Her ulusun kendine özgü bir dili, inanç sistemi ve yaşam biçimi (xabze) olduğu gibi, o ulusun tarihsel birikimini, estetik anlayışını ve kimlik kodlarını taşıyan bir giyim kuşam kültürü de vardır. Bu kültür, yalnızca bedenin örtülmesi ya da süslenmesiyle sınırlı değildir; aynı zamanda geçmişten günümüze uzanan bir ulusal hafızanın, kimliğin ve anlatının somutlaşmış görsel ifadesidir. Bu nedenle giyim kuşamı “iğne ve ipliğin dili” olarak tanımlamak son derece yerinde bir tespit olabilir.
Giyim kuşam, bir toplumun coğrafi koşullarından ekonomik yapısına, inançlarından sosyal hiyerarşisine kadar pek çok unsurun etkisiyle şekillenir. Bu süreç, zaman içerisinde sosyoekonomik ve sosyokültürel değişimlerin etkisiyle dönüşür, gelişir ve yeni anlamlar kazanır. Böylece giyim kuşam, yalnızca bir ihtiyaç olmaktan çıkar; kültürel sürekliliğin ve kimlik aktarımının önemli bir aracı hâline gelir.
İğne ve ipliğin oluşturduğu bu dil, son derece hassas ve narin bir yapıya sahiptir. En küçük bir yanlış dokunuş, ulusal kimliğin dışarıdan farklı algılanmasına neden olabilir. Özellikle bizim gibi dünyanın farklı coğrafyalarına dağılmış toplumlar için, bu dili doğru, özenli ve özüne sadık bir biçimde yaşatmak tarihsel bir sorumluluktur. Her coğrafyada bu kültürel mirası korumak ve gelecek kuşaklara aktarmak, kolektif hafızanın sürdürülebilirliği açısından büyük önem taşır.
Bu toplumsal sorumluluğu naçizane üstlenmeye çalışan biri olarak, 10–13 Şubat tarihleri arasında Ankara Çerkes Derneği ve KAF-FED iş birliğiyle gerçekleştirilen Çerkes Giyim Atölyesi etkinliğine davet edilmiş olmanın gururunu yaşadım. Anavatandan gelerek bilgi ve deneyimlerini bizlerle paylaşan değerli uzmanlara ve onların nezdinde bu etkinliğe katkı sunan, emek veren tüm soydaşlarıma gönülden teşekkürü borç bilirim.
Bu etkinlik vesilesi ile geldiğimiz noktada, ortak dili iğne ve iplik olan geniş bir ailenin parçası olduğumuzu görmek, hem umut verici hem de sorumluluklarımızı hatırlatıcı niteliktedir. Bu bağın dahada güçlenerek devam etmesi, dilek ve temennisi ile.