Bir Yazar Bir Eser /Karaçay-Balkarlıların Kimlik Algısı / Yusuf Tunçbilek

Yemuz Nevzat Tarakçı

“Karaçay-Balkarlılar, isimlerinin ortasında ‘tire’ olan ender halklardan biridir. Ülkelerinin isimleri de ‘tire’li. Hikâyeleri, isimlerine, ülkelerine benziyor; birleşik gibiler fakat ayrılmış, parçalanmış, zorla yerinden edilmiş, sürgüne gönderilmiş halde…” Karaçaylılar Türk mü Çerkes mi? Peki, aynı anda hem Türk hem de Çerkes olmak mümkün değil mi?

Bu eser, bir yüksek lisans tez çalışması olmanın çok ilerisinde derin, detaylı ve katmanlı bir araştırma eseri olmuş. Yazar, konuya objektif bakışı, sağlam üslubuyla dikkat çekiyor. Yüreğinize sağlık Yusuf Tunçbilek, iyi ki varsınız!

Kitabın sonundaki zengin kaynakçadan da anlaşılacağı gibi, kitap, zorlu bir çalışmanın, zahmetli bir araştırmanın, büyük emeğin ürünü. Araştırma ve incelemeyi, baba tarafı Karaçay, anne tarafı Türk olan birinin yapmış olması olaylara hem içerden hem dışardan daha objektif bakma imkânı sunmuştur. Bu kitap, araştırma- incelemelerin yanında zengin literatür taramasıyla Karaçaylıların kimlik algıları üzerine yapılmış, alanında son derece önemli bir kaynak eser özelliği taşıyor.

Eser, dört bölümden oluşuyor.
Birinci bölümde, özellikle etnik kimliğin insanlar için ifade ettiği anlam, Türk kimliğinin tarihsel anlamda ortaya çıkışı ve Osmanlı, Türkiye devletlerinin kimlik politikaları, Sovyetler Birliği ve Rusya’nın kimlik politikaları ele alınıyor,
Kafkasyalılar ve Karaçay-Balkarlıların devlet merkezli ideolojilerden nasıl etkilendikleri ortaya konuyor.
İkinci bölümde, sürgün ve göçlerin kimlikler açısından önemi, 21 Mayıs 1864 Büyük Sürgün, 1943-44 Sürgünleri ve Drau Trajedisi gibi olayların etkileri özetleniyor.
Üçüncü bölümde, ayrışan Kafkas kimliklerinin kendilerine has milliyetçilikleri ele alınıyor. Çerkez kimliğinin halk
arasındaki popülaritesi, zamanla politikleşmesi, kapsayıcılığı ve dışlayıcılığı…
Dördüncü bölümde ise Türkiye’deki Karaçay-Balkarlılarla yapılan derinlemesine görüşmeler değerlendiriliyor.
Karaçay-Balkarlılar kimdir? Türkçe bir dil konuşmaları onların Türk olduklarını gösteriyor mu? Kafkas toplumuna
dışarıdan bakanların onlara Çerkez demesi, onları Çerkez yapar mı? Sorularının cevapları yer alırken Karaçay
Balkarlıların kendilerine has geliştirdikleri özgün kimlik anlayışı bütün yönleriyle tespit edilip açıklanıyor.
Kafkasyalılık, Çerkeslik, Adıgelik, Karaçay Balkarlılıkla ilgili merak edilen pek çok sorunun cevabı, bu eserde gizli. Kitap, “DBY Yayınları” logosunu taşıyor.

Dileğim; araştırmaları, incelemeleri, farklı mecralardaki yazıları, konferansları ve kitaplarıyla topluma ışık olan, bu kültüre önemli katkılar sağlayan bu kıymetli değerin, bu tarih ve kültür insanının, bu genç enerji Yusuf Tunçbilek’in sabır ve enerjisinin tükenmemesi, başarılı çalışmalarını sürdürmesi…

Yusuf Tunçbilek Kimdir?
1992 yılında İstanbul’da doğdu. Lisans eğitimini İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Sosyoloji Bölümü’nde,
yüksek lisansını Marmara Üniversitesi Ortadoğu ve İslam Ülkeleri Araştırmaları Ortadoğu Sosyolojisi ve Antropolojisi programında tamamladı. İstanbul merkezli sivil toplum kuruluşu Kafkas Vakfı’nda yöneticilik yaptı. Yazıları Dünya Bizim, Ajans Kafkas, Anadolu Ajansı, Perspektif ve Jineps gibi mecralarda yayımlandı. “Karaçay-Balkarlıların Kimlik Algısı- Türklük, Çerkezlik, Kafkasyalılık” isimli bir kitabı bulunmaktadır.

Kitaptan Kısa Kısa
Türklük, Çerkeslik, Adıgelik, Karaçay-Balkarlılık, Kafkasyalılık… “Devlet dilinde, resmi dilde hepimiz Çerkez’iz. ‘Ben Karaçay’ım!’ diyorum, ‘Yani siz Çerkezler!’ diyor devletin kurumundaki adam.”
“Bu durumu da en çok Çerkez milliyetçileri kullanıyor… İşte bir örnek; KAFFED kongresine Abdullatif Şener, Çerkez milletvekili, diye çağrılıyor ama o, Karaçay! Engin Özkoç çağrılacaksa Çerkez diye çağrılıyor ama o, Abaza! Bu durum bana çok pragmatik geliyor.” (Katılımcı 31, İstanbul, Aralık 2020)

“2013’te ilk defa Kafkasya’ya gittiğimizde oradaki Karaçaylılar, bizi Çerkes olmakla suçladılar… İhtiyar thamatalar ‘Bunlar Çerkezleşmiş, bunlar artık Karaçaylılıklarını yitirmiş, Çerkezleşmişler!’ dediler… Çünkü orada Çerkez olmak, iyi bir şey olmak kabul edilmiyor…” (Katılımcı 18, İstanbul, Kasım 2020)

“Ben küçükken beni kızdırmak için ‘Müslüman mısın, Çerkez misin?’ diye soruyorlardı. Ben de onlara ‘Elhamdülillah Müslüman’ım, çok şükür Çerkez’im! Derdim. Çünkü Sivas’ta Sivaslılar için Karaçay’ın Adıge’nin, Çeçen’in bir anlamı yoktu. Onlar için Kafkasya’dan gelen herkes Çerkes’ti. Zaten ben, Karaçaylıların Türk olduğu konusunda amcamı bile Karaçaylılar üzerine yüksek lisans tezi yazana kadar ikna edemedim.” (Katılımcı 34, İzmir, Aralık 2020)

“Ben Kafkasya’ya gittim. İlk Adıgey’e gittim, dediler ki ‘Sen, Karaçay’sın!’ Karaçay’a gittim dediler ki ‘Sen Balkar’sın’,
Balkar’a gittim dediler ki ‘Sen Çegem’lisin!’ Kafkasya’da bu oldu, bunu bizzat yaşadım. Şimdi evet, bunların hepsi benim.
Bunu kabul ediyorum. Fakat bu ayrışma nereye varır? (Katılımcı 31, İstanbul, Aralık 2020)

Kimlik, her ne kadar kişinin “kimlerden olduğu” anlamına geliyor olsa bile “kim olmakla” da ilgili ve çoğu kez tercih edilebilen yapısı ve hatta inşa edilen tarzı itibarıyla, dikkat çekmektedir… Aynı zamanda Türkiye Cumhuriyeti’nin uyguladığı Türklük merkezli ulus devlet politikaları bütün halkları olduğu gibi Karaçay-Balkarlıları da etkilemiştir.

Türkler, oldukça merkezi bölgelerde imparatorluklar kurup onları yüzlerce yıl yaşatabilmiş bir halktır… Osmanlı devleti, Laz, Çerkez, Türk, Arap topluluklarını büyük ölçüde Müslüman çatısı altında görmüştür. (Şener Aktürk/ Türkiye’nin Kimlikleri)

Kurtuluş Savaşı sırasında 1920’de açılan Büyük Millet Meclisi’nde her ne kadar milletvekilleri kendilerini Türk, Kürt, Çerkez, Arnavut, Arap, Kürt vb. unsurlarıyla tanıtabilmekteyse de 1923’te ilan edilen Türkiye Cumhuriyeti ile bu unsurlar içeriği genişletilmiş Türk milleti çatısı altına dahil edilmiştir. Aslında bir bakıma coğrafi olarak Türkiye sınırlarında yaşayan herkes, vatandaşlık temelinde Türk milleti olarak kabul görmüştür.

Cumhuriyet’in ilk yıllarında Başbakan görevindeki İsmet İnönü’nün yaptığı konuşmasında Türkleştirme vurgusu birçok gerçeği açık bir şekilde ifade etmesi bakımından dikkat çekmektedir: “Vazifemiz Türk vatanı içinde bulunanları behemehal Türk yapmaktır. Türklere ve Türkçülüğe muhalefet edecek anasırı kesip atacağız. Vatana hizmet edeceklerde arayacağımız evsaf her şeyden evvel o adamın Türk ve Türkçü olmasıdır.” (Barış Ünlü/ Türklük Sözleşmesi)

Kurtuluş Savaşı sırasında Çerkezler ile ilgili Çerkez Ethem ve Anzavur Ahmet, savaşın ardından ise Kürtlerle ilgili Şeyh Said, Aleviler ile ilgili olarak ise Seyit Rıza önderliğinde patlak veren ve birçoğunda kitlesel sürgünlere yol açan olaylar neticesinde devletin Türk söylemi baskınlaştı ve diğerleri olarak görülenler yok sayılmaya başlandı… Genç cumhuriyet, bu toplulukları yok etmekten ziyade milli vatandaşlık bakış açısıyla Türk milleti içerisine dahil etmek ve tek bir potada eritmek istiyordu.

Kafkasyalıların politik söylemlerinde “sürgün”, “katliam” ve “soykırım” olarak ifade ettikleri göç hareketleri bir günde yaşanan bir durumu ifade etmemekte… Yaklaşık yirmi sene içerisinde 12 bin 500 Karaçay-Balkarlının Anadolu’ya göç ettiği ve farklı yerlere dağıldıkları bilinmektedir… Sovyetler Birliği 1940’larda birçok halkı toplu sürgün şeklinde
cezalandırmaya tabi tutmuştur ancak ilk önce Karaçay-Balkarlıların bütün halde sürülmesi dikkat çekmektedir.
Şehir merkezlerindeki sivil toplum kuruluşlarında, ilçelerde ve köylerde devam eden ilişkilerde “soy çatışması” arka planda devam etmiştir. Kimi gruplardaki “asillik” iddiaları, küçük görme ve aşağılama, hala oldukça baskındır.

Türkiye’de demokratikleşen ortamda 1946 yılında ilk olarak Azerbaycanlılar, Kırım Tatarları, Türkistanlılar ve
Kafkasyalıların İstanbul’da beraber kurdukları Dosteli Yardımlaşma Derneği ortaya çıkmıştır.
“Kafkas” başlığı taşıyan ilk oluşum 1951 yılında Sultanahmet’te kurulan Kuzey Kafkas Türk Kültür ve Yardımlaşma Derneği’dir. Derneğin isminde Türk kelimesinin geçmesi devlete karşı kimlikçi bir siyaset izlenmeyeceğinin beyanı gibidir… Derneği köyü gibi gören bilinç, Kafkas kimliklerinin tamamını kucaklayan siyasi mültecilerin tarzını devam ettirmemiş, böylece hem dernekleri köylüleştirmiş hem de tek bir halkı, kimliği kapsayıp diğer ya da öteki gördüğü Kafkas halklarını dışlayan yapının temellerini atmışlardır.

Özetle o dönem için etnik kimliklerden ziyade ideolojik kimlikler baskındır ve insanların karar alma mekanizmalarında siyasi görüşler etkilidir… Öyle ki Kafkasyalı vatandaşların sayısı Türkiye’de milyonlarla ifade edilirken, bütün Kafkas kurumlarına üye olan kişi sayısı on binler ile sınırlı kalmaktadır.

Yükselen mikro milliyetçi akımlarla birlikte Kafkas kimliği parçalanırken aynı zamanda Çerkez kimliğinin anlamı
daraltılmıştır. Bütün bu olaylar Kafkas kimliklerinin her birinin yeniden filiz vermesine yol açarken Kafkas toplumu kendi içerisinde büyük bir kırılma yaşamıştır.

Karaçay-Balkar kimliğine doğrudan etki eden bu süreçler içerisinde Karaçay- Balkarlılar kendilerine özgü bir kimlik algısı geliştirmişlerdir. Türk, Kafkas, Çerkez ve Müslüman kimlikleriyle iç içe geçen bu algı içerisinde birbirleriyle etkileşim halinde ama farklı tonlar barındıran fikir ve toplumsal hareketler söz konusudur.

Son yıllarda Kafkas kimlikleri bölgesel ve etnik milliyetçiliklerden etkilenmiş ve her halk kendi özgün kimliğini komşu halkları dışlayarak veya ötekileştirerek inşa etmeye çabalamıştır… Ancak son yıllarda artan bir biçimde Kafkas halkları kendilerini bilinen isimleriyle değil, daha çok etnik adlandırmalarla ifade etmektedirler. Bu durum hem entelektüel hem de halk düzeyinde tartışmalar ve yer yer bölgesel çatışmalar üzerinden devam eden bir süreçtir.

Karaçay-Balkarlılar; Türklük, Kafkasyalılık, Çerkezlik ve diğer kimliklerle etkileşim halinde bir kimlik tarzı
geliştirmişlerdir… Karaçay-Balkarlılar, diğer Kafkasyalılara göre, örneğin Çeçen, Adıge, Abaza gibi topluluklara göre “Türk milleti” çatısı altına girmeyi daha problemsiz olarak kabul etme potansiyeli taşımaktadır.

Bilimsel açıdan Türkiye’deki en meşhur Karaçay-Balkar aydını olan Ufuk Tavkul’un birçok kitabı da farklı devlet
kurumları tarafından basılmıştır… Tavkul, Karaçay-Balkarlıların Kafkasya’nın yerli halkı olduğunu ve kimi diğer
milliyetçi grupların düşündüğü gibi dışarıdan bölgeye toplu bir şekilde gelen bir halktan bahsedilemeyeceğini
söylemektedir. Elbette bu tez Karaçay-Balkarlıların yaygın bir şekilde iddia edilen Türk oldukları fikrini
zayıflatmaktadır. (Ufuk Tavkul)

Artık Kafkasyalı kitleler yukarıda ifade ettiğimiz bir biçimde Kafkas, Çerkez, Türk gibi üst kimliklerden tartışmalı ve ciddi kopuşlar yaşayıp; Abaza, Adıge, Karaçay-Balkarlı, Kabardey, Oset, İnguş, Çeçen, Dağıstanlı gibi alt kimliklerle kendilerini ifade etmeyi tercih etmektedirler… Çerkez kimliği de Türkiye’deki bütün Kafkas halklarının ortak bir üst kimliği olması nedeniyle önemlidir. Karaçay-Balkarlılara dışarıdan bakan birçok farklı grup; müzik, gelenek ve kültürlerinin diğer Kafkas halklarıyla olan benzerlikleri nedeniyle onlara bildikleri bir isim olan Çerkez sıfatını vermişlerdir.

Türklük, Kafkasyalılık, Çerkezlik, Alanlık, Tavluluk, Müslümanlık ve Karaçay- Balkarlılık gibi kimliklerle içe içe geçen bir kimlik algı ve inşası kurgulayan Karaçay- Balkarlılar için mevcut durumun yerleşmesi uzunca bir sürede meydana gelmiş; devletler, göç ve sürgünler, siyasi ideolojiler, aydınlar, sivil toplum kuruşları ve süreli yayınlar süreci inşa eden önemli faktörler olmuşlardır. Kimlikler arası uyum ve geçişkenlik baskınsa da çatışma ve tartışmalar da kimlik inşasının önemli bileşenlerindendir.

Sonuç olarak Karaçay-Balkarlılar kültürel olarak karıştıkları, dil akrabalıkları bulunan veya aynı dine inandıkları
topluluklarla etkileşim halinde ortak bir kimlik algısı inşa etmiş, adeta kesişen küme durumundaki bir halktır. KaraçayBalkarlıların kimlik algılarındaki bu çeşitlilik ve zenginlik onların kendilerine has en önemli özellikleridir.

TEMENNİ
Umarım duyarlı toplumumuz, bu güzel eserden gereği gibi faydalanır, “Karaçay- Balkarlıların Kimlik Algısı” çok
kişiye ulaşır, çok kişi tarafından okunur. Umarım halkımız daha fazla okur, daha çok sorgular; kendisine, tarihine,
kültürüne, sanatçısına, bir avuç yazar ve çizerine, şairine daha çok sahip çıkar, sanat ve edebiyatta daha çok derinleşir,
daha fazla zenginleşir. Tarihi, kültürü, kimliği ile barışık, huzur içinde yaşayan daha müreffeh bir toplum temennisiyle.

Share