Yemuz Nevzat Tarakçı
KAFDAV Yayınları tarafından yayımlanan “Çerkeslerde Görgü Kuralları- Adıge Etiketi” Çerkes kültür tarihinin en temel referans kaynaklarından biridir.
Bu eser, sıradan bir “görgü kitabı” olmayıp Çerkeslerin yüzyıllardır koruduğu toplumsal normlar ile yaşam felsefesini (Adıge Xabze) bilimsel ve antropolojik bir metodolojiyle ele alır. Eserin odağında; bir toplumu ayakta tutan ahlâkî derler ve gündelik hayattaki davranış kalıpları yer alır.
Bğajnoko, bu eserde şu ana başlıkları inceler: Yaşlılara, kadınlara ve çocuklara karşı sergilenecek tutumlar. Sosyal hayattaki öncelik sıralamaları. Misafirin karşılanması, ağırlanması, uğurlanması ve ev sahibinin sorumlulukları. Ayakta durma, oturma, selamlaşma, sofra adabı, jest ve mimiklerin taşıdığı simgesel anlamlar. Toplumsal alanda ve aile içinde nezaket, mesafe ve karşılıklı saygı esasları. Yazılı olmayan hukuk sisteminin sosyal uyumu ve adaleti sağlama mekanizmaları.
Görgü kurallarının sadece yüzeysel bir nezaket ritüeli olmadığını; Adığağa (insanilik/insani erdemler) ve Nemıs (saygı/lekesizlik) kavramlarıyla doğrudan bağlantılı olduğunu gösterir.
Bilgiler masa başında teorik kurgularla değil; Kafkasya’daki köylerde yapılan doğrudan gözlemler, mülakatlar ve folklorik kayıtların bir araya getirilmesiyle oluşturulmuştur.
Küreselleşme ve hızlı değişim çağında, yazılı olmayan bu zengin kültürel mirası kayıt altına alarak gelecek kuşaklara ve diasporaya ulaştıran en sağlam kaynaklardan biridir.
Bğajnoko’nun bu eseri, Adıge Xabze’yi kuru bir gelenekler toplamı olarak değil; saygının, nezaketin, estetiğin ve birlikte yaşama kültürünün modern bir analizi olarak sunar.
Teşekkür: Bu değeri eseri Türkçeye kazandıran Sayın Çetao Nadir Yağan, sağlığınız, pozitif enerjiniz, kültürel duyarlılığınız daim olsun, iyi ki varsınız, teşekkürler!

Nadir Çetao Yağan Kimdir?
Sinop’un Durağan ilçesine bağlı Gökdoğan (Çerkesler) köyünde doğdu. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi Türk Dili ve Edebiyatı bölümünden mezun oldu.
Yozgat, İzmit ve Ankara’da Türk Dili ve Edebiyatı Öğretmenliği yaptı. 1994 yılında Türkiye’den ayrılarak eşiyle birlikte Abhazya’ya gitti. Burada iki yıl yaşadıktan sonra Kabardey Balkar Cumhuriyeti’nin başkenti Nalçik’e taşındı. Ardından Adigey Cumhuriyeti’nin başkenti Maykop’a yerleşerek yaşamını uzun yıllar burada sürdürdü.
2022 yılından bu yana Abhazya’nın başkenti Sohum’da yaşamaktadır. Araştırma ve çevirilerinin yanında sosyal medyada, farklı Çerkes platformlarında dönüş ve diaspora üzerine pek çok yazısı olan Yağan, Çerkes diasporasının anavatanla kurduğu bağı kendi deneyimleri, gözlemleri ve sahada tanıklık ettiği insan hikayeleri üzerinden aktaran nadir isimlerden biridir.
BARASBİ HAÇİMOVİÇ BĞAJNOKOV (1947–2020)
Barasbi Bğajnoko, Çerkes (Adıge) dünyasının yetiştirdiği en önemli ve saygın etnolog, tarihçi, sosyolog ve kültür araştırmacılarından biridir.
Kabardey-Balkar Cumhuriyeti’nde doğup büyüyen Bğajnoko, ömrünü Çerkeslerin toplumsal yapısı, geleneksel sözsüz iletişim biçimleri ve kadim yaşam felsefesini akademik düzeyde incelemeye adamıştır.
Kabardey-Balkar’ın Baksan şehrinde doğdu. KBC- Devlet Üniversitesi Filoloji Fakültesinde öğrenim gördü.
SSCB Bilimler Akademisi Dilbilim Enstitüsü’nde lisansüstü eğitimine devam etti. KBC Devlet Üniversitesi’nde pedagoji ve psikoloji alanında çalıştı.
Moskova N.N. Mikluho-Maklay Etnografya Enstitüsü’nde tarih bilimleri doktoru oldu. Daha sonra Etnoloji Bölümü Başkanı oldu. Çalışmalarında Adıgelerin etnik tarihi, etnogenezi, arkeolojisi, geleneksel kültürü, ahlaki değerleri, aile yapısı ve kişilerarası iletişim biçimleri önemli yer tuttu.
Bğajnokov 200’den fazla bilimsel çalışmanın ve 14 monografinin yazarıdır. Çalışmalarının bir bölümü ABD, Almanya, Çekoslovakya, İsveç, Bulgaristan ve başka ülkelerde yayımlandı.
Bilimsel çalışmaları nedeniyle Kabardey-Balkar Cumhuriyeti Onurlu Bilim İnsanı unvanına layık görüldü. Abhazya’da da çeşitli devlet nişanlarıyla ödüllendirildi

Bğajnokov Aralık 2020’de hayatını kaybetti. Onun çalışmaları Adıge khabze, etik, insan ilişkileri ve kültürel kimlik üzerine araştırma yapanlar için bugün de başvurulan kaynaklar arasında yer almaktadır.
ESERDEN KISA KISA
Adığelerde ve diğer Kafkas halklarında ve hatta başka halklarda akrabalık ilişkisinin türüne göre iletişimin; sıralama, akrabalara ikinci bir ad verme, birin yanında sessiz durma, birinden kaçınma gibi kendine özgü teknik özellikleri vardır.
Adığe, Kafkasya’nın Kabardey, Çerkessk, Adıgey gibi bölgelerinde yaşayan bazı etnik grupların kendine verdiği addır. Diğer doğu halkları ve Avrupa halkları arasında yaygın olarak Çerkes adıyla bilinirler. Adığe etiketinin ayırt edici özellikleri: Alçak gönüllülük ve hoşgörü, yaşlıya, misafire ve kadına karşı nezaket, saygı…
Alçakgönüllülük ve Hoşgörü İlkesi
- Dobrovin şöyle yazar:Doğuştan cesur, olası tehlikelere çocukluktan alışmış Çerkesler övülmekten itinayla sakınırlar. Çerkes, askeri başarılarından hiç bahsetmez, onların yüceltmez, böyle bir davranışı yakışıksız sayardı. En cesur savaşçılar (yiğitler) olağanüstü alçak gönüllüydüler. Sessiz konuşurlardı,başarılarıyla övünmezler, herkese yer vermeye hazırlardı. Anlaşmazlıklarda sessiz kalırlardı. Öte yandan gerçek bir hakarete yıldırım hızında, silahla ancak tehditsiz ve küfürsüz cevap verirlerdi…
“Bir Çerkesin, her ne şekilde olursa olsun kendi marifetleri hakkında konuşması kendine başarılar atfetmesi en büyük kusur görülür. Aynı şekilde bir insanı kendisi varken, yani yüzüne karşı övmek de iki yüzlü aşağılık bir davranış kabul edilir.” (Han Girey)
Bu kuralın, günümüzde özellikle sofralarda ve başka yerlerde birinin onuruna övgüler düzmeyi seven Kabardeyler arasında çok az uygulandığı söylenebilir. Ancak “Birini yüzüne karşı övmek, onu yüzüne karşı kötülemekle aynı sayılır.” Atasözü de hâlâ kullanılmaktadır…

Çocuklar Övülmez
Ana-babanın çocuklarına övmesi hatta onlar hakkında konuşması bile yasaklar arasındadır. Bir delikanlı ve genç kız, ebeveynlerinin yanında övülürse ebeveynler konuşmacının sözünü kesmeyi görev bilirdi.
Oğlu övülen kişi mesela şöyle cevap verirdi. “O çocuktan mı bahsediyorsun? Kes şunu lütfen, o henüz bir şey olamadı.” Ağabeyleri de küçük kardeşleri hakkında aynı ruh halinde konuşurdu.
Misafire kim olduğunu, nereden geldiğini ve nereye gittiğini sormak en az 2-3 gün yasaktı. Misafire öncelikle Adığe etiketinin gereği olan hizmetleri ve onuru sağlamak gerekiyordu…
O, Bir Düşman Olsa da Misafirdir
Ölüm döşeğinde bir adam görmüştüm, tabuta o kadar yakındı ki artık hiçbir umut yoktu ama eve girdiğimizde onu ziyarete geldiğimizi anladı ve kırık kemiklerine rağmen ayağa kalkabilmek için bütün gücünü toplayıp o kadar çabaladı ki korkunç bir acıyla düştü bayıldı. Halini görmek acı vericiydi. (Han Girey)
Prenslerin cesetlerini Kanako’nun evine getirirler. Kocasının cansız bedenini yerde gören prenses, tahmin edilebileceği gibi onun için yas tutmaya başlar. Önünde yatan cesetlere bir süre yakından bakarak susar ve bahçedeki mutfağın eşiğinden biraz ileride yatan Atajukin’in cesedini işaret ederek şöyle der: “O, bir düşman olsa da misafirdir, janteye (baş köşe) yatırın!”
Bu, gerçekten de imrenilesi bir öz denetim örneğidir. Bir ceset söz konusu iken üstelik kocasının ölümünden sorumlu bir adam cesedi bile olsa prenses, Çerkes nezaketini asla bırakmamıştır…
Yaşlılara Saygı İlkesi
Küçükler, büyüklerin huzurunda mütevazı olmak zorundaydılar; böbürlenmek, övünmek, kendisi hakkında uzun uzun konuşmak, etiketin büyük bir ihlali kabul edilirdi…
Misafirperverlik İlkesi
Misafir, kutsal ve dokunulmazdır. Geldiği yere mutluluk ve esenlik getirir. Adığe, misafiri çok sever. Ekonomik durumuna bakılmaksızın her Adığe misafirperverdir. En büyük misafir, uzak diyarlardan gelendir. Her aile, oturulan evden biraz uzakta özel bir misafirhane ve atların bağlanabilmesi için tavla inşa eder, misafirhanede ikramlarda kullanılmak üzere her türlü araç gereç bulundurulur, duvarlara silahlar asılır. Misafirhanenin kapıları 24 saat açıktır, gelip geçenler ev sahibine sormadan orada kalabilir…

Kadına Saygı İlkesi
Her şeyden önce Adığeler arasında anaerkil geleneklerin istikrarlı olduğunu söyleyebiliriz. Nartların lideri tüm zor konulardaki danışmanı bilge Setenay, zeki ve nazik Meleçupkh, kadın savaşçı Laşin, eliyle ışık saçan Adiyuh imgeleri halkın hafızasında halen canlıdır…
Orta Çağ’ın sonlarında Avrupa ve kısmen Asya ülkelerinde feodal Çerkesya kadınlarının dünyanın en güzel kadınlar olduğuna yaygın olarak inanılıyordu.
Adığe geleneklerine göre erkekler, kadınları korumak, ona yardım etmek için mümkün olan her şeyi yapmak zorundaydı. Bir kadına yardım teklif talebi, erkek tarafından genellikle sorgusuz sualsiz yerine getirilirdi. (Han Giray)
Çerkes kadınları, toplum içine yüzleri açık ve özgürce çıkarlar, erkeklerle tokalaşırlar, bazı durumlarda toplantılarda konuşurlar ve hatta ata binip süvarilerle birlikte çatışmalara giderlerdi. Çerkes gençleri kızlarla rahatlıkla görüştükleri için birini sevme ve duygularını tanıma fırsatına sahiplerdi…
Namus ve Adığağa
Adığağa, (Adığelik) ulusal karakterin idealize edilmiş özellikleridir. Adığe etiketine dayanan şövalye onurunun gereğidir. Kısacası bir kişiye adliğeliği var deniliyorsa bu onu misafirperverliğinin, yaşlılara ve kadınlara saygılı olduğunun, yardımseverliğinin, yiğitliğinin, dayanıklılığının, insanlığının, hoşgörüsünün, sözüne güvenirliğin vb. göstergesidir. Adığağa, nüfusun büyük kısmı için en yüksek değerdir, kişinin erişmek istediği bir idealdir…
Selamlaşma Vedalaşma Ritüelleri
Selamlaşma ve vedalaşmanın görünen basitliğinin arkasında toplumun tarihsel gelişim aşamalarının ve karmaşık insan ilişkileri izleri yatmaktadır. Adığelerin nezaket ifade eden sözleri kendilerine özgüdür. Otobüste boş koltuğa kimin oturacağına karar verirken, masada misafire ikramda bulunurken ve benzeri durumlarda karakteristik sözler duyulabilir…
Gelin, özellikle aile içinde hiçbir akrabasına özel adıyla hitap etmez. Kayınvalidesine prenses, prensesimiz, hanımefendi gibi saygı ve tevazu ifade eden kelimelerle hitap eder. Kaçınma geleneğine uygun olarak kayınpederiyle hiç konuşmaz ancak üçüncü şahıslara ondan bahsederken dede, büyük dede, beyimiz der…
İsimler ve Akrabalık İlişkileri ile İlgili Tabular
Gelinler, görümcelerine hitap ederken asıl isme eklenen bir başka ismi, bir takma ismi veya yaşadıkları yerde çok sevilen bir ismi kullanırlar. Kayınvalideler, gelinlerine aşağıdaki gibi ikinci adlar verilir: nurlu canım, ruhum, nurlu gelin, tatlı gelin, bal gelin, altın gelin… Geline ikinci adım verilmesi psikolojik olarak onun aileye kabul edildiğini sembolize eder…
Adığeler, günümüzde bu geleneği, ikincil unvanları ve isimler ilişki ve etkileşimlere nezaket, karşılıklı saygı ve hürmet verir, şekilde açıklıyorlar. İkinci isim verme ve hitabetle ilgili geleneklerin birçoğunun günümüzde tamamen veya kısmen unutulma aşamasında olduğuna dikkat edilmelidir…
Hayvan İlaç ve Hastalıklar Hakkındaki Tabular
Hayvanların insan dilini işittiği ve anladığı fikri, avcılığın sınırlarını aşan bir dizi başka yasağın ortaya çıkmasına neden olmuştur. Örneğin Adığeler yılan yerine “uzun kuyruklu” denilmesine tavsiye ederler…
Bazen “O muhteşem Adığe Xabze artık kalmadı!” diyenleri duyuyoruz. Peki bu doğru mudur? Tabii ki hayır, bunlar ülkemiz halklarının kültüründe meydana gelen dönüşümlerin özünü anlamak istemeyen veya anlayamayan insanların boş boş konuşmalardır. Adığe etiketinin bir zamana Avrupalıların çok hoşuna giden o iyi, güzel yönleri daha da gelişerek yaşıyor…
TEMENNİ
Umarım duyarlı toplumumuz, bu güzel eserden gereği gibi faydalanır, “Çerkeslerde Görgü Kuralları- Adıge Etiketi” çok kişiye ulaşır, çok kişi tarafından okunur. Umarım halkımız daha fazla okur, daha çok sorgular; kendisine, tarihine, kültürüne, sanatçısına, bir avuç yazar ve çizerine, şairine daha çok sahip çıkar, sanat ve edebiyatta daha çok derinleşir, daha fazla zenginleşir. Tarihi, kültürü, kimliği ile barışık, huzur içinde yaşayan daha müreffeh bir toplum temennisiyle.