Tehdit Altındaki Dillerin Geleceği

Çarşamba, 15 Haziran 2005 12:00

Kaybolmakta Olan Bir Dil Nedir?

Bugün dünyada 6000 dil mevcuttur ve bunların yarısının kaybolma tehdidi karşısında olduğu tahmin edilmektedir. Çoğu durumda, iki ya da birçok dilin bir arada yaşaması, içlerinden birini yok olma tehlikesiyle karşı karşıya bırakır: Gerçekten de, yerleşik bir fikrin tersine olarak, çokdillilik konumlanışları, tekdillilik konumlanışlarından daha yaygındır. Çokdilliliğin egemen olduğu bir konumlanışta, bir dilsel cemaat, çocukları babalarınkinden başka bir dili kullanmayı yeğledikleri zaman, potansiyel olarak tehlikededir. Aynı şekilde, bir dilsel cemaat, eğer dili ve ekonomisi egemen durumda olan komşu cemaat, azınlıktaki yerel dili ortadan kaldırmaya yönelirse, tehdit altına girebilir.

Burada, bir dili konuşanların sayısı ve yaşları işlevinde, o dil için pek çok zafiyet dereceleri ayrıştırmak gerekmektedir: Eğer o dili konuşanların en genç olanları 20 yaşında ise, dil yalnızca tehdit altındadır; eğer 50 yaşında ise, kaybolma yolundadır; eğer yalnızca çok yaşlı bazı kişiler o dili konuşuyorsa, can çekişmekte olduğu kabul edilir. Nihayet, eğer artık hiç kimse o dili konuşmuyorsa, elbette ölmüştür. Yine de bu son durum çok büyük ihtiyatla ele alınmalıdır, çünkü, ölmüş olduğu kabul edilen bazı dillerin yeniden yüze çıktıkları görülmüştür: Bir dil, kâh, İsrail devletinin kuruluşu sırasında İbranice'de olduğu gibi, çok güçlü bir siyasi irade sayesinde kendi külleri arasından yeniden doğar (ama burada tümüyle istisnai bir durum söz konusudur); kâh, gerçek pratiklerden habersiz oluşumuz, bizi kamusal erklerin haberi olmaksızın konuşulmakta olan bir dili yanlış olarak, ölü saymaya götürür. Eski Sovyetler Birliği'ndeki durum budur; burada, Sibirya'nın bazı dilleri uzun yıllar ölmüş olarak kabul edildikleri halde, gizliden gizliye konuşulmuştu.

Tekdilliliğe Karşı Çokdillilik

Uzunca bir süre, tekdil konuşan insanlar, azınlık dillerinin gereksiz ve sınırlı olduğunu düşündüler: Dolayısıyla onları egemenlikleri altına almaya, hattâ ortadan kaldırmaya çalıştılar. Bu, hiçbir direnişle karşılaşmayan bir proje oldu, çünkü, maalesef , küçük dilsel cemaatler, kendiliklerini, egemen dili benimsemeye mecbur hissettiler, oysa ki, ve bu konuya döneceğiz, azınlıktaki bir dili konuşanların, kendi etnik ve dilsel kimlik/özdeşliklerini korumalarına imkân vermek gerekir. İkidilliliği ya da çokdilliliği norm olarak benimsemek, bu tahripkâr sarmalı kırmak için iyi bir yol olurdu. Beri yanda, bir perspektif problemi de sık sık orta yere gelmektedir. Egemen bir dili konuşan insanlar, genellikle tekdillidirler ve tekdilliliğin norm olduğuna inanma eğilimindedirler, oysa ki, gerçekte Yeryüzünde var olan dillerin %50'si ikidilli ya da çokdilli insanlar tarafından konuşulmaktadır: Yeni Kaledonya'da, Papua Yeni Gine'de, Filipinler'de, Hindistan'da, İsviçre'de, Özbekistan'da, Orta Asya'da -yalnızca bu örneklerle yetinerek- halklar çokdillidirler. Çokdillilik lehinde çalışan bir başka argüman daha vardır: İkidilli ya da çokdilli bireyler, tekdilli öznelere kıyasla daha yüksek entelektüel yeğinliklere sahiptirler. Gerçekten de, onların bellekleri daha etkin ve daha seçicidir çünkü dilsel ve kültürel daha çok evreni depolamak zorundadırlar. Ve öğrenim yeğinlikleri de aynı şekilde daha geniştir; bu nedenle, yeni bir durum karşısında, değişime olumsuz, hattâ saldırganca tepki gösteren tekdilli insanlardan daha kolay bir şekilde uyum sağlarlar.

Azınlık Diller Neden Korunmalıdır?

Her dil dünyaya ilişkin benzersiz bir görüyü temsil eder, ve bu dil kaybolduğunda, onunla birlikte insan düşüncesinin, yazılı ya da sözlü edebiyatın ve mitolojinin bütün bir kısmı da yok olup gider. Gerçekten de, her dil, izlerini ve tarihini taşıdığı tikel bir etik kimlik/özdeşliğe tekabül etmektedir. Bu kimliğiyle, dil, insanlığın en başta gelen mirasıdır. Ulusal düzeyde, sorunlar aynı sorunlar değildirler, çünkü bir cemaatin dilini korumak onun haklarını da korumak demektir ve bu da, ulusal birlik kaygısı taşıyan yönetenleri, toprakları içinde konuşulan yerel bir dilin aşınmasına karşı mücadele açmaya hiçbir şekilde teşvik etmez. Dolayısıyla halihazırdaki durum uzun bir zaman fazla parlak olmamıştır: Bazı uzmanlar, XXI. yüzyılın sonundan önce, bugün yaşamakta olan dillerden %90'ının kaybolmuş olacağı tahmininde bulunabildiler! Ama, otuz yıl önce, oldukça kabul edilebilir gibi görünen bu öngörüler, ne mutlu ki, artık o kadar da kabul edilebilir değildirler.

Bunun iki temel nedeni var. Bir yandan, hükümetlerin dilsel politikaları radikal bir şekilde evrim geçirdi: Bu politikalar eskiden baskıcı ve tahripkâr olma eğilimindeyken, bugün giderek daha dışa açık görünmekte ve azınlık dillerin gelişmesini desteklemektedirler. Örneğin, hükümetin Kızılderililer ya da Eskimolar karşısındaki tutumunu değiştirmiş olduğu Kanada'da olan budur, aynı şekilde, Aynu'lar karşısında, özellikle dilsel alanda bir açılma politikası uygulayan Japonya'da gözlemlenebilecek olan da budur.

Öte yandan, zihniyet iklimlerindeki bu değişiklik yalnızca egemen (ve genellikle çoğunluk) grupta ortaya çıkmamaktadır: Eşzamanlı olarak, dünyanın her köşesindeki birçok azınlık gruplar da, özellikle de Asya, İskandinavya ve Japonya'da, kendi etnik kimlik/özdeşliklerini yeniden keşfetmişlerdir. Dilsel azınlıklar da, aynı şekilde, kendi dillerinin taşıdığı önemin bilincine varmışlar ve bu dili koruyup mirasçılarına aktarabilmenin yolları üzerinde kafa yormaya başlamışlardır. Bundan ötürü, ikidillilik ve çokdillilik, atıfları haline gelmiştir. Eskiden, kendini kökensel dilinde ifade etmek, o dilin taşıyıcı bir dilin altında yer aldığı koşullarda, toplumsal açıdan hiç de kolaylaştırıcı olmadığı halde, kökensel dil ister istemez kısıtlı toplumsal faaliyetlerde (aile içinde, geleneksel törenler vesilesiyle) kullanıldığı halde, bugün iki ya da daha çok yerel dili kullanabilme yeğinliği, fazladan bir koz gibi algılanmaktadır:Egemen bir dil ile bir azınlık dilini konuşan halklar, kendilerini, egemen bir dil bile olsa tek bir dili konuşanlardan üstün görmektedirler.

Uluslararası Bilinçlenme ve Eğitimin Baskın Rolü

Bu devinime eşlik eden uluslararası bir bilinçlenme, evrimin işareti olarak yüze çıkıyor. Örneğin UNESCO tarafından hayata geçirilen Linguapax projesinin iddialı amacı, tekdil konuşan liselileri en azından ikidilli liselilere dönüştürmektir. Bu program bir başarıdır ve yakın bir gelecekte, çocukların daha kolay öğrendikleri yaş olan, 6 yaş altındaki çocuklara doğru yaygınlaştırılacaktır. Beri yanda, böylesi bir program, azınlık dillerini daha çok korumak suretiyle, küçük çocuklarda mevcut (ama genelde, çocuk büyüdükçe kaybolan) ikidilliliği korumaya da imkân vermektedir.

Okulda çokdilliliği desteklemek en verimli yollardan birini oluşturur görünüyor, çünkü, eğitim sisteminde birçok dilin kullanılabildiği çokdilli ülkelerde cereyan eden şeyin tersine, az sayıda dilin konuşulduğu ülkelerde, eğitim, genelde egemen dilde yürütülmektedir. Papua Yeni Gine'de mümkün olan şey, başka yerlerde neden mümkün olmayacaktır? Bu ülkede 700'ün üstünde farklı dil vardır ve bunların üçte biri eğitim sisteminde kullanılmaktadır: Ulusal dil nüfusun ancak çok küçük bir kesimi için anadildir, ama lingua franca olarak kullanılmaya devam edilmektedir.

Eğitim elbette yazı üzerinde temellenmiştir ve şüphe yok ki, yüzlerce farklı dilde okul kitabı hazırlamak mümkün değildir. Bununla birlikte, Avrupa'da bile, çokdilli bazı bölgelerde, eskiden okullarda birçok dil kullanılıyordu: Dolayısıyla projemiz açısından özellikle zengin derslerle dolu olabilecek bu sistem tipinin yeniden keşfi yanlış olamayacaktır.

İlkokulda, altı farklı dil konuşan çocuklar aynı bir sınıfta toplanabilirler: Genel eğitim egemen dilde yapılacaktır, ama, günün belli bir saatinde, sınıf, küçük gruplara ayrılacak ve her bir grup, mensuplarının azınlıktaki ana dillerine tekabül eden tarihi ve mitolojiyi öğreneceklerdir. Böylece, çocukların kendi dillerini konuşmaktan gurur duymalarına ve bu dilin aktarımını sağlamalarına yardımcı olunabilecektir.

Bundan birkaç yıl öncesine kadar, pek az dilbilimci kaybolmakta olan dillere ilgi duyuyordu. Nitekim, aralarından birçoğu, dilin, Homo sapiens'in gelişmesinin sonucu olduğunu ve her dilin yapısının birbirinin eşi olduğunu düşünüyordu. Bu kurama göre, her dil, dünyayı aynı bir sayıdaki basit kavramlara bölmekteydi. Ama bugün bu kuram, çok sayıdaki egzotik diller üzerinde yürütülen direnleştirilmiş araştırmalar sonucu gündemden düşmüş bulunmaktadır. Bir dönem, bazı uzmanlar, İngilizce konuşulduğu andan itibaren, başka dilleri öğrenmenin gerekli olmadığını ve de İngilizceyle, insan diline ilişkin her şeyi anlamanın mümkün olduğunu düşünüyorlardı! Dilbilimciler, sonunda, her dilin biricik olduğunu ve farklı bir dünya görüsü yansıttığını anladılar. Dolayısıyla azınlık dilleriyle ilgilenmeye ve bunlardan bazılarının ortadan kalkmasından endişe etmeye başladılar. Aralarında Uluslararası Felsefe ve İnsan Bilimleri Kurıılıı ve Uluslararası Dilbilimciler Sürekli Komitesi'nin de yer aldığı çeşitli Hükümet Dışı Örgütlerinin eylemi, devletleri dil eğitimini desteklemeye yöneltti.

Şu anki durumda neyi akılcı olarak düşünebiliriz? Bundan birkaç yıl önce bir Kaybolmakta Olan Diller Atlası yayımladık ve bu kitap düzenli olarak güncelleştiriliyor. Kaybolma yolundaki dillerin sayımını yapan ve böylece bu dili konuşan insanları onu kullanmaya devam etmeye teşvik eden, çok daha derinleştirilmiş daha başka dilbilimsel çalışmalar sürdürülmektedir ve yayım aşamasındadır. Şüphe yok ki, bu çalışmaların var olması, hayıflandığımız bir konumlanışa işaret etmektedir: Bugünkü durumda, çok sayıda dil can çekişir durumdadır ve onu konuşanların gözünde bile hiçbir değer taşımamaktadır. Ama birkaç on yıl öncesine kadar düpedüz ölmüş olan ve bugün her biri 100'ü aşkın insan tarafından her an kullanılan elli kadar dil biliyoruz. Bunlar, bu dillerin ve bu azınlık kimlik/özdeşliklerinin geleceği konusunda bizi iyimser kılan olumlu değişikliklerdir ve dillerin kaybolmasının bir gün son bulacağını ummayı sürdürüyoruz. Her türlü şıkta, yüz yıl içinde dillerin %90'ının kaybolacağına ilişkin kehanet somutlaşmamak zorundadır: 2100 yılına kadar, bugün var olan dillerin %40 ila %50'si yine konuşuluyor olmak zorundadır. Burada başat (ama önemi yeterince algılanmayan) bir hedef, ulusal çerçeveleri aşan bir proje söz konusudur ve bu projenin gerçekleştirilmesi için uluslararası kurumların yardımı belirleyicidir.


* Uluslararası Dilbilimciler Sürekli Komitesi Başkanı, Dilbilim Profesörü, Australian National University'de Araştırma Müdürü. Avustralya Bilimler Akademisi Başkanı. Atlas of tlıe World Languages in Danger of Disappearing l Dünya Kaybolma Tehlikesi Altındaki Diller Atlası (1996) ııe Atlas of Languages of Intercultural Communication in the Pacific, Asia and the Americas l Pasifik, Asya ve İki Amerika'da Kültürlerarası İletişim Dilleri Atlası (1996) Yayın Yönetmeni

[İdea Politika-Demokrasi ve Siyaset Kültürü Dergisi, Bahar 2001, sayı:2001/10'dan alınmıştır.]

KÜLTÜR / SANAT

  • Son Eklenenler
  • Çok Okunanlar
  • Rastgele