Dünya Bir Sahne, İnsanlar da Aktörleridir...

Çarşamba, 15 Haziran 2005 12:00

Tanınmış Adığe tiyatro yazar ve artisti Çepay Murat'ın 60. doğum günü 18 Haziran 1999 tarihinde Maykop Sanat ve Kültür Sarayı'nda kutlandı. 60.yaş günü nedeniyle Çepay Murat ile gazeteci Sihu Goşnağo'nun yaptığı söyleşinin Türkçe çevirisini aşağıda sunuyoruz.


Telaşlı olmayı kimden edindiniz? Annenizden mi, babanızdan mı?

Ben babamı hatırlamıyorum ama onun yardımsever biri olduğunu anlatırlar. Geceleri evlerinden ışık görülmeyen ailelere gaz yağı gönderirmiş. Evimizin ardında evleri bulunan tecritli bir aile varmış. Fazlaca koyunları olduğu için zengin diye suçlanıp cezaya çarptırılmış ve sürgüne gönderilmişti. Ailenin reisi gözlerini kaybetmiş olarak sürgünden dönmüştü. Bu aileye yardımcı olmak yasaktı ve öylelerini tutukluyorlardı. Babam bu nedenle odunlarımızı ve otlarımızı tarlamızın kıyısına götürüp bırakırdı. Cezalı aile de geceleri gelip ihtiyaçlarını bizimkilerden alırlardı. Telaşlı olmam buradan kaynaklanıyor olabilir.

Artist olmamı daha çok anneme bağlıyorum. Annem ve babam beni geç yaşta edindiklerinden çok önemsiyorlarmış. Ben doğduğumda onlar 36-37 yaşlarındalarmış ve beni beklemiyorlarmış. Babam çocukları olmayacağını düşünerek evi küçük yaptırmış ama bu esnada ben doğmuşum. Bu yüzden de beni biraz şımarık yetiştirmişler. Babamı hatırlamıyorum. Onu savaşa götürürlerken nasıl ayrıldığımızı annem sürekli anlatırdı.

Babamı savaşa götürmek için Maykop'a götürdüklerinde ben de annemin sırtında Maykop'a gitmişim. Ayrılık saati geldiğinde ben uyuduğum için babam uyandırtmamış. Annemin kendisi için yaptığı tereyağının üzerindeki kağıdı kaldırıp benim parmaklarımı üzerine bastırmış. Anneme de her şeye rağmen beni okutmasını söylemiş. Babam romantik biri olmasaydı herhalde tereyağı üzerine benim parmak izlerimi almazdı diye düşündüğüm olmuştur.

Tarlamızın etrafı akasya ağaçları ile çevriliydi ve onları yakacak olarak kullanırdık. Akasya ağaçlarına kuşlar çokça konar ve şakırlardı. Annem sabahları erkenden beni uyandırıp kuşların şarkılarını dinletirdi. Güneşin doğuşunu seyretmemi isterdi. Okumamış bir Adığe kadını olmasına rağmen böyle zevkleri vardı.

Yaşamı süresince annem için hiçbir şey yapamadım. Onu sadece öğrenciliğimde iyi okumamdan dolayı sevindirebildim. Veli toplantıları olduğu zamanlar annemin en mutlu günleriydi ve düğüne gider gibi en iyi kıyafetlerini giyip giderdi. Bu toplantılarda beni sürekli övdükleri için annem bu günleri yeni yılı ve bayramı bekler gibi karşılardı.

Annem çok çalışkandı. Kendi çıplak da olsa beni giydirir ve yedirirdi. Akrabalarımız babamızın bize açılmamış sandıklar bıraktığını söylerlerdi. Hiçbir zaman fakir olmadık. İnsanlar "yağ ve bal yiyeceksen Muratlara git" derlerdi. Kolhoza ödünç olarak mısır verirdik veya buğdayla değiştirirdik.

İşten geldiğimizde mısır koçanlarını ufalayıp somakları ile ateş yakardım. Bu esnada annem hamuru yoğurup şelameyi pişirirdi. "Şarkı söyle yavrum" deyip bana şarkı söyletir, bu esnada kendisi ağlardı. O zamanlar niçin ağladığını anlayamazdım.

Annem ileri görüşlüydü. Rusça bilmemiz gerektiğini iyi anlamıştı ve komşulara da "çocuklarımızı Labinsk veya Natırbova'da okutalım" derdi.

Derslerimi çok önemser ve eğer dersim varsa bana başka bir görev yüklemezdi. Her ana çocuğunu mutlaka sever ama bence annemin sevgisi gibisi yok sanıyorum. Okuldan çıkışımı evden gözlerdi. Ben eve geldiğimde sofra hazır olurdu. Annemin bana uyguladığı bakım sayesinde güçlü yetiştim ve bugüne kadar sağlıklı yaşadım.

Enstitüde okuduğum beş yıl süresince her eve gelişimde annemi, beni pencerede beklerken bulurdum. Benim döneceğim günleri daha çabuk getirmek için de takvimin yapraklarını günü gelmeden fazlaca yırtarmış.

Şimdi mesleğinizle ilgili konuşalım. Eskiden Adığelere göre tiyatro artistliği prestijli bir iş değildi. Bugün de çocuğunu artist yapmak isteyen fazla kişi bulunmaz. Aileler çocuklarının hukukçu, doktor olmalarını veya çok gelirli meslekler edinmelerini isterler. Artist olduğuna hiç pişman olmadınız mı? Aile sahibi olduktan sonra başka bir iş yapmayı düşünmediniz mi?

Artistliği sevdiğim için meslek edindim dersem yalan söylemiş olurum. Artistlerin bir eğitim aldıklarını dahi bilmezdim ve annem de öğretmen olmamı isterdi. Ancak bu mesleği seçtiğime de pişman olmadım. Mesleğim sayesinde çok yerler gezdim ve çok şeyler gördüm. Mesleğim çok şeyleri sevmeme neden oldu. Bunlar benim için çok değerlidir. Annemin hatırı için de sonradan herkesin alay konusu olarak öğretmen enstitüsünü bitirdim. Mesleğimi çok seviyorsam da çocuklarımın artist olmalarını istemedim. Mesleğimin zorlukları nedeniyle böyle düşündüm. Bense bu zorlukları severek çektim. Dünyada bundan daha iyi ve ilginç bir meslek olduğunu sanmıyorum. Zira mesleğimi içtenlikle ve yürekten seviyorum. Bizim gibi küçük halkların aktörleri fazlaca kazanamazlar. Ama insanın gönlünde yatan bir meslek vardır. Ben kendimi tiyatro için doğmuş biri olarak kabul ediyorum ve gönlümde yatan meslek de budur. Bazı kendini beğenmiş kişilere "artist" dendiği zaman çok üzülürüm. Bana göre aktörlük çok ciddiyet gerektiren bir sanattır. Artist kendine çok dikkat etmelidir. Bence akşam sahnede Othello veya Hamlet rolünü oynayacak olan kişi, gündüz pazardan elinde sepetle soğan patates getirirken insanlara görünmemelidir. Şehrimizde insanların sevdiği usta bir rejisör yaşardı. Kendisinin pazardan, elinde sepet olduğu halde ekmek ve yumurta getirmesine üzülürdüm.

Bu da size has bir düşünce tarzı olsa gerek?

Evet, bunu kimseden öğrenmedim, kendim düşündüm. Ben akşamleyin cimri şövalye rolünü oynayacaksam o gün sabahtan itibaren kimseyle konuşmam. O role adapte olmaya çalışırım. Ailemi veya başka bir sorunumu düşünmem. Her bir rol için çokça emek gerekir. Othello'yu oynamak için onunla ilgili yazılan her şeyi okudum ve birçok yeni şeyler öğrendim. Aynı şekilde Puşkin'in cimri şövalyesini oynamak için de bir yıl süreyle Puşkin'i öğrendim. Ona yazılan mektupları ve çeşitli oyunlarının tiyatroda nasıl sahnelendiğini okudum. Bunlar bana büyük coşku ve mutluluk vermektedir. Mutluluk veren diğer bir şey de, diğer insanların bir ömür yaşamalarına rağmen biz aktörlerin birkaç yaşamı bir ömre sığdırmamızdır. Ben bu şekilde yüz hayat yaşamış oldum. Ben yine ömrümün sahnede sona ermesini ve orada ölmeyi istiyorum.

Bu ilginç.

Evet bence öyle ve güzel. Kimileri ölümden ürküyorlar. Ben ölümden korkmuyorum. Akraba ve çocuklarımın öldüğümde annemin yanına gömülmek istediğimi biliyorlar. Çocuklarıma bu yeri gösterip "işte şu otlar benim üzerimde yeşerecek" diye söylüyorum. Bu bana ürküntü vermiyor. Çünkü yaşamın bir gün sona ereceğini biliyorum. Annemin ayak ucundan ayrılıp Moskova'ya gitmiştim, tekrar onun ayak ucuna döneceğim. Korkmamamın nedeni de bu olsa gerek. Akrabalarımdan bu söylediklerimi saçmalık olarak bulanlar var ama bence bunlar saçma değil. Bu benim dünya ve yaşama bakış tarzım.



Sahne hayatına başladığınızdan beri hep başrolde oynadığınızı söylediniz. Peki gençliğinizde de başrollük bir oyuncu muydunuz gerçekten?

Yaptığımız küçük etüdlerde hep öne çıkardım. Daima iyi olmak için çalışırdım. Bu alışkanlığımı hala koruyorum. Öğrenciliğimde de başarılı olmak için çaba gösterirdim.

Thakumeşe Nalbiy'le tiyatro okulunda beraber okuduk. O rejisörlük bölümündeydi ve ünlü rejisörler A.Papov ile M.Knebel'in öğrencileriydi. Nalbiy dört yıl benimle çalıştı. Ben de ünlü Shakespeare uzmanı A.Anikst'in öğrencisiydim. Onun grubunda yer almak kolay değildi. Onun grubunda okumak benim için büyük şanstı. Fakültede okurken rolümü oynadığımda fakülte dekanımız ve sanat yönetmenimiz koluma girerek beni sahneden indirmiş ve çok övmüşlerdi. Ama ben övgülerine inanamıyor, üzülmemem için söylediklerini düşünüyordum.

Hiçbir zaman fazla gururlu olmadım. Şimdi de ustalığın en üst düzeyine ulaştığımı kabul etmiy-orum. Bununla birlikte yaptığım rollerden dolayı mut-luluk duyduğum anlar olmuştur. Örneğin sahne öncesi kimseyle konuşmam. Gün boyunca akşam yapacağım rolün kişiliğine girer ve mutlu yaşarım. Ağlamam gereken yerde sahne arkasında biri gülerse gözyaşım gelmez. Beni üzmek de sevindirmek de çok basittir. Bu yüzden de mesai arkadaşlarıma çok sıkıntılar çek-tiririm.

Mesleğimin ilginç bir yönü daha var. Rolünü ne kadar ustaca yaparsan izleyiciler yaptığın rolün çok kolay olduğuna inanırlar. "Şunun yaptığı şeyi ben de yaparım" diye düşünürler. Görev yaptığım Beyaz Ev'de (Wunefıj=Adığey Cumhuriyeti Parlamento Binası) birçok kişi bana "o sizin yap-tığınız şeyin alasını ben de çıkar sahneye yaparım" demiştir. Ancak böyle diyenler aldanmaktadırlar. Ak-tör rolünü ustalıkla yaptıkça onlara da böyle bir güven gelmekte ve aynı rolü yapabileceklerini sanmaktadır-lar.

Bu aktörün gücünden olsa gerek.

Evet aktörün ustalığından ve gücünden kay-naklanan bir durum. Bunda uykusuz geçirilen ge-celerin emeği vardır. Bir yıl süreyle Puşkin üzerine çalıştığım zaman geceleri yatakta kendimi cimri şövalyenin hazineleri içinde sanarak mutlulukla sa-bahlardım. Şair Beretar Hamit "Kafadan biraz eksiklik olmadan şair veya aktör olunmaz" derdi. Bu doğru olsa gerek. Tanınmış fizyolog Pavlov, insan bey-inlerini incelerken aktörlerin beyinlerini en sona bı-rakmıştı. Aktörün yaşamında yaptığı değişik rollerden dolayı beyninde de değişiklikler oluşmuş olabilir.

100'den fazla rol yaptınız. Hala oynamak istediğiniz rol kaldı mı?

III.Richard ile Kral Lear'ı oynamak isterim. Bu rolleri bugüne kadar yapmak kısmet olmadı. Ulusumuzun uğradığı felaketi konu edinen bir piyeste rol almak ve böyle bir piyesi yazmak isterim. Adığe gelenek ve yaşam tarzını konu alan bir rolde oyna-mayı arzu ederim. Ve Çehov'un rollerini yapmak is-terim.

Bugün için hem devlet me-murusunuz –Kültür Bakan Yardımcısı- hem de ti-yatrocusunuz. Benzeşmeyen bu iki işi bir arada yürütmek zor olmuyor mu?

Bu gerçekten çok zor. Bakan yardımcısı olarak görev yaptığım on yıl içerisinde yarım bıraktığım bir tek piyesimi dahi ta-mamlayamadım. Bakan yardımcılığı zor bir iş. Bakanın yerine düşünerek bütün işleri yürütüyorsun. Bu işi de severek yapmıyorum. Ulusumuzun güçlü tiyatrosu ve televizyonu olsaydı ve sanatçı da sanatı ile geçinebilecek durumda olsaydı ben bu işi yapmazdım. Ama tiyatroda aldığın paranın on katını burada verirlerse imrenmeden edemiyorsun. Bu da tabii ki üzücü bir durum. Bakan yardımcılığı da benim rol-lerimden birisi ama iyi yaptığım bir rol olduğu söyle-nemez. Ve bence en zor olan rollerden biri.

Başka biri bu görevi yapmış olsaydı bundan böbürlenerek söz eder ve kültüre yaptırdığı büyük gelişmeleri anlatırdı. Siz başka tür düşünüyor-sunuz ve çekinmeden düşüncenizi yiğitçe söylüyor-sunuz.

Shakespeare "Dünya bir sahne, in-sanlar da aktörleridir" derdi. Ben de bundan dolayı on yıllık memuriyetimi bir rol olarak değerlendiriyorum.

[Adığece'den Çeviren: İbrahim Çetav]

KÜLTÜR / SANAT

  • Son Eklenenler
  • Çok Okunanlar
  • Rastgele