Ayağında Kundura…

Salı, 11 Ocak 2011 00:00

Vara vara vardım Sivereğin hanına

Hancı dedi, yorgundur yatak serin eyvana

Ordan zalim geldi dedi o urfa çocuğudur

Atın onu zindana 

(Gazel, Urfa)   

‘Ayağında kundura’ türküsü ile keşfedilip ünlü olduğunda belki de ayağında kundura yoktu. Bugün artık seyahatlerini özel uçağı ile yapıyor. Bilinen ve itiraz edilip reddedilmeyen hikâyeye göre inşaatlarda soğuk demir bağlarken keşfedildi. Sesi gibi yüzü de yanık ‘Urfa çocuğu’ olarak tanındı. Ürkek ve tedirgin afişleri şehrin duvarlarını kapladı, hızla şöhret oldu. Ünü parladıkça skandalları arttı. Bir ara skandalları şöhretinin önünde idi: Kadın dövme, suça azmettirme, çete bağlantısı, Avrupa konserlerinde Kürtçe türkü okumak, eğitimsizliği, kenar mahalle kültürü sayılan çiğ köftesi gibi… Lahmacunu, otobüs taşımacılığı, televizyonu, otelleri, inşaatları gibi ticari alanlarda da sık konuşulurdu. Önce ayağına kundura geçirip başladığı şöhret yolculuğunda başarılarının yanında geldiği yer, hastane yoğun bakım servisi.  ‘Çok gezen pabuç bok getirir’ derler ya, durumu tam da öyle bu sıralar. Çünkü birkaç gün önce vuruldu… Vurulduğu andan itibaren ülke gündemine yerleşti. Ulusal TV’lerde ana haberden birinci sırada yirmi dakika. Durumuyla ilgili özel oturumlar düzenleniyor. Eski-yeni emniyetçiler, kroki eşliğinde güvenlik zaafları anlatıyorlar. Taksici ve kebapçı esnafı pankart açıp sloganlar atarak, İ.Tatlıses’e destek yürüyüşleri yaptılar. Başbakan da Rusya’ya giderken hava alanında, Tatlıses’le sms’leştiğini açıkladı. Tatlıses’in bir sms’ini de okudu. ‘Delikanlı yanınız bizi etkiliyor’  mealinde. Başbakanlığı ile ilgilenmemiş sanırım. Başbakanın yolladığı mesajları öğrenmemiz için Tatlıses’in ayağa kalkmasını, konuşur duruma gelmesini bekleyeceğiz artık. Başbakanın  ‘ beraber çıktık biz bu yollara’ gibi Türk sanat müziği tarzını biliriz. Hani şu M. Kemal’in ‘ maya dağdan kalkan kazlar’ meselesi gibi… Tatlıses dinler mi, dinler miydi belli  değil. Ama beş kez mobil telefondan mesajlaşacak kadar kanki’ler besbelli…

Sesinin en genç, güzel ve etkili döneminde herkes nefret derecesinde tavır almıştı. Sesi yaşlandı, kendisi zenginleşti. Nefret edenler şimdi hayranları… Sesinden mi? Kendisinden mi? Tartışmalı durum. İnşaat işçisi iken keşfedilip ünlü ve zengin oldu. İnşaatlar yaparak satarken vuruldu… Vukuat alanı inşaatlardan çıkamıyor gibi…

İşler iyice zıvanadan çıktı. NTV de 5n1k haber programında bir tıp profesörünü  konuk etmişler. Masada bir sürü model beyin ve kafatası malzemesi. Avucunda koca bir model beyinle, Hamlet’ten ‘tirat’ atacak zannederken, ‘önce ülkemizin medarı iftiharı ünü sınırlarımızı aşmış türkücümüze geçmiş olsun ‘ diye yapay zekâ ürünü bir girişle başlıyor. İlginç buldum.  Acaba İ.Tatlıses dinliyor mu evinde, ya da araba kullanırken? Tıp öğrenciliği yılları muhtemelen Tatlıses’in sanat hayatının ilk dönemleridir. Acaba o zamanlar dinliyor muydu? Konu geçmiş olsun dileği değil, bunun için yaptığı güzelleme…

Dayaktan deliye çevirdikten sonra toplumca ‘omuz verip’ Tatlıses’in dayağından ve yatağından sürükleyip çıkartılan dansöz hanımın da, ‘Onu gizlice ziyaret ettim. Onu sevgim yaşatacak’ diye demeci basıldı gazetelerde. Tamam da seni kim yaşatacak o tekrar kanlanıp canlanırsa…

Eskiden, ıyyy!!! İbrahim Tatlıses miiii? ( onlar İbo demez…) diyenler şimdilerde hayran kitlesini oluşturuyor… Anadolu’da  ‘iki taşınma bir yangına bedel’ derler. O hesap, bu musibet iki nasihata bedel… Biri, toplum olarak her konuda artık iyice kişilik yarılması halimiz galebe çalıyor her konuda. Dün nefret ettiğin varoluş biçimin, bugün temel yaşama şeklin olabiliyor. Dünün keskin solcusu, bugünün ulusalcısı. Bir ödül töreninde Ahmet Kaya’ya çatal bıçaklarla saldıran linç kitlesi bu türlerdir. İstanbul’un hem fetih yıl dönümünü hem de düşman işgalinden kurtuluş yıldönümünü aynı kişiler kutluyor… Bir yeri ‘işgal ettik’ diye kutlama yapan tek toplum Türk toplumu. Amerikalılar bile ‘keşfettik ‘ diyorlar… Bu bütün illerde bir şekilde kutlanır, anılır… İyice şizofren olduk… İkincisi ise daha sosyal psikolojik durum. Büyük sermayenin ayağı kaydırılıp devrildikten sonra hemen yerine Anadolu sermayesi yerleşti. ‘Anadolu kaplanları’ merkeze pay için koşturup gelirken kenardaki kültürü de taşıdı. Merkezin kültürü merkezden kovulmadı ama ‘kaplanların’ kültürü belirleyici iyice artık. Eski kültüre de bir yer bıraktılar… Tesettür giyime ‘kara fatmalar’ gibi sıfatlar takılırken, Cemil İpekçi çizimleriyle olunca kabul görüyor. Dindar erkeklerin ceplerinde taşıdıkları el işi ince örgü takkeler artık taşınmıyor. Metroseksüel giyimli cami cemaatlarını görmek zor değil. Dindar kadınları ve erkekleri giydiren koleksiyonların üretilip ‘defile  edilmesi’ sık görünür oldu. Otel, motel ve sayfiye yerlerinde artık dindarların ağırlığı iyice görülüyor. Onlar da anladılar ki cennet aslında dünyada. Ya da somut görünen dünyadaki maddi cenneti yaşamanın ne zararı var ki… Düşünce dünyasında tasavvur edilen cennet yoksulların cenneti idi zaten. Yalılar, köşkler el değiştiriyor. Lüks lokantalar, kafeler artık iç içe yaşam kanıksandı… İslami sermaye ve yeni kültürü her alanı dolduruyor ve her türlü öteki kültür ile etkileşiyor. ‘İçki kullanmamak kaydıyla’ kamuya açık alanlarda her şey yaşanıyor dindarlarca… Tek fark alenî içki tüketilmiyor olması hemen hemen… Viski-çiğ köfte kültürü ile Dünya mutfaklarından spesiyaller ve pahalı şarap sofraları iç içe... Hem de hayli karşılıklı geçişken şekilde.

Bu durum Özal’la başladı. Muhalif kültürün içi boşaltılıp sistem içine alındı.  Livaneli  türden müzik örneklerinde olduğu gibi. Arabeskle barışıp şarkıları seçim kampanyalarında ‘parti marşı’ olarak kullanılınca, partilerin taraftarlarının da müzik kültürü oldu… Siyasi İslam kendi içinde ‘ilahi’ okumak, ‘zikir’ yapmanın yanında, kamuya açık alanda ‘islami Rock’, ‘islami Rap’ tarz müzik üretip yaymaya başladı. Özal döneminin genel özelliği, dinî mesaj vermekle sınırlıydı. Tarikat-cemaat ziyaretleri, Cuma namazlarında cami cemaati içinde görünmek, ‘ulusa sesleniş’ metinlerine serpiştirilen dinî söylemlerle sınırlıydı. AKP döneminde köşkten başlayarak gecekondulara kadar İslami yaşam biçiminin yeniden üretilmesi yaşanıyor. Özal dikkat çekerken, Tayyip; ’ yapın-yaşayın’ diyor. İktidar gücünün konsolide edilmesinde AKP son derece maharetli. İkili bir ilişki yürürlükte artık: İktidarda olan güç ve iktidarda olan düşünce arasındaki ortaklık ezici bir çoğunluk yaratmış görünüyor. Fethullah Gülen ‘düşüncesi’ iktidarda, Tayyip Erdoğan’ın temsil ettiği ‘güç’ yürütme olarak iktidarda. Bu ortaklığa yakın olan her türlü kişisel veya kurumsal güçle işbirliği titizlikle devşiriliyor. İbrahim Tatlıses ile Tayyip ilişkisi başka nasıl açıklanır ki? Bir tür siyasi ticaret veya karşılıklı çıkar ilişkisi.

Düşündürücü olan şu: Popüler kültürün kendisini yaşamadan seviyor(muş)gibi mi yapıyoruz? Pop müzik değil de, pop sanatçı mı seviyoruz? Yoksa,  pop- Arabesk müzik gizli gizli dinler miydik muhalif zamanlarımızda da? Yoksa onların toplumun önemli bir kesimi üzerindeki etkisine mi eklemleniyoruz? Ve nihayet, güçlü bir ses dahi olsa muhalif bir kibirle periferi kültürüne karşı olmayı marifet mi sayardık? Bundan bir şey olmaz diye Pavarotti’yi de yollamamış mıydık zamanında? Başbakanın Rusya Federasyonu ile imzaladığı Nükleer santral anlaşmasının haberi basın-yayında beş dakika bile yer almazken, toplumca bir zamanlar ‘aforoz’ ettiğimiz bir şarkıcının vurulmasına bu kadar ilgi göstermemiz, bu ilginin arkasındaki gücün kendisi ve niyeti düşündürücü değil mi? Kenar mahallenin kültürü merkezin kültürü diyebiliriz belki de artık. Kim bilir, Nükleer santral  yapıldıktan sonra, olası deprem ya da kaza sonrası ortaya çıkacak ölüm  ve felaket tablosuna sakladık yazı ve yorumlarımızı… En azından sağ kalacak olanlarımız…

KÖŞE BUCAK YAZILARI

  • Son Eklenenler
  • Çok Okunanlar
  • Rastgele