazya’dan” afişleri, biletleri derneklere ulaşmaya başladı. İlk kez Kafkasya’dan bir folklor ekibi geldi. Bozuk videobant görüntülerinde izlediğimiz profesyonellerle karşı karşıya inanılmaz mutluyduk. Yine işi bilenler “durum nasıl” diye soruyordu, “kaygıya gerek yok” cevapları içimizi rahatlatıyordu. Bu arada dünyanın her yerinde hareketlilik artıyor, yıkılmış doğu blokunun kalıntıları arasında yer tutmaya çalışanlar birbirlerine karşı sertleşmeye başlıyordu. Sonra birden, öyle hiç beklenmezken, aniden savaş patladı. Gürcü ordusu Abhazya’yı işgal etmiş, Abazalar direniyormuş ama… aması işleri zor, sayısı kaç, gücü ne ki Abazaların… Haber duyulur duyulmaz, o kapısı kilitli, sadece birkaç gencin arada sırada uğradığı derneklere bir hal oldu. Geniş katılımlı toplantılar, sıkı bir iletişim başlayıverdi. Para istenecek diye derneğe uğramadığını sandığımız insanlar, “Daha ne verebiliriz?” diye her gün geliyor, haber soruyor, bilgi istiyorlardı. Aynı hızla yardım kampanyaları başladı. Bir karton kutu koymuşlar ortaya, millet içine bir şeyler atıyor, ter içinde bir abi geldi bir gün, bir inşaat işçisi, elindeki bütün parayı kutuya bıraktı, yaya yürüyüp gitti evine. Kalabalık bir günde sonra, bir konuşmacı savaş mağdurlarının durumunu ve ihtiyaçlarını anlatırken, biri kalktı parmağından nikâh yüzüğünü çıkarıp koydu kutunun içine, sonra yine sessizce gidip oturdu yerine. Gençler hızla Abhazya’ya gitmenin yolunu arar oldular, aileler yüz yıldan sonra vatanına bağlılık duyan, hem de canını verecek kadar bağlılık duyan çocuklarına bir daha şaşırdılar. Kimse “durun” demedi, deseler de dinlenmeyeceği belliydi. Yerel gazetelere haberler taşınıyor, devlet dairelerinden yardım kampanyaları için onay, mitingler için izin alınıyor, o küçücük derneklerin kısık sesi güçleniyor, diasporayı şaşılacak bir hız ve güçle organize ediyordu. Yönetimler tüm birikimlerini bu alana yönlendirdiler. Daha bir ay önce kapısı örümcek bağlamış dernekler, bu haklı direnişin diaspora üssüne dönüştüler. Bilen bilir, Abhazya zaferinden sonra başlayan Çeçen savaşlarında işte bu tecrübe görev almıştır. Gönüllüleri, akrabalarımızı, köylülerimizi, arkadaşlarımızı soruyor, Abhazya’yı daha bir öğreniyor, daha bir seviyor, benimsiyorduk. İşin daha ilginci, şehit haberlerine, patlamalarla dolu savaş görüntülerine rağmen, hiç kimse ümidini yitirmedi. Sanki Zaferi ilk günden biliyor, bekliyorduk. Haklıydık, “Niye kaybedelim ki?” diye düşünüyorduk. Sonra direnişçilerimizin hızla ilerlediğini, sonra kentlerimizin işgalden kurtarıldığını, sonra zaferin kazanıldığını izledik. Sonra zaferimizi, haklılığımızı, kararlılığımızı ulaşabildiğimiz her yere duyurduk. Velhasıl, kimse “Ben Abaza değilim” demedi. “Ben doğru bulmuyorum” demedi. “Bu işin içinde olanlarla küsüm” demedi. “Politik bakışıma uymuyorlar” demedi. Kimse kimseye “Sen Abaza değilsin” de demedi. Ayıptı o zaman böyle şeyler söylemek. O zaman kıt kanaat, nasıl ki biz bize, omuz omuza, yürek yüreğe yürüdüyse bu millet, bugün de aynı ruhu taşıyor, aynı yöne bakıyor, rahat olun. Dokuz yaşındaki çocuktan doksan yaşındaki ihtiyara kadar herkes işin içindeydi. Doktorundan memuruna, işçisinden köylüsüne tek gündem Abhazya’nın kurtuluşuydu. Ve bilinsin ki bu zaferi kazanan sadece Abhazya değildir. Bu zafer, aynı zamanda, boşluğa düşmek üzere olan derneklerin; nedense artık bir araya gelmeyi önemsemez görünen bir toplumun… Bu zafer, bir tarihin, bir kültürün, bir milletin zaferidir. Bu zafer Abaza, Adıge, Oset, Çeçen, Dağıstanlı… Bu zafer, haklılığa inanmış, güçlünün değil doğrunun yanında olan; bu zafer, kanının değerini unutmayan herkesin zaferidir. Bu zafer, kardeşliğin, birlikteliğin, fedakarlığın, azmin ve ümidin zaferidir. Bu zafer, hepimizin zaferidir. Kutlu olsun. nanŞ. Şamil Koç

Ayaayra: Yaşasın Birlik, Zafer ve Özgürlük

Аиааира; Нагӡара ақәзааит Аидгылара, Аиааира, Ахақәитраp> Ҳара ҳтоурых, Кавказиа аҭоурых, ахьааи,ашьеи, лаӷырӡылеи иҭуп. Кавказиа, жәытәнатә аахыс ажәыларақәа, ампыҵахаларақәа ирықәшәеит. Аибашьра аныҟамыз аамҭацк азыҟамлеит. Ҳара Кавказаа аибашьра есқьинаагьы иаҳҭахымхаӡеит. Ҳаԥсадгьыл ахьчара ада хыккәык ҳашьҭамлеит. Аха ажәыларақәа, аибашьрақәа ҳара иҳашьҭымӡааит. Нас аҭоурых иадыруа зегьреиҳа игәымбылџьбараз ахҵәарагьы ҳақәшәеит. Ҳаԥсадгьыл аҟынтә ҳахдырҵәеит. Амлакреи, арыцҳахәреи, аҿкы чмазараи рла ҳақәԥаны, ҳаԥсы еиқәҳархеит. Ассимилиациа, ақәмычрақәа, акыдцаларақәа рла ҳақәԥаны, ҳаԥсы еиқәҳархеит. Иахьа, ихадароу ҳзинқәа рзы,ҳхатәы бызшәа,ҳкәылтура, ҳхаҿра армырӡразы, Ԥсыуак ԥсыуаҵас, Адыгак адыгаҵас, Чеченк Чеченҵас, Ауаԥск уаԥсҵас, дынхап ҳәа, ҳажәлари рикултуреи ахьчаразы ҳақәԥоут. Абарҭқәа рымшала, ҳара иазгәаҳҭо амшқәа еиҳараӡак, агәырҩара, аџьабара иамшуп. Амыткума ҳәаны, ҳацәыӡқәа ргәалашәара ирымшуп. Иахьазаҵәык ада... Иахьа ҳара ҳзы Аиааираи Ахақәитреи ирныҳәа мшуп. Иахьа ҳара, ҳгәырӷьара ҳазҭахқәоуи рла рыцаҩшьара, ашәа ҳәара, акәашара иамшуп. Иахьа Аиааираи Ахақәиҭрақәеи ҳныҳәоит. Ҳхақәитра анаҳныҳәо; Ахақәитра ҳзаазгаз ҳԥыза, раԥхьатәи Аԥсуа аҳәынҭқарра хада Владислав Григори-иԥа Арӡынбаи, 1992 Нанҳәамза рзы Аԥсны зҭагылаз амцақьауқьат заҳаз Кавказ ажәларқәа зехьынџьарантә, Черкьезқьинтә, Маикопунтә, Налчикинтә, Грознинтә нас адиацпора, Ҭырқәтәылантә, Шьамтәылантә, Амсыртәылантә, Иордантәылантә Аԥсныҟа иеихаз ҳашьцәа, Ефкани, Баҳадыри, Ҳанефи, Ведаҭи, Зафери аԥсадгьыл азы, Ахақәитра азы, аиашьареи аидгылареи рзы зыԥсы згәаӷьыз, иҭахаз зегьы нас ихәахәа ҿахәаны зыԥсы еикәхазгьы рҿаԥхьа патула ҳхырхәоит, хашҭра рықәӡам. Аԥсны иалнаршақәаз маҷӡам, аӷьацара иаҿуп. Жәларбжьаратәи аҭыԥ алнахит, ахьыԥшьымра змоу ҳәынҭқаррахеит. Амала уажәыгьы иҟаҵату ҳаусқәа маҷӡам. Ҳнаӡараны ҳхьыҟоу амҩақәа ҳамоуп. Убри азы ессымша ҳгәацԥыҳәареи ҳгәашьамхи,ҳџьабааи ирыцаҳҵароуп,ҳха ҳмеигӡакәа ақәԥара ҳҿызаароуп. Ҳакавказиа,ҳаблагәы Ҳаԥсны, уажәыгьы ашәарҭара агӡам. Кавказиа иазкны згәы ҟьашьу апланқәа ҳзыҟазҵо аимпериақәа шҟоу ҳдыруеит. Арҭ амчқәа раԥхьаӡа ҳара ҳаидгылара,ҳаиашьара цәҟьарас иалырхуеит,аиашьеи аиашьеи реичырчара, Аԥсни Кавказиа иҟоу рашьцәеи асал рыбжьаҵара, адиацпораи Аԥсни реимадара ԥырхага аҭара, Аԥсны амацара цхыраада ааныжьра рҭахуп. Зегьы иаҳдыруеит,адиацпора аԥеиԥш,Аԥсны аԥеиԥш,Кавказиа аԥеиԥш лаша аидгылареи ҳаиашьара ахьчареи рла ишьақәгылоит. 1992-93 рзы ҳшеидгылаз еиԥш ҳанеидгыла аӡәгьы дшаҳзымиааиуа ҳдыруеит. Аллаҳ згәы цқьоу ажәларқәа зегьы, агәыбзиара,аҭынчра, агәырӷьареи абаиареи рыгимжьааит... Нас Аллаҳ ҳаргьы, Аԥсуаа, Адыгаа, Чеченуаа, Ауаԥсаа, Даӷьсҭанаагьы ихамышҭааит.p> Нагӡара ақәзааит Аидгылара, Аиааира Ахақәитра!p> Кавказ Ахаидкыларҭақәа Рфедерациа. Ayaayra: Yaşasın Birlik, Zafer ve Özgürlükp> Bizim tarihimiz, Kafkasya'nın tarihi, acılarla, kanla, gözyaşı ile dolu. Tarihi boyunca saldırılara, işgallere uğradı Kafkasya. Savaş hiç eksik olmadı. Hiçbir zaman savaşmak istemedik. Vatanımızı korumak dışında bir sevdamız olmadı. Fakat saldırılar, savaşlar peşimizi bırakmadı. Ve tarihin gördüğü en acımasız soykırımlardan birine uğradık, vatanımızdan sürgün edildik. Açlıkla, sefaletle, salgın hastalıklarla mücadele ettik, ayakta kaldık. Asimilasyonla, baskıya, zorbalıkla mücadele ettik, ayakta kaldık. Bugün, hala en temel haklarımız için, dilimiz, kültürümüz, varlığımız için, bir Abaza, bir Adıge, bir Çeçen, bir Oset, bir Dağıstanlı gibi yaşayabilmek için mücadele ediyoruz. İşte bu nedenle, bizim önemli günlerimizin hemen hepsi yas günü. Ağıtlar yaktığımız, kaybettiklerimizi andığımız günler. Bugün hariç... Bugün bizim zafer ve özgürlük bayramımız. Bugün bizim, mutluluğumuzu paylaşma, şarkı söyleme, dans etme günümüz. Bugün zaferi ve özgürlüğü kutlayacağız. Özgürlüğümüzü kutlarken, özgürlük savaşımızın başkomutanı, ilk devlet başkanımız Vladislav Ardzınba'yı, 1992 Ağustos'unda Abhazya’ya düşen ateşi duyar duymaz Kafkasya’nın dört bir köşesinden, Çerkesk'den, Maykop'tan, Nalçik'den, Grozni'den ve diasporadan, Türkiye'den, Suriye'den, Mısır'dan, Ürdün'den Abhazya’ya koşan tüm canları, Efkan'ı, Bahadır'ı, Hanefi'yi, Vedat'ı, Zafer'i, vatan uğruna, özgürlük uğruna, kardeşlik ve birlik uğruna canlarını feda eden tüm şehitlerimizi ve gazilerimizi rahmet ve saygı ile anacağız. Abhazya, çok işler başardı, çok gelişti. Uluslararası arenada yerini aldı, saygın bir devlet haline geldi. Fakat hala yapılacak çok işimiz, ulaşılacak zorlu hedeflerimiz var. Bu nedenle her gün, motivasyonumuzu ve çabalarımızı arttırmalı, daha çok çalışmalı, daha çok mücadele etmeliyiz. Kafkasyamız, gözbebeğimiz Abhazya’mız, hala ciddi tehdit altında. Kafkasya üzerine oyunlar oynamayan, bir ucundan bir yerlere çekiştirmeye çalışmayan egemen güç yok. Bu güçler ilk olarak bizim birlikteliğimizi, kardeşliğimizi hedef alıyor, kardeşi kardeşe düşürmeye, Abhazya’yı gerek Kafkasya’daki kardeşlerinden, gerekse diasporasından koparmaya, yalnızlaştırmaya çalışıyor. Hepimiz biliyoruz ki, diasporanın geleceği, Abhazya’nın geleceği, Kafkasya’nın geleceği ancak birlikten ve kardeşliğimize olan bağlılığımızdan geçiyor. 1992-93'de olduğu gibi bugün de birlikte olduğumuz sürece bize kimsenin gücünün yetmeyeceğini biliyoruz. Allah tüm insanlara, sağlık, barış, huzur, mutluluk ve refah versin... Ve Allah bizleri, Abazaları, Adıgeleri,Çeçenleri, Osetleri, Dağıstanlıları da unutmasın. Yaşasın birlik, zafer ve özgürlük!p> Nıgzara akzayt aydgılara, ayaayra, ahakuytra!p> Kafkas Dernekleri Federasyonu +''+nan+''+Kaffed