Bir Yazar Bir Eser:BİR RUS SUBAYININ KAFKASYA ANILARI-Feodor Feodoroviç Tornau- Çeviri: Gül Ece LİMAN

Bir Yazar Bir Eser:BİR RUS SUBAYININ KAFKASYA ANILARI-Feodor Feodoroviç Tornau- Çeviri: Gül Ece LİMAN

“Çerkesler, kızlarını satmazlardı. Türklere sattıkları ya kölelerdi ya da esir olarak alınanlardı. Onları da kendi dinlerinden olanlara satarlardı.”

“Kılıç, korkunç bir Çerkes silahıydı ve Çerkesler kılıçlarını çok seviyorlardı. Kılıca “sejanışho”diyorlardı. Çerkesler kılıçlarını aksesuar olarak değil kullanmak için taşıyorlardı. Bellerinde iki tabanca ve bir de kama bulundururlardı.”

“Çerkesler atlarına gözleri gibi bakarlardı. İyi bir Çerkes atı ne sudan ne de ateşten korkardı. Atı incitmemek için mahmuz kullanmazlardı. Ata vurmazlardı. Kırbacı rakiplerine karşı kullanırlardı.”

“Kafkasya’nın tabiatı çok zengindir. Fakat şimdiye kadar Mıdzımta Vadisi kadar güzel bir yer görmedim.”

Bu defa inceleyeceğimiz kitap, bir Rus subayının anılarından oluşan, orijinal bilgiler içeren önemli bir eser.

Çevirisini Sayın Gül Ece Liman ve Kariman Vurdem’in yaptığı, ön sözünü, büyüğümüz kültür insanı, büyük emektar Sayın Muhittin Ünal’ın yazdığı KAFDAV Yayıncılık logosunu taşıyan “Bir Rus Subayının Kafkasya Anıları” kitabı.

 

YAYINCININ NOTU

Feodor Feodoroviç Tornau’nun el yazısı ile kaleme aldığı anıları, ilk defa 1864 yılında Moskova'da yayınlanmıştır.

Çevirisi yapılan kitap, 1996 yılında yayınlanmış baskısıdır.

Tornau, notlarında Kafkas halklarından genel anlamda Çerkes olarak bahsetmiş.

 

SAYIN MUHİTTİN ÜNAL’IN ÖN SÖZDE YER ALAN İLGİNÇ ANISI 

Dünya Abhaz Halk Kongresi'nin üçüncüsüne katılmak için 1997 yılında Karaçay-Çerkes Cumhuriyeti’ne gitmiştim.

Konaklamakta olduğumuz senatoryumun doktorlarından Haratoka Valodi, bir akşam aile büyükleri ile tanıştırmak üzere beni evine götürmüştü.

…Yemek sonrası sohbet sırasında, 1864 öncesi yörede yerleşik iken sürgüne tabi tutulan öncelikle Abaza ve Adığe ailelerini tespit edebilmek için yazılı bir kaynağın olup olmadığını sordum.

Dr. Valodi, sessizce yerinden kalkıp kütüphaneden bir kitap alarak;

“Muhittin kardeş, daha dün bitirdiğim bu kitap, son derece orijinal bilgiler içeriyor, sanırım işinize çok yarayacak.

Eskiler hakkında birazcık bilgisi olan büyüklerimize sorduğumda aldığım cevaplar ile bu kitaptaki bilgiler çakışıyor.

Yazan eski bir Rus subayıdır.

Son savaşların başlangıcında Abhazya’dan başlamak üzere bizim bölgeyi Kabardey’in bir bölümünü ve Adıgey’i gezip daha sonra kıyı boyuna inmiş ve tüm kıyıyı geçerek tekrar Tiflis'teki karargahına gitmiş.

Bu seyahati sırasında toplamış olduğu önemli bilgileri savaş planlamasında değerlendirilmiştir.

Kitap, ilk defa 1864'te yayımlanmış.

Çerkeslerin misafirlerine göstermekte olduğu ilgiyi, misafirin güvenliği için ev sahibinin gerekirse canını vereceğini biliyor olmasından nasıl yararlandığını hüzünle ve ibretle okuyor ve düşünüyorsunuz. Buyurun, bu kitap benim size hediyem olsun.” dedi.

Rus subay Feodor Feodoroviç, bu kitabında sadece Rus-Kafkas Savaşlarında kullanılacak bilgileri derleyip yazmakla kalmamış, folklor kavramının kapsadığı ve bugün bilim adamlarının köy köy gezerek araştırdığı pek çok hususu en ince teferruatına kadar inceleyip anlatmış.

Bu bakımdan da son derece önemli bilgiler içeriyor.

Türk esir tüccarlarına satılan kadın ve kızların Çerkes kültürüyle yetişmiş olmakla beraber Çerkes kökenli olmadığını, misafirin Çerkesler için ne anlam taşıdığını, düelloyu ve kurallarını, verdikleri söz ve özgürlükleri uğruna bile bile nasıl ölümü göze aldıklarını ve daha birçok şeyi okurlarımız bu kitaptan öğrenme fırsatı bulacaklardır. 

 

KİTABIN BÖLÜMLERİ

Kitap iki bölümden oluşuyor.

Birinci bölüm, 1829 yılında yaşanan olaylarla başlıyor.

İkinci bölüm, 1835-1836, 1837-1838 yıllarını anlatıyor.

 

YAYINEVİ

Ön sözünü Sayın Muhittin ÜNAL’ın yazdığı eser, 232 sayfadan oluşmakta ve KAFDAV logosunu gururla taşımaktadır.

 

ARKA KAPAK YAZISI

Arka kapakta yer alan kitap tanıtım bilgileri şöyle:

 

1834-1836 ve 1836-1838 tarihleri arasında ilk kez Kuzey Kafkasyalılar arasına bir Rus casusu olarak girip önemli bilgiler toplayan Rus subayı Feodor Feodoroviç Tornau, bu kitabında sadece Kafkas-Rus savaşlarında kullanılacak bilgileri derleyip yazmakla kalmamış, folklor kavramının kapsadığı ve bugün bilim adamlarının köy köy gezerek araştırdığı pek çok hususu, en ince teferruatına kadar inceleyip anlatmış.

 

Çerkeslerde eğitim anlayışını, Adıge evlerinin yapılış şeklini ve malzemesini,

Bir Ğıbze’nin nasıl oluştuğunu ve nasıl icra edildiğini,

Genç kızlara tanınan özgürce arkadaş edinme hakkını istismar eden tek bir kız bulunamayacağını,

Erkeklerin çapkınlık yapmaya teşebbüs etmeleri halinde başına nelerin gelebileceğini,

Yaralanan bir hastayı uyutmamak için düzenlenen Çapşe eğlencelerini,

Resim konusundaki İslam etkili yanlış değerlendirmeyi,

Köleliğin nasıl oluştuğunu,

Türk tüccarlara satılan kadın ve kızların Çerkes kültürüyle yetişmiş olmakla beraber Çerkes kökenli olmadığını,

Misafirlerin Çerkesler için ne anlam taşıdığını,

Düelloyu ve kurallarını,

Çerkeslerin verdikleri söz ve özgürlük uğruna bile bile nasıl öldüklerini ve daha birçok şeyi bu kitapta öğrenme fırsatı buluyoruz.

 

ADIM ADIM KAFKASYA

Eserde bir Rus subayının Çerkesleri ve bu halkın yaşadığı bölgeyi nasıl adım adım dolaştığını, Çerkesleri, onların yaşantılarını, tarihlerini… nasıl ince bir süzgeçten geçirdiğini hayretler içinde okuyacak, eserden bol bol notlar çıkaracaksınız.

 

TEŞEKKÜRLER GÜL ECE LİMAN

“Kitap yazmak mı çeviri yapmak mı?” derseniz inanın ben kitap yazmak, derim. Ama Sayın Gül Ece Liman zoru başararak başarılı bir çeviri yapmış.

Rusçaya o kadar hâkim olmalı ki eserin Türkçe çevirisini zevkle okunan bir eser haline getirmiş.

Ece Hanımı içtenlikle kutluyor, teşekkür ediyor, konuşmamızda ipucunu verdiği yeni eserleri heyecanla bekliyoruz.

Ece Hanım, Bu kıymetli eserin bu anlamlı çevirisiyle toplumumuza, kültürümüze büyük katkı sağladınız, içten gelen teşekkürlerimi sunarken sağlık ve huzur içinde nice güzel çalışmalara diyorum.

İyi ki varsınız!

 

GÜL ECE LİMAN KİMDİR?

Ankara doğumlu. Abhazların Trapşı sülalesine mensup.

İlk ve orta öğrenimini Ankara ve Balıkesir'de tamamladı.

Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Klasik Arkeoloji Bölümünden mezun olduktan sonra Abhazya Sosyal Bilimler Enstitüsü Arkeoloji Bölümünde bilimsel araştırmacı arkeolog olarak çalışmaya başladı.

Enstitüdeki görevi devam ederken Abhazya Devlet Üniversitesi Uluslararası İlişkiler Bölümünde üç yıl Türkçe okutmanı olarak çalıştı.

Aynı zamanda Gudauta şehrindeki devlet müzesinde uzman olarak 2020 yılına kadar görev yaptı.

Bu arada Anadolu Üniversitesi Felsefe Bölümünden de mezun oldu.

Halen Abhazya Sosyal Bilimler Enstitüsü'nde görevli.

Birçok ulusal ve uluslararası arkeoloji sempozyum ve konferanslarına katıldı.

Abhazya' da birçok arkeolojik kazıda görev aldı.

Afon şehri Anhua köyü kazisina üç yıl başkanlık yaptı.

Şu anda üzerinde çalıştığı iki kitap çevirisi ve bir arkeoloji projesi mevcut.

2008 yılından itibaren 11 yıl Abhazya'da yaşadı. İki yıldır Türkiye'de yaşamakta.

Bu süreçte Ankara Abhaz Derneği ve Çerkes Derneğinde Abhazca dil dersleri verdi.

Yazarımıza, sağlık ve huzur içinde başarılı çalışmaların devamını diliyoruz.

 

O BİR EVLİYA ÇELEBİ

Yazar Rus subayı için kelimenin tam anlamıyla Kuzey Kafkasya’nın Evliya Çelebi’si demek uygun düşer.

Kuzey Kafkasya’nın dağını, deresini, köyünü, şehrini karış karış gezmiş, gezdiği toplumların gerek sosyal ve kültürel yapısını gerek tarih ve coğrafi yapıyı, folklorunu en ince ayrıntısına kadar incelemiş, notlarını almış ve yazıya geçirmiş.

 

NOT: Eserin yeni baskısına yazar ve çevirmenin öz geçmişleri eklenirse, konu konu başlıklar çoğaltılırsa bir de oldukça uzun paragraflar daha kısa, daha okumayı kolaylaştıracak şekle sokulursa çok daha iyi olacağı kanaatindeyim.

 

ESERDEN KISA KISA

Benim inceleyeceğim ve bilgi toplayacağım bölge, çok geniş bir alanı kapsıyordu

Düşmanların arasında yaşayıp yolculuk yapacaktım. Hiçbir şekilde şüphe çekmemeliydim.

Tatarca birkaç sözcüğün dışında Çerkesçe bilmiyordum.

Dil bilmiyor olmam seyahatime engel değildi.

Çünkü Kafkasya'da o kadar çok dil var ki birinin dilini bir diğeri bilmediği için başka bir boydan olduğunu rahatlıkla söyleyebilirdim. 

 

“ZOR GÖREV”

Kafkasya'da fethedilmiş yerleri ve Dağlıları tanıyan birçok insan, bu görevin çok zor hatta imkânsız olduğunu düşünüyorlardı.

Ben ise bu zor olan görevi yapmak için oldukça istekliydim.

Bu görevde başarısız olursam dağlarda durumum çıkmaza girecekti.

Abhazya'ya gidişimin gerçek amacını gizlemek için Abhazya'daki askeri müfrezeye tayin edilmiş gibi gösterildim. Dağlılar şöyle söylüyordu: “Biz ve atalarımız her zaman bağımsızdık. Hiçbir zaman sultana tabi olmadık, onu dinlemedik, haraç vermedik bundan böyle ne onun ne de bir başkasının emrinde olacağız. (s.9)

 

“ŞAPSIĞ BÜYÜĞÜNÜN İBRETLİK İFADESİ”

Rusların ne için baskın yaptıklarını, neden savaştıklarını soran Şapsığ büyüklerine şöyle dedi. “Sultan sizi peşkeş çekerek Rus Çarı’na hediye etti. Şapsığ büyüklerinden biri “Ya şimdi anlıyorum!” diye Generale, yakınındaki ağaçta duran kuşu göstererek “General ben de sana şu kuşu hediye ediyorum. Al onu!” diye cevap verdi ve görüşme bu şekilde sona erdi. Özgürlüklerine bu kadar düşkün insanların inadının kuvvet kullanılmadan kırılamayacağı görülmüştü. (s.10)

 

Savaşın çıkması artık kaçınılmazdı. Geriye kalan, Kafkasya'nın yeni alınan bu bölgesindeki dağlılara boyun eğdirecek yöntemlerin düşünülerek araç-gereç ve en iyi yolların aranıp bulunmasıydı. (s.10)

 

Abhazya'nın Kralı, halkı ataları gibi Hristiyan olmaları için yüreklendiriyordu. Sohum’dan kaçıp Abhazya'nın değişik yerlerine dağılan Türkler, halkı ayaklandırmaya çalışıyorlardı... (s.11)

 

“ÇERKES KIYAFETİ İLE DOLAŞTIM”

Ben de kim olduğumu, askeri tayinimi ve Çerkes kıyafetini giyme sebebimi tek tek anlattım.

Çerkes kıyafeti seçimimin olumlu bir davranış olduğunu belirterek görevim ile ilgili nasihatlerde bulunarak temkinli olmamı istiyordu. (s.27)

 

Abhazlar misafir ağırlamadıkları günlerde normal bir şekilde yaşıyorlardı.

Ekmek yerine Megrel darısından lapa ve ğomi yaparlardı.

Sade olarak hazırlanan sofralarında haşlanmış yumurta, et, süt, normal yemekleri yedi.

Prens olan sülaleler... (s. 47)

 

“ÇERKESLERDE KADIN”

Kadının veya kızın namusu elinden alındıysa cezası ölümdü.

Kadın kocasını aldatırsa koca karısını öldürebilir veya şeriat kanunlarına bırakmak istemezse köleleştirip satabilirdi. (s.49)

 

Yol boyunca gizli notlarımı yazmaya devam ettim. Yazılı kağıtlar için şeytan sanatı diyorlardı. Herhangi bir engelle karşılaştığımızda yazdıklarımı bahane ediyorlardı. (s.75)

 

“ÇERKES SOFRASI”

Soframıza konulan yemek o kadar çok idi ki saymak mümkün değildi; haşlanmış koyun eti, yumurtadan yapılmış çeşitli yemekler, sütten yapılmış ona yakın yemek çeşidi, kızartılmış et, kırmızı biber sosu, tatlılar börekler, camız kaymağı bazılarıydı. (s.79)

 

Çerkesler, Kur'an şarabı reddettiği için bunun yerine maksıma, su ve kımız içerler.

Çerkes örf ve adetlerine göre thamade yemeğe başlamadan kimse yemeğe dokunmaz. Thamade yemek yemeyi bitirirse herkes yemeği bırakır. (s.79)

 

“ÇERKESLERİN YAŞAM BİÇİMLERİNİ ANLAMAK ÇOK ZOR”

Çerkeslerin yaşam biçimini anlamak çok zordu. Bunları yakından tanımak gerekiyordu. Çerkesler çok çok eski zamanlardan beri birbirleriyle savaşıyorlardı. Moğollarla savaştılar, Kırım Tatarları ile savaştılar, şimdi de Ruslarla savaşıyorlar.

Kafkas kabileleri geçen onca zaman zarfında kendi içlerinde büyümeye fırsat bulamadılar. (s.105)

Çerkesler kadın konusunda çok hassastırlar. Kadın herhangi bir şekilde aşağılanır veya hakarete uğrarsa yakınları acımasızca intikam alırlardı. Kızın davranışlarından anne ve babası sorumluydu.

Evlenirse kocası, dul kalırsa hiç kimse sorumlu değildi.

Genç kız bakireliğini kaybederse bu suç olarak değil bir talihsizlik olarak kabul edilirdi...  (s.153)

 

Küçük ayaklar Çerkeslerde bir nitelik olarak kabul edilirdi… (s.153)

“Hacı öldü!” diye bağırdı. Yüzü keten bezi gibi solmuştu. Yiğit adamdı, iyi insandı, onun için dua edelim.” diye bağırdı.

Bu sözleriyle birlikte atından aşağıya indi ve dua etmeye başladı. (s.221)

 

TEMENNİ

Umarım duyarlı toplumumuz, bu güzel eserden layıkıyla faydalanır.

“BİR RUS SUBAYININ KAFKASYA ANILARI” nın çok kişiye ulaşması, çok kişi tarafından okunması, eserden toplumumuzun ziyadesiyle yararlanması temennisiyle...

 

yukarı çık