Yeni Yıla Girerken

Pazartesi, 03 Ocak 2011 00:00

Son günlerde Anavatanda acı bir gündem var.

Etnograf Aslan Tsipinov’un katledilmesi, şüphesiz son dönem cumhuriyette gelişen en önemli olaylardan bir tanesidir.

Aslan Tsipinov bir Çerkes milliyetçisiydi.

Kendi halkını seven, kendi milletine değer veren, kendi tarihini ve tarihe mal olmuş geleneklerini yeniden canlandırmaya çalışan bir yurtseverdi Aslan Tsipinov.

Bir akşamüstü, eli silahlı iki katil evine kadar gelerek dışarı çağırdılar bu değerli insanı.

Kafasına iki kurşun sıktılar ve geldikleri gibi gittiler…

Kalleşçe kahpece bir cinayettir bu!

Hangi yüce dava, ideal, inanç için yapılırsa yapılsın, insanlık dışı ve alçakçadır.

Savunmasız silahsız ve muhtemelen misafir buyur etmek gibi insani bir amaçla yanlarına gelen bir adama kurşun sıkarak kaçmak, olsa olsa bu tür beyni yıkanmış ve damarlarında zerre kadar Çerkes kanı kalmamış ruhsuz satılmışların yapabileceği bir iştir.

Nedir Aslan Tsipinov’un günahı?

Bildiğimiz kadarı ile bir etnograf ve filolog olan bilim adamının en önemli suçu, Çerkes geleneklerini ve atalarımızdan bize miras kalan kültürü yeniden canlandırmaya çalışmış olmaktır.

Çerkes yeni yılı kutlamalarını başlatan kişidir Tsipinov.

O çok bilinen Abhazya meydanı düğünlerini başlatan kişidir.

Çerkes geleneklerine uygun evlilik ve düğün organizasyonlarını yeniden başlatan kişidir.

Çerkes töresini ve yaşayış biçimini hayatın her alanına hakim kılmaya çalışan kişidir.

Kısacası, dünde kalan ve unutulmaya yüz tutan neyimiz varsa onun bir şekilde ilgi alanındadır.

Katıksız bir Çerkes milliyetçisidir o.

Elbette bu durum birilerinin gözünden kaçmadı.

Onun, insanları kendi geçmişleri ile yüzleştirmesi; Çerkes gençliğini tarihi kültürü ve atalarının mirası ile buluşturması hoşuna gitmedi birilerinin.

Bir akşamüstü karanlık çökerken, vicdanı kara gözleri kara iki tetikçinin kurbanı oldu Aslan.

Bu işin acı bir yüzüdür.

Diğer acı ve utanç verici olan ise, aynı günlerde gelen yeni yıl kutlamalarının havailiğine kendisini kaptırmış bir toplumun, böylesi bir cinayete tepki vermemiş olmasıdır.

Bunca sivil toplum kuruluşundan ses çıkmadı…

Yıllarca görev yaptığı üniversitede bir tören yapılmadı…

Yıllarca görev yaptığı enstitüde bir tören yapılmadı…

Bunlar yapılmadığı gibi, o kurumların başında mevki işgal eden adamlardan tek bir yürekli ses çıkmadı bu olayı lanetleyecek.

Kendileri için mücadele eden aydınlarını, böylesine sahipsiz bırakan bir cemiyetin geleceği olamaz.

İçlerinden çıkmış en seçkin insanlardan birisine kurşun sıkıldığında sus pus oturan bir toplum, adaletten asaletten vicdandan merhametten söz edemez.

Bundan sonra her yeni yılda, oturup bir aydınına sıkılan kurşuna ses çıkartamamış olmanın utancını yaşasın Çerkes halkı.

Bu utanç bize yeter.

Bu olaydan sonra toplum vicdanının için için kanadığını görüyorum.

Bire bir konuşmalarda, sokaktaki insanların bu olan bitenden ne büyük üzüntü duyduklarına bizzat şahit oluyorum.

Fakat sadece o kadar…

Bu cemiyetin sesi yok.

Bu cemiyetin, haksızın başına inecek yumruğu, katilin yakasını kavrayacak kuvveti, suçlunun bulunmasını sağlayacak kudreti ve cesareti yok.

Bu ülkenin yurttaşları, bir sinema solundaki seyirciden farksız, sadece izliyorlar olan biteni.

Sen yanmasan,

Ben yanmasam,

Biz yanmasak,

Nasıl çıkar karanlıklar aydınlığa…

Birileri bu ülkenin caddelerinde Nazım’ın o meşhur dizelerini söylemeli bu günlerde.

***

Yaşanan son olayın bir de tuhaf olan tarafı var.

Tabii bu kısmı komplo teorileri sınıfına giriyor, ama yine de söylemeden edemeyeceğim içimdeki kuşkuyu.

Bildiğiniz gibi, Moskova’da sıradan bir futbol taraftarlığından kaynaklanan tartışmanın provoke edilip, Rusya’nın çeşitli yerlerinde faşist grupların sağa sola saldırıları için bahane olarak kullanılmasının üzerinden çok zaman geçmedi.

“Kafkasyalılar Moskova’yı terk etsin” sloganları da hala kulaklarımızda uğulduyor.

İşte tam da bu anda, sinirlerin oldukça gergin olduğu ve Kafkasyalıların durumlarını yeniden sorgulamaya başladıkları, herkesin kendi milletine yüzünü döndüğü bir zamanda bu olay oldu.

Çerkes milliyetçilerinin önde gidenlerinden birisi öldürüldü.

Çok geçmeden de fısıltı gazetelerinde “arkası gelecek” mealinde mesajlar yayılmaya başlandı.

Şimdi ben merak ediyorum ve soruyorum:

Bu olay, yükselen Çerkes milliyetçiliğini sindirmek için bir çaba olmasın sakın?

Veya tam tersine, halkları birbirine düşürmek için bir kışkırtma.

Bu olaydan sonra yeni yılın ilk günlerinde, fal bakan sözüm ona büyü yapan veya gaipten haber veren bir Adığe, bir Balkar ve bir Yunanlı öldürüldü. Şehirde bir restoran bombalandı.

Bu güne kadar sadece Çerkes Çerkes’i öldürüyordu, ölen de bizdendi ne yazık ki, öldüren de.

Fakat son üç cinayet; “bizleri, bu olanların Çerkes milliyetçilerine bir saldırı veya bir kışkırtma olmadığına inandırmak, zihinlerimizi bulandırmak için özellikle mi tasarlandı” diye sormadan edemiyorum.

Seçmece her milletten bir kişi.

Tsipinov olayında yapılan iş fazlaca sırıttığı için dengeleme ihtiyacı doğmuş olmasın?

Kesin böyledir demiyorum, elimde özel bir bilgi ve belge de yok, ama aklım beni bu soruyu sormaya zorluyor.

O nedenle, bu olayın bir an önce çözülmesi sağlanmalı, katilleri adaletin önüne getirilerek akıllarda uyanan şüpheler ortadan kaldırılmalıdır.

Yukarıda söylediklerim kafamda oluşan bir şüphedir sadece.

Fakat kesin olarak bildiğim bir şey var;

Eğer bu halk, aydınlarına kültür adamlarına ve sanatçılarına bundan başka sahip çıkmayacaksa, bizim için gelecek ümidi yok, bu gerçeği kabul edelim.

Eğer halk baskıya bu kadar çabuk boyun eğecek, bu kadar kolay sinip köşesine çekilecekse, olur olmaz her yerde söylenen ve adeta slogan haline gelen “mücadele edelim, geleceğimizi kuralım” sözleri, içi boş bir temenniden öte hiçbir anlam ifade etmiyor.

Eğer bu halk, eli silahlı üç beş çapulcu istemedi diye kendi kültüründen, tarihinden, geçmişinden vazgeçecekse hamasi nutuklar atarak birbirimizi kandırmayalım.

Ve biz, bundan başka onlara sahip çıkmayacaksak, ulusal sorunlara ilgisiz ve sessiz kalan Çerkes aydınlarını da boşuna suçlamayalım.

Daha önce çeşitli olaylara sessiz kaldıkları için “kimliksiz ve kişiliksiz” diyerek suçladığım aydınlardan, kültür adamlarından, tarihçilerden ve eğitimcilerden de bu vesileyle özür diliyorum.

Halkı için can veren bilim adamına rahmet diliyor, kendi halkının evladına kurşun sıkabilen satılmışlara da lanet okuyorum.

***

Bölgemizi birileri karıştırmaya çalışıyorlar.

O birileri bir başkalarını taşeron, işbirlikçi veya maşa olarak kullanıyorlar.

Ve şu anda fillerin tepişme sahasına döndürülmek istenen bu yer bizim vatanımızdır.

Tamam, bu çatışmalara alet olmamalı, akılsızca kışkırtmalara gelmemeli, kendimizi kullandırmamalıyız.

Fakat, evimizin orta yerinde tepinenler, halkımızın evlatlarını kirli oyunlarının kurbanları haline getirmeye başladılarsa, geleceğimizin böylesine harcanmasına daha fazla suskun kalamayız.

Bu cemiyet “katilleri bulun” diyerek yüksek sesle haykırmalıdır.

“İster bir dış güç, ister iç güç, isterse bir inanç grubu olsun, halkımıza ve vatanımıza yönelen her tehdit top yekûn düşmanımızdır” diyerek durduğu yeri belli etmelidir bu halk. Kendisini göz ardı edenlere varlığını yeniden hatırlatmalıdır.

Diaspora da bu iradeye destek vermelidir kayıtsız şartsız.

Bu bölgeye Çerkes halkının evladı olmak dışında başka vasıflarla ve başka amaçlarla girenlerin, girmek isteyenlerin bir kez daha düşünmesi sağlanmalıdır.

KÖŞE BUCAK YAZILARI

  • Son Eklenenler
  • Çok Okunanlar
  • Rastgele