Yemuz Nevzat Tarakçı
Bu ay, muhteşem bir eserin harika tercümesinde buluşuyoruz. Dili, kültürü, tarihi, sanatı bu kadar güzel harmanlamak ancak Nalo Zaur gibi büyük bir ustanın işi. Ya bu kadar hacimli edebi bir eseri su gibi okunur halde Türkçeye çevirmek? İşte Muvaffak Temel bunu yaptı. Adeta bize tercüme nasıl yapılırın örneğini gösterdi. Zevkle okunacak harika bir tercüme eser hediye etti hepimize. Tebrikler, teşekkürler Tegulan Muvaffak Temel!
Selam olsun kalemleriyle mucizeler yaratan yazarlarımıza!
Hani bazen bir kitabı okuduktan sonra ne kadar etkilendiğinizi başkalarına aktarmakta zorlanırsınız ya, işte bu kitap o kitap, tanıtım yazısı yazarken zorlanacağınız bir yapıt.

“Yalnız Turna” Nalo Zaur’un kaleminden çıkan unutulmaz hikayeleri bir araya getiriyor. Eserde, dönemin sosyal ve siyasal hayatı, aile yapısı, dostluklar, haksızlıklar, rejimin insafsızlığı, hapis, ölüm… Derinlemesine işlenmiş. Okunması büyük keyif veren “Yalnız Turna”, Nalo Zaur ile tanışmak, onun zengin renkli ruh dünyasında gezinmek için harika bir fırsat sunuyor.
Her bir hikâyede, “Bu ne harika hikayeymiş, galiba kitabın en güzel hikayesi bu olsa gerek!” diyeceksiniz.
“Babamın Tutuklanması” hikayesini okurken kanınız donacak, bu kadar da olmaz ki, diyecek öfkelenecek, acıyacak, ağlayacak ve çileden çıkacaksınız. Küçük Blute’nin olgunluğu, suçsuz yere tutuklanan “Babe” nin dik duruşunu, “Nane” nin olgunluğunu hayretle izleyecek, olgun insan olma kavramını yeniden değerlendireceksiniz.
“Tarih Geçmişte Kalmaz” bölümündeki altın değerindeki tespitleri coşkuyla not alacaksınız.
“Kuma”, “Su Perisi ile Adiyuh”, “Ela Gözlü Melek” hikayelerini okurken aile kavramı, eşler arasındaki uyumun önemi zihninizde bir kez daha belirginleşecek.

Yazar mı Çevirmen mi?
Değil mi ki kaliteli tercüme, yalnızca dil bilgisi değil, aynı zamanda dikkat, özen ve uzmanlık gerektirir.
Kaynak metin ne kadar iyi anlaşılırsa tercüme de o kadar başarılı olur.
İşte Muvaffak Temel, bu bilinçle su gibi akan bir tercüme hediye etti toplumuna.
Kanaatimce Büyük yazarın mesajını en güzel şekilde Türkçeye aktardı.
Eğer Muvaffak Temel, iki dilin de terim ve terminolojisine bu denli hâkim olmasa, “bağlam” ı bu kadar önemsemese, Nalo Zaur’un derin anlamlarla harmanlanmış mesaj yüklü bu mükemmel eseri bu kadar güzel, bu kadar anlaşılır, bu kadar etkili ve akıcı şekilde aktaramazdı. Su gibi akıyor derler ya tam da öyle işte!
Demek ki çevirmen, hedef metindeki tüm orijinal üslup özelliklerini, metindeki tüm orijinal nüansları, anlamları ve çağrışımları koruyabilmiş. Bu da elbette önemli bir özellik, paha biçilmez bir yetenek.
“İnsan hata yapar ama çeviride hataya yer yoktur!” derler.
Yazar, bu zor sınavda çok iyi bir iş çıkarmış tebrikler teşekkürler Muvaffak Temel, iyi ki varsınız!
Ruhumuzu Besleyen Cümleler
Kaynak eserin her ifadesi, kimliğimizi, kültürümüzü, tarihimizi kısacası ruhumuzu besleyen, zihnimizi tazeleyen cümlelerle dolu. İnanın bu kitap, bunların hepsini ve çok daha fazlasını içeriyor.
Sizi alıp içine çeken, karakterlerine âşık olmanızı sağlayan üslubu da cabası.
Hikayelerdeki ilginç olay örgüleri, akıcı dil, muazzam betimlemeler ve karakterlerin derin tahlilleriyle birleşince karakterler arkadaşınız, komşunuz, mahalleliniz oluveriyor. Gerisi sıcacık duygularla akıp gidiyor.

NALO ZAUR KİMDİR?
Temmuz 1928’de Kabardey Balkar Cumhuriyeti’nin Stariy Uruh köyünde doğan Nalo Zaur, Kabardey Devlet Pedagoji Enstitüsünü bitirdi. Kabardey Edebiyat tarihi ve Adıge folkloru üzerine ders verdi ve sözlü edebiyat çalışmaları yaptı.
Nalo Zaur, akademisyenliğin yanında sivil toplum faaliyetlerinde de aktif olarak yer aldı ve Adıge Xase başkanlığı gibi görevler üstlenerek sorumluluk aldı.
1989 yılında, Aşemez Xase tarafından Nalçik’te ilk kez düzenlenen Çerkes Sürgünü anma etkinliğinin başrolünde olan Nalo Zaur, Çerkes kimliği, kültürü ve bilincinin yeniden inşasında ve kurumsallaşmasında büyük emekler vererek Çerkeslerin sivil toplum örgütlenmesi tarihindeki yerini aldı.
Nalo Zaur’un dil ve kültüre dair düşünceleri
“Dili, kültürü için endişelenmeyen insanlar, sanatlarını da kaybederler. Aynen sağlığına dikkat etmeyen insanın sağlığını kaybettiği gibi. Bizim kalkınıp, dik durabilmemiz için dil başta olmak şartıyla, xabze, tarih, din ve benzerleri gibi millet olmanın vasıflarından olan değerleri ele alarak onları geliştirmemiz gerekir.” (Psıne Dergisi)

MUVAFFAK TEMEL KİMDİR?
1957 yılında Kayseri Pınarbaşı ilçesi, Taşoluk köyünde doğdu. İlkokulu köyünde, ortaokul ve liseyi Kayseri’de tamamladı. 1979 yılında Orta Doğu Teknik Üniversitesi, Siyaset Bilimi ve Uluslararası İlişkiler Bölümünden mezun oldu. Özel bir bankada müfettişlik ve bankanın çeşitli kademelerinde yöneticilik, bir devlet bankasında yönetim kurulu üyeliği yaptı. Çerkesçeden Türkçeye çevirdiği yazı ve makaleleri çeşitli platformlarda yayınlandı. Anadili Kabardeycenin yanı sıra Türkçe ve İngilizce de biliyor.
KİTAP ARKASI
“Yalnız Turna” Nalo Zaur’un kaleminden çıkan unutulmaz hikayeleri bir araya getiriyor. Çoğu Nalçık’ın Hatuey köyünde geçen bu öyküler, Uruh Irmağı’nın coşkun akışı, köy yaşamının sıcaklığı ve yazarın kendi hayatından izlerle örülüyor. Kimi zaman efsanelere, kimi zaman aşk ve dramın ince çizgilerine dokunan Zaur, satır aralarında felsefi sorgulamalara yer veriyor, yer yer dönemin rejimini cesurca eleştiriyor. Evcil hayvanların, doğanın ve insan ilişkilerinin eşlik ettiği bu metinler, yalnızca bir köyün değil, evrensel insanlık hâllerinin aynasına dönüşüyor
Nalo Zaur, sadece bir bilim insanı değil, aynı zamanda güçlü bir hikâye anlatıcısı.
“Yalnız Turna” Çerkes köylerini, sıradan insanların iç dünyadaki büyük çatışmalarını ve insan onurunu, yalın ama derin bir dille anlatıyor. Hakaşe, Yismeyl, Habale, Musa ve diğerleri… Sokakta yanınızdan geçip gidecek kadar tanıdık ama yüreğinizde kalacak kadar simgesel karakterler.
Bu kitap, yalnızlığına rağmen umudunu kaybetmeyenlerin anlaşılmasa da doğru bildiğini yapmaktan vazgeçmeyenlerin kitabı. Zaur’un gençlik yıllarında yazdığı o dize, bu sayfaların her satırında yankılanıyor: “Yüreğim enerjiyle dopdolu, bir gün öleceğime hiç inanmıyorum.” Onun hikayeleri okundukça bu ses de bu inanç da yaşamaya devam edecektir.
31 hikâye, Nalo Zaur’un geniş otobiyografisi ve “açıklayıcı notlar”ı içeren 413 sayfadan oluşan “Yalnız Turuna” Papirus Yayınları logosunu gururla taşıyor.

KİTAPTAN KISA KISA
Çevirmen, ön sözde şu ifadelerin altını çiziyor: Çerkesçeden Türkçeye çevrilmiş olan elinizdeki bu kitap, Nalo Zaur’un kaleminden süzülen hikayeleri bir araya getiriyor. Hikayelerin çoğu yazarın doğup büyüdüğü Hatuey köyünde geçiyor. Bu köy, yalnızca bir mekân değil, satır aralarında bir ruh, bir hafıza ve bir yaşam biçimi olarak karşımıza çıkıyor ve kuşkusuz köyün içine geçen Uruh Irmağı, Zaur’un hikayelerinde adeta hayatın kendisi gibi akıyor. Kimi zaman dinginliği ile, kimi zaman coşkusuyla anlatılara eşlik ediyor. Yazarın hem çocukluk hatıralarına hem de hayal gücüne su taşıyor.
Benim için zor olan ama en kıymetli olanı, yazarın ustalıkla kullandığı Çerkesçeyi Türkçeye aktarırken anlam kaybına uğratmamaktı. Zorlandım, defalarca düşündüm, kimi zaman tek bir kelime için uzun süre arayışta bulundum ama her seferinde gayretim, Çerkesçenin zenginliğini Türkçede de hissedilir kılmak oldu.
“Bu kitap, Hatuey’in yollarını ve Uruh Vadisi’ni hiç görmemiş olanlara bile orada yaşıyormuş hissi verecek, belki de kendi köyünüzü, kendi çocukluğunuzu hatta kendi yalnız turnanızı hatırlatacaktır. Bu kitabı okurken Nalo Zaur’un dilinden süzülen bu dünyaya sizin de benim gibi coşkuyla katılmanızı diliyorum!” (Çevirmenin notu)
Dil Bilimci Prof. Gutov Adam Muhamedoviç’in eserle ilgili şu ifadeleri manidar:
Zaur, onur anıtını çoktan hak ediyor… Bunların yanı sıra Çerkes edebiyatının öncü isimleri arasında yer alan Şocencuk Ali, Kışokoe Alim ve daha birçok yazar üzerine yaptığı incelemeler de benzersizdir.
Nalo’nun hikayelerinde Çerkes köyleri ve oradaki yaşam biçimleri hiçbir örtüye gerek duymadan, olduğu gibi anlatılır. Bu hikayeleri okurken insana heyecan veren şey yalnızca olayların ilginç olması değildir, aynı zamanda hikayelerin ana dilinin eşsiz tadı ve güçlü anlatımıyla yazılmış olmasıdır. (Dil Bilimci Prof. Gutov Adam Muhamedoviç)
Yalnız Turna’dan: Daha on dört yaşındaydım ama nasıl olduğunu anlamadan İra’nın arkasından bakıp duruyordum, İra ise evlenme çağına gelmişti. Hakaşe, bunu fark etmiş miydi?.. Mejid, bize şöyle nasihat etmişti. “Yakalamaya kalkmayın, yuvasına varmadan. Turna, gökyüzünde tek başına kalırsa kaybolması kolaydır. Yiğit adam tek başına kaldığında çocuk gibi olur. O günden bu yana yalnız turna hep zihnimde kaldı…
Musa’nın Biz’i: Köyümüzün övündüğü şeylerin dördüncüsü Musa’nın biz’iydi. İlk üçü, çiftlik müdürünün deri eyeri, Halit’in gür bıyıkları ve Maryat’ın mızıka çalışıydı.
…Musa, tek kelime etmeden “biz”i aldı ve çekip gitti. Ertesi sabah Musa’nın saraç arkadaşları demirhaneye doluştu. “Musa’nın “biz” inden isteriz, dediler. Oysa Musa’ya yaptığım “biz”in benzerini yapacağım başka biri daha bu dünyada yoktu. Yine de her birinin eline birer güzel “biz” verip uğurladım. Ayrılırken hayretle Allah Allah diye söylemiyorlardı. O sırada iş yerine uğrayanlar Musa’nın ellerini kavuşturmuş halde oturduğunu ve “biz” in kendi kendine dikiş diktiğini yemin ederek anlattılar.
Habale’nin Oyuncak Bebeği… Habale her gün sabah akşam demeden avludan çıkar, çeşme yolundan gider ve orada beklerdi. Annesi ona “Une’yi sana alacağım!” demişti…
Zavallı Habale de bu sözü aklına yerleştirmişti. Une’nin su getirme vaktinde Arhoane’lerin dut ağacının ikiye ayrılmış gövdesinin arasına kafasını sokar, oradan bakardı. Gövdesi ağaçtan kalın olmasına rağmen kimsenin kendisini görmediğini sanır, simsiyah gözlerini Unerıt’lerin güzel kızına dikerdi. Esmer güzeli Une’ uzun bacaklarıyla adeta dans eder gibi yürüdüğünde Habele’nin gözleri alevlenir, heyecandan ayaklarını çamura “Şkurt, şkurt” diye batırıp çıkarırdı…
Tıtu’nun Güneş Tayı… Yure toprağa verildikten sonra Tıtu, acısını kalbinde buz gibi taşımaya başladı. Yaraları iyileşti, bedenindeki izler kayboldu ama içindeki o buz erimedi. Zaman geçtikçe unutmaktansa daha da ağırlaştı. Kalbinin ısınmasına izin vermedi, başını yastığa koyamadı. Çalışmaya gidiyor, olmuyordu; sohbetlere katılıyor, duramıyordu, içki içiyor rahatlayamıyordu…
Tıtu, geçen yıl vefat etti ama rahmetli Yure’den sonra onun şaka yaptığını ya da kahkaha attığını gören olmadı yine de yemin etmeyeyim belki bir-iki kez hafifçe gülümsemiş olabilir.

Su Perisi İle Adiyuh… Nartşu, bir yaz günü şoloh cinsi kır atıyla Uruh Nehri’nden geçerken aniden yükselen bir dalga onu atının üzerinden çekip aldı. O sırada sahilde bekleyen çocuklar, bu güçlü ve yiğit adamı gözlerinin önünde boğulduğunu gördüler. Oysa nehrin suyu, ancak atın karnına kadar geliyordu. Herkes hayretler içerisinde kalmıştı “Bu kadar sığ bir suda koca Nartşu nasıl olur da boğulur?” Nartşu hem çiftçilere öncülük eden hem de savaş çıktığında en önde yer alan köyün bir yiğidiydi. Hohjey’de yaşayan herkes cesedi bulmak için sahile koştu. Sabah kuşluk vaktinden akşam karanlığına kadar bütün nehir yatağı didik didik arandı ama ne cesedi bulunabildi ne de bir izine rastlandı… Bir gün…
Hursane Ağaç… Böylece sonbahar geldi. Kestane sarısı yapraklar döküldü. Ardından bembeyaz kış geldi. Karlar eridi, toprakları ıslatan kış geçti. Bahar geldi. Alacalı bulacalı ilkbahar yeşerdi…
“Siz iki çocuk galiba bir şey bilmiyorsunuz. O zaman beni can kulağıyla dinleyin. Büyük Tanrı bu yurdumuzu bir cennet yapmak için yaratmıştı. Ancak Çerkes denilen ırkınızı yarattıktan sonra sizi gözledi. Güzellikte, sağlıkta, kahramanlıkta, insanlıkta, çalışkanlıkta, akılcılıkta sizden daha iyisini bulamayınca cenneti başka yere götürerek bu harika yeri size bıraktı. Yine, size bakarak şöyle düşündü: “Havası temiz, suyu berrak, toprağa verimli olan bu vatana bir dil de gerekir.” diyerek tüm dünyayı kıskandıracak Çerkesçeyi size bahşetti. Ancak sonradan size bakarak temiz havanıza değer vermediğinizi, berrak suyunuzu koruyamadığınızı, verimli topraklarınıza acımadığınızı, güzelim dilinizi beğenmediğinizi fark edince küserek Arşa çıktı…” Büyük tanrı dedikleri kim oluyordu, diye sordu Kuşbi öğretmenine sorar gibi…
Ela Gözlü Melek… Evden çıkarken Nuze onu sevgiyle yolcu ediyor, eve dönünce “Benim hayatımsın!” diyerek karşılıyordu. Onlar için yeryüzü tertemiz, gökyüzü berraktı…
Musa, bavulun üzerinde gözyaşlarını silerek sesini çıkarmadan sabaha kadar oturdu. Gördüğü şeyin onu sersemlettiği kadar, cehennem görse bile sersemlemezdi…
Tarih Geçmişte Kalmaz… Bugün, kendimizi koruyabilmek için ihtiyaç duyduğumuz şey silah değildir. Akla, bilime, vatan sevgisine ihtiyacımız var. Biz, Amerikalılara, Avrupalılara, Ruslara, Türklere, Araplara neden özenelim? İnek, at olmayı, at aslan olmayı, aslan kartal gibi uçmayı istemez. Biz neden kendimizden farklı bir olmaya çalışıyoruz? Arapların içinde yaşayan Çerkesler Arap olursa Türkiye’de yaşayan kardeşlerimizin çocukları Türk olursa Batı’da yaşayan soydaşlarımız evlatları batılı olup çıkarsa Rusya’da kalan bizlerin bebekleri Ruslara karışırsa bu kimin hayrına olacak?
Atalarımızdan kalan isimlerimizi beğenmeyip Rus, Batı, Arap, Türk isimlerini takıyoruz. Bunun bizi nereye götürdüğünü biraz düşünün!..
Ey bizi bir ırk olarak yaratan, vatanın en güzeline yerleştiren, güzel Çerkesçeyi bahşeden, muhteşem geleneklerimizi veren, yitirdiğimiz iyi şeyleri hediye eden büyük Tanrımız! Tamamen yok olmadan bize bir iyilik yap, birlik olmamızı sağlayacak bir akıl vererek Çerkeslere yardım et! Âmin!
TEMENNİ
Umarım duyarlı toplumumuz, bu güzel eserden gereği gibi faydalanır, “Yalnız Turna” çok kişiye ulaşır, çok kişi tarafından okunur. Umarım halkımız daha fazla okur, daha çok sorgular; kendisine, tarihine, kültürüne, sanatçısına, bir avuç yazar ve çizerine, şairine daha çok sahip çıkar, sanat ve edebiyatta daha çok derinleşir, daha fazla zenginleşir.
Tarihi, kültürü, kimliği ile barışık, huzur içinde yaşayan daha müreffeh bir toplum temennisiyle.