Uzunyayla'da Gizeme Yolculuk

Çarşamba, 15 Haziran 2005 12:00

Büyük bir kayanın içinden dökülen buz gibi soğuk su Şerefiye köyünü ikiye ayırıp çıplak çayırlara uzanıyordu. Burada olmaktan mutluyduk. Zamantı ırmağının yeryüzüne çıktığı kayalıktan buz gibi suya girmiş ve suyun dar vadisinden derin bir parkur bularak unutulmaz bir trekking yapmıştık. Uzunyayla'da doğa yürüyüşü... biraz komik, biraz garip ama mükemmeldi. Bacaklarımız donmuştu. Arkadaşım Hatko suyun içinde 'Eyvaaah donuyorum' diye bağırıyordu.



Uzunyayla'daydık...

Yazın bir yayla turizmi denemesi yapmaya karar verdik ve İstanbul'dan Uzunyayla'ya gittik. Geziyi biraz kapsamlı ve geniş katılımlı düşünmüştük ama maalesef Hatko ile yalnız kaldık. Yine de bir kere karar vermiştik ve kesin gidecektik. Gittik de..

Amacımız bütün Uzunyayla'yı tamamen gezmek ve ziyaret edilmemiş köy bırakmamaktı. Ama evdeki hesap çarşıya uymadı. Uzunyayla'nın yarısını gezebildik. Olsun devamını bu yaz gezeriz.

Uzunyayla orada yaşayanlara göre yaşanmaz bir memleket, çekilmez bir hayat ve dayanılmaz bir acıydı. Acaba biz mi çok nostaljik takılıyorduk ya da davulun sesi uzaktan hoş bir seda mı bırakmıştı İstanbul'un kirlettiği kulaklarımızda... Emin değildik ama yine de Uzunyayla bir başkaydı.

Gezdik Uzunyayla'yı. Ya da yaşadık bir hafta. Açıkçası ben orada doğmuş, orada büyümüş ve orada yaşamıştım. Ama tabi terk etmiş ve uzun yıllar da çok az uğrayabilmiştim. Ama bu gezi bambaşka bir Uzunyayla'yı hissettirdi bana.

Çok güzel şeyler yaşadık. Güzel anılarımız oldu. Her köyde karşılaştığımız misafirperverlik bizi hiç şaşırtmadı. Sevindik. Kaybolmamıştık. Yok olmamıştı her şey. İnadına direniyordu modern dünyanın dolu dizgin gelişmelerine. Nereden nereye diye düşündüm. Tarihi gelişmeler bir film şeridi gibi hafızamda. Kafkasya'dan ayrıl. Koparsınlar seni senin topraklarından. Sevdiğin topraklardan. Osmanlıya sığın. Derme çatma bir iskan. Belimiz kırılmıştı. Hayata sıfırdan başlamıştık. Bir kez daha bağlanmıştık hayata. Bir kez daha kök salmıştık toprağa. Ama yine de unutmamıştı benim insanım yüreğindeki Kafkasya'yı. Uzunyayla bozkırlarında, kıraç araziye ve verimsiz topraklara ekmişti dağlı yüreği ile getirdiği her şeyi. Büyüdü her şey. Kök saldı. Kocaman oldu. Bir yürek kadar...

Hey gidi Uzunyayla. At koşturduğumuz bitmek bilmeyen yeşil çayırlar. Kavurucu güneşin altında tırpan salladığımız ekeneko . Yemlik ve Şıbıts topladığımız kurak kıraç. Navrız toplamak için yarıştığımız çıplak Kosako. Geceleri sabaha kadar eğlendiğimiz, oynadığımız, aşık olduğumuz ahır düğünleri. Kavgamız, aşkımız, açlığımız ekmeğimiz, dilimiz, kültürümüz, baş belamız, ümidimiz Uzunyayla'mız.

Hatko ile yaptığımız bu gezide Uzunyayla'yı bir kez daha keşfettik. Bir kez daha hatırladık anılarımızı ve acılarımızı. Varlığımızı ve yokluğumuzu. Güzellikleri ve kötülükleri. Zordu Uzunyaylalının işi. İnsanlar terliyor insanlar yoruluyor ama emeğinin karşılığını alamıyordu. Buna rağmen ilk göz ağrıları, dedelerinin mezarı ve umutlarının beşiği olan Uzunyayla'yı da terk edemiyorlardı. Kolay mıydı. Acı çekmişlerdi. Bedel ödemişlerdi. Kavga etmişlerdi. Yaşamışlardı. Az da olsa doymuşlardı. Alışmışlardı açıkçası. Kolay mıydı terk edip gitmek. Kolay mıydı bırakıp kaçmak. Zaten bir kere terk etmiştik bir yerleri. Terk edince ne olacaktı ki: İstanbul, insanları yutmak için kendine çekmeye çalışan bir metropol canavarıydı. İstanbul, zorluklarla kazanılan ekmek ve yok olup gitmek demekti. Kaldılar ve iyi ettiler. Hepsi kanaatkar insanlardı. Azla yetiniyorlardı. Yoruluyorlardı ama tatlı bir huzur kaplıyordu akşam evlerini. Yıpranıyorlardı ama dostları vardı sırtlarını dayayacakları. Yardımlaşma ve dayanışma kol geziyordu sokak sokak.

Uzunyayla keşfedilmeyi bekleyen bir gizemdir. Uzunyaylalılar belki de gülüyorlardır söylediklerimize. Şu alçak bozkırın neresi gizem diye. Zaten her yerde görülse, herkes görse gizem olur mu? Gizem işte adı üstünde...

Bizi derinden etkileyen olaylardan biri de bir Uzunyayla köyünde karşılaştığımız doğal bir xabze uygulamasıydı. Yahyabey Köyünde Hatko ile arabayla gezimize devam ederken, birden yolun solundaki güzel ve iki katlı Çerkes evinin önündeki bir bayanın saygıyla ayağa kalktığını gördük. Bayan bizi görünce ayağa kalkmış ve xabzemizi bize göstermişti. Bayan biz evi geçince tekrar oturdu. Hayretler içindeydik. Bayanın hassasiyeti Hatko'nun gözünden kaçmamıştı. Açıkça, bu elit bir kültürün pratik yaşama yansımasından başka bir şey değil diye düşündük.

Karşımızda küçük bir kız çocuğu tertemiz Khaberdeyce'si ile "ne geziyorsunuz?"diye soruyordu bize. Ne mi geziyorduk. Şaşırmıştık. Birbirimize baktık. Gülüştük. Geziyorduk işte fin fin. İyi de yapıyorduk hani...



Uzunyayla kurumuş gitmiş. Tam anlamıyla bir bozkıra dönüşmüş. Hatta bir ara Hatko'nun resmini çekmek için bir ağaç bulamadığı bile oldu. Sadece köyler biraz yeşil kalabilmiş. Gerisi alabildiğine bozkır.

Dil her şeye rağmen ayakta. Küçük çocuklar bile eskisi kadar olmasa da ana dillerini biliyorlar. Gerçi bundan 10 yıl öncesi kadar değil tabi ama yine de konuşulduğuna şahit olduk. Köylerde zaten bütün yetişkinler tamamen ana dillerini konuşuyorlar.

Kültürel xabzeler düğünlerde oldukça canlı. Sistematik xabze uygulamaları düğünlerde devam ediyor. Düğünler için kötü bir gelişme içki içme oranının artmış olması ve işin üzücü tarafı içki tüketim yaşının 12-15 yaş arasına inmiş olması.

Bütün olumsuzluklara rağmen Uzunyayla keşfedilmeyi bekleyen güzelliklerle dolu. İlgi bekleyen ve terk edilmeye yüz tutmuş bir bozkır Uzunyayla. Yalnızlık kokuyor köylerde. Kışın yalnızlığın daha da arttığı bir gerçek. Soğuş kış gecelerinde sıcak ev zexesleri de olmasa çekilmez oluyormuş.

Her şeye rağmen orası benim doğduğum toprak ve ne aldıysam kültürüm adına oradan aldım. En başta dilimi tabi.

Şerefiye köyünden girdiğimiz buz gibi soğuk su bacaklarımızı dondurmuştu. Çocuklar şaşkın gözlerle gülerek bizi izliyorlardı. Gezimiz bitmişti. Artık İstanbul'un kör karmaşasına dönmek vaktiydi. Arabamızla tozlu Uzunyayla yollarında hızla ilerlerken bir taraflarımızın uzaklarda kaldığından emindik...

Bekle bizi Uzunyayla yeniden geleceğiz. Ve özür dileyeceğiz...

Bekle bizi Uzunyayla.... Bekle bizi...Zexex

Uzunyayla'da Taşoluk, Kaynar, Aşağıkızılçevlik ve Hilmiye arasında bulunan büyük bir vadi. Bu vadi yaz aylarında çekilmez derecede sıcak olur ve insanlar burada hayvanlar için çayır biçerler. Tırpanla başlayan serüven şimdilerde motorize olmuş durumda.

KÜLTÜR / SANAT

  • Son Eklenenler
  • Çok Okunanlar
  • Rastgele