Evvel zaman içinde…

Perşembe, 10 Mart 2011 00:00

 

Bizi kamyonlara doldurdular
Sonra o iki erle yük vagonlarına doldurdular
Günlerce yolculuktan sonra, bir köye attılar
Tarih öncesi köpekler havlıyordu…

Cemal Süreyya

Günlük koşuşturmanın içinden sıyrılıp, arada bir geçmişimize yolculuklar yaparız. Tatiller biraz da bu amaç için değil mi? Bu yolculuklar, çoğu zaman zihinde olur. Zaman zaman da, gider bir dolaşır geliriz çocukluk coğrafyamızı. Demek ki, sadece suçlular suç mahaline dönmez tekrar… Zihinde yada, gerçek olsun yolculuk hatırlamaları arada gülümsemeler asılı bırakır yüzümüzde. Bazen de kaygı, üzüntü ve endişe  mask’ına dönüşse de yüzümüz, insan daha çok güzel şeyleri hatırlar genel olarak. Sürgün toplumlar bu konuda biraz daha şanssızdır sanırım. Üçüncü kuşak olan bizler babalarımız kadar değil isek de, büyüklerimizin ruh halleri bir yerden hayatımıza yapışıp kalıyor… Anneannemi hatırlamam ama, annemin her ayın on dördünde Ay’a bakarak yaşadığı hüznü hiç unutamadım. Anneannem ile birlikte Ay’a bakarak Kafkasya’da bıraktıkları yakınlarını düşünerek kederlendikleri geleneği, annem bir süre daha sürdürdü. Sürgün toplumların insanları daha bir alıngan, daha bir çabuk kederlenir, hatta kederin hakkını  daha iyi verirler. Sürgünün kadınları daha da çok…Bundan mıdır bilemem, altı yıl Yemen’de askerlik yapan dedemden dolayı; ne zaman Yemen türküsü çalınsa bir yerde, annem ağlardı. Üstelik dedem sağ salim dönmüş olmasına ve uzun bir ömür yaşamış olmasına rağmen. Sıcak kanlı ve hiperaktif yaşayan Çeçenlerle ilgili bu konuda şüphelerim var ama, Adığeler hüzne daha bir yatkınlar sanki. Düğünlerde çalınan kafe dediğimiz müzik, söz olarak da tını ve melodi olarak da daha çok hüzün gönderir yaralı duygularımıza. Ve daha çok  hırpalanırız. Bu duygulardan mutlu aşklar çıkarmaya çalışırız ki, bu bile başlı başına yorucudur aslında… Düğünlerde arada bir şeşen (Çeçen) dediğimiz hareketli oyunlar oynarız ya; Çeçenlere özendiğimizden mi yoksa, periyodik hüznümüze küçük aralıklar serpiştirmek için mi bilemiyorum…

• • •

Uzun zamandır sadece zihnen yolculuklar yapabiliyorum çocukluk yılları coğrafyama. Hüzne pek izin vermiyorum. Onun için yüzümde değişik gülümsemelerle yakalıyorum kendimi. Doğayla iç  içe geçen o yıllarda, her şey anı kalıyor. Sahici yaşamak, bunun nedeni olabilir. Günümüzde, coğrafi bir alanı yazarak betimleme işi artık yazı dilinden alındı. Her hangi birinin cebinde taşıdığı telefon görüntüsünü açarak yüksek bir yerden kendi ekseninde bir tur dönse, günlerce yazılacak bir betimlemeden daha anlatıcı ve sahici olur. Telefonlarımızın bu fonksiyonunu pek kullanmıyoruz sanırım. Tüm komşularımızla köyde yaşayan ve yaşamış sülaleleri biliyor ve izliyorum. Bunların da bir envanteri ne kadar iyi olur aslında. Mahalle yada köy imecelerinden, doğum, evlilik yada köye gelen misafir için yapılan düğünler. Öne çıkan ilginç karakterler ve olaylar kayıt altına alınmazsa, unutulup gidecek ve gidiyor. Örneğin tüm Glahstney’de düğünlerde mızıka çalan bir karakter vardı. Hursey diye çağrılırdı (H sesini gırtlaktan çıkartarak). Asıl adı galiba İbrahim idi. Eşcinsel olduğu kuvvetle düşünülürdü. Kırk yaşlarındaydı. Bilinen en iyi Çerkes makamlarını çalan Hursey’in repertuarı da zengindi. Siyah, paçasına doğru daralan Adana şalvarı, üzerine önü fırfırlı değişik tiplerde ve parlak renklerde gömlek, üstüne ceket giyerdi. Efemine hareketler ve kırıtmalarla düğünde mızıka çalardı. Bazen de genç kız olarak oynardı da. Saçları boyalıydı ve siyah idi. Dip boyasının zamanını geçirdiğini gördüğüm durumlarını hatırlarım. Hemen hemen hiç konuşmazdı. Ücret öderler miydi bilmiyorum ama, düğünlere çağrılmadan gelir, sanırım üç beş bir şeyler de verilirdi. Çerkes değildi. Ailesinde Çerkes de yoktu galiba. O günün koşullarından bakarsan, başka bir dünyadan geliyor gibiydi. Hajsuklar’da misafir kalırdı. Bazen balkonda da dinleyenlere yada çeşmeye yakın gölgede bekleşen gençlere mızıka çalardı. Bir tür radyo yayını gibi.

Yine Akordeon çalarak köyde dolaşan, böylece herkesi haberdar eden Glahstney’in sünnetçisi. O da Çerkes değildi. Bazen Çerkes şarkılar çalsa da, daha çok anonim Türkçe şarkılar çalarak sokak sokak dolaşır, o yıl sünnet edileceklerin anlaşmalarını yapar; sünnetleri yaptıktan sonra da diğer köye yaya olarak giderdi. Biz erkek çocukların korkulu rüyası olan sünnetçiye fazla yakın olmanın riskinden dolayı, yakın gözlemlerim oluşmamış. O, köye gelip sokaklarda akordeon çalmaya başlayınca, biz çocuklar guruplar halinde en kısa yoldan bağlara-bahçelere sığınır, akşama kadar ortaya çıkmazdık. Çocuklarını bahçelerde arayan, seslenen ebeveynlere de cevap vermez, saklanırdık. Biliyorduk ki akşama doğru giderdi sünnetçi. O yaz sünnet fırtınasını atlatınca rahatlardık. Önümüzdeki yaz, kim öle kim kala… Köyün hemen hemen tüm erkeklerini sünnet eden bu adamdan kurtuluş yoktu. Sadece geciktirebilirdiniz. Ben bir yaz gafil avlanmış bahçelere değil eve sığınıp, pencerelerin kepenklerini kapatarak kapıları da içerden kilitledim. Hiç bir vaad, tehdit ve nasihat açtıramadı o kilitleri. Ancak o sıralarda askerden yeni dönen halamın küçük oğlu pencereye merdiven dayayıp kapıyı açmaya beni ikna etmişti. Çok sevdiğim Muammer ağabeye olan sevgim ve güvenim o günden sonra  azalarak devam etmiştir… Anladığınız gibi benim başımı halamın oğlu yakmıştı…

Berd diye anlatılan birinden de söz etmeliyim burada. Nereden geldiği pek hatırlanmasa da Glahsteney dışından olduğu kesin. Geldiğinde Ponej Adil’lerde kalırdı. Gezgin şair gibi. Kendisi Çerkesmiş ancak dörtlüklerini hep Türkçe söylermiş. Miş diyorum, çünkü ben hiç görmedim. Büyüklerimizin sohbetlerinde geçtiği kadarla hatırlıyorum. Kişiye özel doğaçlama dörtlükler söylediği gibi, anonim dörtlükleri değiştirerek de uyarlayıp söylermiş. Tabi bunu sonraları anladım. Örneğin; ’elinde maşa / gider ataşa / köyün güzeli / Feride hanım…’ Bu yaygın anonim bir dörtlük. Feride hanım kısmını değiştirip kulanırmış. Belki de başka bir zamanda yada yerde bu isim, Kebire hanım, Mesude yada Nazide hanım olabiliyordu. O dönemlerde ‘talihli şeker’ denilen kağıda sarılı daha çok köylere yönelik üretilen misafir şekerlerinden dörtlükler çıkardı. Parlak jelatin dış kağıdın içinde değişik dörtlükler basılmış beyaz normal dikdörtgen bir kağıt çıkardı. Ve misafirlere ikram edildiğinde, bu dörtlükler zaman zaman okunarak anlamları üzerinde takılmalar şeklinde sohbetler yapılırdı. Çoğu zaman bu dörtlükler, konu açmak için de yararlı olurdu. Bu bölümü severek izlediğimi hatırlıyorum. Şekerden çıkan dörtlükleri fal olarak değerlendirilerek okunduğu da olurdu… Ne de olsa, ismi ‘talihli şeker’… Berd, bu talihli şekerlerden çıkan dörtlüklerin canlı olanıydı. Bir çoğu Berd’in kendisi için bestelediği dörtlüğü ezberlerdi. Bunların dışında benzer karakterlerden, koldan kurmalı gramafonu ve ‘Sahibinin Sesi’ marka tek eski taş plak’ıyla ayin gibi gösteri yapan Karayolları Bakım İstasyonu’nda görevli Avare Hasan’ı (Havle Hasan), kış geceleri, yaşlı çocuk evlerinde toplananlara bilmediğimiz bir dilden cenk hikayelerini yüksek sesle, makamına göre okuyan ve bunu Kaberdeyce’ye tercüme eden Niyaz Dayımı (teyzemin eşi) unutmadım… Köyün başından başlanarak, köyün dışındaki harman yerine kadar wıg’le inilerek başlayan ve bir aydan çok kesintisiz yapılan düğünler… Maksıma hazırlığı başlarken kurulan ve haftalarca süren ‘kış girişi yorgunluk atma’ düğünlerinin yaşanma biçimlerini, gelenekleri çok dinledim büyüklerden. Ancak kaydı yok. Yazılı dili olmayan toplumların tek kayıt aracı görüntü ve ses artık. Bunu değerlendirmeyecek miyiz. Belge biriktirmek için ana dille yazma hakkı kazanıp… yani olmaz zamana mı erteleyeceğiz….

• • •

Dediğim gibi, yaşananlar ve tanıklıklar kayıt altına alınmayınca hafızalardan silinmeye mahkum adeta. Yaşam bu kadar uçlarda veya ayrıntılarda değil elbet. Ancak tüm Çerkes köylerin, mümkün olduğu kadar da kentlerdeki yaşamları yazılı tarih çalışmasıyla kayıt altına alınamaz mı acaba? Bu işi KAFFED planlayıp yürütemez mi? Ülke çapında beş yüz yada ihtiyaç kadar üniversite öğrencilerinden oluşan bir gönüllü ekibi kurabilir mi? Bunları planlayacak eğitecek, ilişkileri sağlayacak sonuçları değerlendirecek, basacak-yayınlayacak gibi tüm işleri yürütmek üzere, ofis kurabilir mi? Bunu sağlayacağı hareketlilik ve kurulacak ilişki ağının ötesinde, böyle bir çalışmanın sonuçlarının, anavatandaki akrabalarla buluşma amacı olacak sülale ve ailelere ne kadar hizmet eder, düşünmek gerek. Bazen düşünülürse ve iyi planlanırsa, küçük maliyetlerle büyük işler yapılabiliyor. Bu  konuda kimler gönüllü deseler, ban parmak kaldırırım. Havada görülecek parmak da tek benim parmağım olmaz sanıyorum. En azından umut ediyorum. Etmek istiyorum…

• • •

Bu konuyu teknik olarak konuşursak; belirli alanlarda ve boyutlarda sayım yapmak için hukuka ve mevzuatlara bakmak gerekebilir. Ancak sözlü tarih çalışması izne tabi mi acaba, bilmiyorum. Çözülemez  olduğunu sanmıyorum. Türkiye’de yaşayan Çerkeslerin sayısı, cinsiyetlere ve yaşa göre dağılımı. Anadilin konuşma oranı, sayısı 1. Anavatan’a yönelik ilgisi ve düşüncesini belirlemek.Sülale isimleri. Ekonomik standartlar. Gelir geçim olanakları ve kaynakları belirlemek. Aile yada sülalenin köy ve kent yaşamına dağılmışlık durumu, aralarındaki ilişki sıkılığı ve sorunları 2… Kazanılmış hakları ve olanakları. Eğitim durumu. Yaş ve cinsiyete göre dağılımı 3. Anavatanla, Çerkes-Çarlık Rusya savaşı ve Sürgün ile ilgili, bilgi ve düşünceleri. Bilgilenme kaynakları ve olanakları. Bu konudaki istek ve ihtiyaçları. Evlenme törenleri. Düğün yapma gelenekleri. Yas, misafir ağırlama., akrabalık ilişkileri gibi sosyal geleneklerin biçimleri. Gençler Arasındaki sosyal ve özel ilişkiler 4. Ana dili ile bildiği şarkı sözü, öykü, anı, bulmaca gibi şeyler. Bunları öğrenme kaynakları 5. Anavatana turistik gezi, akrabalarıyla tanışmak görüşmek, ticaret, iş kurma ve benzer nedenlerle hiç gitti mi, gitmediyse gitmek ister mi. Böyle bir düşüncesi varsa kararını etkileyecek veriler neler olabilir. Süreli yada süresiz herhangi bir yayın izliyor mu? İzlemek ister mi? Gibi verilerin sözlü tanıklıkla kayıt altına almak 6. Karar ve planlama yapacak bir uzman, yarı uzman envanteri ve ihtiyaç listesi hazırlamak ve projelendirmek.7 Bunun için, yürütme heyeti oluşturmak 8. Gönüllü öğrencilerin bulunması. Gruplandırılması, planlanması, gerekli olanakların sağlanması. Bağlantıların ve ilişkilerin sağlanması. Gerekli eğitimin yapılması. Sonuçların   toplanması, değerlendirilmesi , yayımlanması ve benzerlerinin planlanması9. Herkese açık tanıklıkların gönderilip toplanacağı görüntü bankasının oluşturulması 10… Diasporanın demografik ve sosyal profilini  gerçekçi veri ve belgelerle oluşturmalıyız. Gerçekçi veriler olmadan, fikir yürütmek siyaset geliştirmek ve araştırma yapmak çok mümkün görünmüyor. Dilimizi, kültürümüzü, politikalarımızı araştırmalarımızı varsayımlar dünyasından kurtarıp, gerçekler üzerine inşa etmeliyiz artık 11… Taşınabilir telefon, dijital fotoğraf makinesi ve dijital kameralar artık çok yaygın kullanılıyor. Ayrıca, bilgisayar kullanımı ciddi boyutlarda yaygınlaştı. Hemen hemen her köyde yada çevrede bilgisayar kullanımından ‘uzman’ derecesinde gençler var, çoğaldı. Web sayfası hazırlama, kullanma; özellikle kullanma gibi konularda teknik eğitim-destek olacak bir birim oluşturulabilir mi acaba. Köy sitelerine epey bakmıştım. İlgi yüksek. Ancak teknik olarak çok yetersiz. Bu kendiliğinden ciddi bir yerel arşiv, yereller arasında iletişim, haberleşme, tanıma gibi olanaklar sağlaması dışında,  KAFFED de doğrudan yerellere ulaşma olanağı elde etmez mi?… Faaliyetleri aydın ve kent çevresinin dışına, kırsal alana  taşımadan, aydın-bürokrat hastalıların bünyedeki sıkıntıları çözülmez sanırım 12…

• • •

Dar alanda hatırlamalar olan bu iç konuşma, yada sesli düşünme metni şöyle bitti. Kamışçık (kamşık) köyünde artık yaşamayan, nerde olduğu bilinmeyen aileler yada kişileri anmak gerek. Kqaşej’ler, Jeren’ler, Jemenbey’ler, Lekaşek’ler, Aksora’lar,  Ju’ler, Mate’ler, Traşa’lar, La’aşın’lar, Hatu’lar, Bağtır’lar, Şogen’ler, Şemısa’ler, Bıda’ler, Kamğat’ler (Kamğat Ali), Hajsuk’lar, Şhagaş’ler ve Naşha’lar neredeler acaba. Köye yerleşen, iki Kürt aile, iki Türk aile ve çok küçük yaştan büyütülen iki Ermeni çocukların durumları nedir? Ben en son gördüklerimde bunların tümü, Kabardeyce konuşuyorlardı…

Mansur Balcı, 10 Mart 2011, Nalçik

KÖŞE BUCAK YAZILARI

  • Son Eklenenler
  • Çok Okunanlar
  • Rastgele