Birbirine Yakınlaştıralım

Çarşamba, 19 Aralık 2012 23:48

Her halkın kendi dili vardır.

Çocuğunuzu yetiştirdiğiniz, eğittiğiniz dilin o kadar önemi vardır ki neredeyse ana dilin çocuk için ‘annenin kendisi kadar’ önemli olduğu kabul edilir.

O nedenle kişinin mensubu olduğu topluluğun dili ‘ana dili’ olarak tanımlanmıştır. Çocuk dünyaya geldiğinde ana dili ve ana sütü onu büyütür, çocuk bu şekilde hayata ilk adımlarını atar.  Bu sözlerimden diğer dillerin öğrenilmemesi gibi bir mesaj çıkartılmamalıdır.

Fakat çocuk kendi ana dili ile yetişir gelişirse, benim kanaatimce çok daha sağlam bir eğitim ve çok daha sağlam bir gelişme sürecini tamamlamış olur.

Adıge bireyinden bahsedilirken “O Adıge yüreği taşıyor” denildiğinde; kişinin Adıge dili ile kültürü ile eğitilmiş yoğrulmuş olduğu, nerede yaşarsa yaşasın Adıge gibi yaşayacak bir birey olduğu anlatılır.

Adıgebze–Adıge dili,  Kafkasya kökenli bir kaç halkın dillerini kapsar. ‘Kafkas dilleri’ denilen ayrı bir dil grubu vardır ki, Adıge dili bu grup içerisinde çok önemli bir yer teşkil eder.

Elbette büyük bir bölgeyi kapsayan büyük bir halk olduğumuz zamanlardaki Adıge dilinin gücü ile bu gün yaşadığımız süreçte Adıge dilinin gücü çok farklılaşmış durumdadır.

Adıge halkının yaşadığı bölgelerin farklılık göstermesi gibi, dili de yöresel farklılık gösterirdi.

Rusçada “diyalekt” olarak tanımlanan bu farklı konuşma biçimi, bizim dilimizde de bir kaç farklı “diyalekt” olarak mevcuttur.

Bu gün Baksan, Besleney, Abadzech, Kemırguey, Şapsığ vb. diyalektler mevcuttur dilimizde.

Bilimadamlarının zaman zaman ifade ettikleri gibi; “Eğer bizler bu gün dağıldığımız topraklara dağılmamış ve bir arada yaşayabilmiş olsaydık bu gün ortak bir yazı dilimiz olacaktı”

Hepsinden daha önemli bir ‘sorunumuz’ ise Anadilimizin üç isim altında tanımlanır hale gelmiş olmasıdır.

“Kaberdey dili, Adigey dili, Çerkes dili” şeklinde yapılan bu tanımlamaların bizim için bir engel, bir köstek olduğunu anlamayan insanlarımızın çokluğu bizi üzen nedenlerin başında gelmektedir.

Bu saydığımız üç ismin tek bir isim altında tek bir dil olduğu, art niyetli olmayan herkes tarafından kolayca anlaşılabilir.

Halkımızın büyük çoğunluğu 18. ve 19. yüzyılda süren Kafkas savaşları ve sürgün nedeni ile muhacir durumuna düşünce, vatanda kalan az sayıdaki insanımızın elinde çok küçük bir toprak parçası kaldı. Sayıca az ve parçalanmış olarak kendi toprak parçamız üzerinde yaşamaya başladık.

Dünyada ki değişimlerin bir sonucu olarak 20 yy.da Rusya’da idare değişti ve yeni bir yönetim kuruldu, biz bu dönemde dağılmışlığımızdan kaynaklanmak üzere üç farklı halk olarak tanımlandık.

Doğu bölgesindeki Kaberdeyler toprakları ve sayıları bakımından daha çok oldukları için, toplum yapıları daha oturmuş olduğu için, kısaca söylersek sistematik gelişim bakımından Kuzey Kafkasya’nın tümünde tanınan bir halk olmalarına istinaden, Kaberdey adı bir ayrı isim olarak kabul edildi.

Kaberdey ismi 15. asırdan bu yana bilinen bir isimdi. Rus tarihinde “Kabartay Çerkesleri – Pyatigorsk Çerkesleri” gibi tanımlamalara rastlıyoruz sık sık. Adıge topraklarına ilk saldırı ve ilk savaş ta Kaberdeylere karşı başlatılmıştır.

Kaberdeylerden Psıj kıyısında oturan kesimi ise “Çerkes” isminin çıkışına dayanak olmuş, bu isim bize onlardan kalmıştır.

Gerçekte bu isim başka halkların bizi tanımladığı bir genel isim idi.

Batıya doğru gittiğimizde ise “Adıge Xeku – Adıge Yurdu” nun merkezinde kalmış çok az bir Adıge yaşıyordu.

Bunlara, önce Adıge (Çerkes) otonom bölgesi(oblast) adı verildi, daha sonra bu tanımlama Psıj kıyısındaki Adıgelere verilerek kullanılmaya başlandı.

Bunun üzerine tüm ulusu tanımlayan Adıge ismi, merkezde kalan (Adıgey) kesim için kullanılmaya başlandı.

Şimdi bir kez daha üzerine bas basa vurgulamak isterim ki bir tek halk olmamıza rağmen  ‘devlet kararı ile verilmiş’  üç ayrı isime sahibiz.

Karadeniz kıyısında oturan Şapsığlara otonom ilçe statüsü verildi, daha sonra da bu hakları yine devlet kararı ile lağvedildi.

Tüm dünya bizim halkımızı “Çerkes”  ismi ile tanır.

Bir tek tarihimiz var, bir tek söylencenin sahibiyiz, Nart destanları gibi hepimizin ortak bir kültür mirası var.

Buna rağmen bu günkü reel şartların bizi birbirimizden uzaklaştırdığını görüyoruz üzülerek.

Bu gün ortak yapabildiğimiz tek şey olan üç gazetemizin ortak sayı çıkartmaları bile, beni ziyadesi ile mutlu kılıyor, umutlandırıyor.

Dil konusuna geri dönmek istiyorum.

Çerkes Cumhuriyetinde yaşayan Adıgeler olarak bizler sayıca daha azız, dilimiz de bilimadamlarının üzerinde uzlaştıkları şekli ile “Kabardin-Çerkes dili” olarak tanımlanıyor.

Tabii bu, yazalarımızın edebiyatçılarımızın tümüyle Kaberdey dilini kullandıkları gibi bir anlama gelmiyor.

Bunun açıklaması çok basit aslında; Kaberdeyler ve Besleneyler Kafkas savaşları başlayıp yayılıncaya kadar pek bir farklılıkları olmaksızın bir arada yaşadılar.

Eski kaynaklardan görülen kadarı ile Kaberdeyler ve Besleneylerin kökeni Pşı(prens) İnal’a dayandırılıyor, dillerinin de aynı kökten geldiği kabul ediliyor.

Fakat bu gün cumhuriyetimizde kalan, sadece iki Besleney köyünden ibarettir ve onların diyalekti de oldukça ilginçtir. Yine iki Besleney köyü Krasnodar bölgesinde mevcuttur.

Besleney diyalekti üzerine ilk araştırmayı yapan ve yayınlayan bilimadamı Balqer Boris’tir.

Besleneyler gibi bu bölgede yaşayan, kalabalık Abadzech topluluğunun bakiyesi insanlar köylerimizde halen mevcut olsalar da geriye pek bir şey kalmamıştır.

Mamxeğ’lar da aynı durumdadır.

Daha küçük halklardan olan Vepsıne, Ağuey ve benzer kabileler neredeyse ailelerden ibaret hale geldiler günümüzde.

Tıpkı Kaberdey’de olduğu gibi, Çerkes’te de savaş sonrası tüm küçük haklar bir arada yerleştirildiği için, her kabilenin içerisinde köken itibariyle başka bölgelere mensup Adıgeler de yaşamaktadır.

Adıge olan Abazalar veya Abaza olan Adıgeler çok sayıdadır bizim bölgemizde.

Nogaylar da bizim halklarımızla aynı durumdadır. Örneğin Küçük Zelençuk ırmağı kıyısında Uzun Nogay olarak adlandırılan bir köy mevcuttur. Bu köyün en büyük mahallesinin adı Hkan X’able dir, fakat burada yaşayan Adıgeler bu gün artık Nogay olmuşlardır kültürel manada, geriye sadece aile isimleri kalmıştır.

Karaçayların arasında da kendisini Adıge olarak tanımlayan Karaçaylar mevcuttur günümüzde.

Bu gibi örnekler, Kafkas savaşları Kuban nehrinin bu yakasına ulaştığında Besleneylerin ve K’axe Adıgelerinin uğradığı akibeti bize çok net olarak gösteriyor

Tarihçilerin yazdığına göre Besleneyler Kaberdeylerden sonra bölgedeki en kalabalık halk olarak feodal bir yapı içerisinde yaşıyorlardı. (ben Adıge tarihi/coğrafi belgelerinden ve haritalarından 70’e yakın Besleney köyünü tespit ederek kayıt ettim)

Kaberdeyler ve Besleneyler o kadar iç içe yaşıyorlardı ki, Besleney ve Kaberdey beylerinin wuerqlerinin Kuban Havzası’nda X’at’oquşşoque, X’ağundaque, Qesey, Qubate, Alesçir ve başka pek çok sülalenin köyleri vardı. Günümüzde de bu köylerin adları insanların dilindedir hala.

Bütün bunları uzun uzun anlatmamın nedeni; bu günkü Çerkeslerin de, Adıgelerin de aynı topraklarda bir arada yaşadığını Rus tarihçilerin “Kuban Çerkesleri, Batı Çerkesya, Kuban ötesi, Çerkesya” adları ile tanımladıklarını; Karadeniz kıyısına indiğinizde Natuhayların ve Şapsığların da bu tanımlamalar içerisinde kabul edildiği dönemleri hatırlatmak içindir.

Karaçay-Çerkes’te yaşayan Adıgelerin dilleri ile kısaca değinecek olursam:

X’abez ilçesindeki ve küçük Zelençuk ırmağı kıyısındaki topluluklar Kaberdey-Baksan ağzı ile konuşuyorlar.

Psıj (kuban) kıyısındaki Abuqx’able bölgesi sakinleri Kaberdey-Cılahksteney ağzı ile konuşuyorlar (sık’uas ...sıhuey-ım... gibi).

Büyük Zelençuk kıyısında Abat’ X’able bölgesinde oturan topluluklar söylediğimiz gibi Şapsığ’dan geldiler. Bu gurup Ayrıca doğu bölgesinden gelmiş bir kaç küçük toplulukla içiçe yaşıyor ve bu topluluklar da kendi şivelerini konuşuyorlar.

Küçük Zelençuk bölgesindeki Qılışquaje ile Cebequey köyleri Adıge-Abaza karışımından oluşuyor ve bu Adıgelerin dili Abaza dilinden önemli ölçüde etkilenmiş durumda.

Bütün bunların arasında en çok dikkat çeken konuşma biçimi, Tx’estıqquey (Besleney) ve Dohkuşşıquey(Vak’ue –Jıle) köylerinin diyalektleridir.

Bir örnek verecek olursak  “nane xıadem pk’ewue yitşş” cümlesini Besleney söylerse (pk’e) sözcüğü ile söylenmek istenen “ekmek, dikmek” manasıdır, oysa biz anladığımız gibi düşünürsek bu sözcüğün anlamı “bir yerden atlamak, zıplamak” demektir. Veya bir başka örnek olarak “şen” sözcüğü “şşen” anlamına gelir, bu sözcüğü biz anlarsak “götürmek” Besleney anlarsa”satmak” olarak anlayacaktır.

Bu küçük örnekleri genişleterek bir araya getirdiğimizde yazın açısından önemli farklılıklar ortaya çıkmaktadır ki bu da büyük bir sorundur cumhuriyetimizde edebiyatın ve dilin gelişmesi açısından.

Bu konuda Kuban Adıgelerinin konuşması üzerine bir inceleme yapan Bağ Petr tespitleri ile ilgili detaylı bir çalışma yayınlamıştır.

Edebiyatçılar yaşadıkları bölgelere göre farklı olan birçok terimi eserlerine alıyorlar, bu da farklılaşmayı pekiştiriyor.

Qumahue Muhadin ve Qumahue Zare bu sorunu tespit ederek dikkat çektiler.

Globalizasyon dediğimiz yeni durumun bizi daha da birbirimizden koparmasını önlemek için, başka ülkelerde yaşayan soydaşlarımızın da iki dilimizi (Adıgeyce ve Kaberdey-Çerkes’ce) mümkün olduğunca ortak kurallar üzerine bina edebilmeleri gerekir.

Böyle bir müşterek yaratabilmenin hepimiz için çok yararlı sonuçlar doğuracağını düşünüyorum.

Bu ortak kuralları artık okullarımızda işler hale getirebilmeliyiz, eğitimcilerimiz dilimizin durumunu çocuklarımıza anlatabilecek kapasitededir.

Alfabemizi ve yazı dilimizi birbirine yakınlaştırmak imkânımız vardır, bu konu defalarca gündeme geldi, fakat üzülerek söylemeliyim ki laftan öteye geçip işe dönüşmesi mümkün olmadı bu güne kadar.

Wuneorque Raye‘nin yazdığı “Türkiye’deki Adıge söylenceleri” kitabını okuyamayan veya okusa da anlayamayan insanımız çok sayıdadır.

Sürgüne giden insanların bu güne kadar muhafaza ettikleri ne kadar çok mükemmel sözlü edebiyat ürünü var bu kitapta. Edebiyat dilimizin farklılığı nedeni ile Adıgey lehçesi anlaşılamıyor, dolayısıyla ihmal ediliyor gibime geliyor.

Herkes kabul etmelidir ki Adıge köylerinin isimlerini geri vermedikçe, Adıge ailelerinin isimlerini yeniden kullanmalarını temin etmedikçe tarihi yeniden canlandırmış olamayız.

Köyler, nehirler, dağlar, ovalar isimleri ile bize pek çok şeyi anlatıyorlar oysa.

Bırakın köyleri semtlerin adları bile, başlı başına bir tarihtir anlayan için.

Şırdiy Marine Türkiye’deki Adıgelerin yaşamını incelerken, ne kadar çok Adıgece köy ismi aile sülale ismi koydu ortaya, hepimiz hayran hayran bu isimlerin bizim tarihimizle ilişkilerini hatırladık bir anda.

Sözlerimi Adıge dilinin öğrenilmesinin zaruretini bir kez daha hatırlatarak bitirmek istiyorum.

Ana dilini bilen nesil tarihine de kültürüne de ilgi duyar, saygı duyar.

 

Temir Raye
Filolog - Karaçay-Çerkes Sosyal Bilimler Enstitüsü 
Adıge ve Abaza Dili Bölümü Başkanı

Adıge Psalhe Gazetesi
Çev: Ergun Yıldız

KÜLTÜR / SANAT

  • Son Eklenenler
  • Çok Okunanlar
  • Rastgele