Bir Yazar Bir Eser / Millî Mücadele’de Çerkes Ethem / Mert Kalkan

Yemuz Nevzat Tarakçı

Mavi gözlü, uzun boylu, iri cüsseli ve siyah kalpağıyla düşmanın üzerine korkusuzca saldıran, ünü Anadolu’nun dört bir yanına yayılan, adeta bir film kahramanını andıran Çerkes Ethem, hain miydi, kahraman mıydı, yoksa bir kurban mıydı?

Çerkes Ethem, bir isyancı mı, Yunanlılara sığınmış korkak bir sığınmacı mı, gönüllere taht kurmuş bir kahraman mı?

İşte bu soruların cevabını genç, dinamik araştırmacı yazar Mert Kalkan’ın “Millî Mücadele’de Çerkes Ethem” kitabında bulacağız.

Bir Yazar Bir Eser” yazı dizisinin bu ayki konuğu, tartışmalı bir konu olma özelliğini her dönemde koruyan Çerkes Ethem’i anlatan Mert Kalkan ve “Millî Mücadele’de Çerkes Ethem”

Yazar, titiz çalışmasıyla kılı kırk yarmış, bugüne kadar yapılan tüm araştırma ve incelemelerin üzerine koymuş ve bu harika eseri ortaya çıkartmış. Teşekkürler Mert Kalkan, iyi ki varsınız!

Yazar, kitabın ön sözünde “Çerkes Ethem meselesinin günümüze dek yarattığı sansasyonel tartışmalarına yakından bakıldığında bu meseleyi, suni sorunsallar etrafında cereyan eden ve ideolojik karşıtlıklar üzerinden bir ‘kör döğüşü’ olarak görmek tabiidir.” Demektedir.

Kalkan, eserde, bugüne kadar Çerkes Ethem’le ilgili yapılan tüm çalışmaları kısaca özetlemiş, birincil kaynaklara ulaşmanın yoğun çabasını sürdürmüştür.

Oldukça zengin kaynakçaya sahip olan ve 360 sayfadan oluşan eser, “İkinci Adam Yayınları” logosunu taşımaktadır.

Kitap dört ana bölümden oluşuyor: Birinci bölümde; “Çerkes Ethem’in Millî Mücadele’ye katkısı”, ikinci bölümde “İç isyanların bastırılmasında Çerkes Ethem” üçüncü bölümde “Düzenli ordunun kuruluşu ve Çerkes Ethem”, Dördüncü bölümde “Çerkes Ethem’in isyanı ve Kuva-yı Seyyare’nin sonu”

Tarihçi yazar Salih Bora, “Çerkez Ethem Bir Kahraman mı Hain mi?” başlıklı yazısında yaptığı değerlendirmede şöyle diyor: “Ülkemizde çok ilginç ön kabuller var, hain veya kahraman olmak, yapılan faaliyete, gösterilen tavra, duruşa bağlı değildir. Bazı insanlar gününe göre, konjonktüre göre hain veya kahraman olabiliyor. Ne garip ki Ethem Bey’in yaptıklarının yüzde birini yapanlar, madalya alırken o, ‘hain’ damgası alıyor.”

Kitabın her karesinde Mert Kalkan’ın bu hassas konuyla ilgili yaptığı tarafsız ve titiz çalışmaya şahit oluyoruz. Kitaptaki birinci derecede önemli belgeler, anlatımlar, raporlar… Okuyucuyu doğru istikamete yönlendiriyor.

Sayfaların arasında dolaşırken yazarın olay ve kişileri bir bütünlük içinde yeniden okumaya tabi tuttuğunu, bulunduğu çağın ve coğrafyanın gerçeklerini göz önünde bulundurarak bu tarihi figür ve olayları anlamaya, anlamlandırmaya çalıştığını ayan beyan görecek ve yazarı ayakta alkışlayacaksınız. Tebrikler Mert Kalkan, iyi ki varsınız, iyi ki bu anlamlı çalışmayı halkınızın hizmetine sundunuz!

Konuya ilgi duyan pek çok kişi, yakın tarihte kaybettiğimiz İlber Ortaylı’nın “Ethem Bey, bir vatan haini değil, o, Millî Mücadele’nin kilit isimlerinden biridir.” Sözünü hatırlayacaktır. Ya Toktamış Ateş’in şu ifadesine ne demeli? “Eğer Çerkes Ethem ve çetesi (kuvvetleri) olmasaydı Ulusal Kurtuluş Mücadelesi başlamadan biterdi!”

Ethem Bey, Millî Mücadele’nin başında kahramanlıklar yapmış, ancak daha sonra siyasi ve askeri otorite ile çatışarak saf dışı kalmış trajik bir figürdür.”

ÇERKES ETHEM KİMDİR?

Çerkes Ethem 1864 Çerkes sürgünüyle Osmanlı topraklarına gelen Çerkes bir ailenin beş erkek çocuğunun en küçüğüdür. Türk Kurtuluş Savaşı’nın başlangıç döneminde Kuvay-ı Milliye’nin en önemli liderlerinden biri olan ve daha sonra düzenli orduya geçiş sürecinde TBMM hükümetiyle yaşadığı anlaşmazlık sonucu Yunan tarafına geçmek zorunda kalan Çerkes kökenli Osmanlı askeridir. 

Çerkes kamuoyu, Ethem Bey’i hain olarak değil, Kurtuluş Savaşı’nın en kritik anlarında düzenli ordu kurulana kadar Yunan ilerleyişini durduran, iç isyanları bastıran, TBMM’nin otoritesini sağlayan bir gizli kahraman olarak görür.

Ethem Bey’in meclis tarafından “vatan haini” ilan edilmesine ve TBMM arşivlerindeki isminin “Çerkes Ethem” olarak anılmasına, bu durumun Çerkes toplumunu aşağılayıcı bir unsur olarak kullanılmasına özellikle Çerkes toplumu karşı çıkılmaktadır.

MERT KALKAN KİMDİR?

Dokuz Eylül Üniversitesi, Tarih Eğitimi Ana Bilim Dalı’nı bitirdikten sonra lisansüstü eğitimine devam etti. Kafkasya’dan Anadolu’ya göçler üzerine hazırladığı iki sempozyum bildirisi yayınlandı. Çeşitli sosyal sorumluluk projelerinde görev aldı. Ethem ve Millî Mücadele üzerine yaptığı akademik çalışmaları sonunda “Millî Mücadele’de

Çerkes Ethem” kitabı yayımlandı. İzmir’de ikamet etmekte ve 2013 yılından beri özel öğretim sektöründe tarih öğretmenliği yapmaktadır.

KİTAP ARKASI

Batı Cephesi’nin kurulup düzenlendiği ve tüm kuvvetlerin düzenli birlikler hâlinde örgütlendiği esnada Ethem’in ve ağabeylerinin tepkileri nettir. Yeşil Ordu Cemiyeti’nin de propagandasını yaptığı üzere, düzenli birliklerle vatanın kurtulamayacağı, bunların devrinin artık geçtiği gibi söylemler öne sürülmüştür. Ethem’in gücünün ve popülaritesinin zirvesinde olduğu bu dönemde TBMM’de dahi ciddi anlamda destekçi topladığı bilinmekte iken, Ethem’in bu ortamdan etkilenmesi olağan değerlendirilebilir. Bu konuda ağabeylerinin de onu çokça teşvik ettiği bilinmektedir. Dolayısıyla Batı Cephesi Komutanlığının emirlerinin dinlenmemesi ve TBMM’ye açıkça başkaldırı durumuna geçilmesi, iktidar alternatifi olarak görülme durumunun doğal sonucu olarak gelen, iktidar mücadelesine girişin bir tezahürüdür demek yanlış olmayacaktır.”

KİTAPTAN KISA KISA

9 Eylül 1922 günü zaferle sonuçlanan Türk Kurtuluş Savaşı ya da diğer adıyla Millî Mücadele, Mustafa Kemal Atatürk’ün 19 Mayıs 1919 günü başlayan liderliğiyle, büyük bunalımlar ve mücadeleler içinde gerçekleşmiştir.

Bu mücadelelerin en zorlu safhalarından birisi de 1919-1920 yıllarındaki iç isyanlar dönemidir. Bu isyanların önemli bir kısmını Çerkes Ethem’in kuvvetleri olan Kuva-yı Seyyare bastırmış, Ethem’in bu gezici kuvvetleri, bastırdığı her isyanın ardından hem maddi açıdan güçlenmiş hem de kamuoyunda büyük bir itibar kazanmıştır…

Tartışmalı bir konu olma özelliğini hemen her devirde korumuş olan Çerkes Ethem meselesi üzerine çalışmak istediğimi söylediğimde, hocalarım tarafından konunun derinliği ve çeşitli zorlukları hakkında nazikçe uyarıldığımı çok iyi hatırlıyorum.”

Bizim çalışmamız da Ethem’in Millî Mücadele dönemindeki rolüne ve Kuva-yı Seyyare’nin faaliyetlerine ilişkin bir değerlendirme olarak planlanmıştır. Bu bağlamda konuya bütüncül bir gözle bakabilmek adına Ethem’in Millî Mücadele öncesindeki hayatı ve Mütareke Dönemi’ndeki faaliyetlerinin yanı sıra, isyanı sırasında kurduğu kimi ilişkilere de değinilmiştir.”

Kuvayı Seyyare, Çerkes Ethem’in başında olduğu, ağabeyleri Reşit ve Tevfik Beylerle birlikte yönettiği bir Kuva-yı Milliye birliğidir. Ethem’in başında olduğu küçük bir birlikken, kısa sürede büyüyerek mevcudu ve maddi kaynaklarını artırmış, her isyan bastırma harekâtından güçlenerek çıkmıştır. TBMM Hükümeti ve Batı Cephesi Komutanlığı ile karşı karşıya gelmiştir. Bu durum kısa sürede bir isyana ve Kuva- Seyyare’nin ortadan kaldırılmasıyla birlikte, Çerkes Ethem’in Yunan işgal sahasına geçmesine giden sürece yol açmıştır…

Çalışmamızı oluştururken araştırma eserler, dönemi yaşayan asker, devlet adamı ve diğer önemli kişilerin anıları, çeşitli akademik dergilerde yayınlanan makaleler, tezler, arşiv belgeleri ve dönemin gazetelerine yansıyan haberlerden yararlanılmıştır…

Anzavur isyanını henüz bastırmış olan Ethem’in Salihli cephesine dönmeden, Ankara’nın isteğiyle isyan mıntıkasına gönderildiğini görmekteyiz…

İsmet Bey’le 19 Nisan 1920 günü telgraf vasıtasıyla haberleşen Ethem, Düzce’deki isyanı bastırmak üzere harekete geçmiştir… Çerkes Ethem, Düzce isyanını da yine sert bir şekilde bastırmış ve 51 kişiyi idam ettirmiştir…

Batı cephesindeki kötü durumu özetleyen bu telgrafta aynı zamanda bu durumu düzeltmek için Ethem’e ihtiyaç duyulduğu belirtiliyor ve cepheye hareketinin beklendiği anlatılıyordu. Takiben 9 Temmuz günü Ethem de emir üzerine cepheye geri dönüş için Yozgat’tan ayrılmıştır. Daha sonra da Demirci’de Yunan kuvvetlerini bozguna uğratmıştır…

Kılıç Ali Yozgat İsyanı dönüşünde, Ethem’in Mustafa Kemal’i idam edeceğini söylediğini nakleder ve şöyle der: “Orada, Kuva-yı Milliye’ye başlangıcından beri bütün yüreğiyle bağlanmış olan Ankara Valisi Yahya Galip Bey’i idam etmek amacıyla Yozgat’a çağırmak cüretini bile göstermişti. Hatta Yozgat’tan Ankara’ya geldikten sonra, Mustafa Kemal’i bile asacağını söylemekte1n çekinmeyecek kadar küstahlaşmıştı. (Kılıç, Atatürk’ün Sıra dışı Kılıç Ali’nin Anıları, s.136)

Bir diğer istisna ise Hasan İzzet Dinamo’nun yazdıklarıdır. Dinamo’ya göre Ethem, “Mustafa Kemal’i Meclis’in önünde asacağım!” sözünü Yozgat’a gelen sekiz gözlemci milletvekili önünde söylemiş, vekillerden birisi bunu Mustafa Kemal’e iletmiştir… (Dinamo, a.g.e., C.7, s.238)

Ethem’in Ankara’da bulunduğu sırada İsmet Bey ve Mustafa Kemal Paşayla çeşitli defalar görüştüğünü biliyoruz…

Bu sırada Ethem’in Eskişehir’e saldıracağı dedikoduları yayılmıştır. Atatürk bu olaylar ve vaziyetle ilgili durum tespitini şöyle yapmaktadır: “Kolaylıkla anlaşılmakta idi ki, Ethem, Tevfik kardeşler ve kendilerinin hemfikri olan bazı arkadaşları, milli hükümete karşı isyana karar vermişlerdi… (Atatürk, a.g.e., C.2, s.520))

TBMM de Batı Cephesi ve Kuva-yı Seyyare arasındaki anlaşmazlığa bir çözüm bulmak amacıyla Ethem’e iki defa heyet gönderecek, ancak bir sonuç alamayacaktır…

İşler bu noktadan itibaren ilginçleşmeye başlamıştır. Zira Ethem, kendisine karşı bir komplo hazırlığında olunduğunu ve fırsatı bulununca ortadan kaldırılacağını düşünmektedir.

Ethem’e karşı bir komplo kurulduğu söylentilerine ilişkin ilginç bir açıklama da Kılıç Ali Bey’den gelmiştir. Ona göre Ethem’i ortadan kaldırma fikri Topal Osman Ağa’dan çıkmıştır…

Mustafa Kemal Atatürk ise, bu safhayı Nutuk’ta şöyle açıklamaktadır: “Ethem Bey’in bu seyahatte bana refakatten kaçınacağını tahmin ediyordum. Hâlbuki kesinlikle Ethem Bey’i beraber alıp götürmek bence lüzumlu idi. Bunun için arzusu olsun olmasın, Ethem Bey’i beraber götürmek veyahut ısrarı halinde ona göre muamelede bulunmak üzere icap eden tedabiri de emretmiştim.”

Ethem’in Yunanlılarla ateşkes imzalaması ve kısmi iş birliğine gitmesi, bu sırada da Yunanlıların taarruza geçmesi, Mustafa Kemal’e durumun meşruiyetini kanıtlamak adına da iyi bir fırsat vermiş gibi görünmektedir. Böylece Meclis’teki Ethem yanlıları da olaylar karşısında kendiliğinden pasivize edilecektir, denilebilir…

Mustafa Kemal Paşa, “Bu adamlar bütün milletin ve memleketin kutsal faydalarını aşağılamaktan, bu adamlar Meclisi Âlinize karşı hiçbir aşağılık adamın telâffuz edemeyeceği edepsizce hakaretlere cür’et ettiklerinden…” ifadelerini kullanarak Ethem’e karşı yapılan harekatta rüzgârı tamamen arkasına almayı bilmiş görünmektedir. Ethem de yaptığının ne büyük bir hata olduğunun farkında olarak anılarında, “Gerçekten bu telgrafımla son ve yeni bir silah vermiştim.” demektedir…

Hatta Ethem ilginç bir tespitte bulunmakta ve “…Bazı siyasi rakiplerimin amansız husumetine maruz kalmış bulunuyordum. Uğursuz hastalığım da bunun üzerine binmişti.” diyerek Kanuni Sultan Süleyman’ın sıhhatle ilgili meşhur beytini tekrarlayıp, “Bana bütün bu felaketleri hazırlayan o uğursuz hastalığım değil midir?” demektedir…

Ethem ve kardeşlerinin kamuoyunda güçlenen imajı ve edindiği büyük kuvvet, onu siyasi açıdan da önemli bir konuma taşımıştır. Nihayetinde giderek kuvvetlenen ve kendisini TBMM’den daha büyük görmeye başlayan Ethem, düzenli orduyla düşmanın defedilemeyeceği savını ileri sürmüş, Batı Cephesi Komutanlığının emirlerini dinlememiş ve sürekli fikir ayrılığına düştüğü Ankara’yla bir güç yarışı içine girerek isyan etmiştir. İsyanı bastırılan Ethem, kendisine çıkış yolu bulamayıp Yunan işgal sahasına geçmiştir. Böylece Çerkes Ethem’in Millî Mücadele’deki aktif rolü sona ermiştir.

9 Mayıs 1921 tarihinde Ankara İstiklal Mahkemesi’nin kararıyla Ethem ve kardeşlerine gıyaplarında idam cezası verilecektir. Daha sonra “150’likler” olarak bilinen liste hazırlanacak ve Ethem dahil pek çok ismin yurtdışına sürgünü veya yurtdışında olanların yurda dönüşünün engellenmesi kararı alınacaktır. Ethem, İzmir, Atina, Berlin ve Frankfurt gibi seyahatlerden sonra Ürdün’e yerleşerek, diğer Çerkes topluluklarının içinde yaşamış, 21 Eylül 1948’de Amman’da hayata veda etmiştir.

TEMENNİ

Umarım duyarlı toplumumuz, bu güzel eserden gereği gibi faydalanır, “Millî Mücadele’de Çerkes Ethem” çok kişiye ulaşır, çok kişi tarafından okunur. Umarım halkımız daha fazla okur, daha çok sorgular; kendisine, tarihine, kültürüne, sanatçısına, bir avuç yazar ve çizerine, şairine daha çok sahip çıkar, sanat ve edebiyatta daha çok derinleşir, daha fazla zenginleşir. Tarihi, kültürü, kimliği ile barışık, huzur içinde yaşayan daha müreffeh bir toplum temennisiyle.

Share