AYAAYRA...

Çarşamba, 01 Ekim 2014 08:27

Hep hüzünlü anma günleri topladı bizi bir araya...

21 Mayıs'larda siyahlar içinde başımız eğik, yüzümüz asık omuz omuza yürüdük sahillerde... Dudaklarımızda dua kıpırtıları, bir cekete yamçı niyetine sarınıp sabahladık anma gecelerinde.

Bir kurucuyu, bir lideri, bir emektarı andık başka günlerde, yine hüzünlü, umuda yönelik şiirler okuduk yürekten, savaş, sürgün, katliam, soykırım, şehitler, yitirdiğimiz, isminin geçmesi bile yüreğimizi ısıtan dava arkadaşları üzerinden konuştuk masa başlarında...

Ne çok şey borçluyuz biz bu insanlara bilir misiniz? Kimi emeğini, kimi zamanını, kimi adını, kimi özgürlüğünü, kimi sağlığını vermiştir, kimi de hiç düşünmeden sahip olduğu o tek hayatını güle oynaya feda etmiştir davası uğruna, onları konuşmayıp ne konuşacaktık ki?

İşte bu düğün dönsün diye, işte bu mızıka sesi için, işte sen kaşen olabilesin diye bu yüzyılda da gönlünü titrenle, işte Çerkes duruşu başı dik, omuzlarını kasıp yürüyebilesin bu meydanda diye...

Bu çocuklar, tanışsın, oynasın diye birbiriyle işte, siz bu dili konuşun, şakalaşın, gülüşün, zıp diye kalkıverin ayağa bir büyüğünüzü görüce, saklayın sigaranızı, utanmayı, işte haynap'ı, pkhaşharab seygo demeyi unutmayasınız diye...

Bugün Akua'da, Nalçık'da, Mıyekuape'de serin rüzgarlar yüzünüzü okşarken, bizimdi burası var ya, aha yüz kilometre aşağısı bizimkilerin çıktığı yermiş ya, tamğamızı gördüm bir kapının üstünde diyebilesiniz diye işte...

Kitaplar yazdılar, şarkılar okudular kasetlere, zor anlaşılır kayıtlarda tarihin mızıka seslerini geleceğe taşıdılar, ne var yani sıradan bir şeymiş, bugün olsa gene hiçbir şey yapmıyorlarmış gibi bir kültürü yaşatan tek damar olduklarını dahi bilmeden, keyifle, eğlenerek kurdular geleceğimizi... Bir wunafe, bir zekhes, bir vorşer, düğün adabı, şawejeş, nisaje, cenazede kim ne yapar, asker uğurladılar, misafir ağarladılar, dost sohbetleri kurup nasıl insan olunur, kırıp dökmeden öğrettiler kendilerinden sonrakilere...

Onları anmayıp kimi anacaktık?

Üstlerinde otlar bitmiş şehitlikleri, dimdik mezartaşlarının gölgesinde, kitaplarının, şarkılarının, şiirlerinin, uçup gitti sanılan sözlerinin ve dingin ve ateşli ve vazgeçmez Çerkes inadı bakışlarının hatırasında, işte bu kendileri göremeyip, kendilerinden sonrakilere sundukları zafer ve bayram günlerinin kutlamasında kabarırken yüreğimiz...

Onlardan konuşmayıp ne yapacaktık?

Aramızda olsalar ne yaparlardı, onu yaptık, yanyana olsak ne isterlerdi, onu istedik, uğruna kendini feda ettiği değerlerin yitmediğini, yaşadığını görmek, göstermek istedik...

Bıraktıkları yeden devam ettirmekte olduğumuzu, görevi başkalarının üstlendiğini, misyonlarının yarım kalmadığını herkes bilsin istedik...

Zafer onlarındı, bayram bize kaldı, kutlamazsak çok ayıp olacaktır, gurur duysunlar dedik...

İşte bu gençler, bu ablalar, kardeşler, işte bu saçı sakalı ağarmış, kocaman gözlükleriyle Thamadeler, işte bu güle oynaşa koşuşturan çocuklar, bu mızıka sesi...

Zaten çok fazla birşey de istemediler bu hayattan, görmeye doyamadıysa da gözleri...

Yarım kalan sevgileri devam ediyorsa bugünün gençlerinde, kavuşamadıkları aşkları adına, başka gençler kavuşabiliyorsa bugün birbirine, aslında fazlasıyla yaptılar görevlerini...

Zafer, şimdi yerini bulmuş, bayram olmuştur, hepimize kutlu olsun...

KÖŞE BUCAK YAZILARI

  • Son Eklenenler
  • Çok Okunanlar
  • Rastgele