Abhaz Müziği Çalgıları

Cuma, 21 Aralık 2012 03:41

 

TELLİ ÇALGILAR

Aphartsa

Aphartsa Abhazların eski iki telli, yaylı ulusal çal­gısıdır. Günümüze kadar hemen hemen ilk şekliyle korunmuştur. Çeşitli zamanlarda Abhazların yaşantısını anlatan bazı yazarların (1) ifadeleri dışında aphartsa, ardında hiçbir yazılı belge bırakmamıştır ve bu çalgı yavaş yavaş halkın kullanımından çıkmıştır.

18. yüzyılın sonunda aphartsa henüz bütün Abhazya'da yaygın olarak kullanılıyordu. Dal,

Tsabal, Abjua ve Bzıb'ta, ülkenin her yöresinde bu çalgı eşliğinde daha çok epik-kahramanlık özelliği taşıyan şarkılar söyleniyordu. Günlük yaşama o kadar yerleşmişti ki hemen her evde duvara asılı bir aphartsa görmek mümkündü. Asmak için çalgının sapına küçük yuvarlak bir delik açılıyordu.

Bugün aphartsaya en çok Gudauta Abhazları arasında rastlanıyor. Kaldahuara, Cırhua, Othara ve Lıhnı köylerindeki şarkı ve halk oyunları ekiplerinde aphartsa çalanlar bulunuyor.

Bu çalgı Oçamçira bölgesinde daha az yaygındır. 1963’te bu bölgedeki köylerde aphartsası olan ve çalabilen sadece iki kişi bulabildik.

Sohum ve Gagra'da aphartsaya artık çok nadir rastlanmaktadır; Gal'de ise bugün artık bu çalgıyı unutulmuş saymak gerekir.

Aphartsanın bu bölgelerde kaybolmasının nedeni, buradaki köylerde bunu çalan Abhazların 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı'nda tamamen Türkiye'ye göç etmiş olmasıdır. Gal bölgesinde Abhaz aphartsasının yerini Gürcü çongurisi almıştır.

Ayümaa

Bütün Abhaz çalgıları içinde en fazla türü olan telli-pizzikato (2) çalgılardır. Bunlar ayümaa, ahımaa, açamgur ve apandurdur.

Ayümaa köşeli bir arptır ve artık kullanılmamaktadır. Halk tipi son örneği A.A. Miller tarafından Leningrad Etnografya Müzesi için 1900’lerin başında Açandara köyünden Halil Çiçba'dan elde edilmiştir. Bu çalgı şimdi Abhazya Devlet Müzesi'nde sergilenmektedir. Bu ayümaanın asıl sahibi olan Halil'in babası Kobluh Çiçba, iktidardaki son Abhaz prensinin saray müzisyeniydi.

Ayümaa ıhlamur ağacından, bükülerek gövde üzerine oturtulmuş bir yay biçimindedir. Gövde, içi oyulmuş yarı silindir şeklindedir. Üst taraftan ağaç bir kapakla kapatılmıştır. Kapak gövdeye küçük deri şeritler aracılığıyla sabitlenmiştir. Kapak üzerinde, 14 küçük yuvarlak delik açılmış ağaç bir çıta bulunur. Bu deliklerden, uçları düğümlenmiş teller geçirilir ve teller, bu deliklere çakılan küçük ağaç çubuklarla tutturulur. Yay üzerine, sol tarafa, ayar yaparken telleri germek için ağaç burgular yerleştirilmiştir. Ayümaanın telleri at yelesindendir, yönleri çaprazdır. Tellere paralel olarak her iki tarafta da, yay ile gövde arasına ağaçtan destek çubukları yerleştirilmiştir. Ayümaanın düzeni V.V. Ahobadze tarafından Svanların benzer çalgısı çanginin düzeniyle karşılaştırılarak yeniden yapılmıştır. V. Ahobadze'ye göre ayümaanın telleri İyon perdesinin basamaklarına göre düzenlenmiştir. Fakat biz Abhaz halk çalgısı ayümaanın tellerinin İyon perdesinin basamaklarına göre düzenlenmiş olduğu kanısında değiliz.

Ayümaanın nasıl bir düzeni olduğu sorusuna cevap vermekte zorlanıyoruz. Çünkü tınısı hakkında hiçbir ipucu vermeyen çok kısıtlı bilgiye sahibiz ve esas aldığımız tek halk tipi örnek çok kötü durumda. (Gövde kapağı kırılmış, telleri kopmuş).

Ayümaa esas olarak eşlik eden (ak­kompanent) bir çalgıdır. A. Miller, ayümaa eşliğinde tarihi ve savaş şar­kılarının söylendiğini yazıyor. (3)

Ayümaa sağ dize konularak çalınır. Her iki elin işaret ve orta parmak uçlarıyla yuvarlak hareketlerle teller çekilip bırakılarak çalınır; sol elle alt oktav, sağ elle üst oktav kullanılır.

Çalgının adının kökeni Abhazcadır; "iki saplı" anlamına gelir.

Ahımaa

Eski arplar telli-pizzikato çalgılardır ve Kafkasya'da da, özellikle Abhazya'da kullanılmıştır. Ne yazık ki bu çalgının Abhaz tipi halk örneği günümüze kadar korunmamıştır. Lıhnı köyünden Elıf Kobahiya'nın (120 yaşında) tarifiyle İ.E. Kortua onu yeniden çizmiş ve bu çizime göre Hacarat Ladariya tarafından yeniden yapılmıştır. Yeniden yapılan bu ahımaa Abhazya Devlet Müzesi'nde sergilenmektedir. Çerçevesi trapez şeklindedir. Ortasından dayanak kirişlerine dikey olarak ağaç bir lata geçer. Bunun altına da gövde yerleştirilir. Çerçevenin küçük dayanak kirişinin uzunluğu 530 cm., büyüğünün 915 cm, boyu ise 520 cm'dir. Gövde, ağaç kapakla kapatılmış düz bir kutu görünümündedir. Gövdenin uzunluğu 210, eni 130 cm'dir.

Üst gövde kapağının üzerinde çapı 1 cm. olan küçük delikler bulunur. Gövde üzerindeki latada ve çerçevenin yan taraflarında tellerin tutturulduğu küçük ağaç çubuklar (burgular) çakılıdır. Orijinalinde teller aslında at kılındandır, fakat şimdi metal teller kullanılmaktadır. Teller her iki tarafta dayanak kirişlerine paraleldir. (Her iki tarafta 14'er tane). Sağ tarafta teller kalın perdeyi, sağ tarafta ise yüksek perdeyi oluşturur. Ahımaa, dar tarafı çalanın tarafında olacak şekilde dizlerin üzerine konur, her iki elin parmaklarıyla tellere dokunularak çalınırdı.

Bu çalgının kökeni hakkında İ.A. Acincal'ın kaydettiği bir efsaneye göre “ahımaa”, acıyı ifade etmek için bir araç olarak ortaya çıkmıştır. Kazayla oğlunu öldüren bir baba, küçükken çocuğu yıkadıkları teknenin üzerine at kılları germiş. Teknenin bir ucu, yıkarken çocuğun başını koyması için geniş yapılmış. Bunun üzerinde de üç sap varmış. Bu yüzden bu çalgıya da "üç saplı" anlamına gelen ahımaa adını vermişler. Zamanla bu alet gelişerek eşkenar trapez biçiminde bir çerçevenin ortasına oturtulmuş ve rezonatör olarak kullanılmaya başlanmış.

Kafkasya'da bu çalgılara Gürcistan'da (santur), Ermenistan'da (kanon santur) ve Azerbaycan'da rastlanır. Hepsi birbirine benzer ve dışarıdan alınmadır. Bunların güneyden geldiği tahmin edilmektedir. Çalgının bu tipinin Kuzey Kafkasya' da olmaması, sadece Güney Kafkasya'da bulunması ve benzeri çalgıların eski zamanlarda Ön Asya ülkelerinde çok yaygın olmasına dayanarak böyle bir tahminde bulunulabilir.

Açamgur

Diğer çalgılarla birlikte dört telli - pizzikato bir çalgı olan açamgur da Abhazya'da geniş bir alana yayılmıştı.

Açamgurun alttan kesik armut biçimindeki gövdesi ince uzun bir sap şeklinde devam ederek helezon bir kıvrımla sona erer. Gövdenin üzeri ince ağaç kapakla kapatılmıştır. Gövde kapağının üzerine birçok küçük, yuvarlak ses deliği açılmıştır. At kılından dört tel, bir uçlarından deri parçasıyla gövdeye tutturulmuştur. Diğer uçlarından ise, üç tanesi baş kısmının sapla birleştiği yerdeki deliklerden geçirilerek başın yan taraflarına çakılmış (ikisi bir tarafta, üçüncüsü karşıda), ağaç çubuklara sarılmıştır. Kısa olan dördüncü tel de aynı şekilde, sapın hemen hemen ortasındaki bir delikten geçirilerek yanda bulunan çubuğa sarılmıştır. Tellerin altındaki gövde kapağının üzerinde dört kertikli yüksek bir eşik bulunur.

Tellerin düzeni farklıdır ve çalınan parçanın perdesine bağlıdır. Açamgur kısa tele göre akort edilir. Teller birinciden kısa olana doğru derece derece incelir.

Açamgur oturarak çalınır. Boynu yukarı gelecek şekilde tutulur ve gövde sağ bacağa dayanır. Açamgur, tellerine boynun gövdeyle birleştiği yerden vurularak çalınır; bu da ayrı bir tarafta duran kısa tele gerek kalmadan çalmaya yarar.

N. Canaşiya'nın (4) bildirdiğine göre, erkek çocuğun ilk kez kesilen tırnakları erkek çalgısı aphartsanın, kız çocuğunkiler ise açamgurun içine atılırdı. Gerçekten de açamgur çalanlar istisnasız kadınlardır ve genellikle çaldıklarına söyledikleri şarkıyla eşlik ederler.

Açamgur esas olarak eşlik eden (akkompanent) bir çalgıdır. Boğulan birinin ruhunu bulma gibi ayinlerde, ölüyü gömdükten sonra yapılan yemekli törenlerde, hastanın başucunda geceyi geçirme sırasında çalınırdı.

Açamgur Abhazların müzik yaşamına öylesine yerleşmiştir ki Abhazya'da açamgur grubu olmayan hiçbir ekip yoktur. Son zamanlarda Abhazların kullandığı çalgılar arasına Gürcü telli-pizzikato çalgısı pandur da girmiştir. Abhazların apandur olarak adlandırdığı bu üç telli çalgı, dış görünüş olarak açamgura benzer. Ancak apandurun gövdesi daha geniştir ve sapında birkaç perde vardır.

ÜFLEMELİ ÇALGILAR

Her türlü bitki sapı ve kabuğu (bazen delikli), düdük ve flüt tipi çalgılar bu türe girer. Eski zamanlarda bunlardan savaşta veya avda işaret vermek için yararlanılırdı. Bugün de Abhazya'da çobanların çeşitli bitkiler yardımıyla basit melodiler çaldıklarını görmek mümkündür.

Çeşitli otlar, yapraklar ve parmaklar kullanarak ses çıkarma, üflemeli dilli çalgıların temelini oluşturmuştur. Çalma sırasında dilcik titreşerek deliği açar kapatır. Bu periyodik titreşim havaya iletilir ve ses çıkar.

Açarpın

Günümüzde, üflemeli çalgılar içinde müzik aleti olarak korunan sadece açarpın kalmıştır. Uzunlamasına tek bir gövdeden ibaret olan bir tür flüttür. Geçmişte Abhazlar arasında bu çalgının yaygın olduğuna dair birçok bilgiyi etnografların çalışmalarında buluyoruz.

Abhazya Devlet Müzesi'nde üç Abhaz açarpını sergilenmektedir. (Resim 52). Hepsi aşağıya doğru daralmaktadır. Her birinin uç tarafında üçer ses deliği vardır. Dış kenarları, baş tarafta biraz inceltilmiştir. Abhaz açarpını her iki tarafı açık, ters koni kesitli, içi boş bir borudur. Üzerinde üç, seyrek olarak da altı ses deliği (uç tarafında) vardır. Bazılarında bu deliklerin karşı tarafında, hemen hemen başa yakın küçük, dört köşeli bir delik daha bulunur. Bu açarpınlardan birin?isini örnek alırsak, uzunluğu ortalama 710 mm.dir. Borunun çapı başta 20, sonda ise 18 mm.dir. Boru kanalının çapı ise başta 18, sonda 9 mm.dir. Dış çeperinin kalınlığı başta 1, sonda ise 4 mm.dir. Baştan ilk ses deliğine kadar olan mesafe 519, ilk ve ikinci ses deliklerinin arası 56, ikinci ve üçüncü delikler arası 61, üçüncü delikten sona kadar 67 mm'dir. Ses deliklerinin çapı: birinci 7, ikinci 5, üçüncü 4 mm.dir.

Açarpın şemsiye benzeri bitkilerin sapından, genellikle de açarpın denilen bir ağaçtan (Lat. merac1eum) yapılırdı. Çalgının adı da buradan gelmektedir. Ağustos-eylül aylarında (Yılın bu mevsimi bitkinin, en iyi ses için kullanılabilecek şekilde kuru olduğu zamandır) çobanlar yüksek yerlerde bu çalıdan, gövdenin biraz uzağından 7 el boyu uzunlukta bir dal keserlerdi.

Dalın halka kısmı borunun ucuyla denk düşecek şekilde kesilirdi. Dal ne kadar kuru olursa ses o kadar berrak olurdu. Baş kısmı bıçakla dış tarafından yontularak temizlenir, gövde üzerinde, en alt ucunda ses delikleri için birbirinden 3 parmak mesafede işaretler konurdu. Daha sonra kızgın çiviyle veya kömürle yakılarak oyulur, sonra da kurutulurdu. Eğer açarpın istenilen ölçülerde olmuşsa, kururken daralmaması için içi­ne küçük bir çubuk yerleştirilirdi.

Sonraları açarpın mürver ağacından (Abh. atıp; Lat. sambucus nigra) veya yabani havuçtan (Abh. ahış, Lat. dav­rus carota) yapılmaya başlandı. Kabak sapından, ceviz veya hurma dallarından da açarpın yapılırdı. Önce düzgün bir dal kesilir, içinin temizlenmesi için hafif hafif vurulur. Bu işlemden sonra içi bütün olarak çıkar. Bu gövdenin üzerinde iki veya üç yuvarlak ses deliği açılır ve açarpın gibi üflemeli müzik aleti olarak kullanılır.

Açarpın kılıf içinde korunurdu. Dağlarda kılıf yerine tüfeğin namlusunun içine de konurdu. Evde ise yatay olarak duvara asılırdı. Üzerinde çatlama gibi bazı zararlar görülse bile açarpın atılmazdı. Bu durumda açarpının üzerine, kuruduktan sonra hiç fark edilmeyen keçi bağırsağı geçirilir ve bunun üzerine ses delikleri açılırdı.

Kullanmadan önce açarpın, borusunun içine 2-3 kez su dökülerek ıslatılır. Uzunlamasına tutularak ve her iki elin parmaklarıyla sırayla iki ses deliğini kapatarak çalınır. İlk ses deliği sol elin par­maklarıyla, üçüncüsü sağ elin, ikincisi ise hem sol hem de sağ elin parmaklarıyla kapatılır. Çalma sırasında açarpının başı ağzın sol köşesinde, dudakların arasında tutulur. Deliğin bir yarısı üst dudakla, diğer yarısı da dille kapatılır. Çalma sırasında çalgıcının kendisi de alçak burdo ses çıkarır, bu şekilde iki seslilik elde edilir.

Açarpın gelişmiş bir çoban kavalıdır. Onunla en başta pastoral yaşam tarzıyla ilgili melodiler çalınır. Abhaz halk şarkılarını ilk derleyenlerden biri olan K.V. Kavan'ın belirttiğine göre açarpın "sadece eğlence aracı değil, çobanların elinde bir silahtır." Gerçekten Abhaz çobanlar, avuasırhüıga ("koyuna ot yedirten") adı verilen özel bir melodiyle sabahları keçileri ve koyunları otlağa çağırırlardı. Özel şarkılarla at sü­rüsünün içinden iki yaşındakiler, üç yaşındakiler v.d. ayrılırdı.

"Ritsa Gölü Şarkısı"nda açarpın çalarak gölde boğulan bir sürü geri çağrılır. Efsaneye göre, gölden her gece beyaz bir koç çıkar ve damızlık bir koyunla çiftleşir. Çobanın hiç sesini çıkarmaması gerekir; aksi takdirde koç göle atlar, arkasından da bütün sürü... Bir gün çobanın yerine sürüye bakmak için küçük kardeşi gelir. Koçu görünce şaşkınlıktan bağırır. Koç suya atlar, ardından da bütün sürü onu izler. Ağabeyi bunu öğrenince gölün kenarına oturur, açarpın çalmaya başlar. Sürü yavaş yavaş sudan çıkar. Fakat kardeşi kendini tutamaz ve bu kez sevinçten bağırır. Koç yeniden suya atlar ve yine bütün sürü onu izler. Bunun üzerine büyük kardeş yamçısına sarınır ve kendini bir tepeden göle atar.

Abhazlar sürü yayılırken açarpın çalmanın hayvanların daha çok yemelerini ve daha çok süt vermelerini sağlayacağına inanırlardı. (“Sürüyü besleme şarkısı”). Büyük olasılıkla bu gelenek, müziğin kötü ruhlara karşı koruyucu gücü olduğu inancıyla bağlantılıydı. Açarpının melodilerine büyülü bir anlam yüklenir ve hasta çobanın bunlarla ıstırabını hissetmeyeceğine, bu melodilerin kötü ruhları kovacağına inanılırdı. Bir efsaneye göre, Mulpıyecua kayalarda asılı kalan kardeşi Şarpıyecua'nın uyumaması için bütün gece açarpın çalardı. (“Kayalık Şarkısı”).

Açarpın boğulan veya kayalıktan düşen birinin ruhunu bulma töreninde de çalınırdı. Abhazlar, boğulanın birinin cesedini ararken, nehir kıyısı boyunca yürüyerek açarpın çalarlardı. Cesedin bulunduğu yerde açarpın susarmış. Aynı şekilde Karaçaylar da sıbızga çalarak boğulanın cesedini ararlar.

Abhazların kullandığı üflemeli dilli çalgılardan diğer ikisi de aşamşıg ve abıktır. Köken olarak daha eski olan abıktır. Bunlar genellikle ceviz ağacından yapılan, 370 mm.'ye kadar uzunlukta, koni biçiminde borulardır. Baş tarafına tek parça, kertikli bir dilcik yerleştirilmiştir.Yapraksız kabak sapı da dilli üflemeli çalgı olarak kullanılıyordu. Dilcik burada, baş tarafta bir yarık biçimindedir. Aşağıya doğru gövde üzerinde 3 ses deliği vardır. Bu çalgı akabak huçı, yani “kabak sapı” olarak adlandırılır. Kabak sapından aşamşıg da yapılır. Bu da dilli bir çalgıdır, fakat dil bunda biraz farklıdır; baş tarafında borunun çeperi ? biçiminde kesilmiştir. Dilin içeri kaçmaması için içine bir ot yerleştirilir. Boru kalın ve 300-350 mm. uzunluktadır. Üst kısmı, yani baş tarafı açıktır, altı ise kapalıdır. Borunun alt tarafında iki ses deliği vardır.

Üflemeli çalgılar içinde ayrı bir grup oluşturan tür, çalanın gövdenin üstteki dar ucuna dayadığı dudaklarını gererek ve titreştirerek ses çıkardığı çalgı türüdür. Bu çalgı türüne, Abhazların uzunluğu 1 metreden fazla, bakırdan dövülerek yapılmış geniş ağızlı borusu abık da girer. Bu çalgı artık kullanılmıyor, fakat görenlerin hatırladığına göre 19. yüzyılın ikinci yarısında, son Abhaz kralının iktidar zamanında sarayda kullanılıyormuş. Gal (Samurzakan) bölgesinde bu borular 20. yüzyılın başında işaret aleti olarak kullanılıyordu. Abık dini amaçlar için de kullanılıyordu. Cırhua köyünden Damey Dzkuya'nın anlattığına göre, köyün tapınağındaki din adamı birini lanetleyeceği zaman abık çalıyordu. Böylece abıkın sesi lanet yüklü, büyülü bir özellik kazanıyordu. Ya da bir hırsızlık olduğunda, bir şey kaybolduğunda mağdur bunu din adamına bildiriyordu; o da kutsal tapınağa çıkıyor ve abık çalıyordu. Diğer köylerden sesi duyan herkes hırsızlık olduğunu anlıyordu.

VURMALI ÇALGILAR

Vurmalı çalgıların kökeni insanlığın en eski çağlarına kadar uzanmaktadır. Vurmalı çalgının en basit prototipi insan vücududur. Abhazlar da bugün şarkılara ve özellikle oyunlara eşlik ederken el çırparak veya telli çalgıların kenarına vurarak tempo tutarlar. Tempo hızlandığında melodinin ritmini otururken masaya vurarak tutarlar. Oyunu izleyenler sık sık bıçağın sapıyla, başka bir şeyle tempo tutabilirler. Tempo tutmak için bu şekilde ses çıkarmaya ana­peynka, yani “el vurma” denir. İnsanların benzeri “ses üretme” gayretleri zamanla vurmalı çalgıları ortaya çıkarmıştır. Abhazların korudukları bu çalgılardan biri açardır (veya açats). Bugün bu alet artık dansa veya şarkıya eşlik etmek için değil, sadece atların eğitiminde kullanılır. Terbiyeci açarı sağ elinde tutar ve zaman zaman atın kuyruk sokumuna vurur. At korkudan kuyruğunu kısar ve sallamaz.

Bu alet 500 mm. uzunluktadır ve kuru fındık sopasından yapılır. Bir ucundan ortasına kadar ikiye yarılır. Uçlar, vurulduğunda bir araya ge­lecek ve ses çıkaracak kadar bir­birinden ayrılır. Abhazların kullandığı ritim aletlerinden biri de değişik türleri bulunan akapkaptır. Gudauta bölgesinde oyunlar sırasında açıj kullanılır. Bu, kalın ve yontulmuş bir ağaç çarkın üzerine oturtulmuş, dikdörtgen şeklinde ceviz çerçevedir. Çerçevenin enine, çarka dikey olarak ve ona temas eden bir lata geçirilir. Latanın bir ucu sıkıca tutturulur, diğer ucu ise boş bırakılır.

Açıj

Oçamçira'nın Cigerda köyünden 80 yaşındaki Teba Şarmat'ın anlattığına göre, eskiden oyun sırasında el çırpılır, fakat bu zor duyulduğu için ağuçmakakua denilen, sallandığı zaman birbirine vurarak oyunun ritmine uygun ses çıkaran düz ağaç plakalar kullanılırmış. Tarife göre ağuç­makakua, Çerkeslerin kullandığı phaçıçtan başka bir şey değildir.

Açandara köyünden Lıt Kuarçaliya, kaybolan bir Abhaz vurmalı çalgısı ainkagâyı tarif ediyor. 1964'de bulunan orijinal ainkagâ kürek biçiminde, incir ağacından yapılmış, biri dar, yuvarlak bir sapla biten 12 plakadan oluşuyor. Bu plakalar sapın iki tarafına açılmış deliklerden geçirilen deri bir sicimle birbirine bağlanıyor.

Ainkâga

Esas plakanın uzunluğu 417, sapın uzunluğu 188, üst köşesinin eni 20, alt köşesinin eni 33, sap dışında plakaların uzunluğu 223, sapta eni 123, ucunun yarıçapı 45, kalınlığı 2, üst köşeden deliklere kadar mesafesi 13 mm'dir.

Ainkagâ çalınırken sapından tutulur ve elin sert veya yumuşak hareketleriyle ritmik vuruşlar yapılır. Ainkagâ oyunlara eşlik etmek için çalınırdı. Abhazların inançlarına göre, bu tür aletlerin yardımıyla gürültü çıkarılarak kötü ruhlar kovulurdu. Bunların koruyucu gücünü artırmak için üzerleri süslenirdi. Tempo tutmaya ve ses çıkarmaya yarayan aletler en eski ve ilkel vurmalı çalgılar olarak kabul edilebilir. Bu türden, başka bir alet de akakan kılcua veya arasa kılcuadır. Bu, şimdi çocukların eğlence aracı olan bir çift cevizdir. İki cevizin içinden uçları bağlanmış bir ip geçirilir. İp her iki elle tutularak periyodik olarak gerilip bırakılır ve cevizlerin birbirine çarpması sağlanır.

Cevizden, bazen de fındıktan yapılan başka bir alet de ağırğındır. İçi dolu kurumuş cevizin ya da fındığın içinden çapraz olarak ip geçirilir. Akakan kılcua gibi ip gerip bırakılarak çalınır; “ğır” ya da “vır”a benzer bir ses çıkardığı için adına ağırğın ya da avırvır denmiştir.

Abhazların ağırğın-avırvır, akakan kılcua v.b. aletleri şimdi çocukların oyuncağı durumundadır. Fakat ilk ortaya çıktıklarında ilkel "müzik aletleri" olarak kullanıldıkları kesindir.

Sesin kaynağı bizzat kendisi olan saydığımız bu aletler dışında, gerilmiş deriye vurularak ses çıkarılan bir vurmalı çalgı grubu daha vardır. Bunlara genel olarak adaul denir. Adaul tek taraflı trampet biçiminde bir işaret aracıdır.

Adaul

Bükülerek birleştirilmiş tahta bir kasnağın üzerine keçi derisi geçirilerek yapılır. Deri önceden suda bekletilir, sonra güneşte kurutulur. Ağaç kasnak üzerinde delikler vardır. Adaul kaşık biçiminde sopalarla çalınır.

Bugün Abhazya'da dans müzikleri çalınırken iki taraflı, ağaç kasnaklı davul kullanılır. (5) Derisi dana ya da koyun derisindendir ve bir tarafındaki deri diğerinden oldukça kalındır. Deri, ipler yardımıyla gerilir. Kasnak genellikle kırmızıya boyanır. Ölçüleri farklı olabilir. (Örn. eni 300-400 mm., çapı 340-500 mm.) Her iki elin parmaklarıyla ve avuç içleriyle çalınır. Bu tür davullar Abhazya'daki çeşitli halk oyunları ekiplerinde geniş ölçüde kullanılmaktadır.

Abhaz halk çalgıları, Çerkeslerin benzeri çalgılarıyla karşılaştırıldığında gerek dış görünüş, gerekse işlevsel benzerlikleri bu halkların genetik akrabalıklarını da doğrulamaktadır. Abhaz ve Çerkeslerin çalgılarındaki bu benzerlik, prototipleri bile olsa bu çalgıların çok eski zamanlarda, en azından Abhaz-Çerkes halklarının farklılaşmasından önce ortaya çıktığını düşünmemize dayanak sağlamaktadır. Çalgıların ilk dönemlerdeki adlarının bugün halkın belleğinde korunuyor olması da bu düşünceyi destekliyor.

Diğer Kafkas halklarının çalgıları, küçük farklılıklarla birlikte görünüş ve işlev olarak Abhaz halk çalgılarıyla hemen hemen aynıdır. Ancak günümüzde hem Abhazlarda, hem de diğer Kafkas halklarında en çok kullanılan ve artık "ulusal" sayılabilecek müzik aleti "mızıka" olarak bilinen armonika veya giderek onun yerini almaya başlayan akordeondur. Ayrıca “garmon”, ”bayan” gibi akordeon benzeri çalgılar da kullanılmaktadır.

Meri Haşba, müzikbilimci
Der. ve Çev.: Murat Papşu

KÜLTÜR / SANAT

  • Son Eklenenler
  • Çok Okunanlar
  • Rastgele