İki Yazar Bir Eser: “Bir Köyün Hikâyesi / ALHESÇIREY” / Kanlokue Yismahil -Fahri HUVAJ

İki Yazar Bir Eser: “Bir Köyün Hikâyesi / ALHESÇIREY” / Kanlokue Yismahil -Fahri HUVAJ

Değerli Okuyucular!

Bu defa çok farklı bir kitapla karşı karşıyasınız.

Sayın Fahri HUVAJ’ın çevirisini yaptığı, filoloji bilimleri Doktoru Sayın Bak’u HANCERİY’in ön sözünü hazırladığı, Kanlokue Yismahil’in yazdığı “Bir Köyün Hikayesi / ALHESÇIREY”, manzum hikâye tarzında bir eser.

Yani yazar, bu tarihi hikâyeyi/romanı manzum, şiir formatıyla yazmış.

Sanırım kitap, bu anlamda toplumumuz için ilklerden biri.

Bu poem-roman kurgusu farklı bir özellik kazandırmış esere.

Kitabın bir başka özelliği de çevirinin özgün metinle yan yana olması.

Fahri HUVAJ, büyük bir cesaretle özgün metinle çeviriyi yan yana getirerek özellikle Kaberdeyce okur-yazarlara çok büyük katkı sağlayacak bu önemli çalışmayı hayata geçirmiş.

Aynı zamanda özgün metne bağlı kalarak eserdeki özgün deyişleri, olduğu gibi aktararak zor olanı, en zor olanını gerçekleştirmiş.

Ben kitabı büyük bir zevk ve heyecanla, yer yer coşku duyarak, üzülerek, içim acıyarak okudum.

Eminim, sizler de benzer duyguları paylaşarak ve bir solukta okuyacaksınız.

Bu noktada söylenecek tek söz var: İyi ki varsın Fahri HUVAJ! (Хъуажъ Фахьри)

ALHESÇIREY” Tarihte bir Çerkes köyünün ve köylülerin başına gelen ibretlik bir hikâye.

Köyden ayrılanlar, İstanbul’a gidenler, geri dönenler, yollarda çekilen bin bir türlü eziyetler… Xabzenin toplumsal etkisi… Çerkes insanının farklı özellikleri, yiğitlikleri, zayıflıkları… Toplumsal olaylar, sorunlar ve çözüm yolları… Aşk, evlilik, ayrılık, ölüm… Liderler, köleler… Acı, tatlı hayatta var olan her şey var bu kitapta.

 

                           

Okurken çok acı duyduğunuz yerler olacak, nefesiniz daralacak… Meğer tarihte ne acı günler yaşanmış, diyecek, ibretle okuyacak, kitabın sayfalarını merak ve sabırsızlıkla çevireceksiniz…

 

İSMİ KÜLTÜRÜYLE ÖZDEŞLEŞMİŞ İNSAN

İsmi, bu kültürle özdeşleşmiş, dil ve kültür konusundaki araştırma ve incelemeleriyle onlarca eseri hayata geçirmiş çok önemli bir değerimizden bahsedeceğiz, Sayın Fahri HUVAJ’dan.

O BÜYÜK BİR FİLOLOG

Adıge dilinin en usta hatibi Sayın Fahri HUVAJ, bana göre Türkiye Çerkes toplumunun en önemli filologu.

O bir söz ustası, o bir üst düzey dil üstadı…

Diliyorum, bu kültür için sessiz ve derinden yürüttüğü, bu alkışı çoktan hak eden, bu çok zor ve bir o kadar zahmetli dil ve edebiyat çalışmalarını bu enerjiyle, bu coşkuyla sürdürür. 

Sağlık ve huzur temennisiyle… 

Eğer toplumumuz için anadili önemliyse Fahri HUVAJ da bir o kadar önemli demektir! 

Sağlık ve huzur içinde nice güzel eserlere…

 

ESERİN TEMEL ÖZELLİKLERİ

Fahri HUVAJ, kitabın sunuş kısmında kitapla ilgili şu önemli ayrıntılara temas ediyor:

Kitap, salt tarih kitabı olmamakla birlikte Çerkes Tarihinin önemli bir kesitini bir köy ve köylüler bazında tamamen yaşanmış olaylara, özgün tanıklar ve anlatılara dayanarak anlatmaktadır.

Kitap, iki bölümden oluşmaktadır. Birinci bölüm; Alhesçıréy köyünün önceki dönemini yani Kubatların yönetiminde olduğu dönemi (1863 yılına kadar) anlatmakta olup, Kubatéy adını taşımaktadır. Bu bölüm başlı başına bir kitap olabilecek boyutta bir poemdir. Ancak sonraki bölümle bütünleşmektedir. 

Kitabın adı olan Alhesçıréy başlığını taşıyan asıl bölüm ise Alhesçır’lerin yönetiminde olduğu dönemleri anlatmakta ve bir ölçüde köyün sonraki dönemlerine de gönderme yapmaktadır.

                                                   

Bildiğimiz kadarıyla Türkiye’de “Alheskirey” adıyla bilinen tek bir köy vardır. Sivas ilinin Yıldızeli ilçesine bağlı Üyükyaylası köyü. Köyün, Alheskirler tarafından kurulduğuna, ancak kuranların buraya yerleşmeyip ayrıldığına ilişkin bazı söylemler olmakla birlikte, bu zayıf bir ihtimaldir.

Hem tarihin sınırlamaları hem şiirin ölçü ve kalıpları içinde bir uzun öykü veya roman yazmak her halde en zor işlerden biri olsa gerek.

“Tarihsel şiir-roman” yazımındaki bu güçlükler yanında çeviride de başka güçlüklerle karşı karşıya kalıyoruz. Şiir çevirisi başlı başına zor iştir. Hele şair olmayanlar için. Nesir çevirmek nispeten daha kolay gibi görünse de orijinali ile yan yana olunca o da ayrı ve özel bir güçlük içerir.

Biz burada Çerkesçe okur-yazar olmak veya anadilinde okur-yazarlık pratiklerini geliştirmek isteyenlere yardımcı olmak amacıyla işin zorunu yani çeviriyle orijinal metni bir arada vermeyi tercih ettik.  Aksi halde anadiline hizmet açısından eksik kalırdı.

Filoloji bilimleri doktoru, edebiyat eleştirmeni Bak’u Hanceriy, sunuş yazımızı izleyen bölümde yer alan “İnsanları Yücelten!” başlıklı yazısında şairimiz, çalışmaları ve köyün son zamanları hakkında kısa bilgiler veriyor.

Gerek Adıgece gerekse Türkçe çeviride geçen bazı özgün sözcük ve kavramları kitabın sonundaki sözlükçede ve son notlarda açıklamaya çalıştık.

Ünlü Çerkes düşünürü xabzenin piri, üstadı Kazanokue Jabağı’nın “İyinizi küçültmeyin, kötünüzü gizlemeyin!” öğüdünü de unutmamak gerekir!

Çerkesler de diğer insanlar gibi insandır; etten, kemikten, sinirden, ruhtan ve bedenden ibarettir. Her toplumda olduğu gibi Çerkeslerde de doğru yapanlar yanında yanlış yapanlar da olmuştur, vardır, olacaktır. Hele xabze toplumu dinamiklerinin kalmadığı, her birimizin bulunduğumuz farklı çevrelerde, farklı eğitim, etkileşim ortamlarında, farklı kimlik ve kişilikler edin(diril)diğimiz koşullarda…

Yaşanmış olayların ve gerçeklerin olay kahramanlarının adları ve kimlikleri ile birlikte aynen anlatılmış olması, kitabın en önemli özelliklerinden biridir.

 

KİTABIN HER KARESİNE VATAN SEVGİSİ SİNMİŞ

Vatan duygusu, vatan sevgisi, vatan hasreti, vatana yeniden dönüş çabası neredeyse kitabın her karesine sinmiş. 

KEŞKE! 

Keşke Türkiye'de de bilge büyüklerimiz hayattayken köylerimizin tarihlerini yazabilmiş olsaydık, onları unutulmanın kör karanlığından kurtarmayı akıl edebilen birileri çıkabilseydi içimizden. O zaman belki Alhesçıréy köyünün tarihi de tamamlanmış ve günümüze taşınmış olurdu.

Kitabın, gerek içeriği tarihsel olaylar ve gerçeklerle, gerek anadilindeki anlatım gücü ve ustalıklarıyla, gerekse özgün bir edebi örnek olarak ilgi çekeceğine ve yararlı olacağına inanıyorum.

 

KANLOKUE YİSMAHİL KİMDİR?

Filoloji Bilimleri Doktoru Sayın Bak’u Hanceriy, kitabın “İnsanlığı Yücelten” bölümünde yazarla ilgili şu ifadelere yer veriyor:

Kanlokue Yismahil, Çerkes şairdir. 1941 yılında Jjakue (Kubatéy-Alhesçıréy) köyünde doğdu. Yismahil, “Savaş Çocuğu” denilen kuşaktandır. 

Öğretmen olarak köyünde uzun süre çalıştı. On yıl kadar köyün yöneticiliğini de yaptı.

Dostum Kanlokue Yismahil’in en başarılı ürünü kabul ettiğim çalışması, köyün ilginç tarihini, ilmek ilmek dokuyarak söylence temelinde, şiir dili ile önümüze koymasıdır. Jjakue köyünün adının üç kez değiştiğini herkes bilir. 

Yismahil'in “Kubatéy” poeminin de şiir diliyle yazılmış “Alhesçıréy” romanının da temeli, yakın akrabası olan Karden Ahmet'in anlattığı hikayelerden oluşturmaktadır. Bu yazıların büyük anlamı ve önemi vardır. Her şeyden önce bilge ihtiyarların söylence olarak anlattıkları bunlarda korunmuştur. İkinci olarak poemin de romanın da edebi açıdan özel bir değer taşıdıklarından kuşku yoktur.

Belirttiğimiz gibi bu büyük metinler dışında Kanlokue Yismayil’in kaleminden vatanı, insanlığı, yiğitliği, sevecenliği yücelttiği başka şiirleri de çıkmıştır. Bunlardan bazılarını “Uaşhamaxue Edebiyat Dergisi”nin sayfalarında okuyabilirsiniz.

 

ŞAŞIRACAKSINIZ

Bu eseri okuduğunuzda, “Acaba yeryüzünde başka bir köy veya köylü var mı ki “Alhasçıréy” köyünün ve köylülerin başına gelenler gelmiş olsun!” diyecek büyük acılarla dolu bir köyün tarihini soluk soluğa okuyacaksınız.

 

FAHRİ HUVAJ KİMDİR (Хъуажь Фахъри Мухьэрэм и къуэ)

 

                                                                                     

İlahiyatçı, eğitimci, hukukçu, kamu yönetimi uzmanı, sivil toplum aktivisti, gazeteci, Osmanlıca-Türkçe-Çerkesçe çevirmen ve yazar.       

Теолог, егъэджакІуэ, юрист, къэралыгъуэ-жылагъуэ Іуэху гъэзекІуэн-зегъэкІуэн (административнэ-управление) щІэныгъэм и магистрант, цІыхубэ бэдаущ фэгуаблэ зэхашэхэм я жэрдэмщIакІуэ, журналист, уэсмэныбзэрэ тыркубзэрэ адыгэ жьабзэхэмкІэ зэдзэкІакІуэ, тхакІуэ.

Antalya-Korkuteli-Yeleme (Kaseyhable) köyünde doğdu.

1975’de Karden Düriye ile evlendi. Nejan ve Nefın adında iki kız, Muharrem Nesıj ve Yinal Neşes adında iki erkek çocukları oldu.

 

Eğitim Hayatı  

Beş yıllık köy ilkokulundan sonra Antalya İH Lisesi, İstanbul Yüksek İslam Enstitüsü

Türkiye ve Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü ve İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nden mezun oldu.

İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Alman Dili ve Edebiyatı bölümü ile Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Etnoloji bölümünde de bir süre okumuş olmakla birlikte çeşitli nedenlerle bu bölümleri tamamlayamadan bırakmak zorunda kaldı.          

 

Çalışma Hayatı           

1968-1973 yılları arasında İstanbul’da büro işçisi, 1976-1978 yıllarında Ankara’da büro memuru olarak çalıştı. 1979-80 döneminde Yedek Subaylık görevinden sonra 1980-1992 yıllarında Liselerde Din Kültürü ve Ahlak Bilgisi öğretmenliği ve bir süre serbest avukatlık yaptı. 1992-96 yıllarında Başbakanlığa bağlı Sosyal Hizmetler ve Çocuk Esirgeme Kurumu’nda (SHÇEK) kamu avukatı olarak çalıştı.     

Emeklilik hakkı kazanır kazanmaz 1996 Eylül ayında kendi isteği ile emekliye ayrılarak Vatan’a Dönüş yaptı. 1997-2000 yıllarında Adıgey Cumhuriyeti’nin Başkenti Maykop’ta Sosyal Bilimler Araştırma Enstitüsü’nde Osmanlıca-Türkçe-Çerkesçe kıdemli araştırmacı olarak görev yaptı. Aynı zamanda Adıgey Cumhuriyeti Devlet Üniversitesi Ulusal Fakülte’de Çerkesçe olarak Mukayeseli Dinler Tarihi, Diaspora Çerkes Tarihi dersleri verdi. Ayrıca Adıge Maq (Çerkes Sesi) gazetesinde (son iki yılı yurt dışında olmak üzere) 5 yıl gazetecilik yaptı (1997-2002). Adıgey’de Zequeşnığ (Kardeşlik) ve Kaberdey-Balkar Cumhuriyeti’nde Uaşhamaxue (Elbrus) dergileri ile Adıge Psalhe (Çerkes Sözü) gazetesinde de yazıları yayımlandı.      

 

2000 yılında ailevi ve ekonomik nedenlerle Türkiye’ye döndü ve serbest avukatlık yaptı.

2012 yılında Nalçik’e yerleşti. Kaberdey-Balkar Cumhuriyeti Sosyal Bilimler Araştırma Enstitüsü’nde Osmanlıca-Türkçe-Çersesçe çevirmen ve araştırmacı olarak çalıştı. Bazı Osmanlı arşiv belgelerini Çerkesçe’ye (Kaberdey ağzı) çevirdi. Adıge Psalhe (Çerkes Sesi) gazetesinde de yorumcu gazeteci olarak çalıştı. Kaberdey-Balkar Cumhuriyeti Gazeteciler Birliği’ne de üye olarak kabul edildi. Ne var ki, yedi yıl sonra bu kez sağlık ve yine ekonomik nedenlerle Türkiye’ye döndü. Halen Ankara’da yazı ve çeviri işlerine devam etmektedir.  

  

                                                           

Sivil Toplum Çalışmaları           

1967 yılında İstanbul Kafkas Kültür Derneği’nde (Bağlarbaşı Derneği) sivil toplum çalışmalarına başladı. Çerkes resimleriyle ilk kez duvar takvimi çıkarılmasına, Gençlik Kolu kurulmasına, şimdiki Bağlarbaşı Dernek binasının alınmasına ve Çerkesçe okuma-yazma kurslarına öncülük etti. Sonra Ankara Kuzey Kafkasya Kültür Derneği’nde (Şimdi Çerkes Derneği) beş dönem (1976-1979, 1993-94, 2005-2006) başkanlık görevini yürüttü. Dünya Çerkes Birliği (DÇB), merkezi Kafkas Derneği (KAF-DER) ve Sivil Toplum Geliştirme Merkezi Derneği (STGM) sivil toplum örgütlerinin kurucuları ve yöneticileri arasında yer aldı.

İstanbul ve Ankara’da birçok kez (yaklaşık 30 kadar) Çerkesçe Okuma-Yazma kursları açarak isteyenlere Adıgece okuma-yazma dersleri verdi.     

Gazete, Dergi, Kitap Yayın Çalışmaları           

1970-71 yıllarında İstanbul’da “Kamçı – Aylık Siyasi Gazete”yi çıkararak yayın hayatına başladı. 12 Mart askeri müdahalesinin baskıları nedeniyle bu gazete 7.sayısından sonra yayınını durdurmak zorunda kaldı.

1975-78 yıllarında Ankara’da “Yamçı – Aylık Sosyo-Kültürel Dergi”yi çıkardı. Bu dergi de 16. sayısından sonra ekonomik sorunların yanı sıra dönemin baskıcı koşulları nedeniyle yayınına devam edemedi. Bu derginin son birleşik 7-16.sayısında Çerkes ve Bazı Kuzey Kafkasya halklarının özgün alfabeleri örnekli ve açıklamalı olarak yer aldı. 

Ayrıca “Nartların Sesi” (1977) ve “Ğuaze” (2004-2005) gazeteleri ile «Nart» (1984-86), “Kafdağı” (1987-88) dergilerinin de yayınlayanları ve yazarları arasında yer aldı. 

Yayınlanan kitaplarına gelince; Adıgece’den Türkçe’ye çevirdiği (10), Osmanlıca’dan günümüz Türkçesi’ne aktardığı (3), Osmanlıca ve Türkçe’den Adıgece’ye çevirdiği (3), kendi derlediği ve yazdığı (7) olmak üzere 23 kitap yayınlamıştır.           

Anadili olan Çerkesçe (Abdzah diyalekti ve sonradan öğrendiği Kaberdey diyalekti) ile Türkçe (çok iyi), Osmanlıca (iyi), Arapça ve Almanca (az), Farsça ve Rusça (çok az) bilmektedir.

 

ESERDEN KISA KISA 

 

Kış günü kısaydı ya geçip gitti, 

Güneş de yamaçtan çabucak aştı,

Uzun gece gelip dereye çöktü,

Benim de kalbime şöyle düştü:

 

ЩIымахуэ махуэр кIэщIти кIуащ,

Дыгъэри псынщIэу бгым къухьащ.

Жэщ кIыхьыр псыхъуэм къыдыхьащ,

Сэри мыпхуэдэу сигу къихьащ. (s.15)

 

Varıp Ahmet'e gideyim de 

Birkaç haber anlattırayım,

Öylece sözü getirip bizim buraya,

Köyümüzün tarihini öğreneyim. (s.15)

 

Ахьмэд и дежкIэ секIуэкIынщи,

Хъыбар зыбжанэ жезгъэIэнщ.

Аурэ ди щIыпIэм къэзгъэсынщи,

Ди къуажэ тхыдэр зэзгъэщIэнщ. (s.15)

 

Öyle düşünürdü herkes,

Ayıptan özenle kaçınırlardı.

O yüzden düğünleri hep güzeldi.

Adıge halkı da bundan onur duyardı.

 

Evet zaman geçiyordu hızlı.

Yaşam koşulları ağırlaşıyordu iyice,

Uğursuzluk insanları buluyordu,

Ruslar köyleri yakıyorlardı. (s.24) 

 

Sakin bir oğlan yaşardı Kubatéy’de

Kötü insanlardan korkmazdı.

Yiğitliği yok dersen yanılırsın.

Öyleydi, Mışşekue idi adı.

 

Gümüş kemeri takılıydı,

Kama kısa bıçakla yanındaydı keskin.

Fişeklerde kurşun, barut sıkısı vardı.

Ok-yay takımı da omuzundaydı. (s.27)

 

- Eh, Jezeyler, hakkınızdan gelmez miyim?

Yiğitliğimi size göstermez miyim?

Hat’u, öyle diyerek köye varıyor.

İlk karşılaştığına kaması erişiyor. (s.32)

 

Yakıştırıp Prens kızına kimse,

Kaçmış olabileceğini düşünmüyordu,

Farklı düşünceler gelse de akla çabuk,

Nereye gittiğini kimse bilmiyordu!

 

Acısı ikiye katlanan Kubat,

Ne düşüneceğini bilmiyordu.

Üzerine abanmış saydığı hayat,

Öfkelendirmiş her yere sürüyordu! (s.38)

 

Kalbe dokunan şarkı-ağıt söylüyorlar.

Sanırsın Pısıjj kıyısında ihtiyarlar

Eşlikler, şarkıya ne de güzel uyar!

Halkın kahramanlarını duyururlar (s.42)

 

Yola çıkıyor iki grup kendi yolunda.

Grubun biri gidiyor İstanbul tarafına.

Diğeri de yöneliyor memleketine.

Fırtına kopuyor her birinin kalbinde. (s.44)

 

Böyle deyip kadınları çıkardı.

İki köleyi köye saldı.

Büyükleri hemen toplayarak,

Prens, kararını açıkladı. (s.47)

 

Bugün bizim size gelmemiz,

Tatsız bir iş yüzündendir.

Sanmadan kötü bir şey çıkacağını,

Hat’uw idi misafirinizi bıçaklayan! (s.49)

 

Mışşekue yaşıyordu Mezıkueşşexu’de,

Güzel Şerife’de onunlaydı.

Onları kimse görmüyordu.

Yarda insan yaşasın kimse ummazdı. (s.51)

 

İşte, özgür köylünün isyan edip

Prensin karizmasını çizdiği de oldu.

İşin sonunda o yüzden çıkan

Kavgada, Prens'in vurulduğu da oldu. (s.54)

 

Pek çok Adıge yok oldu açlıktan

Anlatırdı; kıtlık dolaşırdı acı acı.

Aç bebe, annesini çağırıyordu,

Anne de yatmış can veriyordu.

 

Bolet, çıktığında İstanbul yoluna,

Eceli karşılıyordu yürüyüp giderek,

Yedi evladını götürüyordu yanında,

Dört büyüğünü götürebildi Türk toprağına. (s.61)

 

Çok gece geçiriyor uykusuz yataksız.

Şu yaşadığını sayıyor tümüyle değersiz.

Kendini doğmuş sayıyor annesiz.

Ömrü geçtiğinden adamın vatansız. (s.65)

 

Bolet, Türkçe konuşuyor,

Büyüğün anladığı azdır

Zorlansa da genç daha iyi beceriyor.

Olup biteni Bolet’e anlatıyor.

 

Türkiye'deymiş bu iki kardeş,

Çok da sıkıntı yaşamışlar.

Güçlükle geçirip iki yılı,

Sabırları çatlamış.

 

Şimdi dönüyorlar Ata Yurduna,

Kaçak olarak yaz ortasında,

Lakin hiç de kolay gelmemişler,

Kazanmadıkça lokma bulamamışlar. (s.86)

 

Az insan göçmedi İstanbul'a da,

Yaşıyor Alhesçırlerin Hat’ıhuşşokue de.

Yaşıtın Ademokue Ğul de

Şıbzıhue P’at da, Haşşıkue Tıkue de… (s.93)

 

Habıt’e, söz dinle deli olma,

Bir taş hiçbir zaman olmaz Kale!

Dostsuz yaşamak zordur,

Vatansız olursan daha da beterdir! (s.99)

 

Çoluk çocuk bindiriliyor kağnılara.

Daha yiğit olanlar biniyor atlarına .

Öküzlerin tuşaklarını tutuyor gençler,

Dökülüyorlar bilinmez Vatan yoluna… (s.102)

 

Kubat, İstanbul'a göçüp gitti.

Çoğunu Prens yanında götürdü.

Kırk aileydi geride kalan.

O kadardı köyümüzde kalan! (s.106)

 

Alhesçırey tek kişi kalmadan

Kalkıp Psıjj ardına göçtü,

Mızmızlanan kimse çıkmadı,

Güzel karar içlerine sindi. (s.107)

 

Götürelim de Mudaveyi köye.

Sunalım Jereşştı nineye,

Seçsin ne istiyorsa anne.

Yerine getirelim karar neyse. (s.137)

 

Hağundıkuey, suyun öte yakasında,

Köy olarak üç yıl yaşadıktan sonra,

Kasey, göç edip geldi mahallesiyle,

Yerleşti köyün biraz kuzeyinde… (s.149)

 

Yishak, Kasey’i bıraktı.

Takipçi giden gruba döndü:

-Yiğitçe iş başardınız ya,

Yarın başlıyoruz kutlamaya… (s.162)

 

…Rus padişahı acımasız padişah,

Açık kalple bugün beddua ediyoruz sana.

Gücü sınırsız Yüce Allah’ımız,

Şu bir kan emiciyi bizim için lütfen yok et! (s.181)

 

Kırk dört yıla yakın

Yaşamışken Jjak Vadisi'nde

Yishak köylüyü topluyor,

Kararını açıklıyor. (s.196)

 

Yeni yer hiç de fena değildi.

Hayvancılığa da çok elverişliydi.

Ekin-dikin yeri pek fazla değildi.

Lakin yeterliydi, köy pek büyük değildi. (s.198)

 

ПсэупIэщIэр Iейкъым зыкIи,

Хуэгужт хуабжьу Iэщ щыпхъункIи.

ИIэ вапIэ – сапIэр куэдкъым –

Ирикъунущ, къуажэр инкъым.

 

Arka kapıdan çıkar çıkmaz,

İki genç saldırıyor üstüne.

Nanuw’a yamçıyı örtüyorlar.

Ata yükleyip hızla kaçıyorlar. (s.201)

 

Хэгъуэгубжэм зэребакъуэу

ЩIалитI къопхъуэр накIуэ–пакIуэу,

Нану щIакIуэр къытрапхъуэ,

Шым тралъхьэ, псынщIэу щIопхъуэ.

 

Üç gün üç gece sürdü düğün.

Sonra tüm konuklar dağıldı.

Yalnızca ev halkı kaldı.

Tencere tabak toparlandı. (s.208)

 

Köy adını da değiştirdi.

Alesçırler de ayrıldı.

Hayat çok da zorlaştı.

İnsanlara da çok çektirdi. (s.245)

 

Къуажэм цIэри ихъуэжащ.

Алъэсчырхи дэкIыжащ.

ГъащIэр хуабжьу гугъуи хъуащ,

ЦIыхум яфэм куэд дихащ. (s.245)

 

TEMENNİ

Umarım duyarlı toplumumuz, ömrünü toplum hizmetine adayan kıymetli toplum önderini, onlarca harika eserle dilimizi nakış nakış işleyen Adıge dilinin bu büyük ustasını, bu değerli hatibi layıkıyla tanır, eserlerinden yeteri kadar faydalanır!

 

“Bir Köyün Hikayesi / ALHESÇIREY” in çok fazla kişiye ulaşması, çok daha fazla kişi tarafından okunması, eserden toplumumuzun âzâmi derecede istifade etmesi temennisiyle...

  

 

 

yukarı çık