Bir Yazar Bir Eser : İÇİMDEKİ NEHİR- Kaf Dağı - Psınetxuç Sinem Özkan

Bir Yazar Bir Eser : İÇİMDEKİ NEHİR- Kaf Dağı - Psınetxuç Sinem Özkan

Sıcak ifadeleri, renkli, canlı tasvirleri, su gibi akan anlatımıyla bir solukta okunacak güzel bir kitaptan bahsedeceğiz bu kez.

Sinem Hanım, “İçimdeki Nehir- Kaf Dağı” nı kalemiyle değil yüreğiyle yazmış.

Eseri okurken an olacak yüreğiniz mutlulukla dolacak, an olacak hüzün sizi bulacak.

Kitabın pek çok yerinde gözyaşınız akacak.

Çok seveceksiniz bu samimi anlatımı.

Ailesi, dostlukları, idealleri peşinden koşan kara sevdalıları gıptayla seyredeceksiniz.

Eserde yaşanan türlü acı ve hüzünlere rağmen daima ümidi fısıldayan bir ses duyacaksınız.

Ayrıca, sosyal hayatta “xabze” kurallarına yapılan vurgu dikkatinizden kaçmayacak.

Her bölümde, uyum, birliktelik ve kardeşliğin önemini derinden hissedeceksiniz.

Abhazya’nın güzelliğinde büyülenecek, yiğit insanların huzurunda saygıyla eğileceksiniz.

İdealleri uğrunda anadan, yardan geçenleri, vatanı en kutsalı sayanları, kalplerde ölümsüzleşenleri, tarihin sayfalarına altın harflerle yazılan yiğitleri saygıyla anacak, özlemle selamlayacaksınız.

                                                  

OLAYLAR SİZİ YÜREĞİNİZDEN TUTUP UZAKLARA GÖTÜRECEK

Eseri okurken, siz de Sinemis’le birlikte nefes nefese olayların içinde bulacaksınız kendinizi.

Küçük yaşta babasını kaybeden çocuğun acısını paylaşarak başlayacaksınız serüvene.

Caminin bahçesinde kırmızı bisikletle Nartan ve Nesij ile oynayacaksınız.

Sinemis’in üniversite mezuniyet gecesinde dünyanın en değerli hediyesini, “babanızın günlüğü” nü, siz de babaannenizin elinden alacaksınız.

Günlükte yazılanlar sizin de yüreğinize dokunacak.

Anavatan heyecanı yüreğinizi saracak, kendinizi, özlemiyle yanıp tutuştuğunuz Kafkasya’da bulacak, Sinemis’le birlikte tarifsiz coşku yaşayacaksınız.

Canlar Ülkesi’nde Ritsa Gölü’nü, Gagra’nın yaz aylarında rengarenk yüzünü seyredecek, Afon’un harika deniz manzarasında büyüleneceksiniz.

Bilmem kaç canın ölümsüzlüğe aktığı Gumısta Nehri’nin akışını garip duygularla seyredecek, siz de tarihin derinliklerine akacaksınız.

Tanışmayı çok istediğiniz Anzor’u, kahkahaları yeri göğü çınlatan Vilademir’i, gözlerinin içi gülen Asida’yı, küçük Amir’i, güzel, duyarlı, donanımlı, hamarat Mazenef’i, vakur duruşlu Ağdur’u, komşulardan Rızvan ve Setenay’ı, mahallenin bilge büyüğü Astemur’u tanıyacak, tanışmanın büyük mutluluğunu yaşayacaksınız.

O dünya tatlısı Mazenef’le birlikte Açandara’da mutluluğu tadacak, o güzel evde hatıralar biriktirecek, kahvaltı sonrası o şelaleli manzaralı güzel balkonda dertleşecek, kahve keyfi yapacaksınız.

Gudauta şehitliğinde hüzün saracak yüreğinizi.

Bir mezarı bile olmayan, ülkelerini bağımsız kılmak uğruna adanan canları, bu ülkeyi “Canlar Ülkesi” yapanları saygı, minnet ve özlemle selamlayacaksınız.

 

KARDEŞLİK RUHU ESERİN GENELİNE SİNMİŞ

Eserin ruhuna sinmiş birliktelik ve kardeşlik ruhu, içinizdeki ümitleri yeşertecek.

Güzel günler yaşamanın ancak kardeşlerin yardımlaşmasıyla olabileceği gerçeğiyle yüzleşeceksiniz.

Abhazya savaşında Abhazları yalnız bırakmayan Çeçenler ve Adıgeler, ruhunuza çok iyi gelecek, “İşte bu!” diyeceksiniz!

“Anavatan” ne demek, daha derinden anlayacak bu sevgiyi, bu sevdayı hücrelerinizde soluyacaksınız!

Ailenin değerini, kimliği ve kültürüyle özdeşleşmiş bir eş seçmenin önemini, babanın kıymetini bir kez daha derinden, en derinden hissedecek, belki “Eyvah!” diyecek belki de “Keşke!” leri sıralayacaksınız!

Ne kadar içten ne kadar arı, duru anlatmışsın, tebrikler güzel insan!

 

ÇOK FENA DOKUNDUN YÜREKLERİMİZE

Dokundun yüreklerimize, dokundun duygularımıza, alıp götürdün bizi sevgiye, ölümsüzlüğe…

Yüreğindeki insanlık sevgisini, anavatan özlemini, aile sadakatini ama en önemlisi o kocaman Kafkas ailesini ne de güzel anlattın.

Yüreğindeki sevda, içindeki sevgi kelebekleri hiç eksilmesin, hayatın hep güzelliklerle renklensin.

Temennim, bu sevgi selinin, bu sevda türküsünün burada bitmemesi.

Yeni coşkular, yeni duygu fırtınaları devam edip gitsin.

Kaleminizi tutan yüreğinizle defalarca ölümsüzleşsin bu kutsal duygular, bu insanlık, bu erdem!

O çok sevdiğin kocaman ailenle, suyu, havası, dağları, taşlarıyla yüreğinde yer eden güzel anavatanınla sağlık ve huzur içinde yaşa!

Başarılar hep seninle olsun!

İyi ki varsın sevgili Sinem!

İyi ki bu kadar duyarlısın, iyi ki bu değerleri ölümsüzleştirdin, iyi ki toplumun, kültürün için üretiyorsun!

Selam sana!

 

YAYINEVİ VE KÜÇÜK BİR ÖNERİ

178 sayfadan oluşan roman, “Yirmibir Yayınları” logosunu taşıyor.

Yeni baskıda kitaba bir “ön söz” ve yazarın bir “öz geçmişi” nin eklenmesi, ayrıca bir iki yerdeki küçük zaman kaymasının düzeltilmesi yararlı olacaktır.

 

                                                                                                             

SİNEM ÖZKAN KİMDİR?

Adapazarı doğumlu, Sinem Özkan, ilkokul, ortaokul ve liseyi Adapazarı'nda okudu.

Sakarya Üniversitesi Beden Eğitimi ve Spor Bölümü Öğretmenliğinden mezun oldu.

Daha sonra ikinci üniversite olarak Anadolu Üniversitesi Sosyoloji Bölümünü bitirdi.

Halen Beden Eğitimi ve Spor Öğretmeni olarak görev yapıyor.

Ayrıca, aile danışmanlığı üzerine eğitim alan eğitimci- yazar, boş vakitlerinde aile danışmanlığı, yaşam ve öğrenci koçluğu ile yakından ilgilenmektedir.

 

İnsana dair her şeye duyarlı olmak, hayatlara dokunmak, hayat yolculuğunda Sinem Özkan’ı diri tutan uğraşlardır.

Yazar, ilkokul döneminden itibaren günlük tutma alışkanlığına sahiptir.

Bir Köy Enstitüsü mezunu olan ilkokul öğretmeninin edebiyata olan ilgisini keşfetmesiyle yazı serüveni başlar. Yıllar sonra bu anlamlı uğraş meyvesini verir.

Sinem Özkan’ın yayımlanmış iki eseri mevcut.

“Özgür Ruhlar Efsanesi” ve “İçimdeki Nehir – Kaf Dağı”

“Özgür Ruhların Efsanesi” Gürcistan-Abhazya savaşına Türkiye'den savaşa katılan gönüllülerin anılarını içeren bir anı-hatıra kitabı.

“İçimdeki Nehir- Kaf Dağı” ise Türkiye’de yaşayan, Kafkasya'da köklerini arayan birinin yaşanmışlıkları ve tanık olduğu hayatları konu alan romanı.

Yazar, halen duyarlı bir birey olarak sosyal ve kültürel çalışmalarını titizlikle yürütmekte, STK’larda görev üstlenmektedir.

 

KISACIK ÖZET

Küçük Sinemis, hiç beklenmedik bir zamanda çok sevdiği babasını kaybeder.

Annesinin şefkati, babaannesinin ilgisi ve tecrübesi sığınağı olur.

Üniversiteyi bitiren genç kızın dünyasını babasının bıraktığı “günlük” şekillendirecektir...

Sinemis, artık büyük arayışın içinde bulur kendini.

Babasının bıraktığı duygu dolu günlük, genç Sinemis’in kaderini ilmik ilmik örecektir...

Genç kız çok değişecek, idealleri uğrunda koşacaktır.

Ama karşısında yığınla engel vardır…

Anavatan Abhazya’ya gidişi, savaşta ve savaş sonrası Abhazya’da yaşananlar…

Ve sonrasında gelişen nefes kesen olaylar…

Kafkasya'da köklerini arayan Sinemis’in yaşanmışlıkları ve tanık olduğu olaylar…

Çocukluk, aile, okul, evlilik, savaş, ölüm, vatan hasreti, birliktelik ruhu, insan ve vatan sevgisi                                                                            

ESERDEN KISA KISA

 

Ağır hareketler ile yerinden kalktı, kapı eşiğinde beni omuzlarımdan tuttu ve büyükçe bir masanın üzerinde, bembeyaz bir çarşafın serili olduğu uzun bir kutunun yanına getirdi.

Bir anda bunun daha önce sadece filmlerde gördüğüm tabut olduğunu anladım. Annem, kardeşim, babaannem... hepsi buradaysa... “Babam nerede?”  (s.2)

 

“Uyanacak, babam. Götürmeyin dayı! Babam bizi bırakmaz, babam beni hiç ağlatmaz, götürmeyin onu ne olur, bırakın amcaaa... Babam, kalk! Gitme baba, ben seni çok özlerim!”  (s.4)

 

O gün, caminin parmaklıkları ardından ben de babamı son yolculuğuna uğurladım. Hoca; “Hakkınızı helal ediyor musunuz?” diye sorduğunda beni fark etmelerinden biraz da çekinerek, yükselen seslere uyarak, ben de “Helal olsun!” diye bağırdım... (s.7)

 

Ben arkadaşlarımdan hiç kopmadım, onlar ne zaman bir sıcak yuvaya hasret duysalar bizim eve, anneme, babaanneme koştular. Mezuniyet günüm de işte bu duygularla kapımızı çaldılar.

Benim için o çok özel günden, babamın emanetinin bana ulaştığı o kutsal günden bahsetmek isterim biraz… (s.15)

 

Mezuniyet gecesinden eve döndüğümüzde babaannem bana hayatımın en anlamlı hediyesini verdi; babamın günlüğü… (s.17)

 

“Gözümün nuru, yavrumun emaneti, yeni hayatında her şey çok güzel olsun. İşin gücün rast gitsin. Babanın demir atölyesinin raflarında bulmuşlardı bu günlüğü öldükten sonra. Bana emanet etti siz büyüyene kadar, bugün artık sana ve senden sonra gelenlere emanet. Al bu senin!”  (s.19)

                                                                              

(GÜNLÜKTEN)

“Çocuklarım, bir tek sizin büyüdüğünüzü göremeyecek olmaktan ötürü titriyor kalbim. Kalbinizden öpüyorum. Bilin ki sizi bugün de çok seviyorum!” …

 

“Umarım bir gün sizin de kalbinizde bir yeri olur vatanımızın. Babanız olarak bunu dilerim; geçmişinizden, atalarınızın size mirası özünüzden hiç kopmamanızı…”  (s.21)

 

“Bugün Mayıs’ın 5'i. Ben, ilk kez ata topraklarındayım. Kendimi hayatımda hiç hissetmediğim kadar dingin ve huzurlu hissediyorum. İnsan hiç görmediği bir yeri özler mi? Ben resmen yıllar önce atalarımın sürüldüğü, ayrı düştüğü bu toprakları özlüyormuşum. Burada uyanmak, burada nefes almak bana kendimi çok iyi hissettirdi.” (s.22)

 

Hayatımın aşkı Gupse ile o gün tanıştık. Gözleri kendinden önce gülen, masallardaki kadar güzel bir kızdı o. (s.39)

 

“İyi ki beni hep bu kadar çok sevdin, ben de seni bu kadar çok sevdim. Hayatımda sunduğun tüm güzellikler için, evlatlarımı yetiştiren o güzel, o hassas kalbin için... Ne kadar teşekkür etsem az sana...” (s.41)

 

SAVAŞ VE SONRASI

 

Burada savaş başladığında takvimler 14 Ağustos 1992'yi gösteriyordu. Babam, Anzor’la iletişime geçmek için her ihtimali denemişti fakat ona ulaşamıyordu. Ülkeye giriş çıkışlar kapatılmıştı. Bölgenin içinde bulunduğu koşullar her geçen gün daha kötüye gidiyordu. Babamın uykusuz geceleri de işte bu zamanda başladı. 

Türkiye'den Abhazya savaşına katılmayı düşünen Kafkasyalı gençlerin koordinesinden babam sorumluydu. Ben o zaman henüz 14, ağabeyim ise 16 yaşındaydı. Eminim ki yaşımız uygun olsa babam o listeye gözünü kırpmadan bizleri de eklerdi. (s.41) 

 

Savaşın kazananı yoktu. Abhazya, 30 Eylül 1993'te bağımsızlığa kavuştuğunda toprağın altında yatan nice insanların acısı kaldı yüreklerde. Savaşın kazananı yoktu! Nice canlar halen daha ailesinin yüreğinde dinmeyen sızı… (s.42)

 

O günden sonra babamın sevinçlerini hep yarım yaşadığına tanık oldum ben. Mutlu olmaktan utanır gibi bir hali vardı. Çok erken yaşta büyük bir ideal uğruna hayatını adayan o canların ardından hiçbir zaman eski, çok neşeli haline dönmedi. (s.48)

                                                                           

SİNEMİS KAF DAĞI’NIN ARDINDA

Gecenin geç saatinde Atatürk Havaalanı'ndan kalkan uçağım tan vaktine yakın Soçi’ye iniş yaptığında ana vatanımı görecek olmanın heyecanı ile içimde uçuşan kelebeklerin kanat seslerini duyuyorum sanki…

 

Gözüm, büyük bir güzellik ve tüm ihtişamı ile sınırda dalgalanan Abhazya bayrağına takıldığında bir anda toprağa kapanmak ve etrafa yayılan o tanıdık hoş kokuyu ciğerlerime çekmek istiyorum. Bir ülkenin kendisine has kokusu olabileceğini ve o kokunun insanı bildik bir yaşanmışlık duygusuna sürükleyebileceğini o an anlıyorum. (s.54)

 

Gagra’nın renkli ışıkları, Gudauta’nın insanın içini ürperten sessizliği, Afon’un harika deniz manzarası aklıma kazınmış halde Gumısta Köprüsü’ne geliyorum. Gumısta… İçinde kaç canın ölümsüzlüğe aktığı nehir…

Bu ülkenin bir başka ruhu var! Bu ülkenin göklere uzanan dağlarında, sonsuzluğa akan nehirlerinde, her köşe başındaki taşında, kendine has kokan toprağında, özgürlük uğruna kaybettiği nice onurlu, yürekli evladının ruhu var. (s.55)

 

Bana ne demek istediğini çok iyi biliyordu. Abhazya'da yaşanan bazı olumsuzlukların beni etkilemesinden, vatan sevgimi zedelenmesinden endişe ediyordu. Böyle bir şeyin mümkün olmadığını anlattım ona. Farklı coğrafyalara savrulmuş aynı halkın çocuklarıydık biz. Bambaşka acılardan, yaşanmışlıklardan geçmiştik. Değer yargılarımız, tutumlarımız farklıydı. Bu da yaşam biçimimizin, davranışlarımızın farklı olmasına sebep oluyordu. (s.60)

Anzor “Buraya gelenler ilk önce doğanın muhteşem güzelliği Ritsa Gölü'nü, Gagra’nın yaz aylarında rengarenk yüzünü görmek ister. Sen tüm bunlardan önce kardeşlerini ziyaret etmek, Gudauta şehitlerimizi görmek ister misin?” dedi. (s.63)

 

Abhazya'nın akan derelerinde, gökyüzünün uçsuz bucaksızlığına uzanan dağlarında onların ruhları geziyordu. Bir mezarları yoktu ama ülkelerini bağımsız kılmak uğruna adadıkları canları bu ülkeyi “Canlar Ülkesi” yapıyordu. (s.64)

 

Asaletin ve nezaketin timsali diye yıllar önce dilden dile anlatılan Çerkes kızlarının günümüzde vücut bulmuş haliydi Mazenef! (s.69)

 

Bu evlerin hemen hemen her birinde bir acı var. Savaş zamanı bağımsızlık uğruna çok şey kaybettik biz! (s.71)

 

Gençlerimizin kendi atalarından miras aldığı değerleri nasıl da hiçe sayarak asimile olduğunu anlatmak istemedim Mazenef’e. (s.77) 

 

Mazenef, geçmişini büyük bir heyecanla anlatırken, Türkiye'de artık bizim kültürümüzde de görülen yozlaşmalardan bahsederek o güzel sesine gölge düşürmek istemedim. “Sevdiği kıza kendi yakın arkadaşı da sevdalanınca sevdasından vazgeçip köyünü, evini terk ederek başka şehre taşınan adamlarımız, sevdasını yüreğine gömerek duruşuna zarar getirmeyen evlatlarımız, tarihin çok eski çağlarda kaldı.” diyemedim. 

Diyemedim; eskiden kaşenlik ya da alaf denilen ve muhabbet ortamını güzelleştiren, bir kıza, kendisini beğendiğini ifade etmedeki inceliği barındıran söz sanatlarının nasıl da basite indirgendiğini, gençlerimizin kendi atalarından miras aldığı değerleri nasıl da hiçe sayarak asimile olduğunu anlatmak istemedim Mazenef’e. (s.77)

 

Sözüm bittiği an, yanı başımdaki bu güzel kızın boynuma atılması ve gözyaşlarıyla ıslanan yüzünü boynuma dayamasıyla şoka uğradım. İlk kez hıçkıra hıçkıra ağlıyordu asil kız kardeşim. Hıçkırıklarının arasından kesik kesik anlayabildiğim şu kelimeler dökülüyordu... (s.95) 

 

“Allah bir daha Kafkasya'nın hiçbir bölgesini yangına çevirmesin. Geride gözü yaşlı ana, baba, evlat ve eş bırakanların acısını bir daha bu coğrafyada göstermesin. Tüm kaybettiklerimiz huzurla uyusun ve Kafkasya sonsuza kadar var olsun!” (s.99) 

 

Onunla beraber ben de kalktım yerimden. “Üşüdük tabi Mazenef, enkaza dönen hayatların ağırlığı altında üşüdük. Yitirdiği annesinin acısıyla ağlayan evlatların gözyaşlarında üşüdük. Son bir kez daha görseydim yüzünü sarılsaydım boynuna diyen sevgililerin yarım kalan sevdasında üşüdük!” dedim içimden. Ama ona bunları söyleyemezdim. (s.113) 

“Ellerine sağlık Mazenef” diyerek fincanına uzandım. Bu kızı gördüğümde içim mutlulukla doluyor. Onda; acı, sızı, ah-vah ile geçen bir ömür değil de idealleri, inandığı değerleri için her gün yeniden doğan bir inanç ve azim var… (s.124)

 

Eğitimci niteliğindeki insanlarını toprağa gömmüş bu millet, şimdi de kültürünü, kendisini yücelten değerlerini kaybediyor. Yok oluşumuz, hain bir gücün namlusunun ucunda değil bu kez, kendi benliğimizi, kendimizi unuttuğumuz için yok oluyoruz! …

 

Ağlıyordu dev çınar, bu ülke için canını feda eden oğluna ağlıyordu. Baba yüreği, genç yaşında sevdasını yüreğine gömen Mazenef oluyordu bir yanı, ağlıyordu. Abhazya'nın annelerine ağlıyordu… Hâlâ evladının kemiklerini dahi bulamayan, bir gece evine geri döner mi diye bahçe kapısına bakarak son nefesini veren annelere ağlıyordu. Ülkesinin doğmamış çocuklarına ağlıyordu. Henüz baba olamayan, kendine yuva kuramayacak kadar genç yaşta savaşın ortasında kalan yiğitlere ağlıyordu. Orada bulunan herkes ağlıyordu... (s.140)

Yeni hayatıma sımsıkı tutunarak burada var olacaktım. Ben vatanımda bir kez daha küllerimden doğacaktım. Anzor’u dinledim uzun uzun. Anlatırken neşe ile dalgalanan sesi … (s. 170)

                                                                                  

TEMENNİ

Umarım duyarlı toplumumuz, bu güzel eserden layıkıyla faydalanır.

“İÇİMDEKİ NEHİR- Kaf Dağı” nın çok kişiye ulaşması, çok kişi tarafından okunması, eserden toplumumuzun âzâmi derecede istifade etmesi temennisiyle...

 

yukarı çık