Kaybolan Sesler

Cumartesi, 22 Aralık 2012 07:57

Dil bildiğimiz en yoğun ve en kapsamlı sanat, bilinmeyen nesillerin muazzam ve bilinçsizce yarattığı bir eseridir.

(Edward Saphir)

İnsanları bütün diğer canlılardan ayıran en belirgin niteliklerden birisi dildir. Fakat bu gerçeği bu kadar açık bir şekilde dile getirebiliyor olmak dille ilgili karmaşık, tarihin derinliklerinden gelen pek çok ayrıntının önemsiz olduğu anlamına gelmez.

Her ne kadar insana has bir özellik olsa da dil, modern insanın ortaya çıkışından çok daha gerilere giden evrimsel bir donanımdır. Beyin korteksinde dille, özellikle de seslerin çıkartılmasıyla doğrudan ilgili olduğu bilinen Broca alanının Homo rudolfensislerde mevcut olduğuna dair fosil kanıtlar mevcuttur [1]. Homo rudolfensislerin yaklaşık 1.8 ila 1.44 milyon yıl [2]kadar önce yaşadıkları düşünülürse insan dilinin gelişiminin modern insanın tarih sahnesine çıkışından milyon yıldan uzun bir süre önce başladığı anlaşılır. Peki, dilin gelişiminin bu denli eskilere gidiyor olması bizim için ne anlama gelmektedir?

Her şeyden önce bugün konuşulan ve yazılan ve ayrıca tarihsel kayıtlardan bilebildiğimiz kadarıyla geçmişte konuşulmuş ve yazılmış bütün dillerin ortaya çıkışından çok daha eskiye giden bir dilsel gelişim söz konusudur. Elbette bahsedilen bu dil yine bu gün bildiğimiz ve kullandığımız dilden/dillerden çok daha farklı bir dilsel duruma karşılık geliyor olsa gerek. Fakat her halükarda, dilin, insanın varoluşunun bir parçası olduğunu ve bugün itibariyle bildiğimiz bütün dillerin kapsamından çok daha fazlasını ifade ettiğini bilmek gerekir. Bunun bilinmesi anadili denilen şeyi anlamlandırmak ve dillerin neden korunması gerektiğini anlamak açısından önemlidir.

Dil ÇeşitliliğiFarklı Dünyalar

Günümüzde konuşulmakta olan dillerin tam bir sayısını vermek mümkün olmasa da SIL (Summer Institute of Linguistics)’in yoğun dil araştırmalarının bir sonucu olarak ortaya çıkan Ethnologue:LanguagesoftheWorld'da 116 farklı dil ailesine mensup 6909 dil listelenmektedir [3].

Bütün bu diller patent yasalarıyla korunmayan, tek bir kişiye değil fakat bir topluma ait olan ve başka hiç bir yerde yazılı olmayan bir yerel bilgi birikimini kendi içinde barındırmaktadır [4]. Bu dillerin her biri farklı bir kültüre karşılık gelmekte ve bir dilde ifade edilebilen kimi kültürel pratikler, düşünceler ya da yerel bilgiler başka bir dile doğrudan çevrilememektedir. Dilsel çeşitlilik bizlere insan zihninin işleyişine dair eşsiz bilgiler sunmaktadır çünkü dil, insan topluluklarının deneyimlerini düzenleme ve sınıflandırma şekillerini gösteren eşsiz bir kayıt sistemidir [5]. Bugün konuşulmakta olan binlerce dil, bahsi geçen insanlaşma sürecinin en azından bir bölümü boyunca elde edilmiş pek çok insani, kültürel birikimi kendi içinde barındırmaktadır. Bu bağlamda her bir dil farklı bir hayatta kalma şeklinin ifadesi, farklı bir dünya tasarımıdır.

Dilbilim açısından bakıldığında, hem bir insan özelliği olarak ‘Dil’ hem de farklı toplulukların konuştuğu farklı dillerin işleyişinin, özelliklerinin ve kökenlerinin anlaşılabilmesi açısından dilsel çeşitliliğin korunması önemlidir. Öyle ki, dilbilimsel veriler, yalıtık diller olarak adlandırılan, başka dillerle bilinen bir ilişkisi olmayan ve genellikle çok az sayıda insan tarafından konuşulan dillerin yapısal olarak, yaygın kullanıma sahip ve büyük dil ailelerine dâhil olan İngilizce, İspanyolca, Çince gibi dillerden çok daha karmaşık olduğu görülmektedir [6]. Bu karmaşık yapıların anlaşılması ‘Dil’ hakkında daha kapsamlı bir bakış sağlayacaktır.

Ekolojik dilbilim alanında yapılan çalışmalar dünyadaki dilsel çeşitlilik ve biyolojik çeşitlilik arasında da bir bağlantı olduğunu düşündürmektedir. Tablo 1'de görülebileceği gibi dünyada biyolojik çeşitliliğin en yüksek düzeyde olduğu 17 ülkenin 7'si aynı zamanda dilsel çeşitliliğinde en fazla olduğu 9 ülke arasında yer almaktadır.

Tablo 1: Biyolojik ve dilsel çeşitliliğin en yüksek olduğu ülkeler [7]

 

En Yüksek Biyolojik Çeşitliliğe Sahip Ülkeler

 En Yüksek Dilsel Çeşitliliğe Sahip Ülkeler

Afrika

Demokratik Kongo Cumhuriyeti

Demokratik Kongo Cumhuriyeti

 

 

Kamerun

 

 

Nijerya

 

Madagaskar

 

 

Güney Afrika

 

Amerika

Brezilya

Brezilya

 

Kolombiya

 

 

Ekvador

 

 

Meksika

Meksika

 

Peru

 

 

ABD

 

 

Venezuela

 

Asya

Çin

 

 

Hindistan

Hindistan

 

Endonezya

Endonezya

 

Malezya

 

 

Filipinler

 

Pasifik

Avustralya

Avustralya

 

PapuaYeni Gine

PapuaYeni Gine

Dahası en fazla endemik - o ülke sınırları dışında konuşulmayan - dilin bulunduğu 25 ülkenin 16'sı aynı zamanda en fazla endemik – o ülke sınırları dışında bulunmayan - omurgalı canlının da bulunduğu ülkeler listesinde yer almaktadır [8]. Dolayısıyla, dilsel çeşitliliğin korunması, kültürel ve dilsel kodlar yoluyla yerli halkların yaşadıkları bölgelerdeki biyolojik çeşitlilikle ilgili belleklerine işlenmiş olan bilginin ve bu yolla biyolojik çeşitlilik ile bu çeşitlilikten yararlanma şekillerinin korunması anlamına gelmektedir. İşte bu yüzden tek tek dillerin nesilden nesile aktarılmaya devam etmesi, birer anadil olarak kullanılmaya devam etmesi önemlidir.

Harita 1: Bitkisel ve Dilsel Çeşitlilik [9] (Yeşil renk açıktan koyuya doğru artan çeşitliliği göstermekte siyah noktaların yoğunluğu dilsel çeşitliliğin yüksek olduğu yerleri göstermektedir)

Dil ÖlümüÇok Seslilikten Tek Sesliliğe

Ne yazık ki, mevcut süreç dilleri yok oluşa itmekte, 7000 civarındaki dilin büyük bir kısmı biyolojik çeşitliliğin yok oluş hızından çok daha büyük bir hızla yok olmaya devam etmektedir. Bugün bilinen balık türlerinin %5'i, bitkilerin %8'i kuşların %11'i ve memelilerin %18'i yok olma tehlikesiyle karşı karşıyayken, yaşayan dillerin %40'ından fazlası hâlihazırda yok olma tehlikesiyle karşı karşıyadır [10].

Dillerin kaybolma nedenlerini ise dört ana başlık altında toplamak mümkündür [11]:

*    doğal afetler, kıtlık, hastalıklar

*    savaşlar ve soykırımlar

*    genellikle 'ulusal birlik' adı altında açık baskı ya da asimilasyon

*    kültürel/politik/ekonomik üstünlük

Belirli durumlarda bu nedenlerden sadece birisi söz konusu olduğu gibi birkaç nedenin birarada bulunması da mümkündür. Geçtiğimiz yüzyılın sonlarına doğru Türkiye'de yok olan Wubıh dilinin yok olma nedenlerinin başında Rus-Kafkas Savaşları ve Çarlık Rusyası tarafından Wubıhlara uygulanan soykırım ve sürgün gelirken, bu dilin Türkiye'de ki akıbeti ise bir asimilasyon hikâyesinin hüzünlü sonudur.

Grafik 1: En yaygın kullanılan 10 dili konuşanların dünya nüfusuna oranı [12]

 

Ethnologue'a göre, bilinen 6909 dilden en yaygın kullanılan 10 tanesi dünya nüfusunun yarısı tarafından konuşulurken 6899 dil geri kalan nüfus tarafından konuşulmaktadır. Tek başına bu veri dahi kimi diller için durumun vahametini ortaya koymaya yetse de kötü haber sadece bundan ibaret değildir. Dillerin %55'ini konuşan sayısı 10.000 kişinin altındadır ve bu dillerin çok büyük bir kısmının önümüzdeki 100 yıl içinde kaybolacağı düşünülmektedir.

Tablo 2: Anadili olarak konuşanların sayısına göre dillerin dağılımı [13]

Nüfus Aralığı

Diller

Konuşan Sayısı

 

Sayı

Oran

Kümülatif

Sayı

Oran

Kümülatif

100.000.000 - 999.999.999

8

0,1

%0,1

2.308.548.848

38,73721

%38,73721

10.000.000 - 99.999.999

77

1,1

%1,2

2.346.900.757

39,38076

%78,11797

1.000.000 - 9.999.999

304

4,4

%5,6

951.916.458

15,97306

%94,09103

100.000 - 999.999

895

13,0

%18,6

283.116.716

4,75067

%98,84170

10.000 - 99.999

1.824

26,4

%45,0

60.780.797

1,01990

%99,86160

1.000 - 9.999

2.014

29,2

%74,1

7.773.810

0,13044

%99,99204

100 - 999

1.038

15,0

%89,2

461.250

0,00774

%99,99978

10 - 99

339

4,9

%94,1

12.560

0,00021

%99,99999

1 - 9

133

1,9

%96,0

521

0,00001

%100,00000

Bilinmeyen

277

4,0

%100,0

 

 

 

Toplam

6.909

100,0

 

5.959.511.717

100,00000

 

Sayısı binlerle ifade edilen dilsel çeşitliliğe rağmen dünyada kullanılan resmi dillerin sayısı, devletlerin kabul ettiği yerel ve azınlık dilleri de dâhil olmak üzere 350 civarındadır [14]. Kaldıki resmi dil olarak kabul edilseler de, bu 350 dilin  dahi büyük bir kısmı demografik, ekonomik ve politik olarak o ülkelerde yaygın kullanıma sahip dillerin sürekli baskısı altındadır. Dilsel haklar bir çok uluslararası belgeyle güvence altına alınmış olmasına rağmen, pek çok ülke bu belgelerin dillerle ilgili bölümlerine çekinceler koymakta, kendi içlerindeki dilsel çeşitliliği yok saymakta, bunun da ötesinde sistematik asimilasyon politikalarıyla yok etmeye devam etmektedir.

Bağlayıcı, etkili uluslararası sözleşmelerle toplumların dil varlığı yasal güvence altına alınarak bu konuda ciddi ve gerçekçi adımlar atılmadığı sürece insanlığın bu dillerin kendisine sunduğu hazineden mahrum kalması kaçınılmazdır. Buna karşı yapılması gereken, Anadil Günü gibi sembolik değeri olan etkinlilerle bu konudaki farkındalığın arttırılmasının yanı sıra, devletlerin kendi sınırları içindeki bütün dezavantajlı ve azınlık dillerinin korunmasına yönelik somut adımlar atmasını sağlayacak yöntemler geliştirmektir.

 

Kaynakça

Austin, P. K., & Sallabank, J. (Dü). (2011). The Cambridge Handbook of Endangered Languages. Cambridge: Cambridge University Press.

Harrison, K. D. (2010). The Last Speakers: The Quest to Save the World's Most Endangered Languages. Washington, D.C: National Geographic Society.

Jurmain, R., Kilgore, L., & Trevathan, W. (2009). Essentials of Physical Anthropology. Wardsworth: Cengage Learning.

Levinson, D., & Christensen, K. (1996). The global village companion: an A to Z guide to understanding current world affairs. Gt Barrington: Berkshire Publishing Group.

Lewin, R. (2005). Human Evolution: An Illustrated Introduction. Oxford: Blackwell Publishing.

Lewis, M. P. (Dü.). (2009). Ethnologue: Languages of the World. Dallas: SIL International. (Online sürüm: http://www.ethnologue.com

Nettle, D., & Romaine, S. (2000). Vanishing Voices: The Extinction of the World's Languages. Oxford: Oxford University Press.

Skutnabb-Kangas, T., Maffi, L., & Harmon, D. (2003). Sharing a World of Difference: the earth's linguistic, cultural, and biological diversity. Paris: Terralingua.

 



[1] Lewin, R. (2005). Human Evolution: An Illustrated Introduction, s.222

[2] Jurmain, R., Kilgore, L., & Trevathan, W. (2009). Essentials of Physical Anthropology, s.188

[3] Lewis, M. P. (Dü.). (2009). Ethnologue: Languages of the World.Onlinesürüm: http://www.ethnologue.com

[4] Harrison, K. D. (2010). The Last Speakers: The Quest to Save the World's Most Endangered Languages. Washington, D.C: National Geographic Society.

[5] Nettle, D., & Romaine, S. (2000). Vanishing Voices: The Extinction of the World's Languages, s. 11.

[6] Nettle, D., & Romaine, S. (2000). A.g.e., s.11

[7] Skutnabb-Kangas, T., Maffi, L., & Harmon, D. (2003). Sharing a World of Difference: the earth's linguistic, cultural, and biological diversity.

[8] Skutnabb-Kangas, T., Maffi, L., & Harmon, D. (2003). A.g.e., s.39.

[9] http://www.terralingua.org/wp-content/uploads/2011/04/plants_

[10] Harrison, K. D. (2010)., A.g.e.

[11] Austin, P. K., & Sallabank, J. (Dü). (2011). The Cambridge Handbook of Endangered Languages, s.5

[12] Grafikte kullanılan veriler Lewis, M. P.’den uyarlanmıştır.

[13] Lewis, M. P. (Dü.). A.g.e.

[14] Levinson, D., & Christensen, K. (1996). The global village companion: an A to Z guide to understanding current world affairs, s.74.

KÜLTÜR / SANAT

  • Son Eklenenler
  • Çok Okunanlar
  • Rastgele