Bir Yazar Bir Eser : ÇERKESLERE MEKTUPLAR - Mefewud Nartan

Bir Yazar Bir Eser : ÇERKESLERE MEKTUPLAR - Mefewud Nartan

Heyecanla “Çerkeslere Mektuplar”ı okumaya başladım. Feridun Bey’in (Mefewud  Nartan) kaleminin ne kadar güçlü olduğunun farkındaydım.

Eminim, okurken büyük zevk alacaktım.

“Deneme”lere sıcak ilgim vardır. Deneme yazılarını romana da hikâyeye de tercih ederim. Farklı bir tat vardır denemelerde.

Yazmış Feridun Bey, hissederek yazmış, ifadelerin hakkını vererek yazmış.

Yazmış, “Şiir tadında, şarkı tadında, çağlayanlar gibi, bazen de suyun sakin akışı gibi” yazmış.

Yüreğine sağlık güzel insan!

Feridun Bey’in yüreğinden koparak gelen cümlelerin “yazısı, turası belli”, ifadeler açık,  net ve çok dinamik!

Ayrıca konular oldukça geniş bir yelpazeye oturmuş.

Demek ki yazarın zihin coğrafyası ve gönül dünyası alabildiğine geniş.

Müzikten politikaya, ABD’den Kafkasya’ya, köyden şehre, köy imamından misyonere, Alman parlamentosuna, Abhazya’ya, derin Çerkeslere,  Kürtlere, Ermenilere, Yahudilere, sevgiye, aşka, ölüme, özleme… İnsanla, hayatla ilgili her şeye!

Yazar, sanatı ihmâl etmemiş ama sanat kaygısı da gütmemiş. Duygu ve düşünceleri samimiyetle, realist bir bakışla ifade etmiş.

Ben, çok zevk alarak, bir çırpıda okudum.

Hani “kolay okunuyor” derler ya işte öylesi bir kitap bu!

Değerli yazarımız, büyük emeklerle, iyi ki toplumumuza böylesi güzel bir eser bırakmış.

                               Mefewud_Nartan_Cerkeslere_Mektuplar_Kitap.jpg (960×669)

KİTAPLA BÜTÜNLEŞTİM

Kitabı okurken, cümleler arasında kaybolurken an oldu “Derin Çerkesler” le tanıştım.

An oldu Kafkasya sınır kapısında gözaltına alındım.

An oldu köyün imamıyla buluştum, o çok uzak kaldığım, o çok özlediğim köyüme (Tuğcu köyü) gizlice gidip kimselere görünmeden köy girişindeki karataşın üstüne oturup ışıkları seyrettim, hüzünle karışık duygularla geçmişi yâd ettim.

An oldu, Hacı Arif Bey’den “Çare bulunmaz bilirim yâreme...” ifadeleriyle Çerkes kızı Zülfü Nigar’a seslenişini dinledim. Dinlerken “Müziğe sırılsıklam sarıldım.”

An oldu “Şu Bizim Cem Özdemir” le dernekte muhabbet ettim.

An oldu “Çerkes Aşkı” nasıl olurmuş gördüm, hissettim, yaşadım.

An oldu mahallenin “thamade”si, “nıse”sı, “guaşe” si ile tanıştım.

Haaa unutmadan söyleyeyim mahallenin “Mavuşnıse” sını dikkatle dinledim ve tecrübelerinden olabildiğince yararlandım!

Ataol Behramoğlu ile “Oşxamafe-Elbruz” da şiir okudum, “Gece Irmağına Gazel” i dinledim.

“İşportacı” yla çay içtim, dert dinledim, sohbet ettim…

Ben de “Bir Oğul Büyüttüm”

“Samsun’dan Şaşe’ye Kürek Çektim”

Çok merak ettiğim “Çerkes 68 Kuşağı” ile muhabbet ettim, bu yiğitlerin zorlu anılarını dinledim.

“Ayrılık Mevsimi Sonbahar” da ben de hüzünlendim.

Ben de KAFFED’in kongresine, DÇB’nin kuruluş programına katıldım. Konuşmaları dinledim, tartışmaları izledim ve notlar aldım!

“Şapsugh Bayrağı”nı alıp “Abhazya’nın Dostları” yla buluştum. Geçmişin acılarını ben de derinden hissettim. Abhazya’nın zaferini kutladım.

“Güzel Maykop” ta, “Şirin Nalçik” te unutulmaz günler yaşadım. Müzelerde, tarihin derinliğinde gezindim. Tarihimle bir kez daha gurur duydum.

“Ben de “ABD’nin Çerkes Aşkı” na göz kırptım.”

“Kafkas Baharı” nı yaşadım ve ben de ‘Sergey’e uzun bir mektup’ yazdım!”

“CC (Circassian Center) internet sitesinde yazılan yazıları ben de dikkatle, tekrar tekrar okudum!”

En son ne yaptım biliyor musunuz?

Kitabın, “FARKINDA MISINIZ?” kısmını, altını kalın kalın çizerek tekrar tekrar okudum. Duygulandım, efkârlandım, sinirlendim, üzüldüm... Yer yer de kahroldum!

                                                                                      Mefewud_Nartan_01.jpg (447×446)

 

FERİDUN BÜYÜKYILDIZ (Mefewud Nartan) KİMDİR

1968 Çorum, Sungurlu, Tuğcu köyü doğumlu.

Ankara Üniversitesi, Bilgi ve Belge Yönetimi Bölümü’nü bitirdi.

Milli Kütüphane’de kütüphaneci olarak görev yaptı.

Hürriyet’in Agora ve Cumhuriyet’in Ankara eklerinde, Bütün Dünya, Roman Kahramanları, Kafdağı, Nart gibi çeşitli dergilerde sosyal ve kültürel içerikli yazıları yayımlandı.

“Başka Kent”, “Sihirli Tatil”, “Kütüphaneci Sincap”, “Gök, Deniz ve Toprak”, “Çerkeslere Mektuplar”… yayınlanmış kitaplarıdır.

Ayrıca “Büyük Beyaz Bulut” adlı kitabı, TBMM’yi ziyaret eden çocuklara dağıtılmak amacıyla 100.000 adet basılmıştır.

Yazar, Kafkas Kültür Derneği yönetim kurulu üyeliği, Kafkasyalı Yazarlar Birliği Derneği kurucu üyeliği ile Türk Kütüphaneciler Derneği yönetim kurulu üyeliği görevlerini üstlenmiştir.

 

KİTAP İÇİN KİMLER NE DEMİŞ?

“Bu kitaptaki yazılar, hüznün ve öfkenin kaynağına götürecek okuru.                                                                               Haklı olmanın bilinciyle ışıklandırıyor dünü, bugünü ve yarını. Çerkes türküleri kadar epik, Çerkesler kadar lirik yazılar toplamı.”

Ahmet Telli (şair) /Ankara

 

“Akıcı bir anlatım, kışkırtıcı bir üslup. Bazen yürekten bir çığlık, bazen dağdan kopan bir çığ. Hem kadife gibi yumuşacık hem Çerkes kaması gibi keskin.

Bence kesinlikle okumayın… “

Yazar Adnan Özveri / Abhazya

 

“Çerkeslerin kolay yutulur bir lokma olduğunu sananlara tokat gibi bir cevap…

Turgut Türksoy (yazar) / Ankara

 

Kitap, FAVORİ yayınları imzasını taşıyor.

 

ESERDEN KISA KISA

Yazar, “Çerkeslere Mektuplar”ı halkların kardeşliğine adamış.

“Başlarken” kısmında, yazma sanatı üzerinde durulmuş.

“Yazı, sözcüklerle müzik yapma sanatıdır.”

“Yazar, bir müzisyen gibi doğru notaların doğru yerde olması için çabalar.”

Yazarın şu ifadeler ne kadar hoş:

“Şiir tadında,  şarkı tadında, çağlayanlar gibi, ya da suyun sakin akışı gibi yazmak…”

 

SORUYOR YAZAR

Ve soruyor Mefewud Nartan, “Siz, daha önce hiç duymadığınız bir dilde, adını bilmediğiniz enstrümanlar eşliğinde söylenen bir şarkının nağmelerinde kayboldunuz mu? Ve kendinizi tekrar buldunuz mu?”…

Mutlu insanların ülkesinde evlerin başköşelerinde kütüphaneler eksik olmaz.”…

“Sanatın ve edebiyatın en başköşeye konduğu topluluklar ayakları yere sağlam basan geleceği aydınlık topluluklardır.”…

 

ÇEKESLERDE KİTAP VE MÜZİK

“Dağılan Sovyetler Birliği’nin küçük cumhuriyetlerinden hangisine baksanız evlerin başköşelerinde bir piyano ve klasiklerin eksik olmadığı bir kütüphane görürsünüz. Ülkeleri ayakta tutan ekonomileri gibi görünse de geleceklerini inşa eden, kültürel yapıların demokrasilerini, hoşgörülerini, mutluluklarını ayakta tutansa sanat ve edebiyata olan tutkularıdır.”

“Bireyin ve toplumun refahının, mutluluğunun, huzurunun, ressamın tablosundaki renklerden, müzisyenin keşfettiği tınılardan, edebiyatçının sihirli kelimelerinden yoksun olması mümkün değil.”

 

DOĞAYI DÜŞLEYİN

“Dinleyin. Önce doğayı dinlemekle başlayın; Bülbülü dinleyin, güle sevdalanın. Bakın sonra ne senfoniler gelecek ardından. Yüzünüzü karanlığa değil güneşe dönün!”

“Ne kadar çok ışık değil mi? Her ışık bir dünyayı aydınlatıyor. Milyonlarca farklı dünya, milyonlarca kavga, milyonlarca mutluluk, milyonlarca sevap, milyonlarca günah.”

 

BEN SENİN BABANIM

“Tanımadı babasını, ağladı, kucağımdan gitmek istedi. Sessizce ‘Ben senin babanım oğlum!’ diyebildim. Biraz yorgun, biraz hasta, dönülmesi zor yollardan gelen babanım. Alışacağız, konuşacağız, sevişeceğiz seninle. Bak neler anlatacağım. Hayatı, ölümü, korkuyu, gülmeyi, sevmeyi, özlemi, çaresizliği; neler anlatacağım, biraz büyü! Büyü de baban sana erdemler alacak. Büyü de baban sana yıldızları koparıp göz bebeğine koyacak. Büyü de baban sana onurlu yaşamı anlatacak. Büyüyünce baban sana, insan olmanın bedellerini de anlatacak.” …

 

SİLAHTAN OYUNCAK OLUR MU?

“Önceleri oyuncaklarının arasına hiç silah sokmamıştık, hiç kılıç tabanca olmamıştı. Bir Ürdünlü fizikçi dostum uyarmıştı “Sen engellesen de o ulaşacaktır, yasaklama!” Önce serbest bıraktım, bolca silah ve kılıcın oldu, bolca oynadın, sonra bütün silah ve kılıçları toplamıştım, hatırlıyor musun? Her silahı alıp anlatmıştım sana, ondan nasıl bir mermi çıktığını ve insanı hangi acılarla öldürdüğünü. Öldürmekten başka insan için en küçük bir yararının olmadığını anlatmıştım. Sonra kendi ellerinle tüm silahları toplayıp çöpe atmıştın benim canım oğlum!”

“Ve şiddeti konuşmuştuk, çizgi filmleri, çizgi film kahramanlarını. Heidi’yi anlatmıştım sana... Şiddetin dışındaki seçeneklerin aslında çok daha güzel olduğunu birlikte keşfetmiştik.” …

 

BİR OĞUL BÜYÜTTÜM…

“Bir oğul büyütmek hâlâ kolay gözükmüyor bana. Küçücük zamanların ve ayrıntıların arasında sıkışmış kocaman hatalar yaptığımı düşünüyorum. Her gün yeni keşifler yapmak, ona inmek, onu anlamak ve ona anlatmak kolay gözükmüyor. Hiçbirimiz baba ya da anne olmanın okulundan mezun olmuyoruz. İnsan yetiştirmeyi insan hayatının sıradanlıkları içerisinde öğreniyoruz. Oysa onlar son demlerimizde, onurla, gururla izleyeceğimiz, hayata bırakacağımız en son eserlerimiz olacaklar!” …

 

“BİR SHAPSUGH, BİR BJEDUGH VE BİR PAPAZ...”

“O misyoner papaz şimdilerde nerededir bilmiyorum. Ama muhtemelen benimle aynı şeyleri düşünüyordur: Siz Çerkesler, çok renkli insanlarsınız. Bir sürü ülkede yaşar, bir sürü farklı rengi taşırsınız. Aynı espriye gözleri yaşararak güler, misyon enflasyonunda tam bağımsız yaşarsınız. Filmsiniz vesselam, film.”…

 

KOMŞULUK

“Sokağın iki yanında ayrı iki etnik yapı, birbirine komşuluk yapardı. Bir tarafta geniş avlu Çerkes evleri, diğer tarafında küçük kapılı, büyük duvarlı, eskinin iç avlu ve selamlıklarını andıran Türk evleri sıralanırdı. Komşular genellikle bu evlerin küçük pencerelerinden Çerkeslerin düğünlü, törenli renkli yaşamlarını sessiz sedasız izler, pek de içimize karışmazlardı. Bu karşılıklı komşulukta, seviyeli bir ilişki kurulmuştu.”…

“Biz de küçük gelinlerin büyük gelinlere, gelinlerin kayınvalideye taktığı takma isimler vardır. Nıseguaşe, Siguaşe, Sigups gibi...”…

 

BİZİM İMAM

“O, bizim imamımızdı. Bizim köylüydü, bizi tanırdı. Kuzen, sütkardeş, teyzekızı, hâlâ, dayı çocukları... arasında yaşanan güzellikleri, kendisi de bizimle yaşardı.”

“Siz Çerkesler, çok renkli insanlarsınız. Bildiğiniz yolda, en dürüst, en onurlu yapınızla, aracı sokmadan, tam bağımsız yürürsünüz.” derdi.

 

ÇERKESLERDE AŞK

“Aşkın kelamı edilmez bizde. Sevgi zor dillendirilir. Kızınız övülmez, oğul dahi sözle sevilmez. Aşka gelince, kamusal alandaki kadarıyla sınırlıdır. Toplumda ne kadar yaşıyorsan, o kadar yaşanır aşk. Bazen düğün otobüsünde şekere sarılı buluverirsiniz onu. Bazen bir çikolatayla “Sizi soruyor!” cümlesi ile gelir. “

“Bazen zulada iki kadeh attıktan sonra, çift gördüğün kızın diğer tekidir. Kimi zaman Pselux’ta en kıvrak zekâ, kimi zaman sessiz sedasız, nazlı niyazlı bir biblodur.”

“Bazen Gafe’ süzülüp sana doğru vuran rüzgar, bazen ‘Ver elini Kafkasya!’ Diyen ellerdir aşk.”

“Dörtnala koşturan atlar...”

 

SÜRGÜN

“Tüm Kafkas halklarının üzerine inan kara bulutlar, kıyı boyunda Shapsughların ve Wubıhların üzerine bir başka çökmüştü. Göç, her yerde göç! Ve göç yolları her yerde aynı. Bildiğin, tanıdığın karşı köye yerleşmek gibi değil ki... Bilmediğin topraklarda savrulup durmak.”

 

“TUĞCU KÖYÜNÜN HİKÂYESİ UZUNDUR...”

“Şimdi sorarsanız Tuğcu köyü Çorum Sungurlu‘da, akrabaları Afyonda, İzmir’de. Ölüleri Kafkasya’da ve Çarşamba’da, Samsun’da, Varna’da, Karadeniz’de, Marmara’da ve bizim köyün mezarlığında.  Bense başka sürgünüm. Köylü beni tanımaz, ben köylüyü bilmem ama söz verdim sessiz bir kaçak gibi gideceğim. Yüksek tepede ‘mekdep dame’ nin önündeki “karataşa” oturup akşamüstü ışıkları izleyeceğim. Varna’dan, Çarşamba’dan, Afyon’dan, İzmir’den ve bu yaz kıyısında gezindiğin Kafkasya’dan selam götüreceğim.”

“Bir tek çocukluk arkadaşım Fatih’i göreceğim. Sonra çekip gideceğim.”…

 

“ATAOL BEHRAMOĞLU İLE AYNI FAKÜLTEDEN MEZUNUZ.”

“Can Baba’nın yadigârı Abdullah Nefes ve Ataol Behramoğlu’nu o gün aynı masada yakaladım. İkisinin de hâlâ yüreği genç. Dümeni Kabardey-Balkar’a kırmış Ataol Ağabey.”

Onu anlattı.

“Serde Çerkeslik var ya ben de nasıl dinledim!”

“Dört köşeyim.”

Benim dağlarıma gitmiş. Çok sevmiş. Bizimkiler onu iyi ağırlamış. En güzel içkilerini sunmuşlar. Her seferinde “şerefe “ kadehleri havaya kalkmış. Ataol Ağabey anlatırken gözleri parlıyordu.”

“Gece sofradan kalkmışlar, bizim dağlarımızdan, Osxamafe -Elbruz’dan aşağı inerken gece kıvrılan nehri görür de sağa çekmez mi aracı bu şair ruhlar? Çekmişler kenara. Ataol Behramoğlu o gece “Gece Irmağına Gazel” i yazmaz mı, yazmış...”

 

BİZİM CEM ÖZDEMİR

“Sanırım Cem Özdemir’in parlamentoya ilk girdiği yıllar idi. Bir Türkiye ziyaretinde Ankara Derneği’ne uğramıştı. Yeni binaya, şimdiki Federasyon binası, yeni taşınmış, yerleşme dertlerimizi henüz halletmiştik. Ortada ne mobilya, ne de üstte yanan o küçük ışıklar vardı. “

“Bir şeylerle yoğun uğraşırken ve dernekte yalnızken genç bir adam girdi küçük odaya. Hoş geldiniz, dedikten sonra kendini tanıttı: Ben, Cem Özdemir. Alman Parlamentosu’ndan.”

“Kendi kendime: Almanya’da iş bulmuş, tutunmuş, ne kadar güzel, üstelik parlamentoda iş bulmuş diye geçiştirmiştim.”

Parlamentonun şoför, aşçı veya güvenlik görevlisi olarak çalışan birisine “Parlamenter misiniz?” diye sorup onu mahcup etmenin anlamı yoktu. Ben de en doğru soruyu sordum.”

“Memleket neresi?”

“Tokat.”

“Tokat’ta Abzegh çoktur.”

“Muhabbetiyle gönlünü alıp bizim parlamento çalışanına bir çay söyledikten sonra kendi işime, gücüme dalmıştım...”

“Zaman geçti, bizim parlamento çalışanının aslında bir parlamenter olduğunu öğrendim. Her ismi geçtiğinde bu anım aklıma gelir, kendi kendime gülerim.”…

 

MÜZİKLE YAŞAMAK

“İsmail Hakkı, gönlünü kaptırdığı “fikrinin ince gülü” ne Acem Kürdi makamında seslenir.”

“Hacı Arif Bey, “Çare bulunmaz bilirim yâreme/ baksa tabiban-ı cihan çareme...” diyerek, Çerkes kızı Zülfü Nigar’a seslenir. Müzik bir başka, bir enteresan, bir evrensel dünyadır.”…

 

TURHAN FEYZİOĞLU İLE KİTAPLARI KONUŞTUK

“Turhan Feyzioğlu ile bir kültür ortamındayız. Kitapları konuşuyoruz. Deniz, Mahir ve İbo üzerine yazdığı kitaplardan söz ederken söz dönüp dolaşıp benim Çerkesliğime geliyor. Feyzioğlu‘na, Mahir’in Çerkesliğini hatırlatıyorum... Tebessümle anlatmaya başlıyor.”…

 

VURUN ABALIYA

“Her tuğlanın arasına kendi benliğini hiçe sayıp harç olmuş bu halka, hâlâ fatura kesme sevdası nedir bilinmez. Çok iyi biliniyor ki bu ülkede ne Çerkes lobisi vardır ne de güçlü bir Çerkes STK’sı. Çerkesler, memleketin en iyi abalısı durumundadır. Vurun abalıya!”…

 

HAZAN MEVSİMİ

Hazan mevsimidir sonbahar. Biraz hüzün, biraz ayrılık saklıdır içinde. Koca gövdeli ağaçlardan sarı yapraklar ayrılıverir. Doğanın kanunudur. Rüzgâr daha sert eser bu mevsimde. Sonbahar ki acının değişmez dipnotudur.”…

 

CİHAN CANDEMİR SOÇİ’DE TUTSAK

“Sayın Cihan Candemir’in Soçi‘de ülkeye giriş yasağı konularak beş gün boyunca bir otelde alıkonulması olayının haberini KAFFED’in resmi internet sitesinde okuduk.”…

“Abartmak kadar, suskun kalmak da camianın ciddiyetini hafife almak anlamına gelmez mi? Bahsi geçen camia, Kafkas diasporasının en yoğun olarak bulunduğu milyonlarla ifade edilen Türkiye’de yaşayan Çerkeslerdir. Bahsi geçen kuruluş ise, yılların emeği ve yüzbinlerin konsensüsü ile kurulmuş Türkiye Çerkeslerinin en büyük örgütlü yapısıdır. Gerekçesi belirtilmeden beş gün boyunca bir otelde alıkonularak sınır dışı edilen başkan ise uluslararası camiada Türkiye Çerkeslerini temsil eden, lider konumundaki insandır... Çerkes camiasındaki konumu nedeniyle Sayın Cihan Candemir’e reva görülen uygulamalar, Türkiye Çerkeslerini çok yakından ilgilendirir. Suskun kalıp kalmama tercihi de onlara aittir... Korkular üzerine ne kardeşlik ne de gelecek bina edilebilir”…

 

SOÇİ 2014 KIŞ OLİMPİYATLARI

21 Mayıs 1864:”Mezmıt”e ırmağı yukarı vadisindeki ‘Kbaada Yaylası’nda toplanıp bir askeri tören ve şükran ayini düzenleyen Ruslar, buradan ‘Kafkas Savaşı’nın kendi zaferleri ile sona erdiğini ilan ettiler.

Temmuz 2007: “2014 yılı Kış Olimpiyatları için Rusya’nın Karadeniz kıyısındaki tatil kenti Soçi seçildi.”…

YASAKLAR, YASAKLAR

“Soyadı Kanunu‘yla birlikte Çerkes aile unvanları da yasaklandı. Derneklerimizde Çerkes kelimesi yerine sadece Kafkas ya da Kuzey Kafkasya kelimelerine izin verildi...”

“İşte Çerkesler, o günlerden bugüne gelenlerdir. Bütün bunlara rağmen Çerkeslere biçilen rol: “Asla Çerkesliğinden bahsetmeyeceksin, sana verilen tehlikeli işler yapacaksın, statükonun askeri olacaksın!” yönünde olmuştur.”

 

ÇERKES VEKİL NASIL OLUNUR?

“Her siyasi partide bir Çerkes vekil görmeniz mümkündür, ancak bilinmelidir ki o vekil programına bağlı olduğu partinin ve seçmeninin vekilidir. Çerkeslerin değil! Çerkesler, kendi siyasi birlikteliği ile siyasi arenada olmadığı sürece seçilen vekil, Çerkeslerin vekili olmayacaktır.” …

 

FARKINDA MISINIZ?

Türkler!

“Atalarından kalan tek miras soyadlarını taşıyamayan, dili yok olan Çerkeslerin farkında mısınız?”

Kürtler!

Sizlerin farkında olan Çerkeslerin farkında mısınız? “

“Beş milyon Çerkesin kendine ait olmayan soyadları ile yaşadığının farkında mısınız?”

“Varlığını her sabah, Kürt’e, Türk’e, Çerkes’e, Çingene’ye, Laz’a, Abaza’ya, Gürcü’ye değil sadece Türk varlığına emanet eden çocuklarımızın farkında mısınız?”

“Çerkes tavuğundan, Çerkes peynirinden, Çerkes kızından öte Çerkesleri tanımadığınızın farkında mısınız?”

“148 yıldır yok olmanın kenarında büyüttükleri çocuklarının, yok sayıldıkça Çerkesleştiğinin farkında mısınız?”…

Farkında değilsiniz!

“Sesinize ses katan, emeğinize emek katan, farklılıklarımızın yanında bir farklı halk olan Çerkeslerin farkında değilsiniz!”

Yurt tuttukları topraklarda da Anavatanlarında da yurtsever duruşlarının farkında değilsiniz!

“Hep birlikte yaşadığımız Anadolu’da, beş milyon Çerkesin hiç bir yerde temsil edilmediğinin farkında değilsiniz!”…

“Biz Neşet Ertaş’ın, biz Civan Haco’nun ve nicelerinin farkında iken siz Çerkesçe ağıtlarımızın farkında değilsiniz?”…

 

CAN ABHAZYA

“Kaberdey’den tepeleri aşıp gidenler, Ürdün‘den Aphazya’ya geçenler, Düzce‘den, Adapazarı’ndan, Kayseri’den, İnegöl’den gönüllüler; komitenin kuruluşu ile biraz daha düzene giren enformasyon ve yardım organizasyonları, Aphazya’dan gelmeye başlayan başarı haberleri moralleri yükseltiyordu.”…

 

MARCOS’TAN ÇERKESLERE MEKTUP VAR

“Anadolu’nun kurtuluş savaşında işgale karşı direnenlerin yanında olan atalarımıza neden dudak bükersiniz? Maraş’ta Fransız işgalcilere karşı Aslanbey, Kilis’te Sasık Kemal Polat Bey olmak niye sizi rahatsız eder ki?”

 “Marcos’tan Çerkeslere mektup var: Siz Çerkesler, Abhazya’da Abhaz olmayı bildiniz. Abazalar, Çeçenistan’da Çeçen olmayı bildi; Dağıstanlılar Abhazya’da Sohum için savaştı. Bunları bir çıkarı için yapmayan sizlerin, çıkarlarını düşünmeyen aptallar olduğunuzu kim söyleyebilir? ‘Homojenliğin egemenliği değil, farklılığın zenginliği’ne en çok siz inanırdınız.

“Kendi farklılığını, düşmanlıktan beslenerek var etmeye çalışanlar, bir gün kendileri de yok olurlar.”

 

TEMENNİ

Değerli yazarımızı topluma ve kültüre katkıları için yürekten alkışlıyorum.

İnanıyorum ki toplum ve kültür duyarlılığı içinde olan herkes, bu güzel eserin hakkını verecektir.

 

“ÇERKESLERE MEKTUPLAR” ın çok kişiye daha ulaşması, çok daha fazla kişi tarafından okunması, eserden toplumumuzun azami derecede istifade etmesi temennisiyle...

 

yukarı çık