Bayramlaşma
nan 03.02.2004 Salı (Bayramın 3.) günü saat: 14.00 16.00 arasında Derneğimizde Bayramlaşma toplantısı yapılacaktır. Üyelerimizin katılması rica olunur.Yönetim KuruluDIV>Kaffed
nan 03.02.2004 Salı (Bayramın 3.) günü saat: 14.00 16.00 arasında Derneğimizde Bayramlaşma toplantısı yapılacaktır. Üyelerimizin katılması rica olunur.Yönetim KuruluDIV>Kaffed
nan Derneğimiz Ankara'ya bağlı Dalyaka (Teşrek) Çerkes köyünde kurban kesim kampanyası düzenlemiştir. Kampanya kapsamında kurbanlıklarımızın fiyatı 6.000.000 TL/kg olarak belirlenmiştir. Kurbanlıklarımız en az 40 kg ağırlığındadır. Kesim işini ehil kişiler kendileri yapabilecek veya vekalet vererek yaptırabilecektir. Kampanya hakkında ayrıntılı bilgi ve katılım için yönetim kurulu üyemiz Olcay Ertan ile (532) 362 96 13 numaralı telefon vasıtası ile görüşebilirsiniz.Kaffed
nan Derneğimiz Ankara'ya bağlı Dalyaka (Teşrek) Çerkes köyünde kurban kesim kampanyası düzenlemiştir. Kampanya kapsamında kurbanlıklarımızın fiyatı 6.000.000 TL/kg olarak belirlenmiştir. Kurbanlıklarımız en az 40 kg ağırlığındadır. Kesim işini ehil kişiler kendileri yapabilecek veya vekalet vererek yaptırabilecektir. Kampanya hakkında ayrıntılı bilgi ve katılım için yönetim kurulu üyemiz Olcay Ertan ile (532) 362 96 13 numaralı telefon vasıtası ile görüşebilirsiniz.Kaffed
nan Ankara Kafkas Derneği tarafından geleneksel olarak düzenlenen ve her ayın ilk Cuma akşamı hemşehrilerin buluşup hoşça vakit geçirmesine vesile olan kültür ve eğlence gecelerinden Ocak ayı gecesi 2 Ocak Cuma akşamı saat 20:00'de başlayacak. Yeni yılın bu ilk gecesine tüm hemşehrilerimiz davetlidir. Kaffed
nan Ankara Kafkas Derneği tarafından geleneksel olarak düzenlenen ve her ayın ilk Cuma akşamı hemşehrilerin buluşup hoşça vakit geçirmesine vesile olan kültür ve eğlence gecelerinden Ocak ayı gecesi 2 Ocak Cuma akşamı saat 20:00'de başlayacak. Yeni yılın bu ilk gecesine tüm hemşehrilerimiz davetlidir. Kaffed
Dillerin kaynağı hakkında eski bir soru: Hz.Adem Hangi Dili Konuşuyordu? p> Dil aileleri ve gen havuzları: Dillerin ortak bir atası bulunabilir mi?p> İlginç bir biçimde, gelecek bir adım ötemize kadar gelmiş ve bu yüzyıl sona ermek üzereyken, kaçınılmaz 2001 yılı artık güncel bir tarih haline gelirken[1], uzak geçmişimizin araştırılması akademik çevrelerin daha önce hiç olmadığı kadar çok ilgisini çekmeye başladı. Daha da ilginç olanı ise, geleneksel olarak kendilerini geçmişin dipsiz kuyusuna bırakmaya alışkın olan Golotoglar[2] ve Arkeologların saflarına, bilimsel araştırmanın yüzü geleceğe dönük öncüleri sayılabilecek olan genetikçilerin de katılmış olmasıdır. Sanki insanoğlu, binyılın dönümünde artık ihtiyarladığını anlamış ve bir insanın sekseninci doğum gününde çocukluk anılarını hatırlamaya çalışması gibi, bu kadar uzun zamandır varoluşunun hikmetini arayarak kökenlerini sorgulamaktadır.span>p> Artık gözden düşmeye başlamış ve kendine sermaye yaptığı geçen yüzyılın ihtişamını tüketmekte olan karşılaştırmalı tarihsel dilbilim, son yirmi yılda ikinci baharını yaşamaya ve diğer bilim dallarından da ilgi görmeye başlamıştır. Bunu sağlayan bilim adamlarının arasında en önemlisi, Stanford Üniversitesi’nden Joseph H. Greenberg’dir. Greenberg’in, sayısı 1.500 civarında olan Afrika dillerini 1960’larda yaptığı radikal bir çıkışla dört fila (Büyük Aile) içinde sınıflandırarak bu bilim dalına yaptığı ilk yenilikçi katkıya o zamanlar kulak tıkanmış ve bu çalışma belirli bir şaşkınlık yaratmanın ötesinde ses getirmemiştir (The Languages of Africa, Bloomington 1963).p> Greenberg, yaklaşık yirmi yıl sonra daha da radikal bir sadeleştirme ile Amerika’nın yerel dillerini, o zamana kadar içinde sınıflandırıldıkları yaklaşık 150 dil ailesinden, sadece üç fila’ya indirgemiştir. Bunların üçüncüsü olan Amerind dil ailesi Greenberg’e göre, Amerika Birleşik Devletleri’nden Tierra del Fuego’ya[3] kadar Amerika kıtasında konuşulan bütün dilleri içermektedir (Language in the Americas, Stanford 1987). Amerika’da, birbirine sıkı sıkıya bağlı bir grup olan uzmanların tepkisi bu kez çok daha sert olmuş, hatta Greenberg’le iletişimi kesmeye kadar varmıştır. Fakat Stanford’un yaşlı kurdu (Greenberg 1915 yılında doğmuştur), amacına ulaşmak için bir an bile duraksamadan çalışmaya devam etmektedir. ªimdilerde kendisinden, 38. paralelin kuzeyinde Atlantik ve Pasifik Okyanusları arasında, Portekizce’den Eskimo diline kadar konuşulan bütün dilleri bünyesinde toplayan Avrasyatik (Eurasiatic) phylum’u[4][hakkında bir çalışma bekliyoruz. Bu, sayısı şu anda 5.000 civarında olan dillerden oluşan ormanı yalnızca on iki ana dala indirgemek gibi zor, zor olduğu kadar da iddialı olan programın bir aşamasıdır (Tablo 1). Nihai amaç, bütün dillerin ortak atası olan kaynak dil’e (monogenesis) ulaşmaktır.span>p> Yirmi yıl öncesine kadar kaynak dil, bu konuda çalışma yapacak olan dilbilimcilerin bilimsel itibarlarını ciddi şekilde tehlikeye atacak, bilimsel olmayan bir konu olarak görülüyordu. Fakat eşyanın tabiatı gereği, üzerinde çetin tartışmaların yaşandığı bu konuyla ilgilenenler kamplaştı ve konuya yönelik kamuoyu ilgisi de arttı. Afrika ve Amerika yerlilerinin dillerinin sınıflandırılmasına Greenberg’in vurduğu darbeler de belirli dogmatik görüşlerin yıkılmasına ve karşılaştırmalı tarihsel dilbilimin ortaya çıkış nedenine yönelmesine, yani belgeler ve hafızanın izin verdiğinin ötesindeki tarih öncesi döneme ışık tutmasına neden oldu. Greenberg’in en sadık takipçisi olan öğrencisi Merrit Ruhlen’e göre kaynak dilin varlığının ispatlanması artık neredeyse bir adım ötemizdedir ve var olan bütün diller arasında bir akrabalık ilişkisinin bulunduğu, küresel benzerlikler (global etymologies) kavramı ile özetlenen, kayda değer miktardaki sözcük karşılaştırmaları sayesinde ispatlanmış durumdadır. Bu alandaki çalışmalara devam edilmesi yönünde kuvvetli bir teşvik de, genetik alanından ve en ileri seviyedeki moleküler biyoloji araştırmalarından gelmektedir.p> Seksenlerde, Berkeley Üniversitesi’nden Allan Wilson önderliğindeki bir grup araştırmacı, insanlara uygulanan ve DNA’nın kuşaklar arasında aktarılması alanında kaydedilen son gelişmelerden hareketle içsel yeniden yapılanma (internal reconstruction) adını verebileceğimiz bir çalışma yürüttüler. Genetik alanındaki kıt bilgilerimi zorlayan Wilson’un yöntemini açıklamak için bir örnekten yararlanacağım. Her birimiz vücudumuzda, atalarımızdan bize miras kalan bir gen birikimini taşıyoruz; başka bir deyişle yaşayan birer fosiliz. DNA’larımız, bir ağacın yaşını gösteren iç içe geçmiş halkaların kesiti gibi uygun bir şekilde seçilmiş durumda. Bu nedenle, değişik halkları temsilen, uygun bireylerden alınacak örnekler sayesinde dünyanın şu anki nüfusunun genetik olarak geçmişini ortaya koyma imkanı mevcuttur. Bu plan, Stanford Üniversitesi’nde çalışan İtalyan araştırmacı Luigi Cavalli-Sforza tarafından bir sonuca ulaştırılmıştır (History and Geography of Human Genes, Princeton 1994).p> Greenberg ile aynı ortamda bulunmak ve birlikte çalışmak, Cavalli - Sforza’yı dil - halk denklemini dayanak noktası kabul ederek bir adım ileri gitmeye yöneltti; ki bu açıkça dil aileleri ile halkların dünya üzerindeki yerleşimleri arasındaki bağlantıyı ortaya koymaya yönelikti (Tablo 2). Geçtiğimiz on yıl, genetik ve dilbilimsel sınıflandırmalar hakkındaki makalelerle bilimsel ve popüler dergilerin bir açılımına sahne oldu. Çalışmaları sonucunda Cavalli-Sforza’nın sağladığı ilerlemenin hakkını verdikten sonra, bize de bu sonuçları değerlendirmek düşmektedir. Horatti ve Coratii gibi, aynı anda yalnızca bir hasımla mücadele edecek ve Greenberg’le başlayacağım.p> Dilbilimsel sınıflandırmanın temel sorunu, diller arasındaki kalıtımsal benzerliklerin, tesadüfi ses benzerlikleri ve karşılıklı sözcük alışverişlerinden ayırt edilmesidir. Karşılaştırmalı tarihsel dilbilim tarafından geliştirilmiş olan yöntem, bir Glottologun bilimsel çalışmalarını, amatör bir polyglot’un[5] yakaladığı tesadüfi benzerliklerden ayırt etme imkanı vermektedir. Usandırıcı bir ders vermek zorunda kalmadan bu durumu göstermek için, kolayca anlaşılabilecek bir örnek vereceğim. Gündelik dilden alınan üç İtalyanca sözcüğü, örn. dieci, avere ve strada; aynı anlamları taşıyan Almanca karşılıkları olan zehn, haben ve Strasse ile karşılaştıracak olursak hepimiz, ilk kelime çifti (dieci-zehn) arasında görmediğimiz bir benzerliği ikinci ve üçüncü kelime çiftleri arasında (avere-haben, strada-Strasse) görebiliriz. Karşılaştırmalı tarihsel dilbilim ortaya koyabilir ki, (a) dieci ve zehn ortak bir kökten gelmektedirler, (b) avere ve haben tesadüfi olarak benzeşiktirler ve (c) Strasse, Roma İmparatorluğu döneminde kullanılan strata adlı Latince kelimeden türeyerek Almanca’ya geçmiştir.span>p> Öte yandan, aynı şekilde tre, madre ve stare kelimelerini drei, Mutter ve stehen kelimeleri ile karşılaştırırsak, ilk bakışta fark edilen benzerlikler karşılaştırmalı tarihsel dilbilim bulguları ile örtüşür nitelikte olacaktır: bu örnekteki üç kelimenin iki dildeki karşılıkları da aynı kökenlerden gelmektedir ve bu durum, İtalyanca ile Almanca arasında genetik bir akrabalık ilişkisi bulunduğunu ispatlamaktadır. Bu kesinliğe ulaşmak için, tarihin binlerce yıllık dönemlerini kapsayacak kadar uzun süren çalışmalar gerekmiştir. Açıktır ki, dillerin sözel olarak aktarıldığı ve genellikle kimse tarafından tam olarak bilinmediği Amerika ya da Yeni Gine yerel dilleri üzerinde benzer bir çalışmanın yürütülmesi sırasında bütün bunlar mümkün olamayacaktır. Bu nedenle, kaybedecek zamanları olmayan Greenberg ve çalışma arkadaşları, topladıkları benzerliklerin güvenilirliğini sınamakla uğraşmamışlardır.p> Başka bir deyişle, buldukları benzerliklerin, yukarıdaki ikinci örnekteki gibi olduklarını kabul etmişler ve birinci örnekteki gibi olma riskini de göze almışlardır. Örneğin, ilk bakışta benzer 300 kelimenin bulunduğu bir çalışmada 100 yanıltıcı benzerliğin yalnızca istatistiki bir hata payı olacağını ve geri kalan 200 kelimenin ortak bir kökenin varlığını garanti edeceğini kabul etmişlerdir. Ancak, göz önüne alınması gereken kronolojik bir zorluk daha vardır. Diller arasındaki akrabalık ilişkileri, zamanla zayıflayan ilişkilerdir ve dolayısıyla kalıtsal benzerlikler de yüzyıllar geçtikçe yok olmaktadır.p> Bu sezgisel anlayış, elimizdeki bilgilerin ışığında büyük oranda zayıflamaktadır. İtalyanca ve Almanca’nın ataları olan proto-Latince ve proto-Almanca’nın 5.000 yıl kadar önce aynı dilin iki türü olduğu yönünde, kayda değer bir isabet oranıyla hüküm verebiliyoruz. Bu, 5.000 yıl sonra bile bazı benzerliklerin görülebildiğini ortaya koymaktadır. Peki, daha uzun, örneğin 50.000 yıllık dönemleri karşılaştırmaya kalkarsak ne olur? Bu noktada görüşler büyük oranda farklılaşmaktadır. Aynı dil ailesi içindeki diller arasında karşılaştırma yapan glottologlar, genellikle 10.000 yılın aile ilişkilerinin izlerini yok eden bir zaman uzunluğu olduğunu kabul etmektedirler. Öte yandan uzun dönem karşılaştırmacıları, devamlılık konusunda kendilerinden emindirler ve aile ilişkilerinin tarihlerine mihenk taşları koymamaktadırlar. İki tarafa da mesafeli durmak istiyorsak, şu anki bilgilerimizle, dillerin ayrışmasını ölçmek için bir takvim oluşturmak üzere tarafsız bir ölçüt koyamayacağımızı söylememiz gerekir. Bir çeşit dilbilim saati oluşturmak üzere çalışan az sayıdaki bilim adamı öyle bir saldırının hedefi olmuşlardır ki çabalarını yarıda bırakmak zorunda kalmışlardır. Öte yandan, tarih boyunca dillerin değişmeden kaldığına inanmak da ciddi bir sorumsuzluk içermektedir. Bir dayanak noktası olmaksızın ilk bakışta görülen benzerliklere güvenmek, karşılaştırma yöntemini yok saymak ve konunun uzmanları ile amatörler arasında bir fark bulunmadığını kabul etmek anlamına gelir. Güvenilir bir etimolojik zemine dayanan yeteneklerimin izin verdiği ölçüde, uzun dönemli bir karşılaştırma örneği vereceğim. İtalyanca zamirler ‘io’ ile ‘tu’nun ve soru zamiri olan ‘chi/che?’nin, diğerlerinden bağımsız olarak Hint-Avrupa, Ural (Ugro-Fin ve Sami) ve Altay dillerinin üç kolundaki (Türkçe, Moğolca ve Tunguz) karşılıkları olan orijinal hallerinde açık benzerlikler görülmektedir (Tablo3). Özellikle, söz konusu zamirlerin dilin özünde yer alan yapılar olduğu göz önüne alındığında, bu benzerliklerin bir akrabalık ilişkisinden başka bir nedene bağlanması zordur. Fakat, bu akrabalığın tam olarak ne olduğu da, hala açık olmaktan uzaktır. Bununla birlikte, bu benzerlikleri temel alarak (zamanı ve mekanı hakkında en ufak bir fikir sahibi olmaksızın) bir Avrasya kolu’nun varlığından bahsedilebilir.p> Cavalli-Sforza tarafından davet edilmiş olduğumuz genetik ve dilbilim dallarının evliliği konusunda ise, ortaya koymaya kendimi zorunlu hissettiğim itirazlar temel olarak sorunun dilbilim boyutunu ele almaktadır. Her şeyden önce, şu andaki dil ve nüfus dağılımlarını yansıttıkları ölçüde iki aile ağacı alt dallarda çakışmakta, ancak üst dallarda önemli ayrışmalar göstermektedirler. Benim görüşüme göre bu durum, yeterince dikkate alınmamış olan iki nedenden kaynaklanmaktadır.p> İlki, dil-halk denkleminin kesin bir şekilde açıklığa kavuşmamış olmasıdır. Bu, Latince’nin Keltce, Veneti, Osco-Umbrian, Messapii, Dacian gibi diğer Hint-Avrupa halkları üzerinde olduğu kadar Hint-Avrupa kökenli olmayan Sardunya, İberya, Rhaetian, Ligurinan, Etrüsk gibi halklar üzerinde de etkili olmasından da görülebilecek tarihi bir örnekle ortaya konmaktadır. Bu nedenle neo-Latince ya da Romans dillerinden bahsedebilirken neo-Latin ya da Romans halklarından bahsedemiyoruz.p> Diğer gerçek de, genetik ayrımla dil ayrımının aynı hızda ilerlediği ve genetik yapıda bir ayrışma olduğunda, buna paralel olarak bir dil ayrışmasının da gerçekleştiği görüşüdür. Bu durum, şu an için gerçekle bağdaşmamaktadır. Bu nedenlerden dolayı, iki disiplinin de ayrı ayrı ilerleyişlerine devam etmeleri doğrudur. Bilgimizi artıracak her çaba kabul edilebilir, dilbilim de bu binyılın sonunda kayda değer katkılar yapmaktadır. Hz. Adem’in konuştuğu dile hala ulaşamadık, ancak artık bu, ulaşılması imkansız bir amaç olmaktan çıkmıştır.p> Tavuk ve Yumurta Hikayesip> Eski bir soru: insanoğlunun tek bir dil konuştuğu bir dönem hiç var olmuş mudur? Cevap eğer ‘evet’se, çok açık ki bu, insan nüfusunun çok az olduğu çok eski bir zamanda olmuş olmalı. Öte yandan, kesin olan bir şey var; eğer durum böyle olsaydı çevirmenlerin yaptıkları iş tamamıyla gereksiz ve düşüncesi bile anlamsız olurdu. Kutsal kitapta geçen Babil’in Asma Bahçesi hikayesi, bu soruya verilebilecek olumlu bir cevap olarak görülebilir. Kibirleri doğal düzenin yıkılmasına ve dolayısıyla, düşünce karmaşasına ve düşüncelerini ifade edecek sözcükler kargaşasına neden olana değin bütün insanlar aynı dili konuşurlarmış...p> Dilbilimsel tek kökenlilik kuramı, yaratılış kuramıyla paralellik gösterir: eğer yaratıcımız tekse, bütün dillerin ortak atası olan tek bir dil de var olmalıdır. Ancak 19. yüzyılın bilimsel araştırmaları bu hipotezi çürütmüştür. Birbirleriyle ilişkisi olmayan bazı dil ailelerini tanımlayan karşılaştırmalı dilbilim de, genetikle aynı yoldan ilerleyerek aynı kökenden gelmeyen “dallar” olduğuna dikkat çekmiştir.p> Bugün bu sonuçlar Amerika’da sorgulanmaktadır. Mantık basittir: araştırmalar bize ilginç genetik benzerliklerin bulunduğunu gösterdiğine göre, büyük bir genetik “makro-aile” bulabiliriz; ve diller de insanların tarihine eşlik ettiğine göre, bu alanda da ortak bir “ana” bulabiliriz. Bu hipotez büyüleyicidir, ancak ispatlanması gerekir ve test edilmesi de tabii ki, bu hipotezi doğru kabul edenlere düşmektedir. Fakat bu kolay bir iş değildir. Araştırma zemini olan dünya dilleri alanı çok geniş ve hareketli olup, farklı dillerdeki sözcükler arasında ayırt edilmesi çok zor benzerlikler bulunmaktadır. Dilbilim, cesaret verici pek çok yenilikle doludur. Çift anlamlı kelimelerle yanlış benzerlikler her gün karşılaşılan şeylerdir; ne var ki yarış devam etmektedir. Geleceğin geçmişten daha büyük bir başarıya gebe olmadığını kim söyleyebilir?p> Bütün dillerin tek kökenden geldiğini ileri süren tek kökenliliğin (monogenesis) ispatı için yapılan ilk çalışmalar, İtalyan glottolog Alfredo Trombetti tarafından bu yüzyılın başında yürütülmüştür. İspatlanamaz bir efsane olarak görülen ve daha birkaç yıl öncesine dek bilimsel araştırma konusu olarak kabul edilmeyen bu konu, genetikçilerin bugünkü insan topluluklarının ortak ataları hakkında yapmış oldukları keşiflerle desteklenen, mevcut diller ve sınıflandırılmaları hakkındaki daha büyük bir bilgi birikimi sayesinde yeniden önemli bir seviyeye getirilmiştir.p> (P. Levy tarafından İngilizce’ye, Muharrem Nesij Huvaj tarafındanp> Türkçe’ye çevrilmiştir.) p> [Alberto Nocentini]p> Kaynak: Nart Dergisi Mart Nisan 2003 Sayı:35 p> p> [1] Bu makale 1998 Mayıs’ında yayınlanmıştır. [Ç.N.] span>p> div> [2] Dillerin kökenlerini ve diller arasındaki evrimsel ilişkileri inceleyen bilim dalı [Ç.N.] span>p> div> [3] (Ateş Toprakları), Güney Amerika’nın en güneyinde, Arjantin-Şili sınırındaki adalar topluluğu [Ç.N.] span>p> div> [4] Dilbilimsel köken anlamında ilişkili olabilecek dil ailelerinden oluşan büyük kola verilen ad [Ç.N.] span>p> div> [5] Çok sayıda dil bilen [Ç.N.] span>p> div> div>+''+nan+''+Kaffed
Kafkasya tarihin eski dönemlerinden beri birçok halkın bir arada yaşadığı, kendine özgü tarihi-etnografik yapısı olan bir bölgedir. Azeriler, Gürcüler, Ermeniler gibi nüfusu milyonlarla sayılan büyük halkların yanında, Dağıstan’da olduğu gibi nüfusları birkaç bini geçmeyen halklar da yaşamaktadır.p> Öncelikle ‘Kafkasya’da konuşulan diller’ ve ‘Kafkas dilleri’ ayrımına dikkat etmek gerekir. ‘Kafkas dilleri’ terimi sadece, dünya dilleri içinde ayrı bir dil ailesi kabul edilen, Kafkasya’nın yerli halklarının konuştuğu diller için kullanılır.p> Kafkasya’da konuşulan diller değişik dil ailelerine aittir. Bunlardan en büyüğü Hint-Avrupa Dil Ailesi’dir: İran Grubu (Osetçe, Tatça, Talışça, Kürtçe) Ermenice, Rusça ve Ukraynaca, Altay Dil Ailesi (Azerice, Kumukça, Nogayca, Karaçay-Balkarca). Türkçe Kafkasya’da yaşayan Türkiye asıllı Rumlar (Urum) ve Stavropol’de yaşayan Türkmenler (Truhmen) tarafından da konuşulmaktadır.p> KAFKAS DİLLERİp> Kafkas dilleri, sadece Kafkasya’da bulunan ve diyaspora mensupları dışında dünyanın başka hiçbir konuşanı olmayan, eski ve yalıtılmış bir dil grubudur. Kafkas dilleri için ‘İber-Kafkas Dilleri’ terimi de kullanılır. Bir dönem ‘Yafetik Diller’ ve ‘Paleokafkas Dilleri’ terimleri de kullanılmış, fakat kabul görmemiştir.p> 19.-20. yüzyıllarda bazı dilbilimciler Kafkas dillerinin genetik birliği tezini ileri sürmüşlerse de, bugün dilbilimcilerin görüşüne göre tüm Kafkas dillerini ortak bir kökene bağlamak güçtür. Bazı dilbilimciler de Kafkas dilleriyle, eskiden Ortadoğu ve Anadolu’da konuşulan Hatti, Sümer ve Hurri-Urartu dilleri arasında ilişki kurmaya çalışmışlardır; bazıları da Bask diliyle köken bakımından yakınlık olduğunu ileri sürmüşlerdir. Ancak bu konuda kanıtlanmış bir tez ve genel olarak kabul edilmiş bir görüş yoktur.p> Kafkas dilleri üç grupta toplanır:p> I. Nah-Dağıstan Dillerip> a. Nah (Vaynah) Dilleri: Çeçen, İnguş, Bats (Batsbiy)p> b. Dağıstan dilleri: Avar-Andi-Dido (veya Tsez), Dargi-Lak, Lezgip> II. Kartvel (Güney Kafkas veya İber) Dilleri: Gürcü, Megrel-Laz , Svan)p> III. Abhaz-Adıge (Kuzeybatı Kafkas) Dilleri: Adıge, Abhaz-Abaza, Ubıh)p> Kafkas dilleriyle ilgili terminoloji ve sınıflandırma, Rusların Kafkas halklarına verdiği adlara ve özellikle Sovyetler döneminde kurulan idari bölgelerin adlarına göre oluşturulmuştur. Buna göre 40 civarında Kafkas dili vardır. Ancak bu sayı tartışmalıdır ve gerçekte daha azdır, çünkü aynı dilin lehçeleri ayrı diller olarak kabul edilmiştir. Kafkas dillerini Rusya Federasyonu’nda 4.5 milyondan fazla kişi konuşmaktadır.p> Eskiden beri yazısı ve yazılı edebiyat geleneği olan tek Kafkas dili Gürcücedir (M.S. 5. yy). Yaygınlaşmayan alfabe denemelerini saymazsak, diğer Kafkas dilleri yakın bir zamanda, 1920-30’larda yazılı hale gelmiştir; alfabeleri Kiril alfabesini esas alır. 30’dan fazla Kafkas dili olmasına karşın Rusya Federasyonu’nda bunlardan ancak 8’i yazı ve edebiyat diline sahiptir: Abaza, Adıge, Çeçen, Avar, Lak, Dargi, Lezgi ve Tabasaran dilleri. Ancak Adıgecenin iki lehçesi ayrı diller kabul edildiği ve İnguşça da Çeçenceden ayrı sayıldığı için resmi rakam 10’dur. Bu dillerde basın, yayın, radyo, televizyon ve sınırlı eğitim hakkı tanınmıştır.p> Gürcistan’da konuşulan Svanca ve Megrelce ile Türkiye’de konuşulan Lazcanın resmen kabul edilmiş yazı ve edebiyat dili, yayın ve eğitim hakkı yoktur.p> ABHAZ-Adıge (KUZEYBATI KAFKAS) DİLLERİp> Adıge, Abhaz-Abaza ve Ubıh dilleri bu grupta yer alır. ‘Kuzeybatı Kafkas’ veya ‘Abasg-Kerket’ dilleri olarak da adlandırır. Çarlık Dönemi Rusya ve Batı literatüründe ‘Adıgece’ için daha çok ‘Çerkesçe’ terimi kullanılır. Çerkes adı bugün, özellikle Türkiye’de diğer Kafkas halklarını da kapsayacak biçimde kullanıldığından, dille ilgili olarak Adıgece terimini kullanmak daha uygun görünüyor.p> Sovyetler döneminde siyasi düşüncelerle yapılan dil sınıflandırması terminoloji konusunda karışıklık yaratıyor. Adıgeler, Sovyetler Birliği kurulurken ayrı idari birimler içinde bırakıldılar: Adıgey Özerk Bölgesi, Şapsığ Ulusal Bölgesi, Karaçay-Çerkes Özerk Bölgesi ve Kabardey-Balkar Cumhuriyeti. Şapsığ Ulusal Bölgesi 1945’te kaldırıldı. İlk yıllarda adları, sınırları ve statüleri sık sık değişen bu idari birimler bugün Rusya Federasyonu’na bağlı üç cumhuriyet olarak varlığını sürdürüyor: Adıgey, Karaçay-Çerkes ve Kabardey-Balkar.p> Adıgelerle ilgili etnik ve dilbilimsel tanımlar bu idari birimler esas alınarak yapıldı. Tarihteki Adıgelerin torunları olan ‘Adıgey’, ‘Çerkes’ ve ‘Kabardey’ halkları ortaya çıktı. Her biri için ayrı tarih, yazı ve edebiyat oluşturuldu. Aynı şekilde Abhazya’da yaşayan Abhazlarla Karaçay-Çerkes’teki Abazalar ayrı halklar ve dilleri de ayrı diller kabul edildi.p> Bugün de esas alınan bu sınıflandırmaya göre Abhaz-Adıge dil öbeği beş dilden oluşmaktadır: Adıgey, Kabardey, Abhaz, Abaza ve Ubıh dilleri. Kabardey - Balkar ve Karaçay-Çerkes cumhuriyetlerinde konuşulan dil aynı olduğu için sık sık ‘Kabardey-Çerkes dili’ terimi de kullanılır. Adıgeyce ve Kabardey-Çerkesçe ‘Adıge dilleri’ veya ‘Çerkes dilleri’ olarak adlandırılır.p> Kafkasya’da Ubıh kalmadığı ve artık ölü dil olduğu için Ubıhça Sovyet ve Rusya dilbilim araştırmalarında fazla yer almaz ve bazen bu sınıflandırmaya dahil edilmez.p> Dilbilim ölçülerine göre yapılan ve dünyada genel olarak kabul edilen sınıflandırmaya göre ise Adıgece iki lehçeden oluşan tek bir dildir. Kafkasya’nın kuzeybatısında yaşayan Adıge boylarının (Abzeh, Şapsığ, Bjeduğ, Çemguy, Hatukay v.d.) konuştuğu lehçe ‘Batı Adıge’ lehçesidir ve Adıgey Cumhuriyeti’nin devlet dilidir. Daha doğuda yaşayan Kabardey ve Besleneylerin konuştuğu lehçe ise ‘Doğu Adıge’ (veya ‘Kabardey’) lehçesidir; Kabardey-Balkar ve Karaçay-Çerkes cumhuriyetlerinde diğer dillerle birlikte devlet dilidir.p> Abhazya’da konuşulan Abhazca ve Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti’nde konuşulan Abazaca da aynı dilin lehçeleridir. Yazı dili olmayan Ubıhça dışında Abhaz-Adıge dilleri yazılı dillerdir. Sovyetler döneminde yaratılan bu ayrımdan dolayı her birinin iki alfabesi ve iki edebiyat dili vardır.p> Adıgece, Abhaz-Abazaca ve Ubıhçanın bugün artık var olmayan ortak Batı Kafkas dilinden türediği kabul edilir. Ubıhça, Abhaz-Abazaca ve Adıgece arasında ara konumda bulunur; bu Ubıhların coğrafi olarak Abhazlarla Adıgeler arasında bulunmalarıyla açıklanır. Karşılaştırma sonuçlarına göre Abhaz-Abaza ve Adıge dillerinin yaklaşık ayrılma tarihi M.Ö. 2000 olarak tahminli (J.C.Catford). Bu karşılaştırmalarda iki dil arasında bulunan ortak kelime (cognate) oranı % 28’dir.p> AdıgeCEp> 19. yüzyıl ortalarında Batı Adıgelerinin nüfusu 700-750 bin arası, Doğu Adıgeleri ise 55 bin (1885 yılında 25 bin Besleney, 30 bin Kabardey) civarında tahmin ediliyor. 1864’te biten Kafkas-Rus Savaşı sonunda Adıgelerin büyük çoğunluğu Osmanlı topraklarına sürgün edildi. Bugün Türkiye, Ürdün, Suriye, Mısır ve İsrail’de bulunan Adıge diyasporası Kafkasya’dan 4-5 kat fazla nüfusa sahiptir; Suriye’de 40 bin (Smeets 1984: 53), Ürdün’de 30 bin (Smeets, ibid.), İsrail’de 3 bin (Catford 1986: 240).p> 1989 SSCB sayımına göre:p> Adıgey Özerk Bölgesi’nde (bugün cumhuriyet) 122.9 bin,p> Krasnodar Eyaleti’ne bağlı Tuapse ve Lazarevsk ilçelerinde 10 bin (Şapsığ),p> Kabardey-Balkar Cumhuriyeti’nde 386.055,p> Karaçay-Çerkes Özerk Bölgesi’nde (bugün cumhuriyet) 50.764 Adıge yaşamaktadırp> (Toplam 569.719; kendi cumhuriyetinin sınırları dışında yaşayanlar buna dahil değildir).p> Adigelerin Adıgey’de % 85.2’si, Kabardey-Balkar’da % 97.6’sı, Karaçay-Çerkes’te %p> 91.5’i Adıgeceyi anadili olarak saymaktadır.p> Dünyada en büyük Adige nüfusu Türkiye’dedir. 19.yüzyılda Osmanlı topraklarına büyük çoğunluğu Adıge olmak üzere 1-1,5 milyon Kafkasyalının yerleştiği biliniyor. Türkiye sınırları dışında kalanları, o dönemdeki yoğun savaşlar ve hastalıklar nedeniyle olan nüfus kaybını ve nüfus artış hızını göz önüne alarak bugün için yaklaşık 2-3 milyon gibi bir nüfus tahmininde bulunulabilir.p> Ç'ahe (Aşağı) olarak adlandırılan Abzeh, Natuhay, Şapsığ, Çemguy, Hatukay, Bjeduğ, Mahoş v.d. boylar ağız farklılıklarıyla Batı Adıge lehçesini konuşuyorlardı. Doğuda yaşayan ve Şhağ (Yukarı) olarak adlandırılan Kabardeyler ve Besleneyler ise Doğu Adıge lehçesini konuşuyorlardı. Sayıca az olan Adıge boyları daha büyük olanlara karıştılar. Hem Çarlık zamanında hem de Sovyetler döneminde uygulanan iskan politikasıyla Kafkasya’da da Adıgecenin ağızları saflıklarını yitirdiler. Bugün, özellikle diyasporada mensup olunan boy ile konuşulan lehçe veya ağız her zaman örtüşmemektedir.p> Batı Adıge lehçesinin Abzeh, Bjeduğ, Çemguy ve Şapsığ olmak üzere dört temel ağzı vardır.p> Sürgün öncesi Kafkasya’da ve bugün diyasporada konuşulan en yaygın Batı Adıge ağzı, nüfusları itibarıyla Abzehlerin konuştuğu ağızdır. Kafkasya’da ise Abzeh ağzı konuşan tek köy Adıgey Cumhuriyeti’nde bulunan Hakurine Hable (Şovgenovski)’dir.p> Diasporada Şapsığların sayısı da Abzehlere yakındır. Hemen hemen aynı bölgelerde, birçok köyde de karışık olarak yaşamaktadırlar. Şapsığların tarihi topraklarının büyük bölümü bugünkü Adıgey Cumhuriyeti’nin sınırları dışında kalmıştır. Adıgey’deki küçük bir grup dışında Şapsığlar bugün Krasnodar Eyaleti’nin Tuapse ve Lazarevsk ilçelerine bağlı köylerde yaşıyorlar (yaklaşık 10 bin). 1924’te kurulan Şapsığ Ulusal Bölgesi 1945’de kaldırılarak Lazarevsk ilçesine (rayon) dönüştürüldü. Adıgey Cumhuriyeti’nin dışında kaldıklarından anadillerinde eğitim ve yayın hakkından yararlanamıyorlar.p> Bjeduğ ve Çemguy ağızlarını konuşanların sayısı Kafkasya’daki nüfuslarıyla ters orantılı olarak Türkiye’de ve diğer ülkelerde nispeten azdır. Çemguylar diyasporadaki en küçük Adıge topluluğudur. Bilecik-Bozüyük’te üç (Alibeydüzü, Akçapınar, Akpınar), Düzce’de bir (Köprübaşı) köyleri vardır. Adıgey Cumhuriyeti’nin Adıge nüfusunun çoğunluğunu Bjeduğlar ve Çemguylar oluşturur. Kafkasya’da kalmadığı için Adıge lehçebiliminde adları geçmeyen Hatukaylar ise birkaç köy dışında Kayseri-Pınarbaşı’nda yaşarlar (18 köy).p> Doğu Adıge (Kabardey) lehçesi Adıge-Abhaz dilleri içinde 45 ünsüzle en basit fonetik sisteme sahip olan dildir. Yaklaşık 13-14. yüzyıllarda ortak Adıge dilinden ayrıldığı düşünülüyor. Besleneylerin konuştuğu Adıgece Kabardeycenin bir ağzı sayılmaktadır ve Batı lehçesine daha yakındır.p> Rusya Federasyonu’nun Kabardey-Balkar ve Karaçay-Çerkes cumhuriyetlerinde, Adıgey Cumhuriyeti’nin Hodz, Koşehabl ve Bleçepsın köylerinde, Kuzey Osetya’nın Mozdok bölgesinde (Hıristiyan Kabardeyler) ve Stavropol Eyaleti’nin bazı köylerinde yaşayan Kabardeyler tarafından konuşulur. Diasporada ise en başta Türkiye, Suriye ve Ürdün’de.p> Türkiye’de Kabardeylerin en yoğun yaşadığı bölge, esas olarak Kayseri ve Sivas’a bağlı köylerin bulunduğu Uzunyayla ile Maraş-Göksun ilçesidir. Türkiye’deki Adıgeler içinde dillerini en iyi koruyan gruptur.p> Alfabe, Yazı Dili ve Eğitimp> 1800’lerin başlarında ilk Adıge alfabeleri yapılmaya başlandı. 19. yüzyılda ve 20. yüzyılın başlarında yazı, dar bir aydın çevresinde sınırlı kaldı. İlk önce Arap harflerini esas alan alfabeler kullanıldı. Batı lehçesi için 1918’den 1927 yılına kadar Arap alfabesi, 1927’den 1938’e kadar Latin alfabesi kullanıldı. 1938’den itibaren de Kiril-Rus alfabesine geçildi. Doğu lehçesi (Kabardeyce) için Latin alfabesi 1923’te yapıldı,. 1924’te N.F.Yakovlev tarafından geliştirildi ve 1936’ya kadar kullanıldı. 1936’dan itibaren Rus alfabesinin harfleri esas alınarak hazırlanan Kiril alfabesine geçildi. Çok sayıdaki ünsüzü karşılamak için iki-üç harften oluşan kombinezonlar yaratıldı veya işaretler kullanıldı.p> Batı Adıge lehçesi için yazı ve edebiyat dili, fonetik olarak en basit kabul edilen Çemguy ağzı üzerine kurulmuştur. Kabardey lehçesi içinse Büyük Kabardey ağzı esas alınmıştır.p> Son yıllarda anadile ilginin artmasıyla Adıge alfabelerinde değişiklik yapılması, Latin alfabesine geçiş konuları tartışılmaya başlandı. 90’ların başında 10 kadar Adıge alfabesi teklifi yapıldı. Son yıllarda tek bir Adıge alfabesi için çalışmalar yapılıyor. 1999 yılı sonunda dilbilimci akademisyen Muhadin Kumahov tarafından üç cumhuriyetin ilgili makamlarına tek Adıge alfabesi projesi sunuldu. Ancak bugüne kadar bu konuda bir karar alınmadı.p> Kafkasya’da Durump> 1979-1989 yıllarında, kentleşme, turizmin gelişmesi ve 60-70’li yıllarda ‘ulusların kaynaşması’ sloganı altında yürütülen Rusçanın yaygınlaştırılması politikası sonucunda anadili öğretimi kesintiye uğradı. Rusça baskın dil konumuna gelmeye başladı. Adıgece mecburi ders olarak sadece köy okullarında haftada iki saat okutulmaya başlandı. 1980’lerin sonunda ‘Adıgece bilmek gereksiz’ düşüncesi yerleşti. Dile bu ilgisizlik aydınların tepkisini doğurdu ve yayın organlarında anadilin önemi ve rolü üzerine uzun tartışmalar yaşandı. 1990’ların başında Kabardey-Balkar Cumhuriyeti egemenlik kazanınca devlet dilinin seçimi problemi nedeniyle dil yasasının hazırlanması gergin geçen birkaç yıl aldı. 16 Ocak 1995’te K.B.C. başkanı V.Kokov “Kabardey-Balkar Cumhuriyeti Halklarının Dilleri Yasasını” imzaladı. Yasaya göre 3 dil – Adıgece (Kabardeyce)- Balkarca ve Rusça- ‘devlet dili’ statüsü kazandı. Yasa, cumhuriyette yaşayan diğer halkların dillerinin de korunup geliştirilmesine imkan veriyor.p> Rusya Federasyonu Anayasası’nın 3. maddesi Rusçayı RF’nin devlet dili olarak tespit etmekle beraber ‘cumhuriyetlere kendi devlet dillerini tesis etme’ hakkını veriyor. Bu diller devletin iktidar organlarında, yerel yönetim organlarında, cumhuriyetin devlet kurumlarında Rusçayla birlikte kullanılıyor. ‘Herkesin anadilini serbestçe kullanma; iletişim, eğitim, öğrenim ve sanat dilini özgürce seçme’ hakkı cumhuriyetlerin anayasalarında güvence altına alınmıştır. ‘Adıgey Cumhuriyeti’nde eşit haklara sahip diller Adıgeyce ve Rusçadır’ (A.C.Anayasası, M.5). ‘Kabardey-Balkar Cumhuriyeti topraklarında devlet dilleri Kabardeyce, Balkarca ve Rusçadır’ (K.B.C. Anayasası, M.76). ‘Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti’nde devlet dilleri Abazaca, Karaçayca, Nogayca, Rusça ve Çerkesçedir’ (K.Ç.C. Anayasası, M.11).p> Üç Çerkes cumhuriyetinde ulusal okullarda anadili ve edebiyatı derslerinin sınıflara göre dozajı şöyledir.p> 1-4. sınıflarda haftada 6 saat,p> 5-7. sınıflarda 4 saat,p> 8-11 (lise) 3 saat.p> Ulusal olmayan okullarda haftada iki saat Adıgece dersi vardır. Bir dönem matematik v.d. derslerin Adıgece okutulması uygulaması bir dönem başlamış, fakat daha sonra kaldırılmıştır.p> Yüksek öğrenim kurumlarında eğitim Rusça yapılıyor. Adıgecenin devlet dili statüsü kazanmasına bağlı olarak bu dilde de eğitim yapılması planlanıyor. Ancak bu fikir öğrenciler ve öğretmenlerin çoğu tarafından iyimser karşılanmıyor. Birçok kişi yüksek öğrenim kurumlarında anadilde eğitim yapılmasının eğitimin kalitesini ve düzeyini düşüreceğini düşünüyor.p> ABHAZ-ABAZACAp> Türkiye’de ve Ortadoğu ülkelerinde genel olarak Abaza adıyla bilinmelerine karşılık, Kafkasya’da ‘Abhaz’ ve ‘Abaza’ diye bir ayrım vardır ve literatüre de bu şekilde yerleşmiştir. ‘Abhaz’, Abhazya’da yaşayan ve kendilerini Apsuva olarak adlandıran gruba Gürcülerin verdiği ad olarak bilinir. Kuzey Kafkasya’da Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti’nde yaşayanlar ise ‘Abaza’ (Rusçada Abazin) olarak adlandırılır. Abazalar geçmiş yüzyıllarda iki grup halinde Abhazya’dan kuzeye geçip yerleşmişlerdir. 13.-14. yüzyıllarda Kuzey Kafkasya’ya yerleşen ilk grup, dilbilim literatüründe Tapanta olarak anılan Aşuvalardır. Adıgeler (Kabardeyler) Aşuvaları Bashağ, aynı bölgede yaşayan Nogaylar ise Altı Kesek Abaza olarak adlandırırlar.p> Diğer grup ise dağlık bölgelerde yaşayan ve bu nedenle Aşharuva (veya Şkaravo) (‘dağlılar’) olarak adlandırılan Abazalardır. Aşuvalardan üç dört yüzyıl sonra Kuzey Kafkasya’nın düzlüklerine inerek yerleşmişlerdir. Adıgeler Aşharuvaları (Kuşha Jane) olarak adlandırır.p> Bu isim karmaşasından dolayı, özellikle dille ilgili olarak ‘Abhaz-Abaza’ terimini kullanmak en uygunu görünüyor.p> Abhaz-Abazaca, Adıgece ve Ubıhça ile aynı kökten bir Kuzeybatı Kafkas dilidir. 19. yüzyıl ortalarında Abhazya’da 170-180 bin, Kuzey Kafkasya’da Kuban bölgesinde de 40-50 bin kişi tarafından konuşuluyordu. 1864’te sona eren Kafkas-Rus Savaşı sonucunda nüfusun çoğu Osmanlı topraklarına yerleşmek zorunda kaldı. 1885’de Kuzey Kafkasya’da yaklaşık 10 bin Abaza (Aşuva ve Aşharuva), 1897 Rusya genel sayımına göre de Abhazya’da 58.697 Abhaz (Apsuva) kalmıştı. 1989 SSCB sayımına göre Abhazya’da 104 bin Abhaz, Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti’nde 30 bin Abaza yaşamaktadır. Ayrıca sürgün sırasında Gürcistan’ın güneyine, Acara bölgesine yerleşmiş birkaç köy vardır. Türkiye’de ise, kesin sayı bilinmemekle birlikte, çok az kişi olduğu tahmin ediliyor. Ürdün ve Suriye’deki Çerkes diyasporası içinde de Abhaz-Abazalar vardır.p> Lehçe ve Ağızlarp> Yukarıda belirtildiği gibi, yaşanan tarihi süreç sonunda ortaya çıkan Kuzey Kafkasya’da Aşuva (Tapanta) ve Aşharuva, Abhazya’da Apsuva gruplarına bağlı olarak dil de üç temel lehçeden oluşmaktadır. Kafkasya’da artık konuşulmayan, fakat Türkiye’de hâlâ yaşayan lehçe ve ağızlar ise henüz tamamen incelenmemiştir. Bu konuda bir çalışmayı Hollanda Leiden Üniversitesi’nden Abhaz dilbilimci V.Çirikba yürütüyor.p> Çirikba’ya göre Abhaz-Abaza dili beş lehçeden oluşuyor. Abhazya’da Bzıb, Abjua; Kuzey Kafkasya’da Aşharuva ve Aşuva (Tapanta); bunlara ilaveten beşincisi, Çirikba’nın üzerinde çalıştığı ‘Sadz’ lehçesi bugün sadece Türkiye’de konuşuluyor (Adapazarı-Düzce). Sadz lehçesini konuşanlar gibi dağlık Abhazya’nın Ahçıpsu, Pshu, Tsabal ağızlarını konuşanlar da 19. yüzyıl ortalarında tamamıyla Osmanlı topraklarına sürgün edildiklerinden, bu ağızlar da sadece Türkiye’de konuşuluyor.p> Sovyetler döneminde Abhazya’da konuşulan Abjua ve Bzıb lehçeleri (Abjua esas alınarak) ‘Abhazca’ ve Kuzey Kafkasya’da konuşulan Aşuva (Tapanta) ve Aşharuva lehçeleri (Tapanta esas alınarak) ‘Abazaca’ olarak ayrı yazı ve edebiyat dili haline getirildiler. Bugünkü Rusya dilbilimine göre de Abhazca ve Abazaca yakın akraba iki ayrı dil kabul edilirler. Dünya dilbilimcilerinin çoğu tarafından ise aynı dilin lehçeleri olarak görülürler. Ortak gramer yapılarını ve temel sözcük dağarcıklarını korumuşlardır. J.C.Catford’un yaptığı karşılaştırmaya göre iki lehçe arasındaki eş asıllı veya ortak kelime (cognate) oranı % 80’dir.p> Abhazlar dillerini Apsuşüa (veya Apsuva bızşüa) olarak adlandırırlar. Kuzeybatı Abhazya’da (Gudauta bölgesi) Bzıb ve güneydoğuda (Oçamçira bölgesi) Abjua lehçesi konuşulur. Abhazya’da artık kaybolmuş olan diğer lehçe ve ağızlar (Sadz, Tsvücı, Ahçıpsu, Pshu, Aybga, Tsabal, Guma ve Abjaqua) Türkiye’de hâlâ yaşamaktadır. (10 civarında Sadz köyü var). Türkiye’de Abhazlar yoğun olarak Sakarya, Düzce, Bolu, Bursa-İnegöl, Bilecik-Bozüyük ve Eskişehir’de yaşarlar. Diğer illerde de tek köyler vardır.p> Kafkasya’da ‘Abaza’ olarak adlandırılan Aşuva ve Aşharuva grubu ise Rusya Federasyonu’na bağlı Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti’nde ve Türkiye’nin Adana, Kayseri, Sivas, Tokat, Çorum, Samsun, Eskişehir, Bilecik illerinde yaşarlar.p> Alfabe, Yazı Dili ve Eğitimp> Abhazca için ilk alfabe 1862 yılında dilbilimci P.K.Uslar tarafından Rus harfleri temelinde hazırlandı; bu alfabeyle birlikte edebiyat dili oluşmaya başladı. Cochua’nın 1909’daki uyarlamasına kadar Abhaz alfabesi birkaç kez değişti. Cochua’nın uyarlaması 20 yıl kullanıldı ve bu alfabeyle dini hikayeler (1912) ve ilk okuma kitabı (1920) basıldı.p> Yakovlev tarafından Latin temelli bir alfabe yapıldı ve bu ‘ortak Abhaz alfabesi’ SSCB’nin ‘genç yazılı dilleri Latinleştirme’ politikasının parçası olarak 1928’de kullanıma girdi. Bu dönemde edebiyat dili Bzıb lehçesinden Abjua’ya geçti. Aslında Abjua daha az karmaşık olmamasına rağmen o zamanın belli başlı yazarlarının lehçesiydi.p> 1936-1938 yıllarında Latin temelli alfabeler yerlerini genellikle Kiril temelli alfabelere bırakırken Abhazca, Stalin ve Beria’nın Abhazya’yı Gürcüleştirme politikasının sonucu olarak Gürcü alfabesine uyarlandı. Bu alfabe 1953’de Beria ve Stalin’in ölümüne kadar kullanıldı. Fakat 1940’ların ortasından itibaren Abhaz okulları Gürcü okullarına dönüştürüldüğü ve Abhazca yayınlar engellendiği için bu alfabeyle çok az şey yayınlandı. 1954’den itibaren, bir komite tarafından hazırlanan Kiril temelli alfabe kabul edildi. Bu alfabe, bazıları Uslar’ın alfabesinden alınmış 14 Kiril olmayan karakter barındırıyor. Bu durum yazı makinesi, bilgisayar ve matbaadan yararlanmada sorun yarattığı gibi, bazı fonolojik özelliklerin gösterilmesinde tutarsızlıkları olduğu için eleştiriliyor. Yapılan küçük değişikliklerle bugün hâlâ kullanılıyor. Sayıları Abhazya’dakinden fazla olan Türkiyeli Abhazlarla iletişim ve evrenselliği açısından Latin temelli bir alfabe için sürekli öneriler yapılıyor.p> Abazaca (Tapanta) için 1847’de Elburgan’da doğan ve İstanbul’da eğitim gören Umar Meker’in Arap temelli bir alfabe ve ders kitabı hazırladığı, okulda çocuklara eğitim verdiği biliniyor. Ancak bu alfabe ve kitap günümüze kadar ulaşmadı. Genel olarak kabul edilen ilk alfabe 1933 yılında Kubina-Elburgan ağzı esas alınarak Latin temelli olarak hazırlandı, 1938’de bugün kullanılan Kiril temelli alfabeyle değiştirildi.p> Abhaz-Abazaca için Türkiye’de açılacak kurslarla ilgili sorunlar ve yöntemler konusunda şunlar söylenebilir: Türkiye’de her iki yazı dilinin (Abhaz ve Abaza) konuşanları vardır. Abhazcanın ağızları bakımından Abhazya ile Türkiye arasında yine tersine bir durum söz konusudur; yazı diline esas olan Abjua’yı konuşanlar Türkiye’de olmadığı gibi (veya çok az), Türkiye’de konuşulan ağızlar da Abhazya’da yoktur. Ancak bu ağızlar arasında büyük farklılıklar olmadığı için öğretilmesinde problem görünmüyor.p> Abazaca için ise Türkiye’dekiler açısından şans sayılabilecek bir durum söz konusu: Kafkasya’da (Karaçay-Çerkes’te), lehçeleri yazı diline esas alınan Aşuvaların (Tapanta) sayısı Aşharuvalardan oldukça fazladır; Türkiye’de ise tersine, Abaza grubunu çoğunlukla Aşharuvalar oluşturuyor. Apsuva ve Aşuva arasındanbir lehçe olduğundan açılacak kurslarda bu farklılıklar problem omayacak gibi görünüyor.p> Adıgece veya Abhazca kurslarda öğretimin Latin alfabesiyle mi Kiril alfabesiyle mi olması gerektiği tartışılıyor. Latin alfabesi hem dünyadaki yaygınlığı, hem Türkiye’de kullanılıyor olması, hem de Kiril alfabesine göre kolaylığı bakımından elbette daha avantajlıdır. Mevcut Kiril alfabelerindeki problemler –üçlü, hatta dörtlü harf kombinezonları, farklı okunuşların ayrı harfler kabul edilmesi, iki lehçedeki aynı sesin farklı harflerle yazılması v.b.- ayrı bir konu. Ancak 70 küsur yıldır bu diller Kafkasya’da yazı ve edebiyat dili olarak kullanılıyor ve her türlü materyaliyle azımsanmayacak bir birikim var. Kiril alfabesini öğrenmeden bütün bu birikime ulaşmak mümkün değil. Latin alfabesiyle Adıgece ve Abhazca öğretmek her şeye sıfırdan başlamak olur ve ancak birbirimize mektup yazmaya yarar. Yine de, gerektiğinde kullanmak üzere standart bir Latin alfabesinin kabul edilmesi gerekir. Tamamen Latin’e geçiş, bu ancak Kafkasya’daki cumhuriyetlerde kabul edilirse mümkündür. Rusya Kiril alfabesini bırakıp Latin’e geçmediği sürece o da çok zor görünüyor.p> KAYNAKLARp> - Chirikba, A. Viacheslav; Common West Caucasian, Leiden Ün., Hollanda, 1996.p> - Adıgebze Pselhalhe – Slovar Kabardino-Çerkesskogo Yazıka, Moskova, 1999.p> - Genko A.N.; Abazinski Yazık, Moskova, 1955.p> - Berzeg, E.Sefer; Adige-Çerkes Alfabesinin Tarihçesi, Ankara,1969.p> - Kafkas Dilleri, Sürgünde Kafkasya – Kültür Eğitim Dizisi 2, Kafkas Kültür Derneği, İstanbul, 1990.p> Kaynak: Nart Dergisi Mart Nisan 2003 Sayı:35span>p>+''+nan+''+Kaffed
nan Kafkas Dernekleri Federasyonu Kuruluş Genel Kurulu Pazar günü Ankara'da toplanacak. Derneğimizin de kurucuları arasında bulunduğu federasyonun bu önemli toplantısına coşkumuzu paylaşmak için tüm üyelerimiz ve hemşehrilerimiz davetlidir.Federasyon'un davet yazısı şöyle:p> "Türkiye'nin değişik il ve ilçelerinde kurulu şimdilik 35 derneğin katılımıyla oluşan Kafkas Dernekleri Federasyonu'nun Kuruluş Genel Kurulunda birlikteliğimize güç katmak üzere sizleri de aramızda görmekten mutluluk duyacağız. Saygılarımızla,Kurucu Yönetim Kurulu"Tarih: 21 Aralık 2003Saat: 13:00Yer: TES-İŞ Sendikası Toplantı Salonu Meriç Sk. No: 23 Beştepe / AnkaraP>Kaffed
nan Kafkas Dernekleri Federasyonu Kuruluş Genel Kurulu Pazar günü Ankara'da toplanacak. Derneğimizin de kurucuları arasında bulunduğu federasyonun bu önemli toplantısına coşkumuzu paylaşmak için tüm üyelerimiz ve hemşehrilerimiz davetlidir.Federasyon'un davet yazısı şöyle:p> "Türkiye'nin değişik il ve ilçelerinde kurulu şimdilik 35 derneğin katılımıyla oluşan Kafkas Dernekleri Federasyonu'nun Kuruluş Genel Kurulunda birlikteliğimize güç katmak üzere sizleri de aramızda görmekten mutluluk duyacağız. Saygılarımızla,Kurucu Yönetim Kurulu"Tarih: 21 Aralık 2003Saat: 13:00Yer: TES-İŞ Sendikası Toplantı Salonu Meriç Sk. No: 23 Beştepe / AnkaraP>Kaffed
nan Değerli Nartıj katılımcıları,Hocamız Beslan Bitok idaresinde ve Pşinavamız Faik Kanşat ile yaptığımız Çerkes halk dansları çalışmalarımız başlamıştır. Her salı 19:30-22:00 saatleri derneğimizin dans salonunda yapacağımız çalışmalara herkesimden, her yaşdan Kafkas kökenli üyelerimizi bekliyoruz. Katılmak isteyen Kafkas kökenli üyelerimiz, bu konu ile ilgili olarak sorularını ve de katılımlarını ilgili Olcay Ertan'a iletebilirler.İletişim bilgileri:Olcay ERTANSTRONG>Cep: 0532 362 96 13E-mail: maanolcay@mng-mapa.com.trKafkas Derneği Ankara ŞubesiTel: 222 85 89 - 90E-mail: ankara@kafder.org.trp>Kaffed
Telefon : 0533 326 92 12
Adres : ALTUNİZADE MAH. NUHKUYUSU CAD. NO:110 üSKÜDAR-İSTANBUL
Telefon : 0532 226 21 08
Adres : Adnan Kahveci Mah Kışla Cad No:56 Yasam Vadisi 2. Kısım Beylikdüzü/Istanbul
Telefon : 0507 055 30 05
Adres : Çobançeşme Mahallesi Kalender Sok. No: 16 K: 4, D: 4, 34196 Bahçelievler/İstanbul
Telefon : 0533 456 19 57
Adres : Piri Mehmet Paşa Mahallesi, Mumhane Sokak, No:21, Daire :6, Silivri/İstanbul
Telefon : 0542 474 66 17
Adres : 7 Eylül Mahallesi, Esko iş hanı, No: 110, Efeler/Aydın
Telefon : 0542 566 99 28
Adres : Altıntaş Mah. No:26 (Ayrac Kitabevi) Nazilli.
Telefon : 0344 235 20 00
Adres : Şazibey mh Haydar Aliyev Blv 9. Sk 1/A Kahramanmaraş/Onikişubat
Telefon : 0507 355 73 49
Adres : Kayabaşı mahallesi Yavuz Sultan Selim caddesi 37A /1 Göksun/ K.Maraş
Telefon : 0542 732 96 47
Adres : Kaleyazısı Mah.Hal Aralığı Sok.No:7 Daire:921 MERKEZ/SİNOP
Telefon : 0537 247 42 57
Adres : Süleymanlar mh.İstasyon cd.Yöresel Dernek Evleri No.2 Kdz.Ereğli/ Zonguldak
Telefon : 0266 239 28 14
Adres : Eski Kuyumcular Mah.13000 Sokak 6/B Karesi/ Balıkesir
Telefon : 0 266 713 76 00
Adres : Hacıyusuf mh. Ortaokul cad. No:9/A 10200 Bandırma /Balıkesir
Telefon : 0266 762 55 75
Adres : Akçaali Mahallesi 15.Sokak No:2 Gönen-Balıkesir
Telefon : 0532 514 17 38
Adres : HAN MAHALLESİ ABDULLAH ALTINBAŞ SOKAK.No 9 Susurluk BALIKESİR
Telefon :
Adres : İhsaniye, Yurt Sk. NO:6, 16200 Nilüfer/Bursa
Telefon : 0530 251 4914
Adres : Orhaniye, Çardak Çk. No:3, 16400 İnegöl/Bursa
Telefon : 0551 388 16 58
Adres :
Telefon : 0545 853 12 11
Adres : Barış mah recep yazıcı oğlu cad 76 evler E Blok no:10
Telefon : 0228 315 30 93
Adres : Yeni mahalle okul altı sok .no2 Bilecik Bozüyük
Telefon : 0374 212 14 31
Adres : Aktaş mahallesi Öney sok. No: 6 kat: 3 Bolu
Telefon : 0505 254 85 59
Adres :
Telefon : 0536 263 91 16
Adres : Güzelyalı Mah.Turgut Özal Bulvarı 81058 Sk. No:11 Polisevi Kavşağı Çukurova/Adana
You can see how this popup was set up in our step-by-step guide: https://wppopupmaker.com/guides/auto-opening-announcement-popups/