Filler ve Çimenler

Pazartesi, 27 Şubat 2012 11:41

Geçen hafta Avrupa İnguşlar Derneği adına İbrahim Lyanov Gürcistan Parlamentosu'na başvurarak İnguş Sürgünü'nün “soykırım” olarak tanımasını istedi. 23 Şubat 1944'de gerçekleşen sürgünün yıldönümünde yapılan başvurunun Gürcistan Parlamentosu'nda görüşüleceğini söyleyen  Diaspora ve Kafkasya Komitesi başkanı Nugzar Tsiklauri, kendi tutumunu samimi bir şekilde açıkladı: “Komitemin sadece soykırımları tanımakla uğraşmasını istemiyorum. Görüşmeler yapılacak, ama sonucun olumlu olacağı konusunda emin değilim.”[1]

Gürcistan Parlamentosu'nun 2011'de “Çerkes Soykırımı'nı” tanımasından sonra, İnguş Soykırımı’nın tanınmasının da gündeme geleceği bekleniyordu, çünkü bu yöndeki talepler Çerkes Soykırımı üzerine Tiflis'te yapılan konferanslarda ve toplantılarda İnguş “temsilciler” tarafından dile getirilmişti. Çeçen ve Ermeni soykırımlarının tanınmasına ilişkin talepler ise, Çerkes Soykırımı’ndan daha önce gündeme gelmiş, fakat Gürcistan Parlamentosu, yapılan tüm çağrılara karşın bu konuları görüşmeye bile yanaşmamıştı. Tsiklauri “Komitemin sadece soykırımları tanımakla uğraşmasını istemiyorum” diyerek gelebilecek tüm yeni taleplere cevap vermiş oluyordu.

Gürcistan'ın Çerkes Soykırımı’nı tanıması, Rusya'ya karşı alınmış siyasi bir karar. Bunu Gürcistan yönetimi de gizlemiyor zaten. Gürcistan'ın niyeti ne olursa olsun, Çerkeslerin bu durumu bir fırsat olarak değerlendirmesi ve insanlık tarihinin en büyük trajedilerinden biri olan Çerkes Soykırımı'na uluslararası kamuoyunun dikkatini çekmek için Gürcistan ile birlikte çalışması, uğramış oldukları tarihsel haksızlığın telafi edilmesi için bu devletin desteğini alması yanlış mı? Çerkeslerin uğramış olduğu tarihsel haksızlığın büyüklüğüne karşın, başta ilgili devletler olmak üzere uluslararası kamuoyunun ilgisizliği o kadar büyük ki, bu konuda gösterilen en küçük bir ilgi ve destek bile çok önemli değil mi? Şüphesiz Gürcistan'ın bu kararı, Çerkes Soykırımı'nın belirli bir çevrede, şimdiye kadar olmadığı düzeyde gündeme gelmesini ve tartışılmasını sağladı. Fakat günün sonunda Çerkeslerin ne elde edebileceğini görmek için Gürcistan'ın senaryosunu ve Çerkeslerin gündemini değerlendirmemiz gerekiyor.

Gürcistan'ın Senaryosu

2008 Ağustos'unda yaşanan kısa savaştan sonra Saakaşvili ve Gürcistan yönetiminin önemli bir politika değişikliğine gittiği görünüyor. Gürcistan'ın alenen ilan ettiği, Kuzey Kafkasya halkları ve Çerkes diasporası ile yakın ilişkiler kurulmasına dayalı bu yeni politikanın üç temel hedefi var:

1. Rusya'nın konumunu zayıflatmak için genel olarak Kuzey Kafkasya'da kargaşa ve çatışma ortamı yaratmak, özel olarak da 2014 Soçi Kış Olimpiyatları’nı engellemek

2. Abhazya'nın Kuzey Kafkasya halkları ve Çerkes diasporası ile olan ilişkilerinin kesmek, yani Abhazya'yı yalnızlaştırmak

3. Bölgesel güç olmak ve bu doğrultuda Kafkasya'daki “küçük halkların hamisi” rolünü üstlenmek

Gürcistan, 2008'den sonra bu üç hedefe birden ulaşmasını sağlayacak bir senaryonun farkına vardı. Bu senaryo ABD'deki yeni-muhafazakarlar tarafından uzun bir süredir hazırlanıyordu ve temel hedefi Kuzey (Batı) Kafkasya'nın istikrarsızlaştırılmasıydı. Kuzey Kafkasya ve diasporadaki gelişmeleri yakından takip eden yeni-muhafazakar uzmanlar, bu halkların en haklı ve duyarlı olduğu konuyu saptadılar. 2014 Kış Olimpiyatları için Soçi'nin aday olması ile somut bir hedef de ortaya çıktı ve senaryo Jamestown tarafından düzenlenen bir dizi “bilimsel” konferansta yazıldı.[2] 

Peki Gürcistan bu senaryoyu niçin benimsedi? Aslında 2008 Ağustos'una kadar Saakaşvili ve Gürcistan'ın politikası farklıydı. 2014 Kış Olimpiyatları'nın Soçi'de yapılması kesinleştikten sonra (4 Temmuz 2007) Abhazya'nın olimpiyat hazırlıklarına katkıda bulunması gündeme geldi. Olimpiyatların Abhazya ekonomisine olumlu etkisinden çekinen Gürcistan yönetimi önce, “Tiflis'in onayı olmadan Abhazya'nın 2014 Soçi Kış Olimpiyatları hazırlıklarına katılması ilhak olarak değerlendirilecektir” diyerek Rusya’yı “uyardı” (Gürcistan Dışişleri Bakanı Davit Bakradze, 5 Mart 2008). Bu konuda fazla bir etkisinin olmayacağını görünce, Soçi'nin Abhazya sorununundan dolayı olimpiyatlar için güvenli olmadığını söyledi. Hatta Saakaşvili, Soçi Olimpiyatları'nın güvenliğinin sağlanması için ortak bir Rus-Gürcü Komitesi'nin kurulmasını önerdi (10 Temmuz 2008). Bu dönemde Saakaşvili, 2014'e kadar Abhazya'yı işgal edeceğini (“Gürcistan'ın toprak bütünlüğünü tesis edeceğini”) düşündüğü için Rusya'ya “işbirliği” teklif ediyor, bu işbirliği kapsamında Sohum havaalanının olimpiyatlar için kullanılabileceğini söylüyordu.

Fakat olmadı. 2008 Ağustos'undaki kısa savaş Saakaşvili'nin tüm hayallerini yıktı.  Bundan sonra Saakaşvili ve Gürcistan'ın öncelikli hedefi, Rusya'dan ve Putin'den intikam almak için 2014 Soçi Olimpiyatları'nın engellenmesi oldu. Olimpiyatların boykot edilmesini sağlamak amacıyla Saakaşvili Soçi'nin Abhazya sınırında olduğu için güvenli olmadığını iddia etti. Hatta Gürcistan Olimpiyat Komitesi 20 Kasım 2008'de Uluslararası Olimpiyat Komitesi'ne başvurarak sporcular için “benzersiz bir güvenlik tehlikesi” oluşturduğu gerekçesi ile “komşusunu işgal eden” bir ülkede olimpiyatların yapılmamasını istedi.

Fakat bu da olmadı. Gürcistan'ın “Rusya'nın Abhazya'yı işgal etmesinden dolayı bölgede güvenlik sorunu olduğu” şeklindeki söylemi kimseyi ikna edemedi, Gürcistan'ın en yakın dostları bile Soçi'yi boykot etme niyetini göstermedi. Soçi Olimpiyatları'nın açıklamalarla, protestolarla engellenemeyeceği görülmüştü. Olimpiyatlar ancak bir tehdit ile, adını koyalım, bir “terör eylemi” ile engellenebilirdi. Fakat böyle bir eyleme karşı Rusya'nın ve uluslararası kamuoyunun vereceği tepki belli. Pekin Olimpiyatları'nın ilk günü Güney Osetya'da elini kana bulamaktan çekinmeyen Gürcistan yönetimi, ikinci bir olimpik saldırıda sanık değil, şüpheli bile olmanın maliyetini kaldıramayacağını biliyordu. Bu nedenle Soçi'yi engellemek için, suçun başkasının üzerinde kalacağı bir yol bulunması gerekiyordu.[3]

Ve Gürcistan söylemini kısa bir sürede değiştirdi. Artık 2014 Soçi Olimpiyatları için tehdit unsuru “işgal edilmiş bölgeye yakın olması” değildi. Rusya'nın Çerkeslere karşı soykırım uyguladığı yerde olimpiyatlar düzenlenemezdi. Jamestown Vakfı'nın Tiflis'te düzenlediği konferanslar ile birlikte, bu söylem Gürcistan Parlamentosu tarafından da resmi olarak benimsendi. Örneğin 19 Kasım 2010'da Gürcistan Parlamentosu'nda Çerkes Soykırımı üzerine yapılan görüşmelerden sonra, Kafkasya ve Diaspora ile İlişkiler Komitesi başkanı Nugzar Tsiklauri “Uluslararası Olimpiyat Komitesi'ni, ulusal olimpiyat komitelerini ve uluslararası topluluğu, 2014 Soçi Olimpiyatları'nın başka bir ülkede yapılması konusunda ikna etmeliyiz” diyordu. Tsiklauri'ye göre olimpiyatlar, Çerkeslerin soykırıma uğradığı yerde planlanmıştı fakat Olimpiyat Sözleşmesi'ne göre soykırım yapılan bir yerde olimpiyatlar yapılamazdı.

Figüransız bir senaryo düşünülemez. Bu senaryonun uygulanabilmesi için tabii Çerkeslerin de işin içine katılması gerekiyordu. Gürcistan ve ABD'deki akıl hocaları, diasporadan Çerkes kuruluşlarının bu senaryoya katılması için olağanüstü çaba gösterdiler. Artık Youtube'a bile düşen görüşme kayıtlarında, Gürcistan'ın üç-beş kişi de olsa diasporadan katılımın sağlanması için nasıl top yekun çalıştığı anlaşılıyor. Örneğin, Tiflis'te yapılan ve diasporadan kurumsal katılımın sağlanamadığı ilk konferanstan bir ay sonra, Gürcistan Parlamentosu Savunma ve Güvenlik Komitesi başkanı Givi Targamadze, Mısır ve Suriye'deki büyükelçileri Gocha Japaridze'yi arayarak  “Parlamento'nun onların soykırımını tanıma niyetinde olduğunu, Türkiye ve Ürdün'den katılacak [Çerkesleri] bulmak için yoğun bir çaba içerisinde olduklarını” söylüyor ve “Suriye ve Mısır'dan mümkün olduğu kadar çok Çerkes, İnguş, Çeçen vb, bulmasını” istiyor. Bu yoğun çabaların, Gürcistan Parlamentosu'nun Çerkes Soykırımı’nı tanımasından sonra kısmen başarılı olduğu söylenebilir. Gürcistan'ın kısmi başarısında Adığe ve Abhaz diasporalarının ayrıştırılmasına yönelik özellikle Türkiye'de yürütülen çalışmaların da etkisi olduğunu belirtelim.

Tabii figüranların rollerini doğru oynayabilmesi için suflörler de gerekli. Bir hahamın, Hipersiyonist “Bead Artseinu” (“Anavatan İçin”) hareketi sekreteri Abraham Shmulevitch'in, “Çerkes Kongresi danışmanı” olarak bu konferanslara katılması ilginç. Bead Artseinu hareketi, Nil'den Fırat nehrine kadar olan bölgede siyonist bir İsrail devleti kurulmasını, bunun Tanrı'nın isteği ve doğal sınırların sonucu olduğunu savunuyor. [4] Böyle bir hareketin liderinin Çerkeslere niçin ve nasıl sufle vereceği açık değil, fakat 24 Şubat 2012'de Tiflis'te yaptığı konuşmanın başlığı, sanki senaryonun son sahnesini özetliyor: “Kafkasya'da Yeni Bir Savaş Olasılığı: Nerede ve Ne Zaman?” 16 Kasım'da İstanbul'a gelen ABD’nin eski Türkiye Büyükelçisi Ross Wilson'ın Kafkasya için oldukça karanlık bir tablo çizmesi ve “şimdi sırada Kafkasya Baharı var” demesi boşuna değil.

Özetlersek, Gürcistan'ın Soçi Olimpiyatları'na önceleri karşı çıkmadığı, hatta bu konuda Rusya ile işbirliği yapmak istediği açık. 2014'e kadar Abhazya'yı zaten dize getireceğini hesaplayan Saakaşvili'nin bu dönemde tek kaygısı, Abhazya'nın ekonomik açıdan güçlenmesiydi. 2008 Ağustos'undan sonra ise Saakaşvili ve Gürcistan yönetiminin tek hedefi, Putin ve Rusya'dan intikam almak için, Soçi Olimpiyatları'nın engellenmesi oldu. Güney Osetya'da ağzı fena halde yanan Saakaşvili, Soçi'de ihtiyatlı davranması gerektiğini kısa sürede anladı. Soçi Olimpiyatları, Gürcistan'ın akıl hocaları ile birlikte uyarladığı oyunda duvara asılan silah oldu. Çehov'un dediği gibi bu silah son sahnede patlayacak. Ve Saakaşvili doğal olarak son sahnede yer almak istemiyor, bu rolü Çerkeslere devretti.

Çerkeslerin Gündemi

Peki Çerkesler bu rolü kabul etmeli mi? Bu sorunun cevabı açık olmalı: Başkalarının yazdığı senaryolarda oynamak hiç kimseye, hiçbir zaman, hiçbir fayda getirmemiştir. Çünkü ya rolünüz zaten kaybedeni oynamaktadır ya da en iyi olasılıkla perde kapandığında işiniz biter. Bu senaryonun amacı da sanırım yeterince açık: Kısa dönemde Soçi Olimpiyatları'nı engellemek, uzun dönemde Kuzey-Batı Kafkasya'yı istikrarsızlaştırmak. Yani rolümüz kaybedeni oynamak.

Bu oyunun farkında olarak belirli bir süre işbirliği yapmak, Gürcistan'ı (hatta arkasındaki ABD'yi...) kullanarak belirli kazanımlar elde etmek mümkün değil mi? Doğal olarak Çerkes Soykırımı’nın tanınması ve uluslararası kamuoyunda duyurulmasının, Çerkesler açısından manevi getirisi var, fakat Gürcistan ile birlikte bu konuda çalışmak iki açıdan sorunlu.

İlk olarak, Çerkes Soykırımı, Çerkeslerin tarihsel açıdan en haklı olduğu bir konu ve   günümüzde ulusal/kültürel kimliğin kurucu unsurlarından biri. Bu açıdan, soykırım sorununun bir araç olarak görülmesi, hele hele Gürcistan (ve ABD) gibi ülkelerin kısa dönemli çıkar hesaplarında araçsallaştırılması, bu haklı zeminin hızla kaybedilmesine yol açacaktır. Çerkeslerin ihtiyacı, soykırımın Gürcistan gibi devletler tarafından tanınması değil (böylesi bir tanınmanın pratikte hiçbir önemi yok), soykırımın ve uğranılan tarihsel haksızlıkların, özellikle Anayurt ve diaspora ülkelerinde ve kamuoyunda bilinmesi, anlaşılması ve kabul edilmesidir. Devletler-arası politik çatışmaların bir aracı haline getirildiğinde, soykırım konusu hem ulusal/kültürel kimliğin kurulmasındaki etkisini kaybeder, hem de Çerkesler haklı olmalarından kaynaklanan moral üstünlüğü hızla yitirmeye başlarlar. Bu da, soykırımın tekrar haklılık zemininde savunulmasını giderek zorlaştıracak, hatta belirli bir aşamadan sonra olanaksız hale getirecektir.

Soykırım gibi insani boyutu son derece önemli olan bir konuda, masada kimin yanına oturduğunuz çok önemli. Avrupa'daki dostları tarafından bile artık sözü ciddiye alınmayan ve elindeki kan hala kurumamış insanlarla birlikte masaya oturup, Çerkes Soykırımı’nın tanınmasını istemek Çerkeslere bir şey kazandırmayacak, daha kötüsü Çerkes Soykırımı'nı itibarsızlaştırmaktan başka bir işe yaramayacaktır.

İkinci olarak, böylesi bir işbirliği Çerkeslerin kendi gündemlerinden uzaklaşmasına, kendi sorunlarına yabancılaşmasına yol açacaktır. Çerkeslerin günümüzdeki en önemli gündemi varoluş sorunu, yani her gün hızlanarak devam eden yok oluşu sürecinin durdurulmasıdır. Yok oluşa karşı mücadele ise somut durumda üç sacayağına dayanıyor:

1. Anayurt: Ulusal/kültürel varlığın oluştuğu ve uzun dönemde tek güvencesi olan Anayurt'ta, mevcut (federal) statülerin güçlendirilmesi, ulusal/kültürel pratiklerin gelişmesini sağlayacak kurumsal yapıların oluşturulması/güçlendirilmesi, mevcut hakların uygulanabilmesi ve geliştirilmesi gerekiyor. Anayurt'ta, özellikle Adigey Cumhuriyeti ve Abhazya'da mevcut sorunların en önemli nedenlerinden biri ise nüfus sorunu.

2. Diaspora: Diasporada en önemli sorunlar ise ulusal/kültürel hakların tanınması ve hızla yok olan kimlik ve kültürün korunabilmesi için kültürel üretimin ve etkileşimin sağlanması. Bu doğrultuda, başta yeni anayasanın hazırlanması olmak üzere demokratikleşmesi süreci önem kazanırken, bu demokratikleşme sürecinde talepleri formüle edecek ve savunacak, fakat aynı zamanda kültürel üretimi de sağlayacak örgütlü yapıların güçlendirilmesi gerekiyor.

3. Anayurt-diaspora ilişkisi: Diasporada tüm hakların tanınması durumunda bile, mevcut dağınık yapıdan dolayı ulusal/kültürel varlığın ne kadar korunabileceği açık değil. Anayurt'un diasporadaki insanlarına, diasporadaki insanların da Anayurt'larına ihtiyaçları var. Bu nedenle, Anayurt ve diaspora arasındaki ilişkilerin alabildiğine geliştirilmesi ve hem Anayurt, hem de diaspora açısından hayati önemde olan dönüş hareketinin canlandırılması/canlı tutulması gerekiyor.

Çerkesler açısından, soykırımın tanıtılması ve Soçi Olimpiyatları'na ilişkin yapılacak tüm etkinliklerde ve yapılacak tüm işbirliklerinde, etkinliğin bu sacayağına katkısının ne olacağına bakmak gerekli. Gürcistan'la birlikte hareket etmek, ne Anayurt'ta Çerkeslerin konumuna yardımcı olacak, ne diasporada hakların gelişmesine yarayacak, ne de Anayurt-diaspora ilişkilerine olumlu bir katkıda bulunacaktır.

Son olarak, Çerkes Soykırımı konusunun gündeme Gürcistan ile birlikte gelmediğini vurgulamak gerekli. Çerkes Soykırımı, ilk kez 125. yıldönümünden sonra gündeme gelmiştir. Ankara'da düzenlenen 125. Yıl Anma Etkinlikleri'nden sonra bu konu Anayurt'ta ve diasporada, kısmen birbirinden bağımsız şekilde Çerkesler tarafından gündeme getirilmiş, Dünya Çerkes Birliği'nin de katkılarıyla Adıgey ve Kabardey Balkar meclislerinde bu konuda kararlar alınmış, UNPO Çerkes Soykırımı'nın tanınmasını isteyen bir  karar almış, Rusya Federasyonu ilk devlet başkanı Yeltsin “soykırım” kavramını kullanmasa da 1864'ün bir facia olduğunu ve Çerkeslerin anayurda dönebileceklerini söyleyen bir açıklama yapmış,  soykırıma ilişkin pek çok belge/kitap yayınlanmış, Anayurtta ve Türkiye'de 21 Mayıs Soykırım ve Sürgün Günü kitlesel etkinlikler ile anılmaya başlanmıştır.  Bu süreçlerin hiç birinde Gürcistan'ın hiçbir yeri ve rolü yoktur. Gürcistan ancak 2008 Ağustos'undan sonra, Anayurt ve diasporadaki Çerkeslerin soykırımın tanınmasına ilişkin meşru çabalarını, kendi  amaçları doğrultusunda kanalize etmek istemiş, bu amaçla hazırladığı sahneye Çerkesleri davet etmiştir.

Anayurt ve diasporadaki Çerkesler artık kendi gündemlerini oluşturmuştur. Mevcut sorunlarının temel nedeni olan Çerkes Soykırım ve Sürgünü'nün Rusya Federasyonu ve diaspora ülkeleri başta olmak üzere tüm uluslararası kamuoyu tarafından tanınması, yaşadıkları tarihsel haksızlıkların giderilmesi ve varlıklarının güvence altına alınması için çalışmaktadır. Bu çalışmayı da kendi belirledikleri doğrultuda, gerçekten kendi acılarını paylaşan ve gerçekten insan haklarına saygı duyan kişi ve kurumlarla birlikte yapacaklardır. Bu süreçte Çerkeslerin Gürcistan'dan tek talebi “gölge etmemesi”dir.

 


Notlar

[1] Haber Gürcistan'ın Rusça yayın yapan televizyon kanalı Kanal Pik TV'de de yer aldı (http://pik.tv/en/), fakat bu yazı hazırlandığında Gürcistan Parlamentosu web sitesinde bu konuda bir bilgi (henüz) yer almıyordu.

[2] Jamestown Vakfı'nın katkısıyla “Çerkesler: Geçmiş, Bugün ve Gelecek” (21 Mayıs 2007, ABD), “Rusya ve Çerkesler: İç Sorun mu, Uluslararası Sorun mu?” (8 Nisan 2008, ABD)  , “Olimpiyatlar 150 Yıl Önce Çerkeslerin Sürgün Edildiği Yerde Yapılabilir mi? (18 Haziran 2010, ABD) ve “Gizli Uluslar, Zaman Aşımına Uğramayan Suçlar: Geçmiş ve Gelecek arasında Çerkesler & Kuzey Kafkasya Halkları” (20-21 Mart 2010 ve 19-21 Kasım 2010, Tiflis) konferansları düzenlendi.

[3] Bu kapsamda, Saakaşvili'nin 24 Şubat 2011'de Gürcistan'ın Kuzey Kafkasya'ya yönelik Rusça yayın yapan televizyon kanalının açılışında yaptığı açıklama önemli: Saakaşvili konuşmasında 2014 Soçi Olimpiyatları için “fiziksel tehdit” oluşturmaya ne güçlerinin yeteceğini, ne de bu yönde bir planlarının olduğunu söylüyordu. Bir başka deyişle, Saakaşvili Soçi Olimpiyatları'na yönelik olası bir saldırının sorumluluğunu peşinen reddediyor.

[4] Bu hareketin web sitesindeki harita her şeyi özetliyor: http://www.zarodinu.org/

KÖŞE BUCAK YAZILARI

  • Son Eklenenler
  • Çok Okunanlar
  • Rastgele