Yarının Nasıl Olacak Adığecem

Çarşamba, 19 Aralık 2012 23:51

Dil ulusun canıdır. Dil sayesinde ulusun fertleri birbiriyle anlaşır, birbirlerine bağlanır ve birlik olurlar. Ulusu başkalarından farklı kılan onun dilidir. Ulusun dili geliştirilmezse uzun ömürlü olabileceğini umut etmek mümkün değildir. Bu durumda yokoluş kaçınılmaz olur. Bu gerçeği iyi kavrayan birçok devlet yöneticileri asırlar içerisinde hükmetmek istedikleri halkların dillerini zorla kaybettirmişlerdir. Günümüzde bu halkların izleri de tarihleri de kaybolup gitmiş olup buna örnek gösterilecek çok halk vardır.

Aynı şekilde, Adıge dili de haketmediği birçok haksızlıklarla karşılaşmıştır. Binlerce yıllık yaşı olan bu zengin dil birilerinin sandığı gibi güçsüz olsaydı, önüne çıkan birçok engeli aşamaz, bu kadar uzun tarihi yolu katedemez, kendini koruyamaz ve günümüze de ulaşamazdı.

Her dilin gelişmeye ve ileri adımlar atmaya ihtiyacı vardır. Adıgecenin katettiği tarihi yola göz attığımızda onun gelişiminin duraksadığı veya hızlandığı devreleri görürüz. Sosyalist Ekim Devrimi’nden sonra yazıya kavuşması ile büyük gelişmeler yapmıştır. Geçtiğimiz asrın 60. yıllarında ise Adıgece okullarda yabancı diller statüsünde okutulmaya başlanmıştır. Son yıllardaki değişiklikler sayesinde anadilin anlam ve değeri  de yükselmiş, orta ve yüksek okullarda okuyan ve soydaşımız olmayan uluslardan öğrenciler tarafından da kendi istekleri ile öğrenilmeye başlanmış ve kısa zamanda önemli başarılar da elde edilmişti. Ancak nereden geldiği belli olmayan, demokrasi ile de bağdaşmayan kara bulutlar yine Adıgecenin üzerine çökmüştür. Her bahane ile okullarda ona ayrılan saatler azaltılmaktadır. Yeni bir ders programı gündeme geldiğinde ilk akla gelen Adıgeceye ayrılan saatler olmaktadır. Son eğitim yılında ise Adıgece ve Balkarca’ya haftada üç saat verilir olmuştur.

Bunca haksızlıklara uğratılan Adıgece ve Balkarca Kabardey Balkar Anayasası gereğince Rusça gibi devlet dilleridir. İnsanlarımızın bu iki dili de yeterince öğrenmeleri ve devlet hizmetlerinde kullanmaları gerekmektedir. Üzüntüyle belirtmek gerekir ki bu iki dilin anayasada yazılı olmanın ötesinde devlet dili olarak kullanıldıkları bir alan görülmemektedir. Doğruyu söylemek gerekirse Adıgece ve Balkarca günden güne önemlerini kaybetmektedir. Peki anayasaya bu maddeleri koyanlar bu iki dilin devlet dili yükümlülüklerini yerine getiremeyeceğini, bunun için büyük maddi kaynakların gerekli olduğunu bilmiyorlar mıydı? Bize göre bu sorunu yeterince düşünmemişlerdir. Bununla ilgili gerekli yasal düzenlemelerin yapılmamış olması, devlet dairelerinde her iki dili de iyi bilen memurların bulunmaması nedeniyle eskiden beri gelenek olduğu üzere devlet işlerinin yürütüldüğü Rusça tek devlet dili olarak devam etmektedir. Bu gerçeği herkes görmekte ise de bu gidişattan dönüleceğine dair bir belirti de henüz mevcut değildir. Salt anayasaya yazmakla bir dilin devlet dili olamayacağı da böylelikle anlaşılmıştır.

Adıgece ders saatlerinin azaltıldığına yukarıda değinmiştik. Bu durumda ilk sınıflardan başlayıp son sınıflara kadar okuyan çocuklarımızın ağızlarından anadillerini aldığımızda onların gelecekleri ne olacaktır? Onlar ana dillerinde iyi konuşamayan, okuyamayan ve yazamayan insanlar olacaklardır. Duygu ve düşüncelerini anadilinde ifade edememek büyük talihsizliktir.

Gençlerimizin Rusça’yı ve diğer yabancı dilleri iyi bilmeleri gerektiğini kabul ediyorum. Aksi takdirde istedikleri meslekleri edinmeleri güç olacaktır. Ancak bu durum anadili saf dışı bırakmayı gerektirmez. Rusça için ayrılan ders saati kadar anadile de zaman ayrılmasını yerinde buluyoruz.

Günümüzde anadil konusunda sıkıntıya düşenler sadece ulusal okullar olmayıp, Kabardey Balkar televizyonunun başına gelenler de iç açıcı değildir. Ulusal dillerde (Kabardeyce ve Balkarca) yapılan yayınlar olabildiğince azaltılmıştır. Bu durum izleyici sayısının azalmasına da neden olmuştur. Günde yedi sekiz kez tekrarlanarak Rusça olarak verilen haberleri bu dili iyi bilmeyen küçükler ve yaşlılar dinlemek istememektedir ancak onları anlayan kimse yoktur.

Kabardey Balkar Cumhuriyeti Rusya genelinde kendi mülkü ile televizyon kuran ilk bölgelerden biri olmuş ve kısa zaman içerisinde uzmanlaşmış kadrolara kavuşmuştu. Haberlerin yanısıra sanatsal filmler ve enteresan kısa televizyon programları yapabilir duruma gelmişti. Her iki ulusal dilde yapılan yayınları insanlar ilgi ile izliyorlardı. Yukarıdan gelen emirlerle bu imkanlar yok edilmiştir.

Dilin ilerlemesi ve gelişmesi şüphe yoktur ki o dili kullanan edebiyatın gelişimine büyük ölçüde bağlıdır. Ulusal dili iyi bilen ve kullanan yazarlar sayesinde edebiyat dili gelişebilmektedir. Bu bakımdan da anadilin bugünkü durumu memnuniyet verici değildir. Yayımlanan kitaplar da, okurlar da günden güne azalmaktadır. Devletin kitaba verdiği destek büyük ölçüde azalmış olup, bu durumda yazar ve şairlerimiz kitaplarını kendi güçleri ile yayımlayamamaktadırlar. Yayımlananlar da satışları ile masraflarını karşılamamaktadır. Ulusal dildeki yayınlar azalmakla kalmayıp basımevlerinde çalışan görevliler de azalmaktadır. Örneğin 2003 yılında Elbrus Basımevi’nden 17 kişi işten çıkarılmıştır. Bunların çoğu da Adıgece ve Balkarca kitapların basımında görevli olanlardı. Geçen yıl Adıgece kitaplar için iki redaktör çalışıyordu. Bu sene bu sayı bire inmiştir. Bunları söylemekle amacımız basımevlerini yönetmeye kalkışmak olmayıp, bu uygulamanın ulusal dillerin gelişimine büyük darbe vurduğunu dile getirmektir.

Anadil ile ilgili dile getirmeye çalıştığımız sorunların hepsi biribirine bağlıdır. Bu engellemeler nereden kaynaklanıyor sorusuna verilen cevaplarda, her ne kadar üstü örtülmeye çalışılıyorsa da problemin kaynağı yukarıdadır. Bu kararları alanların söyledikleri ile yaptıklarının ayrı olması da üzerinde düşünülmesi gereken bir başka konudur.

Dilin tek başına kendini koruma ve geliştirme imkanı olmayıp onu yapabilecek olanlar tanrının bu dili kendilerine verdiği insanlardır. Bu durumda dilin sahibi olan ulusun büyüğü küçüğüyle el ele vererek, büyük bir inatla dilini koruma sorumluluğu bulunmaktadır.

Yiğitliği ile ünlü olan halkımızın bir kaç asır savaşma nedeninin sadece atalardan kalma toprağın özgürlüğü için olduğunu, bunda anadili, yaşam tarzını, ulusal onuru koruma bilincinin payının bulunmadığını kim iddia edebilir?

Ulusal bilinçlenmenin yükseldiği çağımızda bir çok insan anadilini koruma kaygısı ile yüz yüzedir. Başka ülkelerde kalmış olan Ruslar günümüzde bu durumdadırlar. Baltık ülkelerinde kalan Ruslar anadillerinde okumak ve onu korumak için Rusya Federasyonu’nun yardımlarına ihtiyaç duymaktadırlar. Sorunlarını açlık grevleri yaparak dile getirmekte ve seslerini Birleşmiş Milletler’e kadar duyurmaktadırlar.

Peki neredeler Adıgece için üzülenler, bu amaçla sokaklara dökülenler, uykusuz ve aç kalanlar, dertlerini uluslararası örgütlere iletenler?

Söylemeye dilim varmıyorsa da bugün Adıgelerden başka dillerini önemsemeyen toplum dönyada kalmamıştır. Anadilimizi önemsememizi ilk farkedenlerden biri şair Şocentsiku Aliy olmuştur. 60 yıl kadar önce yazdığı bir şiirde anadilini önemsemeyen bir yöneticiden sözetmektedir. Bu zavallı yönetici utanmadan ve gizlemeden şairin deyimiyle söyle söylemektedir: “Kem küm diye konuşulan Adıgece değil, bana Rusça lazımdır”. O zamanlar ihtilalin dolduruşa getirdiği bir yönetici bu sözleri söylemiş olabilir ancak günümüzde anadiline yan gözle bakanların sayısı artmıştır.

Anadilin değerinin günden güne düştüğünün bir kanıtı da bu dilde basılan kitaplardaki tiraj düşüklüğüdür. İkinci Dünya Savaşı öncesi anadilde yayımlanan roman, öykü ve şiir kitaplarının tirajı üçbinlerde iken günümüzde binlere düşmüştür. Nüfusumuzun 500 bin olduğunu göz önüne alırsak 500 kişiye bir kitap düşmektedir.

Kabardey Balkar Cumhuriyeti’nde yayımlanan “Adıge Psatle” ve “Oshamaho” dergilerindeki yazılar kalite yönünden Rusça çıkan emsallerinden daha iyi değilse kötü değildir. Ancak nüfusa oranla okuyucu sayıları iyi değildir. Gazetenin abone sayısı 12 bin, dergininki 2 bindir.

Adıgece gazete ve dergiye abone olmayanlar sürekli bir bahane bulmaktadırlar. Ancak kendini Adıge sayan her kişi bu yayınları mutlaka evinde bulundurmalıdır. Bu yayınlar daha çok sıradan insanlar tarafından okunmaktadır. Okurları arasında yöneticiler ve ulusal aydınlar azdır. ”Adıge Psatle” ve “Oshamaho”nin bilim ve sanatla ilgili kurumlara ve kütüphanelere gitmemesi de ilginç değil midir?

Hocanın bindiği dalı keserek ağaçtan düşmesi ile ilgili bir öykü vardır. Günümüz Adıgeleri de aynı şeyi yapıyorlar. Yöneticilerimiz ve onlara bağlı görev yapan memurlarımız az değilse de sorunlarımızı çözmek için üzerlerine düşen sorumlulukları yerine getirdiklerini söylemek mümkün değildir.

Dilini kaybeden ulusun elinden devletinin de alınacağına, halk önderlerinin yarattıkları güzel gelenek ve görenekler ile sanatının da yokolacağına, bunun ardından ulusal yok oluşun geleceğine şüphe yoktur. Ezilip büzülerek oturmakla sorunlarımız çözümlenemeyecek, dilimiz korunamayacaktır.

Bir şair: “Dilimi kaybedersem, ben de yaşamak istemem” demiştir. Bu önemli ulusal sorunumuz üzerine söylediklerimizden dilimizin hemen kaybolacağı ve bunun sonucunda da canımıza kıymamız gerekeceği sonucu çıkarılmamalıdır. Tanrıya şükürler olsun ki işimiz bu duruma gelmiş değildir.

Söylemek istediğim şudur: Zor duruma düşmüş olan dilimiz, kendisini korumamız için bize yalvarmaktadır. Bugün üzerimize düşeni yapmazsak, yarın geç kalmış olacağımızı bize söylemektedir. Bu nedenlerle, anadilimizin hakettiği yeri bulabilmesi için şu önlemlerin alınması gerektiğini düşünüyorum:

1. Adıgece ve Balkarcanın gelişimi için çalışan, Cumhurbaşkanına bağlı bir komisyon oluşturulmalıdır.

2. 14 Mart günü, Adıgey’de olduğu gibi Kabardey Balkar ve Karaçay Çerkes Cumhuriyetlerinde de dil günü olarak kutlanmalıdır.

3. Bilim ve Eğitim Bakanlığı ve Parlamentonun girişimleriyle, anadilimizin sorunlarını görüşmek üzere büyük bir kurultay toplanmalıdır.

4. İki devlet dili için önceki yıllarda konulmuş olan ders saatleri gelecek eğitim yılında da aynen konulmalıdır.

5. Kabardey Balkar Cumhuriyeti Eğitim ve Bilim Bakanlığı’nda, iki devlet dilinin sorunları ile uğraşmak üzere eleman görevlendirilmelidir.

Günümüzde anadilimizin geleceği için kaygılanan insan çoktur. Dilimizin geleceği, onun bugünkü sorunlarını çözme başarımıza bağlı olacaktır. Adıgecenin karşı karşıya olduğu tehlikeleri gören ve kendini Adıge kabul eden her kişi üzerine düşen görevleri yerine getirmelidir. Adıgecenin umudu bizler, yani onu konuşan ve kullananlardır.

 

Hakose Andrey, Filoloji Bilimleri Doktoru, Kabardey Balkar Üniversitesi, Dünya Çerkes Bilim Akademisi üyesi.


Kaynak: Guaze Gazetesi'nden alınmıştır. (Çev: İbrahim Çetao)

KÜLTÜR / SANAT

  • Son Eklenenler
  • Çok Okunanlar
  • Rastgele