Bir Yazar Bir Eser: GELECEĞİ ÖRGÜTLEMEK- ÇERKESLERE NOTLAR - Janberk Apiş

Bir Yazar Bir Eser: GELECEĞİ ÖRGÜTLEMEK- ÇERKESLERE NOTLAR - Janberk Apiş

 “Tarihler değişiyor, nesiller ve araçlar değişiyor, doğrular ve yöntemler değişiyor; biz de değişmeliyiz. Burada önemli olan, bu değişimi Çerkes kalarak yapabilmek.”

 

“Artık mesafeler bize engel değil, bize en büyük engel; egolar! Gelin bu egoları ayaklarımızın altında çiğneyelim ve yarın için direnelim.”

 

“Bizim sorunumuz daha biz ol(a)maden “siz” yaratmak. Bizi bul(a)madan sizi icat etmek.

Eline kalem değen, kendini “biz” kabul ettirmek için sürekli bir “siz” yazıp duruyor.”

 

“BİZ”, Çerkeslerde YOK. Çerkeslerde iyisiyle, kötüsüyle, eğrisiyle, doğrusuyla hep SİZ var.

 

Janberk Apiş, eserini kaleme alırken “Şu ifade doğru ama ya birilerini üzerse?” dememiş, yüreğinden gelenleri tüm çıplaklığıyla yazmış.

 

Konuyu anlatırken mevzuları pamuklara sarıp sarmalamamış, inandığı doğruları doğrudan haykırmış! Zülfüyâre dokunma endişesi hiç taşımamış.

 

Özellikle “biz olamama hastalığı” nın detaylı tahlilini yapmış, tahlil sonuçlarını derinlemesine incelemiş ve teşhisi koymuş.

 

Eserde, pek çok sıkıntılı, sancılı toplumsal sorunumuz, olabilecek en net şekliyle anlatılmış, çözümler önerilmiş.

 

“Geleceği Örgütlemek- Çerkeslere Notlar”ı özellikle gençler mutlaka okumalı. Hem de altını üstünü çizerek.

 

Evet, bu kitap okunmalı; bu davasında samimi, bu yürekli insan iyi anlaşılmalı. Bu sayede Janberklerin sayısı artmalı!

 

Janberk Apiş, düşünen, üreten, ezberimizi bozabilen nadir Çerkeslerden biri.

Aslında Janberk, bu eseriyle öncelikle okunması gereken yazarlarımız arasına girmiş.

 

Gençtir, dinamiktir, üslubu serttir, esirgemez sözünü asla!

Anladığım kadarıyla Janberk, Tolstoy’un ifadesiyle sadece kitap okumak, kitap yazmakla yetinmiyor, bazen meydan okuyor kendine, hayata, dünyaya…

İyi ki varsınız sevgili aksiyon insanı, dava adamı!

İçtenlikle kutluyorum sizi!

 

ESERDEN BİRKAÇ BAŞLIK:

Hep Siz Yaratmak, Bozulan Kültür Direnen Çerkeslik, Çerkeslere Kahramanlar Devşirmek, Çürümüşlük ve Çerkeslik: Mecbur Değiliz, Geleceğin Bir Gelecek Hayali, Çerkeslerin Asaleti. Xase ve Demokrasi, Çerkeslerein Nezaketi. Saygı ve Adalet, Soykırımın 155. Yılı, Çerkes Mahallesinde Davul Zurna Çalmak, Çerkeslerin Yarını Ne Olacak? Suriye’ye Çerkes Gibi Bakmak, Biz Kimiz ya da Biz Kim Değiliz? Asalet Masalı, Düşünceyi Eyleme Geçirmek…

ÇERKESLERE NOTLAR ve YAYINEVİ

“Geleceği Örgütlemek- Çerkeslere Notlar” araştırma, inceleme yazılarından oluşan bir eser. Sıcacık, dumanı üzerinde tüten bir kitap. (Eylül 2021) Yazarın 2013 yılından bugüne kadar yazdığı yazılardan oluşuyor 164 sayfadan oluşan eser “Favori Yayınları” logosunu taşıyor.

 

NOT: Eserin yeni baskısına yazarın özgeçmişi, bir önsöz ve index (İçindekiler) eklenirse, çok daha iyi olacağı kanaatindeyim.

 

ARKA KAPAK YAZISI

Arka kapakta yer alan kitap tanıtım bilgileri şöyle:

Elbette değişeceğiz, değişmek zorundayız da ancak bozulmamalıyız!

Eğer üretmeden tüketiyorsak, bozuluyoruz. Bunu hayatın neresine koyarsanız koyun öyledir. Ben bunu Çerkesliğe koymayı, Çerkesliğe kafa yormayı ve evet değişerek ama Çerkes kalarak mücadele vermeyi anlatıyorum.

 

Tarihler değişiyor, nesiller ve araçlar değişiyor, doğrular ve yöntemler değişiyor; biz de değişmeliyiz. Burada önemli olan, bu değişimi Çerkes kalarak yapabilmek.

 

Ben buna: "Geleceği örgütlemek" diyorum. Diyorum ki; gelin değişelim, değişimimize yön vererek, bize miras kalmış Çerkesliğimizi kendi zihnimize ve günümüze yine ve yeniden inşa ederek, “Z” kuşağının kendisine yer açarak, bize dokunmasını ve bizim üzerimizden geçmişiyle buluşmasını sağlayarak; üreterek değişelim.

 

Bizlere 21 Mayıs’ı acıyla ve hüzünle inşa eden tarihe, 22 Mayıs’ı örgütleyerek; mücadeleyle yanıt verelim. Artık mesafeler bize engel değil, bize en büyük engel; egolar!

Gelin bu egoları ayaklarımızın altında çiğneyelim ve yarın için direnelim.

 

TEŞEKKÜRLER JANBERK APİŞ

Bu kıymetli eserle toplumumuza, kültürümüze büyük katkı sağladınız, içten gelen teşekkürlerimi sunarken sağlık ve huzur içinde nice güzel çalışmalara diyorum.

Bu arada yeni kitabınızı (Siyasal Abrek) heyecanla bekliyoruz

 

JANBERK APİŞ KİMDİR?

1987 Hatay / Reyhanlı doğumlu. 1996 yılına kadar Reyhanlı Çerkes toplumunun bir parçası olarak yaşadı. Daha sonra ailesi ile Reyhanlı'dan ayrıldıktan sonra önce Türkiye Çerkes toplumunun sonra “Çerkes Diasporası” nın bir parçası haline gelecek bilinçsel ve kişisel gelişimini tamamladı.

 

Şu anda Çerkes diasporasının bir parçası ve tam bağımsız bir Çerkesya Yurtseveri.

Çerkes geleneği, kültürü, dili başta olmak üzere; siyaset ve politikasının içerisinde hem çeşitli gruplarla birlikte hem de tek başına bulunmakta.

 

Aynı zamanda eşitlik ve adalet düşüncesinin güncel ve küresel siyasi ideolojik kutuplarında 20'li yaşlardan bu yana Kropotkinci, Bakuninci ve Proudhoncu.

 

Profesyonel işçi ve mesleki gücünü; karayolları projelerinde topoğraf olarak icra ediyor. Bugüne kadar insan haklarından, ekolojiye, cinsiyet eşitçiliğinden, hayvan haklarına kadar birçok siyasal kampanyanın içinde bulundu.

 

2013 yılında Antalya'dan başlayan ve İstanbul'a kadar süren Adalet Yürüyüşünde başından sonuna kadar bulundu.

 

“Jineps” gazetesi başta olmak üzere bazı dergi ve gazetelerde köşe yazıları yazdı. Bazı siyasi partilerin içerisinde, içinde bulunduğu Çerkes siyasetinin Çerkeslik taleplerini temsil etmek üzere görev aldı. 

 

“Bitiş” isimli şiir, “Geleceği Örgütlemek- Çerkeslere Notlar” isimli günce olmak üzere 2 kitabı yayınlandı, “Siyasal Abrek” isimli kitabı hazırlık aşamasında.

Bekâr, 2 kedi ve 1 köpek insanı.

ESERDEN KISA KISA

Bizim sorunumuz daha biz ol(a)madan “siz” yaratmak. Bizi bul(a)madan sizi icat etmek. Bu önemli sorun; çünkü bir türlü olmayan “bizler” sürekli “sizleri” tartışıyoruz her mecrada. Bakmayın şu âlemde her yere yazılan “biz” kelimesine. (s.7)

 

Eline kalem değen, kendini “biz” kabul ettirmek için sürekli bir “siz” yazıp duruyor. Daha “ben” olamamış kişilere: daha bu dünya için kendi ailesi için, kendi geleceği için doğru karar verecek, düşünecek yetisi olmayan kişilere “siz” demeyi öğretiyorlar. (s. 7)

 

İşte bu yüzdendir ki: Dünyanın diğer halklarında olduğu gibi iyisi ve kötüsüyle, eğrisi ve doğrusu ile oluşan “BiZ”, Çerkeslerde YOK. Çerkeslerde iyisiyle, kötüsüyle, eğrisiyle, doğrusuyla hep SİZ var. (s.7)

 

Oysa sen varsan ben varım. Ben varsam, siz varsınız. Siz varsanız, biz olmalıyız. (s. 8)

 

Bugün dahi Çerkeslerin en iyi yaptıkları şey, kendilerini (veya ait hissettiklerini) var edebilmek için başkalarına saldırmak ve onları suçlamak. Biz olmanın birçok güzel yolu varken, inatla ve sürekli bir siz yaratmaya çalışmak. Çünkü eğer bir “siz” yaratabilirlerse, kendilerinin “biz” olacağına inanıyorlar. (s.9)

 

Çerkeslik benim için hiçbir zaman düğünde kuru bir dansa, mutfakta lezzetli bir yemeğe, gereksiz bir övgüye, emeksiz bir tanıma uygun olmadı. (s.10)

 

Düğününden cenazesine, kavgasından eğlencesine kadar her şeyin imece usulüyle toplumun iç içe girerek ve birlikte, gocunmadan, erinmeden çalışıp üreterek çocukluğumuzda zihnimize inşa ettikleri Çerkeslik… (s.10)

 

İnsanı hep tek kimlikle görmek isteyenlere her zaman anlattım insanların birçok kimliği olduğunu. (s.10-11)

 

Yani; Ethem Bey’in Çerkesliği, hainliği kadardır. Onu bizim tarihimize Çerkes diye iliştirenler, aynı zamanda onu vatan haini ilan edenlerin de ta kendileridir. İktidarla masa savaşı vermeyen ve en az Ethem kadar Çerkes olan diğer genetik Çerkeslerin bugün Çerkes olarak anılmıyor olması da zaten bunun belgesidir. (s.12)

 

Şeyh Şamil’dir. Çerkes tarihine birileri tarafından öyle ulvi ve kutsal bir lider olarak iliştirilmektedir ki, bu konuyu ele almanın zamanı geldi. (s.13)

 

Çerkeslerin büyük bir bölümü bir Çerkeslik ütopyasının içinde mışıl mışıl uyurken; bir şiddet kültürü Çerkesliğin içini oya oya tüketiyor. Biz şiddeti görüyor muyuz? Hayır... Peki görenler buna tepki gösteriyor mu? Hayır! (s. 23)

 

…Toplumun kendisini temsil ettiği yerde oturan asillikten çatlamış efendiler ise; bu ütopyanın içinde geçmişle şişire şişire büyüttükleri balondan asalet ve nezaketleriyle pek de rahatlar. O güzelim saçlarını böyle şeylerle ağartmaktansa, yaşayabildikleri kadar asil olarak yaşayıp, övündükleri kadar Çerkes olacaklar. (s. 23)

 

Çerkeslik hiç kimsenin tekelinde değil, ama hepimizin sorumluluğunda. Eğer ayrışmak yerine birleşir, çatışmak yerine tartışırsak; doğru bir yol bulacağız. Eğer birbirimizi anlamaya çalışırsak, o yol yoksa bile o yolu açacağız. Bu çürümüşlüğe mecbur değiliz. (s. 23)

 

Demokratik açılım sürecinde Türkiye’de hiçbir haktan yararlanamayan tek kalabalık unsur Çerkes halkı oldu. Çerkes sorunu hiç kimseye anlatılmadı. Çerkes talepleri Çerkesler tarafından dahi kabul göremedi. Çerkesler hiçbir zaman hiç kimse için caydırıcı bir kamuoyu oluşturamadı.

Hiçbir toplumsal proje üretilemedi, üretilen projeler hiçbir zaman toplumsal olmadı.

Çerkes kimliği siyaset için şahıslar tarafından üniforma yapıldı. Şahsi kariyer için bu kimlik, araçsallaştırıldı. (s. 27)

 

Çerkesleri “asaletin ve nezaketin” timsali saydıran en önemli özelliği, halkın içinde soylu bir sınıfın bulunmasından ziyade, toplumun tamamının soylu olması için tasarlanmış kültürüdür. Çerkesleri çok eski zamanlardan beri bir insanın soylu sayılabilmesi için ihtiyaç duyduğu “onur ve şerefi” toplumun içine en önemli değer olarak yaşadılar ve böyle yaşamayı ilke edindiler.  (s. 29)

 

Çerkeslere göre onur ve şeref, çok zor kazanılır, ancak çok kolay kaybedilebilirdi. (s. 29)

 

Çerkesler bir kişinin yaşına, cinsiyetine, sosyal durumu veya milliyetine bakılmaksızın saygı duymayı öğütleyen bir kültürün sahibidir. Üstelik Çerkeslerin karşılarındakilerine duydukları bu saygı koşulsuzdur yani bu saygı hiç kimsenin değiştiremeyeceği kişinin doğuştan hak ettiği şeydir. (s. 31)

 

Bir kişiye gösterdiğiniz saygı, sizin görmeniz gereken saygının yansımasıdır. (s. 31)

 

Çerkesler başkalarının şerefini ve onurunu incitmekten, en az kendi onurları ve şereflerinin incinmesi kadar korkarlar. (s. 31)

 

Bir zamanlar bir prens birisini yemeğe davet etmiştir. Davet ettiği konuk yemeğini çatal ve bıçak kullanmadan elleriyle yemeye başlayınca, prens onu utandırmamak için kendi bıçağını ve çatalını bırakarak yemeğini elleriyle yemeğe başlamıştır. Böylelikle konuğunun onurunu ve itibarını korumuştur. (s. 32)

 

“Xı” kelimesi sınırsız, okyanus, evren anlamına gelir, “bze” sözcüğü dil anlamındadır. Yani Xabze; dünyanın, evrenin dili, temelidir ve yasası anlamındadır. (s. 33)

 

Kendi vatanını savunurken ölenlerin acısı mı daha ağırdır, yoksa vatanını savunmak için ölenlerin ardında kalanların, gemilere bindirilip gitmek zorunda olması mı vatanlarından? Sürgün çocuklarının kendi vatanlarına yabancı olması mı yoksa; hangisi? (s. 38)

 

Ey Çerkes evladı! Bir halkın en büyük düşmanı, kendi içinde yarattığı düşmanlarıdır. Çünkü her vuran Çerkesliğe vuracak, her vurulan da Çerkeslikten vurulacaktır böyle bir düşmanlıkta! Niye kendine, kendinden düşmanlar yaratmakla uğraşır durursun? Yetmez mi kanadığın, 155 yıldır kanıyor yaran! Sen vatansız mısın? (s. 38)

 

Ey Çerkes evladı: Başkasına dökecek kanın kalmadı, sen bizim son damlamızsın. En kıymetli damlamız! Ya yeniden dolacak bir okyanusun başlangıcı ya da tükenmekte olan okyanusun son damlası. Tüketme kendini, tükenme artık! Yok olma... Hiç kimseye faydası yok yokluğunun. Var ol! Var olmaya çalış! Artık barış kendinle, kendin ol artık. Başkalarına verecek hiçbir güzelliğin kalmıyor bu yoklukta, tükenmişliğine hiç kimsenin ihtiyacı yok. Var olmalısın, başkalarının senin kardeşliğine ihtiyacı var! Önce sen olmalısın! Senin gücüne, senin varlığına ihtiyacı var.! Artık barış kendinle, kendin ol: dünyayla, halklarla kardeş ol artık. (s. 39)

 

Bizler yılda 364 gün Çerkesleri tekrar Çerkesyalılaştırmak için mücadele etmedikçe 1 günlük anmanın hiçbir önemi kalmamaktadır. 155 yıldır vatanımız Çerkessizleştirilmekte, Çerkesler vatansızlaştırılmaktadır. Bunu engellemeli ve 21 Mayısları toplumsal dirilişimizin temellerine çevirmeliyiz. (s. 40)

 

Çerkeslerin en büyük düşmanları yine Çerkesler. Bu da yetmiyormuş gibi halkın içinde yan yana gelip dernekleşenler var mesela; onların da en büyük düşmanı başka dernekçiler. Bazı dernekler yan yana gelip federasyon kurmuşlar, onların da en büyük düşmanları diğer federasyonlar. (s. 41)

 

Hâl böyleyken bir gündeme dair iki kelam ettiğinizde, sizden bir taraf seçmeniz bekleniyor. Bağımsız olmak ise herkesin düşmanı olmak demek. (s. 41)

 

… Sebebi yağmalanmış tarihimizdir, bu yağmayı Çarlık mı yapmıştır, Osmanlı mı yapmıştır, Sovyetler mi yapmıştır, Türkiye mi yapmıştır, Rusya mı yapmıştır, içimizdeki Fransızlar mı yapmıştır ya da hepsi bunu parça parça mı yapmıştır bilemem. Ancak doğrusu yağmalanmış bir tarihimizin olduğudur. Tarih bizim için büyük savaştan önce ve büyük savaştan sonra diye ikiye ayrılmıştır. (s. 42)

 

Kimilerine göre Karadeniz’den Hazar’a kadar olan herkes Çerkes, kimilerine göre bütün Kafkasya Çerkes, kimilerine göre sadece Kuzey Kafkasya Çerkes, kimilerine göre Apsuvalar ve Adigeler Çerkes. (s.42)

 

Sonra gidip onları temsil eden en büyük kurumlara soracağız: Siz Çerkes misiniz diye. (s. 42)

Bana göre Çerkeslerin en büyük düşmanı Çerkeslerdir. Kurumlarımızın en büyük sorunu, içlerindeki “İrlandalılardır.” Geçmişin geleceği yoktur, tek bir gelecek vardır.

 

Çerkeslerin büyük çoğunluğu Çerkesliklerini geçmişten almaktadır, geçmişiyle Çerkes olmaktadır ve geleceğe doğru sürekli başkalaşarak yaşamaktadır. Geleceklerini bir Çerkeslik üzerinden inşa etmeyenlerin gelecekleri en son nokta bir Çerkes olarak yok olmaktır. (s. 43)

 

… Çözümü ise bir Çerkes fonu oluşturmaktır. Bu fonla toplumsal üretim desteklenmelidir. Çerkes müziği akademileri açılmalı, geleneksel Çerkes müziğini sürekli tüketmek yerine profesyonel Çerkes müziği inşa edilmelidir. Çerkes kütüphaneleri açılmalıdır, Çerkes yazarlar fonlanmalıdır, Çerkes medyası oluşturulmalıdır. Çerkesleri yeni çağa taşıyan: gerek sanal (bilgisayari cep telefonu oyunları, sanal kütüphaneler vs..) gerek reel atılımlar yapılmalıdır. (s. 45)

 

KAFFED, DÇB’nin en büyük örgütüyse veya DÇB Çerkeslerin Rusya’daki sesiyse veya öyle olmaya çalışmak istiyorsa ikisinin de dinamiği Çerkes halkıdır ve Çerkes halkı her ikisinden daha büyüktür. Çünkü DÇB bir parça KAFFED, KAFFED de bir parça DÇB’dir.  (s. 46)

 

Değiştik. Uzun lafın kısası “Attan indik, otomobile bindik” artık. At bizim atımızdı ama otomobil bizim otomobilimiz değil; tekerleri bile bizim değil...

Şimdi biz bu otomobille 150 küsur yıl ileri gittikten sonra; 150 yıl geride bıraktığımız atımızın “nalını” neden tartışıyoruz?

 

Kadından Thamade olur muymuş? (s. 48)

 

Çerkes kadını Thamade olur mu diyorsunuz?

Kadın; yazabilir, düşünebilir, anlayabilir, bilim insanı olabilir, dünyayı yeniden keşfedebilir, uzaya çıkabilir, okyanusa dalabilir... Kadın; devrim yapabilir, lider olabilir, yönetebilir. (s. 49)

 

Kadın savaşabilir, barışabilir, karar verebilir. Kadın isterse her şey olabilir! Yani Thamade de olabilir.  Ama siz iflah olmazsınız... (s.50)

 

Çünkü zaman hepimizi küçük adalarda yaşamaya zorluyor. Birlikte yaşamak bir seçim değil, bir zaruret artık. (s. 51)

 

Bilgi var ama bilinç yok, ses var ama söylem yok, hareket var ama eylem yok, his var ama tepki yok. (s.52)

 

Çerkes toplumunun bütün değerlerinin toplanmasının adı Xabze’dir. (s. 56)

 

Xabze’yi bir kırbaca çevirip; yeri geldiğinde şakırdatmak için kullanıyorsunuz...

Oysa Xabze, toplumun sırtında şakırdayan bir silah olacak kadar basit bir şey değil ki; Xabze yeni akım söylemle Çerkeslerin yazılı olmayan anayasası, yani; Çerkes toplumunun toplumsal sözleşmesi...

Bu coğrafya bize çok şey verdi, çok şey de aldı bizden... Mesela verdiği bir aforizma var; “işlemeyen demir pas tutar” diye. (s. 57)

 

Çerkes camiası içinde kafamızı ne tarafa çevirsek herkes örgütlü bir halk olmaktan bahsediyor. (s. 63)

 

Çerkeslerin örgütlü bir halk olması yönündeki en büyük engel olarak gördüğüm şey; halk olmamaktır. Türkiye’de Çerkeslerin örgütlü bir halk olabilmesi için en başta “halk” olabilmesi gerekir. (s. 63-64)

 

Örgütlü bir halk olabilmek için, önce halk olabilmek... Önce şu soruların yanıtları olmalıdır:

Çerkes etniği kimdir? Çerkes aydını nedir?

Bu sorular birkaç sebeple önemlidir, çünkü Çerkes etniği bir aydın doğuracaktır ve bu aydın Çerkes etniğini halk olarak örgütleyecektir. (s.65)

 

Çerkes aydını: Çerkes tarihini öğrenme sorumluluğu duyan ve bu konuda sürekli araştırmalar yapan, Çerkeslerin geleceğiyle ilgili sürekli kaygı duyan ve bu araştırma ve kaygılarla Çerkesler için öz sorumlulukla üreten herkestir. Çerkes aydınının amacı Çerkesliktir. (s. 65)

 

Çerkes halkının örgütlü bir halk olabilmesi için, bir halk olabilmesi gereklidir. Bir halk olabilmesi için de aydınlar yetiştirmesi gereklidir. Aydınlar yetiştirmesi için ise bir zemin oluşturulmalıdır. Bu zeminde yetişen aydın, Çerkesliğe karşı sorumlu olmalı, hesap verebilir olmalıdır. (s.66)

 

Çerkeslerin özellikle büyük kentlerde ender ortak noktası olan derneklere eskiden siyaset sokmak ayıptı. Bugün ise içerisi buram buram siyaset kokmayan dernek kaldı mı? (s. 67)

 

Çerkeslerin içerisinde “Herkesin her şeyi bilmesi” ya da “Herkesin her şeye karşı çıkması” gibi kronik bir sorun olduğu düşünülür, oysa bunun nedenine hiç kimse değinmez. (s.69)

 

Oysa sorumlu; toplumsal alanı bir üretim alanına çevirmelidir. Bu alanda toplum kendini üretmeli, sanatı üretmeli, siyaseti üretmelidir. Toplum bu üretimiyle kendi içinde kendi elleriyle kendini değiştirmelidir. (s. 71)

 

Asalet ve nezaket diye böbürlene böbürlene geldiğiniz yolun sonu bugünkü tablo ile daha güzel ifade ediliyor, birbiriyle konuşmayı bile beceremeyen, neredeyse ortak hiçbir değeri kalmamış balondan asilzadeler topluluğu. (s.79)

 

Türkiye’deki Çerkeslerin çoğu bir aptallık uykusunda hâlâ kadına, doğaya, halklara, insanlığa karşı kendine ait ufacık bir fikri ve görüşü olmadan; kendisine kalanlardan ödeye ödeye, başkası gibi ola ola yaşıyor. Sanırım dünyada bizden daha fazla geçmişiyle övünüp, geçmişinden eser barındırmayan bir halk yoktur. (s.79-80)

 

Savaş görmüşüz, ölüm yaşamışız, vatan terk etmişiz... Gelmişiz; aç kalmışız, hasta olmuşuz, ölmüşüz... Kadınlarımız beyaz köle diye pazara çıkartılmış, asker olarak Balkanlardan Ortadoğu’ya kadar her bir yere yerleştirilmişiz, her savaşta ve isyanda ölmüşüz, öldürülmüşüz... (s.82)

 

Reyhanlı bana, bir adamın soyundan çalarak Çerkes olmayı değil, bir toplumun okulunda hak ederek Çerkes olmayı öğretti. (s.87)

Babam, hiçbir halktan, dinden, cinsiyetten nefret etmez. Bildiği hepsini de sever-sayar. Ancak Çerkeslik onun için çok özel bir durumdur. Çerkesçe duymak ve konuşmak için can atar. (s.96)

 

Çerkesler şunu bilin: Bir Âdem oğlu çıkıp Çerkes olduğu hâlde, ben Çerkes değilim derse, güle güle gitsin cehennemin dibine... (s.103)

 

... Her Çerkes; Müslüman, Hristiyan, ateist, işçi, patron, devrimci, milliyetçi olabilir, fakat Çerkeslik bunlardan hiçbiri olamaz!.. Herkes, etnik kimliğiyle siyasal kimliğini mukayese ediyor ve birbirini hizalamaya çabalıyor, ama ikisi aynı şeyler değil. (s. 113)

 

Salona sıkışmış kalıpta, dört duvarın içinde cılız ve kısık hatta kendisini bile işitemeyen kültür Çerkesciliğinin hazin son on yılı, giderek kendine ağırlaşan yapıları arasında neredeyse kırılmak üzere olan beli; kültürcülüğün hatalı olmasından ziyade, kültürcülüğün yanlış yorumlanmasından kaynaklı. (s. 115)

 

Fakat burada da tek kelimeyle anlatmam gerekirse; kültürcülük yalnızca düğüncülük, kaşencilik, halujculuk olmamalıdır, birazcık da dilcilik, adaletçilik, temasçılık olmalıdır diyebilirim. (s. 115)

 

Onlar “Çerkez” ben “Çerkesim!” ve aramızda tek harfi değişen bu ima, yalnızca bundan ibaret değil… Dünya ile temas eden, kendi adalet anlayışı olan ve olguları bu anlayışla ele alıp kendi dilinde okuyabilen bir politik kültürcülük. Siyasetçilik! (s. 116)

 

Gördük, görerek, yaşayarak ve hissederek anladık ki; iyileşmesi mümkün olmayan toplumsal yaralarımız var (s. 119)

 

Çerkes gençliğinin bir misyonu olmalı, bu misyon birlikte yaşadığı halkları ıskalamadan, onlarla yaşayacağı bir dünyayı da algılamalı ve bu algıyla bir vizyonu büyütmelidir. (s.120)

 

Ey Çerkes halkının gençleri! Tarihin sizlere yüklediği sorumluluktan kaçmayın! Geleceğe öncülük edecek misyonu oluşturun ve o vizyonda tüm diasporada ve yurtta birleşin! İnsanlığa, adalete, eşitliğe sarılın. Bir mücadele oluşturun, o mücadeleyi savunun. (s. 120)

 

Halkı adına endişe edinen Çerkes gençlerine bir el kitabı gereklidir. Çerkes gençlerine bir el kitabı oluşturabilmesi maksadıyla bir yol haritasına çevirmeliyiz. (s. 123)

 

Bugün “En Çerkes benim!” diye çırpınan o yığınların, gelecekte halkımıza dair bırakacakları en ufak bir iz yok, o iz olmadığı için biz; onların “şatafatlı” Çerkeslik nidalarına teslim olmayacağız. Çünkü bu yığınların geleceğe, Çerkeslikle ilgili bırakacakları tek iz; erimektir ve aslında biz tam da bu erimeye karşı hareketle “Çerkeslik” kimliğiyle katılmaktayız. (s. 126)

 

Kendi yok olmakta olan dilini, kültürünü koruyamayan, kendine faydası olmayan, başkalarının hizmetçiliğinin onuruyla bağıran bir toplumun bağırdığı “kahramanlık ve asalet” nidaları, halkımızı, bizi, kendilerini aptal durumuna düşürmekten daha ötesi sayılabilir mi? (s. 126)

 

Kendini asil zanneden köle ruhluların en büyük kompleksi, aşağılık kompleksidir ve bunu gizlemek içinde halkımızın onurlu tarihi onlar için bulunmaz Hint kumaşıdır! (s. 130)

 

ASALET masalını okuyanların neredeyse hiçbiri, hiçbir şey yapmıyorlar. Yani hep “Asalet Masalı” okuyorlar. (s. 132)

 

Sahi biz, Çerkes olmayı nasıl biliyoruz? Bu sorunun yanıtını hiç aradık mı? Ethem Bey ile “hain”, Şeyh Şamil ile “kahraman”, 1864’te “sığınmacı”, 1919’da” direnişçi”, hak isteyince “yediği kaba pisleyen”, iktidara biat edince “asli unsur” olmayı başardık. (s.135)

 

Zira Çerkeslik, tüm güzel sözlerin ardında artık tarihteki en zayıf konumundadır, pamuk ipliğindedir. Bir halkın kimliği dilidir ve bugün Çerkes dili diasporada yok olmaya yüz tutmuştur. 

Çerkes halkı, tarihinden çok uzaktadır. Müşterekler etrafında birleşerek Çerkesliğe karşı sorunluluklarımızı yerine getirmenin zamanı çoktan geldi. (s.144)

 

Peki şimdi bin yılların var ettiği kültürümüzü yüz elli yıl yok ederken biz “her şeye rağmen” susacak mıyız? (s.159)

 

Örgütlenin, hedefinizi salonlardan sokaklara taşırın! Bu halkın sizin iradenize ihtiyacı var! (s.161)

 

TEMENNİ

Umarım duyarlı toplumumuz, bu güzel eserden layıkıyla faydalanır.

“GELECEĞİ ÖRGÜTLEMEK / ÇERKESLERE NOTLAR” ın çok kişiye ulaşması, çok kişi tarafından okunması, eserden toplumumuzun gereği gibi yararlanması temennisiyle...

 

 

 

 

yukarı çık