Unutulanlar

Çarşamba, 15 Haziran 2005 12:00

Büyük Nart Kahramanı Sosrıkue'ye ait melodilerde savaşa, baskına veya gezgin olarak yola çıkan Nart kahramanları her zaman zırhlarını giyerlerdi. Zırh giyen insana ok, ok uçları, kılıç gibi silahlar işlemezdi. Adigeler çok eski çağlardan beri zırhı kullanmışlar hatta son Kafkas - Rus savaşlarında yaygın şekilde kullanılmıştı.

Adige savaşçılarının kullandığı zırhlar o kadar sağlam ve sık örülmüştü ki hiçbir kılıç ve ok işlemezdi. Bu yüzden Adige sanatçılarının imal ettiği zırhlar döneminde çok makbul ve çok meşhurdu. Bu sanatçılar o kadar meşhur olmuştu ki Rus Çarları onları çok kere davet ederler. Kendilerine ve yüksek makamdaki kişilere zırh yaptırırlardı. Buna bağlı olarak Adige zırhları komşu birçok devlet ve kabilelerde çok aranan ve beğenilen savaş araçlarıydı.

Bu zırhların üretimindeki incelikler, sırlar tam olarak zamanımıza ulaşmadı. İhtiyaç dışı kalınca onunla ilgili sırlarda kayboldu. Bu gün gerek Kafkasya'daki gerek dış ülkelerde yaşayan Adigelere ait zırhlar bir çok müzede sergileniyor ama bunların kaliteli, çok makbul sayılan zırhlar olduğu söylenemez. Adigeler öyle zırhlar üretmişlerdi ki katlandığı zaman ancak bir avucu dolduracak kadar ufalırdı, ama koruma gücü çok yüksekti.

İlk defa zırhı üretme ihtiyacı okun icadıyla başladı. Oktan korunmak için en iyi çare zırh giymekti.

Tarihin kaydettiğine göre Adigeler demiri 3000-3500 yıl önce tanımışlar ve hayatlarında yaygın olarak kullanmışlardı. Ancak demirden ip üretip, ağ örüp, binlerce minik halkayı birbirine geçirip su verip çeliğe çevirip zırh yapıp cephede düşmana karşı savaşan Can'ı kurtarmak bilgi ister, maharet isterdi. Hele bu koca gövdeyi koruyan demirden mamul ağın toplamı bir avuç içini dolduracak kadar hafif ve sağlamsa. Demiri ip yapıp gözle görülecek kadar küçücük binlerce minik halkayı birbirine geçirip bu eseri ortaya çıkarabilmek çok kolay olmadı. Çok zaman ve çok emek istiyordu ve öylede oldu ve meşhur ustalar ortaya çıktı.

Adigeler demiri keşfetmeden ve demiri ip yapıp zırh (Afecane-Aşoecane) yapmadan önce de çeşitli hayvanların derilerinden zırh üretiyorlardı. Bu hayvanlar öküz, yaban sığırı ve çeşitli geyik türleridir. Bundan Afe-Aşoe Adigecede deri kökenli kelimelerdir. Ayrıca aynı kelimeden isim alan hayvanda mevcuttu. Afebğ-Aşoebğ (Kafkasyada yer ismi) Afecedıgu-Aşecedıgu (Kürk, kürk kaplı giyecek) gibi kelimeler bunu doğrulamakta. Deriden zırh imali demirin icat edilmesiyle son bulduysa da Adığece de demirden imal edilen zırha Afecane-Aşoecane deme alışkanlığı değişmedi.

8 KARDEŞE BİR ANIT

Negume Şore'nın yazdığına göre lV. yy. ortalarında Bahsan ırmağı çevresinde yaşayan büyük prens Dav'ın sekiz oğlu ve bir kızı vardı. Dav'ın en büyük oğlunun ismi Bahsen'di. Bahsen gerçek bir Nart kahramanıydı. Onu herkes tanırdı. Anlatılana göre Bahsen Ğut savaşında ölmüştü. Bahsen'ın yedi kardeşi ve onlarca kahraman aynı savaşta ölmüşlerdi. (Ğut kalesi Nart destanlarında adı çok geçen iç içe yedi surla çevrili çok sağlam bir kale)

Bu kahramanların savaşta kaybedilmesi halkta büyük üzüntü yarattı. Kabardey kadın ve kızları bu yiğitler için ağıtlar yakmışlardı, "öldüler öldüler Dav'ın sekiz evladı vey vey Dav'ın sekiz Kahramanı" diye.

Kabardey'de o günden beri adet olmuştur. Bahar geldiğinde genç kızlar başları açık, saçları serbest halde Dav kahramanlarına ait ağıtları hep beraber söylerler. Kırlarda dolaşırlar.

Haberde anlatıldığına göre Dav'ın tek kızı sekiz kardeşinin cesetlerini bir araya getirip YATEKUE denen yerde defnetti ve sekiz kardeşi için bir anıt yaptırdı. Yatekue ırmağı kenarındaki bu anıta "Dav'ların anıtı" veya "Yatekue anıtı" denmekte. Bu anıt bugüne kadar ulaşmıştır. Anıt ırmağın kenarında bir tepede. Kardeşleri için özellikle Bahsen için kızkardeşleri "insanlara güç veriyor onun kahramanlığı, savaş başladığında şimşek gibi çakıyor elindeki kılıcı" diye ağıtlar yakmıştı.

Dav'ın sekiz oğlu için tek kızkardeşlerinin yaptırdığı anıtta Grekçe yazılar mevcut, bu yazıların içinde Bahsen'in ismi de geçmekte. Anıt insan şeklinde, başında papağı mevcut. Anıttaki yazıdan anlaşıldığına göre olay lV. yy.'da meydana gelmiş. Bu gün bu anıt St. Petersburg'da (Bıtırbıf) Yermıtac adlı müzede muhafaza edilmekte.

YİSPİ EVLERİ - DOLMENLER

Kıyıboyu Adigeler (Şapsığlar) bu gün bile Yispı kelimesini "Yispıvune" "Spıvune" veya "Yispı chıkuhemyavun=küçük yispılerin evleri" şeklinde kullanmaktalar.

Yispı kelimesinin 31 bin kelimelik "adigebze psalwalwe" adlı sözlükteki manası: ispI, Nart eposunda sık rastlanan küçük cüsseli Nart kahramanlarının genel adıdır veya o halktan olan kişidir. Yispi evleri mezar evleridir. Taman yarımadasından başlayıp Sohum'a kadar Karadeniz sahili boyunca yaygın şekilde mevcuttur. Adigeler bu mezarlara "Yispı vune" derlerdi. Dört bin yıldan daha eski olan bu yapıtlar Adige ve Abhazların ataları olan Hat halkı tarafından yapılmıştı.

Mezarevleri genellikle toprak üstündedir. Nadiren toprak altında da olabilmekte. Rus kayıtlarında yispi evlerine DOLMEN denmekte.

Yispi evleri beş blok büyük taştan meydana gelmişler. Dört tanesi dikey olarak toprağa tespit edilmekte beşince ve en büyük blok parça tavan olarak bunların üzerine konmakta. Kullanılan bu taşların sudan sıcaktan, soğuktan rüzgardan kısacası fiziksel ve kimyasal olaylardan etkilenmeyecek yapıdaydı.

Yispı evinin önündeki taş blokun ortasında silindir şeklinde bir delik mevcuttur. Anlatıanlara göre ruh cesetten ayrılınca buradan arşa yükselmekte ve ölü yakınlarının mezarla irtibatları bu pencereden yapılmaktaydı. Bu deliğe uygun taştan yapılmış gerektiğinde açma, kapama yapılabilen bir tıpada mevcut.

Kullanılan taş blokların ebatları: yükseklikleri 2,5 mt, uzunlukları, 2,5-3 mt kalınlıkları ise 50-60 cm'dir. Ağırlıkları ise 4-5 ton kadardır. Taşlar o kadar ustaca irtibatlandırılmış ki bu gün bile en ufak bir açılma, çatlama, yamulma yoktur. İki taşın irtibat yerine en ince bıçak ağzı bile girmeyecek kadar ustaca inşa edilmişti. Taşların üzerinde çeşitli armalar işaretler ve resimler mevcuttur. Bazan de düz taş bloklardan oluşmuş ta olabilir.

Enteresan olan bu taşlara sert bir cisimle vurulduğu zaman sesin on klometreden daha uzak yerde duyulması. O günün insanları haberleşmeyi bu yolla sağlıyorlardı. Megalit adı verilen bu taşlara elle temas edildiğinde hızlı akan bir suya elinizi koyduğunuz zaman hisettiğiniz duygunun aynısını hissedersiniz.

Yispı evlerinin (mezarevleri) inşasında iki önemli özellik var. Birincisi her taş mezar evi yapımına uygun değildir. İkincisi her yere mezar evi yapılmaz. Öyleki mezarevi yapımında kullanılan taşların çıkarıldığı ocaklar mezarevinin yapıldığı yerden onlarca km uzakta. Kuzey Kafkasya dışında da buna örnek mezarevleri vardır. İngiltere'de Londra yakınında - Stovnhenc- adlı mezarevi taşocağına 300 km uzakta inşa edilmiştir. Kullanılan taş bloklarının her birinin ağırlığı 50 ton civarındadır. Bu mezarevine pusula ile yaklaşıp çevresini dolaştığınız zaman kırmızı ibre her zaman mezarevini göstermektedir. 1977 de İngiltere televizyonunun yayınladığı bir filmde bu mezarevlerine zaman zaman uçan dairelerin geldiği, üstlerinde uçtukları bildirilmiştir.

Yispı evleri Kuzey Kafkasya'da deniz kenarlarında yeraltı sularının olduğu bölgede, su kaynaklarına yakın yerlerde, önemli yol kavşaklarında, önemli tepe başlarında, ormanların altında, kuzey ve güneye bakan yamaçlarda, şelalelere yakın yerlerde inşa edilmişti.

Adigey ve Abhaz topraklarında bu gün 2300 adet yispı evi mevcuttur ve çoğu iyi durumdadır. Genellikle ikişer ve üçer adetlik gruplar halinde inşa edilmişlerdir.

Tarih bu evlerin ne zaman, nasıl ve ne maksatla inşa edildiğini kesin bulabilmiş değildir. Ancak günümüzden dört ila altıbin yıl önce yispı adı ile bilinen Nartlar döneminde yaşayan cüssece bizden küçük, ancak akıllı, kahraman cesur efsane kahramanları tarafından planlanmış ve devlere inşa ettirilmiş denmekte. Yispi evleri bilim adamlarınca birer mimari şaheser olarak nitelenmekte. Şayet tahrip edilmezlerse hala binlerce yıl ayakta kalabilecekleri söyleniyor.

Grek tarihçi Gekatey Milets'in eserlerinde yispılerden yisep diye bahsetmekte.

Negume Şore de eserlerinde Supuna ifadesini kullanmakta, Rusça karşılığını da "Manastır" ve "Obitel" olarak zikretmektedir.

Arkeologların belirttiğine göre ilk yispi evleri (Dolmenler) bu günkü Maykop havzasında inşa edildi. Abhazya'da 60'dan fazla çok iyi durumda Dolmen mevcut. Bunlardan en yükseği Sohum yakınında Azante köyündeki Dolmen diğerlerinde olduğu gibi Abhazya'daki Dolmenlerde de öndeki silindirik delikten ölü mezara yerleştiriliyor sonra taş kapakla kapatılıyordu. Mezarevlerin içinde daha çok demir ve bakırdan imal edilmiş balta, çapa, bıçak, bunun yanında topraktan kaplar, ok uçları, biley taşları bulunurdu.

Bilim adamlarının kaydettiğine göre yispı evlerin yeraltı kaynak sularına, şelalelere su ve deniz kenarlarına önemli tepe ve yamaçlara inşa edilmesinin bir sebebi vardı. Mezarda kullanılan taşlar sesleri kaydetme özelliğine sahipti. Moskova'da yapılan bilimsel bir araştırma sonuçlarına göre yispi evlerinin yapıldığı yerler meteorolojik yönden diğer yerlerden farklıydılar.

Moskovalı bilimadamı Yermakov Stanislav Komsmolskaya Pravda gazetesinde 17 Nisan 1998'de şöyle yazmıştı "Her şeyden önce Dolmenler insanların tanrıya yalvarma, yakarma yerleriydi". Dolmenler insanların güç yetiremediği tabiat olaylarının meydana geldiği yerlere inşa edilmişti ve insanları adeta felaketlerden afetlerden koruyordu.

Kafkasya'da inşa edilen Yispı evler (Dolmen=Mezarevleri) yapılış maksatları, plan ve yer seçimi bakımından Mısırdaki piramitlerle mecuzilerin tapınaklarıyla aynı temele dayanmakta.

Yispı evleri herkes için inşa edilmezdi. Onu hak edenlerin üstün özellikleri olmalıydı.

Kuzey Kafkasya'daki en önemli yispi evlerinden bazıları şunlar: Afeyeth, Jorıc, Mıvechuv, Kalejtanı Aşe ırmağı, Meşhı ırmağı, Psıvuşho ırmağı .

Abhazyadaki önemli yispı evleri ise Eşere Çebelda ve Suhum çevresinde bulunmaktadır.

Kafkas sıradağlarının kuzeybatı tepelerinden doğan ve Tuapse yakınında Karadeniz'e kavuşan Psınekue ırmağının sağ tarafında büyük bir bahçenin içinde bir tepe vardı. Onun ismi Psınekue tepesiydi. Tepe bugüne yetişemedi. Bir çok tepe gibi onu da merak edip eştiler, açtılar ve enteresan bir şey oldu büyük bir yispı evi açığa çıktı. Toprağa gömülü yispı evi çok nadir rastlanan bir durumdur. Psınekue yispı evinin diğer yispı evlerinden farkı yoktu. Görünüşte aynı yapıdaydı. Dört dikey taş bloğu ve üstünde iki büyük blok taşla kaplı mezarevi. Taşları düz yontulmuş üzerlerinde bazı işaret ve resimler mevcut. Psınekue yispı evinin diğer yispı evlerinden farkı şurdaydı. O kıyıboyu Adigelerin tanrıya yalvarma ve yakarma yerleriydi. Tam olarak izah edilemeyen durum neden üstüne bir tepe yapıldığı. Ama şu bir gerçek ki o sadece bir mezarevi değildi. Mezarevinin çevresi daire şeklinde büyük taş bloklarla çepe çevre çevrilmişti. Bilimadamlarının ifadesine göre o bir gözlemevi-rasathane görevi yapıyordu. Gün dönümü, mevsimlerin başlangıcı, günün uzaması, kısalması, ayın hareketleri gibi tabiat olayları buradan izleniyordu.

Bu mezar evinden bir çok malzemeler çıktı: Kap kacaklar, toprak kupalar, balta, nacak, ok uçları. Çapa ve biley taşları. Bunun yanında sığır, koyun at ve keçilere ait kemikler. Bu malzemelerin arasında orak da bulunuyordu. Hatırlayalım, Nartlara orak yapan demire can veren Nart demirci ustasını Tlepş'i hatırlayalım.

Mezarevinden çıkan kemiklerden yispı evlerini yapan insanların avcılık yaptığını, hayvancılık yaptığını ve tarımla uğraştıklarını anlıyoruz. Bu insanlar demiri kullanıyor, çeliğe su vermeyi biliyorlardı.

Kermovkue Hamid'in (Nalçik, 2001) "Nartlar" adlı eserinden Muzaffer Kalkan tarafından Türkçe'ye çevrilmiştir.

KÜLTÜR / SANAT

  • Son Eklenenler
  • Çok Okunanlar
  • Rastgele