Bir Yazar Bir Eser : ADSIZ ROMAN - Sema Soykan

Bir Yazar Bir Eser : ADSIZ ROMAN - Sema Soykan

“…Cennette savaş yok biriciğim, Ruslar orada öldüremez bizi!” dedikten sonra turkuaz mavisi gözlerini, bebeğini yutan dev dalgalara çevirdi ve devleşen vücudunu Karadeniz’in kara sularına bıraktı…”

“…Jankat: Osmanlıda çok kalmayacağım. Vazifemi tamamlayıp tez vakit döneceğim. Vatanımı aldılar, ailemi aldılar, sevdiğimi aldılar, yetmedi

Geldim güzel gözlüm, Janset’im, artık yanındayım. Söz veriyorum seni ömrüm boyunca yalnız bırakmayacağım.” demek için yerinden doğrulduğunda…

***

Çerkes toplumunun kültürüne, tarihine, sürgüne dair, titiz ve uzun soluklu araştırmanın ürünü olan “Adsız Roman” kitabının yazarı Sema SOYKAN, kitabı, “Dayatılan hayatı yaşayanlara, savaşın, göçün acılarını çekenlere, hepsinden önemlisi, özgürlüğün, aşkın, sevginin ve de vefanın değerini bilen cesur yüreklere” ithafen yazmış.                      

Roman, anneannesi tarafından kaleme alınan “Adsız Roman”ı, satmak istediği küpün içinde bulan Neri ve Aras’ın sıra dışı öyküsü ile Janset-Jankat- Elbruz’un 1864’deki sarsıcı aşk hikâyesini sürükleyici bir kurgu eşliğinde aktarmış.

“Yaşanmış olaylar ile kurgunun iç içe geçtiği roman, Kuzey Kafkasya’dan Osmanlı’ya sürgün edilen Çerkeslerin göç öncesi ve sonrasında yaşadığı derin acıları, vefa ve aşk arasında kalan Janset’in duygu yüklü aşkını anlatıyor.”

“Sürgünün görünen ve görünmeyen yüzünü, Rusya-Kafkasya-Osmanlı arasında geçen olayları, stratejileri, ulusal benliklerinin ve varlıklarının sürmesinden başka istekleri, topraklarına sahip çıkmaktan başka gayeleri olmayan Çerkeslerin onurlu mücadelesini anlatıyor.”

Tutkulu, hasretle sınanmış, vicdan muhasebesine maruz kalmış, Janset, Jankat ve Elbruz üçgeninde yaşanan zorlu, zahmetli aşk öyküsü nefesinizi kesecek.

Eser, “Köyleri Ruslar tarafından yakılıp yıkılan, sahillerde haftalarca teknelere binmeyi bekleyen Çerkes halklarının, açlıkla, hastalıkla mücadelesine, yüz binlercesinin de Karadeniz’de batan teknelerde boğulduğu gerçeğine değinirken, paralel kurgu ile bugüne izdüşen olaylar anlatılıyor.”

Sadece tarihsel olaylar değil, aynı zamanda bu soylu toplumun kültürlerine, adetlerine, danslarına, sözsüz anayasalarına dair her türlü bilgi, yaşanmış olaylardan esinlenerek kurgu içinde özenle paylaşılmış.

Kitap, adı konamamış soykırımlar için, aşk ve vefa arasında seçim yapmak zorunda kalanlar için yazıldı.

Eser, sadece 19. yüzyılda değil, 21. yüzyılda yaşananların da geçmişine ışık tutmuş.

Sema SOYKAN, bu büyük acıya ortak olmaya çağırıyor okurlarını.

 

BÜYÜK ACIYA ORTAK OLMAMAK MÜMKÜN MÜ?

Sema Hanım, müsterih olun, bu güzel eseri okuyup bu büyük acıya ortak olmamak, tarifsiz sancıları yürekte hissetmemek ne mümkün!

Eminim romanı okuyan herkes büyük acıyı, çekilmez sancıyı sahne sahne yaşamıştır.

An olmuş, gözyaşlarıyla, nefeslerin daralışıyla…

An olmuş, yürek atışları ve acılar içinde aşkı, sevdayı, vefayı yüreğinde yaşatarak.

Acıyı, ölümü, sürgünü, aşkı, vefayı en derinden hissederek.

Romanın her karesine sinmiş çok değerli tarih ve kültür bilgisi var.

Anlaşılan Sema Hanım, çok geniş bir kaynak taraması yapmış.

Bu da farklı bir tarih ve kültür kaynağı oluşturmuş.

 

SEMA HANIMLARA ÇOK İHTİYACIMIZ VAR

Sema Hanım gibi çok yönlü, çok aktif, bir o kadar duyarlı kaç Çerkes kadınımız var bilmiyorum.

Ama Sema SOYKAN’ların sayısının artmasına çok ihtiyacımız var, onu iyi biliyorum.

Sema Soykan’ların sayısının artması temennisiyle.

 

HARİKA BİR TV DİZİSİ OLABİLİR

Romanı okurken neler hissettim bilir misiniz?

Bu konu ve bu kurgu ne kadar güzel bir TV dizi filmi senaryosu olur!

Eminim, nefes nefese izlenirdi.

Umarım, “Neden olmasın!” ın, “İyi olurdu!” nun ilerisine geçebiliriz.

 

GENÇLER BU ROMANI MUTLAKA OKUYUN

Gençler, Janset’in temiz, pak aşkını okuyun.

Satır aralarında; vatan sevgisi nedir, gerçek aşk, gerçek sevda, gerçek vefa nedir… sorularına cevaplar bulacak, bu büyük aşkı yürekten alkışlayacaksınız.

Görün bakın hayatınızda neler neler değişecek!

Sayfaları heyecan ve coşkuyla çevirirken gözyaşlarınızla birlikte yüreğiniz kontrolden çıkacak, “aşk ve savaş” çok farklı bir atmosferde hayat bulacak.

Elbruz ve Janset’in sığınmak zorunda kaldıkları Zahret Hala’nın gizemli evinde gelişen olayları nefesinizi tutarak okuyacaksınız.

Ayrıca, kocaman bir tarih, kalın bir “xabze” kitabı okumuş kadar da tarih ve kültür bilgisi sahibi olacaksınız.

“İyi ki okudum, iyi ki Sema Hanım’la tanıştım!” diyeceksiniz, kitabı, eşinize dostunuza, tüm sevdiklerinize hararetle tavsiye edeceksiniz.

Sema Soykan’ın üç yıllık titiz araştırmasının sonucunda “Alfa Yayınları” ndan çıkan “Adsız Roman 1864 Çerkes Sürgünü ve Soykırımı” kitabı 5. baskısını yaptı.

 

Sema SOYKAN Kimdir?

Anne tarafından Şapsığ, baba tarafından Abhaz olan Sema SOYKAN, Sinop doğumlu.

Üniversiteyi Adana’da okudu.

Üniversite, yüksek lisans, iş, evlilik, çocuk… derken Adana’da devam eden hareketli bir hayat.

Tekstil alanında faaliyet gösteren şirketi ile istihdam yaratmaya çalışan bir iş kadını.

Ayrıca, pek çok STK’nın, gerek yönetim, gerekse sosyal komitelerinde yer alarak öncelikli olarak çocuk ve sağlık adına projeler üretip uygulayan duyarlı, gayretli bir aktivist.

Halen, sanat, görsel ve yazılı medya ve edebiyat camiasından dostlarıyla kültürel çalışmalar yürütmektedir.

Sema Soykan’ın “Adsız Roman”ı dışında yayınlanmış “Aşka Dair” ve “Aşk Her Kadına Yakışır” adlı çok satan kitapları da var.

Ayrıca, yeni kitap hazırlığında olduğunu da biliyorum.

Sema Hanım’a, toplumumuz ve kültürümüze katkılarından dolayı içtenlikle teşekkür ediyor sağlık, huzur ve başarı dolu nice güzel günler diliyorum.

 

 

ESERDEN BÖLÜMLER

“… Suphi Doğan, önce çatlayan küpün kapağını inceledi, ardından sağa sola birkaç kez salladı ve ‘Galiba bunun içinde bir şey var!’ diyerek dar ağızlı porselen küpü tek hamleyle kırdı.”

“Aras, küpten dökülen notlara ve beyaz çiçekli patiska ile rulo yapılmış, mavi kurdele ile sıkıca bağlanmış bir düzine A4 kâğıdına şaşkınlıkla bakarken Suphi Doğan, yazılanları incelemeye başlamıştı bile.”

“İnanılır gibi değildi, bunların bir kısmı Adıge dilinde, bir kısmı Osmanlıca yazılmış. O kadar eski ki nereden baksanız yüz, yüz elli yıllık.”…

“Ayrı kalem ve el yazısıyla yazılan Türkçe mektubu da okuduktan sonra şaşkınlığı ve telaşı had safhaya çıkmıştı Suphi Doğan’ın!”

“…Sararmış, yıpranmış bir düzine kâğıdı masanın üzerine koyan Aras, ‘Neri, sana önemli bir şey söylemem gerekiyor. Getirdiğin küpün içinden bu kâğıtlar çıktı.’ Bir de kurdeleyle rulo yapılmış sayfalar dolusu yazı. Ama sana ait olup olmadığını bilmiyorum. Küpün, aile yadigârı olduğunu söylediğin için ailene ait olabileceğini düşündüm.” dedi.

“Neri, telaşlı, tedirgin ve şaşkın bir yüz ifadesiyle, ‘Zannetmem ama emin değilim. Olabilir de… Peki, baktın mı neler yazıyor?’ diye sordu…”

Neri, bazı cümlelerin ardından birkaç kez nefes alıp veriyor, konu içinde anne ve anneanne kelimesi her geçtiğinde sesi cılızlaşarak titriyor, zihni andan uzaklaşıp anılara dalıyordu.”

“Annem topu tutmak için zıpladıktan sonra birden yere yığıldı. Peşinden babam. Beni vurmadılar. Demek ki vurulacak kadar büyümemişim. Annemi ve babamı vurdular Aras… “

“Acımasızca öldürdüler onları. Üstelik benim ısrarımla gittiğimiz kampta. Oysaki bir kereliğine çocukluğumu yaşamak istemiştim. İşte o gün, sadece çocukluğumu değil, her şeyimi kaybettim…”

“Onlar cennette midir sence?”

“Ya benim yaşadığım hayat?”

“Cehennem sadece ölenler için mi?”

“Neri’nin aklı, küpten çıkan mektuplardaydı. Akşam eve gelir gelmez ilk sayfayı heyecan ve merakla eline aldı ve şu satırları nefes nefese okudu: “1840 yılında doğan büyük büyük anneannem Janset’in 1864’te yaşanan Kafkasya tehcirinde ve Osmanlıya göç sonrası Sinop’ta yaşadıkları…”

“…Janset’in özenle sakladığı, Jankat’ın göçün görünen ve görünmeyen yüzünü yazdığı, Rusya-Kafkasya-Osmanlı arasında geçen olayları, stratejileri anlattığı notlarından derlenen bilgiler...”

 “Romanın adını koyamadım. Tamamladığımda torunum Neri’nin koymasını istiyorum.  Onun okuyacağı günün sabırsızlıkla bekliyor olacağım”.

“Yazdıklarımı biricik torunum, yasemin kokulum, güzeller güzeli Neri’me ithaf ediyorum. Ayrıca aşk ve vicdan arasında seçim yapmak zorunda kalanlara.”

“Dayatılan hayatı yaşayanlara. Savaşın, göçün acısını çekenlere. Hepsinden önemlisi özgürlüğün, aşkın, sevginin ve de vefanın değerini bilen cesur yüreklere… (Neriman Yılmaz PAKER)

“Yıl 1864 aylardan Şubat… Elbruz, Hamuçka köyüne yaklaştıkça gökyüzünde asılı duran dumanlardan Janset’in köyünün de ateşe verildiğini anladı. Yolda karşılaştığı köylülere Janset’i sordu. “

“Nenof Anneyi gördüklerini ama Janset’in kafilede olmadığını duyunca Janset’in evine gitmeye karar verdi …”

“Ne yakacak mumları, ne gaz lambaları ne de karanlık geceyi aydınlatacak renkli hayalleri vardı. Savaşın topla tüfekle süngüyle sildiği renklerden gri ve siyah kalmıştı geriye. Geceyi aydınlatan tek ışık Elbruz’un umut yüklü cümleleriydi. Umudunu kaybetmemek için bu cümlelere tutundu Janset. Elbruz ise Janset’e dokunmamak ona aşkını haykırmamak için kendisini öyle zor tutuyordu ki …”

Atların kişnemesi, koyunların melemesi, köpeklerin havlaması,  anaların ağıtları, yurdundan uzaklaşan çaresiz insanların dağlarına, yurtlarına vedalarını anlatan acıklı şarkıları yorgun adımlarına eşlik ediyordu…”

“Onun küçük gözlerinde acıyı ama beraberinde umudu gördü. Korkuyu, beraberinde cesareti, isyanı,  beraberinde itaati… Kızın yüzünde acıyı kendisininkiyle mukayese edince bakışlarını utanarak kaçırdı…”

“Yaşlı kadın önce Janset’e ardından Elbruz’a… “Burada ilk soruları ben sorarım gençler! Şimdi söyleyin bakalım kimsiniz?”

“Janset’in bu hali Elbruz’u şaşırtmıştı. İki gündür adeta ölmek için yaşayan kız, Jankat’ın adını duyunca nasıl olmuş da bu kadar canlanmıştı. Aslında sorusunun cevabını biliyordu, Aşk…”

“Gençlerin sosyalleşmesi, eğlendirirken öğreten, hazır cevaplık, hoşgörü, pratik zeka, analiz etme yeteneklerinin gelişmesini sağlayan ‘worşer’, ‘zehes’ gibi oyunlar, etkinlikler sayesinde  yaralılar da diğer gençler de mutlu görünüyordu.”

“Setenay kim Alkas?”

“Pur eğlencesinin yapıldığı köydeki Hacı İbrahim Ağa’nın kızı.”

“Setenay’ın adını ikinci kez duyan Janset, iki kez yutkundu.  Nedense bu kızın varlığı onu şaşırtmamıştı. Tuhaf bir içgüdüydü bu. Altıncı his mi demeliydi, yoksa âşığa malum mu olurdu?

“Janset’in kalbi değil yerinden köyden dışarı fırlayacakmış gibi atmaya başladı. Kendisi için yazılan mektup en üstte ve ayrı duruyordu… Heyecandan ve meraktan terleyen avuçlarını eteğine silerken gaz lambasının titrek ışığında gözü ilk kelimelere takıldı… Güzeller güzeli Janset’im. Gururlu, güçlü, cesur sevdiğim. En kısa zamanda yanında olacağım…”

“…Nereden mi bilirim? Kulağını aç da dinle o zaman.  Bundan sekiz yıl önceydi, bir sabah uzaklardan gelen top ve tüfek sesleriyle uyandık. Çok geçmedi ki sesler köyün içinden de gelmeye başladı. Hanuko Ahmet ve iki oğlum, Bolet ile Berkok silahlarını kapıp koşarak evden çıktılar. Sonra kapımız kırılırcasına vurulmaya başladı…”

“Şubat 1864, Kafkasya sahillerinde yüzlerce gemi var. Korsanlar dâhil herkes bu yağmadan nemalanmaya çalışıyor. Kafkasyalıların malı, canı aleni ticari meta oldu. Soygunun, talanın adı değişti ticaret oldu. İnsanlar gelen gemilere binebilmek için birbirlerini eziyor…”

“Evlatlar analarından, sevdalılar birbirinden koparılıyordu. Rus zabitlerinin insafsız dipçiklerinin gölgesinde bir yüreğin yarısı kıyıda kalırken diğeri denize açılıyordu…”

“Ne adaletsiz bir dünyaydı. Kimisine cennet kimisine cehennem… Yaşadığın coğrafya kaderindi kimisine hayat, kimisine ölüm hazırlayan… Din kavgası, toprak kavgası…”

“Hasan, Blena’nın beli ile göğsü arasına sıkıştırdığı bebeğinin cesedini, güçsüz kollarından çekip aldı, şaşkın bakışlar altında suya attı. Blena, soğukkanlılıkla yerinden doğruldu, ninniden kalan son cümleyi tamamladı, “Cennette savaş yok biriciğim, Ruslar orada öldüremez bizi!” dedikten sonra turkuaz mavisi gözlerini bebeğini yutan dev dalgalara çevirdi ve devleşen vücudunu Karadeniz’in kara sularına bıraktı.”

“Zahret Hala: Yok oğul yok, bu saatten sonra toprağımı bırakıp Osmanlıya gidemem. Bize emanet edilmiş nice can vardır, onları yarı yolda bırakamam. Benim vatanım da mezarım da burası olacak oğul. Bu yaştan sonra bilmediğim toprağa gömmesinler beni.”

“Jankat: Osmanlı da çok kalmayacağım. Vazifelerimi tamamlayıp tez vakit buraya döneceğim. Vatanımı aldılar, ailemi aldılar, sevdiğimi aldılar, yetmedi yüzümü de aldılar. Hele bir döneyim bunun öcünü öyle bir alacağım ki!”

“Hançerini, annesi için, anneannesi için, yaşamadığı çocukluğu, kendisiyle hiçbir zaman gurur duymayan babası için saplıyor, bir yandan ağlıyor,  eksikliklerinin öcünü tekrar tekrar almaya çalışıyordu.”

Geldim güzel gözlüm, Janset’im artık yanındayım. Söz veriyorum seni ömrüm boyunca yalnız bırakmayacağım. Demek için yerinden doğrulduğunda…”

Annesiz, babasız bir çocuk ne kadar büyüyebilirse ben de o kadar büyüdüm işte. Hep bir yanım noksan, hep bir yanım imkânsız hayallerle dolu. Hayallerimde de pembe panjurlu, bol pencereli ev değil annem var Aras!”

Bakalım Neri, annesine kavuşabilecek mi, sır perdesi aralanacak mı?

Ya vatanından sürgün edilen yürekleri sevgi dolu, yiğit, vefakâr insanların Osmanlı macerası…

 

TEMENNİ

Sema Hanım, hep sağlık ve huzur içinde kal!

Yeni kitapları heyecanla bekliyoruz!

İnanıyorum ki toplum ve kültür duyarlılığı içinde olan herkes, bu güzel eserin hakkını verecektir.

 

“Adsız Roman” ın çok kişiye daha ulaşması, çok daha fazla kişi tarafından okunması, eserden toplumumuzun azami derecede istifade etmesi temennisiyle...

Selam ve sevgilerimle.

    

  

yukarı çık