Üçüncü Geliş: Romantizmden Sorumluluğa / Haçemiz Selim Ukbe Sezgin

Haçemiz Selim Ukbe Sezgin

Bazı coğrafyalar haritada sınırlarla, bellekte ise sızılarla ve özlemlerle çizilir. Kafkasya, diasporada büyüyen her genç için önce anlatılan bir masal, sonra duvara asılan bir harita, en nihayetinde ise içinde hep bir yerlerin eksik kaldığını fısıldayan kadim bir çağrıdır.

KAFFED Siyaset Akademisi’nin ilk dönemini geride bırakan gençlerle birlikte, bir haftalığına bu çağrının kaynağına, anavatana doğru yola çıktığımızda sadece kişisel eşyalarımız yoktu; teorik tartışmalarımız, kimlik arayışımız, diasporanın geleceğine dair sorularımız ve birbirine karışan umutlarımız vardı.

Benim için bu topraklar yabancı değildi; sınırdan içeri adım attığımda üçüncü kez aynı havayı soluyordum. Ancak bu defa hissettiklerim, önceki iki gelişimden çok farklı bir eşiğe oturdu. İlk geliş bir keşiftir; şaşkınlıkla etrafa bakar, anlatılanlarla gördüklerinizi eşleştirmeye çalışırsınız. İkinci geliş bir teyit niteliği taşır; gördüğünüz yerleri tanır, aidiyetinizi pekiştirirsiniz. Üçüncü geliş ise artık romantik bir heyecanın ötesine geçer; gözünüzdeki buğu dağılır, yerini berrak bir muhakemeye, duyguyla harmanlanmış derin bir sorumluluk bilincine bırakır.

Grup içinde ilk kez ata topraklarına ayak basan arkadaşlarımın gözlerindeki o ışıltıyı izlemek, bu yolculuğun belki de en vurucu yanıydı benim için. Bir gencin, dedelerinin terk etmek zorunda kaldığı nehir kenarında durup suya bakışındaki sessizlik; kitap sayfalarında okunan bir tarihin ete kemiğe büründüğü andır. Dağların heybeti karşısında duyulan o ilk ürperti, yalnızca doğanın gücünden değil, hafızanın dirilişinden kaynaklanır. Onların ilk heyecanına şahitlik ederken, kendi ilk adımlarımı hatırladım; ama hemen ardından aklımın bir köşesinde duran o soru belirdi: “Bu heyecanı, yarını kuracak bir akla nasıl dönüştüreceğiz?”

Siyaset Akademisi çatısı altında aylarca diplomasiyi, sivil toplumu, kamu yönetimini ve diasporanın stratejik geleceğini tartıştık. Anavatanda geçirdiğimiz bir hafta, bu teorik zeminin pratiğe çarptığı yer oldu belki de. Kafkasya yalnızca geçmişimizin yasını tuttuğumuz bir hatıra defteri olarak kalamaz. Orası; yaşayan, üreten, dönüşen, bugünün ve yarının dünyasında kendi sesini arayan somut bir gerçekliktir. Öyle ki, bazen sadece bu topraklara fiziksel olarak varmanın, o eşikten içeri adım atıp yerleşmenin tek başına tüm sorunları çözmeye yeteceği gibi naif bir kabulle karşılaşabiliyoruz. Elbette bir coğrafyada sadece “bulunuyor olmanın” bile kendi içinde ne kadar kıymetli olduğu ve ne kadar hürmete şayan bir niyet taşıdığı tartışılmaz. Ancak hayat, çoğu zaman yalnızca bulunmanın sunduğu o konforlu aidiyetle yetinmiyor; arkasına sığınılan o masumiyet örtüsünü aralayıp bugünün dilini konuşmayı, yerel dinamiklerle sahici biçimde bütünleşmeyi ve varlığı üretken bir katma değere dönüştürmeyi fısıldıyor. Zira bir yerde sadece ikamet etmekle, o yerin dertlerine ve gerçek geleceğine omuz vermek arasındaki o ince ayrım, belki de en çok böyle temaslarda kendisini belli ediyor.

Diaspora ile anavatan arasındaki köprü, sadece geçmişe duyulan nostaljiyle ayakta duramaz. Romantizmin gücü büyüktür, insanı yola çıkarır; fakat o köprünün üzerinden ağır yükleri taşıyabilmek için bilgiye, kurumsal ilişkilere, ortak projelere ve serinkanlı bir politik vizyona ihtiyaç var. Gençlerin anavatanı yalnızca “kutsal bir sığınak” değil, birlikte iş üretilecek, fikir geliştirilecek, kültürel ve akademik ortaklıklar kurulacak bir “ortak zemin” olarak görmesi şarttır. Bu bir haftalık yolculuk bize şunu net bir biçimde gösterdi: Anavatanı anlamak: onun bugünkü dertleriyle dertlenmek ve bugünkü dinamiklerine uyum sağlamakla mümkündür. Ayrılık vakti geldiğinde, geride bıraktığımız şey yalnızca karlı dağ zirveleri veya yeşil vadiler değildi: kendi geleceğimize dair üstlendiğimiz somut bir ödevdi.

Üçüncü kez dönerken valizim ağır değildi belki ama zihnim çok daha berrak. Köklerimizin nerede olduğunu biliyoruz; şimdi asıl mesele, o köklerden beslenen dalları yarının rüzgârına karşı nasıl güçlü ve diri tutacağımızdır.

Share