Çerkes Kimdir?

Pazartesi, 09 May 2011 00:00

Uzunca bir aradan sonra yeniden merhaba.

Son dönemde, sağlık nedenleri ile bir süre Çerkes gündeminden uzak kaldım.

Neredeyse iki uzun seneden bu yana, gittikçe hararetlenen bir biçimde tartıştığımız “Çerkes kimdir?” meselesinin hala günün en sıcak konusu olarak durduğunu görünce, ben de kendi penceremden gördüklerimi yazmaya karar verdim.

Sözü hiç dolaştırmadan soruyu soralım. Çerkes kimdir?

El cevap: Kafkasya için soruyorsanız Adığeler, diaspora için soruyorsanız Kuzey Kafkasya halklarıdır.

Aslında bu cevapta bir çelişki var meseleye yüzeysel olarak baktığımız zaman.

Ve eğer istismar etmek isterseniz gani gani malzeme çıkar bu çelişkiden.

Zaten bunca zamandır sorunun “eskimeyen gündem” olarak orta yerde durması da bu nedenledir.

***

Çerkes kimdir ? sorusuna yukarıdaki “çelişkili” cevabı verdik.

Çünkü : “Çerkes” Kafkasya için bir ulusal kimliğin adıdır ve Adığe isminin karşılığıdır.

Yani Kafkasya’da kendisine “Adığe” diyen halklara, çevrelerindeki başka halkların verdiği isimdir Çerkes ve buna bölgedeki hiç bir halk itiraz etmez zaten.

Fakat öte yandan diasporada süreç farklı geliştiği için, Kafkasya’da ulusal bir kimliğin adı olan“Çerkes”, diaspora’da bölgesel/coğrafi bir kimliğin adı haline gelmiştir.

Yani Kafkasya’nın kuzeyinden , (hatta zaman zaman güneyinden de) Osmanlı topraklarına gelmiş halkların bütünü Çerkestir diasporadaki diğer halkların gözünde.

Onlar bizleri böyle isimlendirirler ve bu tanımlama biçimi nedeniyle, “Çerkes” ismi diasporada bir kaç halkı altında toplayan bir şemsiye haline gelmiştir.

Kavga nereden çıkıyor?

Burada kavga; ulusal/kimliksel manada bu ismin sahibi olan Adığelerden azınlık bir kesimin, diasporada ortaya çıkan reel durumu göz ardı ederek, bu tanımı anayurttaki şekli ile diasporaya empoze etmek istemelerinden doğmaktadır.

Bu ısrar, aslında mevcut çelişkinin bilerek istismar edilmesinden başka bir şey olmadığı gibi, şu an görünen biçimi ile iyi niyetli de değildir.

Nerede hata yapıyoruz?

Bizler her konuyu tartışırken zamanı, zemini ve koşullarımız arasındaki farklılığı gözardı ediyoruz. Çerkeslerin şu an Türkiye’de yürütmeleri gereken mücadele ile anayurtta yürütmeleri gereken mücadele, yöntemleri ve hedefleri açısından aynı değildir.

Yukarıda söylediğimiz gibi her ikisinin de koşulları, amaçları, araçları ve yöntemleri farklıdır. Dolayısıyla mücadelede oluşturacakları cepheler, kuracakları ittifaklar, olaylara getirecekleri çözümler ve yaklaşımlar birbirinden farklı olacaktır.

Anayurtta kendi topraklarımızın üzerindesiniz.

Kendi kimliğiniz ile gelişmek, kendi ulusal yapılarınızı oluşturmak/güçlendirmek ve nihai aşamada uluslaşmayı amaçlamak durumundasınız.

Hal böyle olunca, kimliğinizin tarifi noktasında ne kadar net olursanız o kadar sağlıklı bir yapı vücuda getirirsiniz.Çünkü ulusal kimlik kendisini bu topraklarda yeniden yaratacak ve biçimlendirecektir.

Bu koşullarda, anayurttaki bir hareketin Çerkes ismi konusundaki hassasiyeti makul görülebilir. Fakat bunu ısrarla diasporaya dayatmak, hatta bir bölünme tehlikesine rağmen bunda ısrar etmek iyiniyetli ve akıllıca bir tercih değildir.

Çünkü diaspora için şu aşamada koşullar farklıdır.

Diasporada mücadeleniz, kimliğin muhafazasına kültürel haklarınızın korunması ve kullandırılmasına, yani varlığınızı devam ettirebilme amacına yöneliktir.

Buradaki temel hedefiniz; demokratik mücadele ile talep edilebilecek hakların kazanılmasıdır. Öyleyse bu iki farklı zemin için farklı siyasetler geliştirmek zorundasınız.

Dolayısıyla en geniş katılımla bir demokratik güç birliği sağlamak, taleplerinizi demokrasi ve insan hakları temelinde gündeme getirmek, pratikte ulusal ve milliyetçi söylemlerden ziyade özgürlük eşitlik barış ve adalet kavramlarına dayanmak diaspora için doğru yol ve yöntemdir.

Şimdi, en geniş güç birliğinin sağlanmasını gerektiren bu koşullarda, birlikte hareket edebileceğiniz doğal müttefiklerinizi ötekileştirmek, kültür tarih ve coğrafya nedeni ile aynı kaderi paylaştığınız kardeşlerinizi küstürmek, onları dışlamak akıllıca bir seçim midir?

Bizler tek başına Adığeler veya Abazalar veya Asetinler olarak bir hiçiz diasporada. Ne sayısal, ne örgütsel, ne ekonomik, ne de lobi gücümüz var. Ancak bir arada olduğumuz ve birbirimize dayandığımız zaman bir şey ifade ediyoruz karşımızdaki güçler için.

Acaba tam da bu nedenle mi aramız açılmaya çalışılıyor?

Açık konuşmak gerekirse bu gün ne Abhazlar ne de Asetinler “Çerkes” olmak için yanıp tutuşmuyorlar. Fakat bu halklar “Çerkes” şemsiyesi altında oluşan birliğin muhafaza edilmesini akıllıca ve kendileri açısından faydalı buluyorlar. Bu koşullarda birlik, tıpkı onlar gibi bizim de yararımızadır, o halde ısrarla bunu parçalamaya çalışmanın bir anlamı yok.

Abhazın, Asetinin faşist Gürcü oyunlarına karşı, bölgesel güçlerin bu yeni cumhuriyetler ve halkları aleyhine geliştirebilecekleri politikalara karşı güç birliğine ihtiyacı var.

Bizim de benzer nedenlerle, yeni anayasa sürecinde Türkiye’den, Soçi olimpiyatları sürecinde Rusya’dan taleplerimizi gündeme getirebilmek, çifte vatandaşlık ve dönüş konuları da dahil olmak üzere sistemin efendileri nazarında ciddiye alınıp baskı kurabilmek için bir güç birliğine ihtiyacımız var.

Çok mu zor bunu anlamak ve buna uygun davranmak?

Bölünme kimin işine yarıyor?

Yukarıda sıraladığımız nedenlerle kardeş halklar arasında en fazla güç birliğine ihtiyaç olduğu bir zamanda, içimizden birileri aynı kaderi paylaştığımız diğer halkları dışlayan mikromilliyetçi ve saldırgan bir üslup kullanmaya başladılar.

Onları küstürüp uzaklaştırmak, Adığeleri tek başına bırakmak için ne gerekiyorsa yaptılar.

Acaba neden?

Gürcistan karşısında, Abhazya ve Osetya’nın geniş anlamda Çerkes diasporası desteğinden mahrum kalması, RF dışında hiç bir yerden destek alamaz ve Moskova’ya mahkum duruma düşmesi, bilin bakalım en çok kimlerin işine yarıyor

Yeni anayasa ve demokratikleşme aşamasında TC karşısında, olimpiyatlar ve Kafkasya’nın yeniden şekillendirilmesi aşamasında RF karşısında, Adığelerin diasporadaki kardeş halklarla kavgalı ve tek başına kalması bilin bakalım en çok kimlerin işine yarıyor, kimler bir taşla bir kaç kuş vuruyor?

Sonuç olarak:

Farklı coğrafyalarda farklı parçalara bölünmüş, farklı koşulları olan bir halkın sorunları üzerine kafa yorarken sağdan soldan aşırdığınız teorik formüller geçerli olmaz.

Her bölgede ve her sorun karşısında özgün bakış açıları, çözümler ve yaklaşımlar gerekebilir. Bunu kavrayıp koşullar gerektirdiğinde ezberini bozabilecek olgunluğa erişmeyen hiç bir hareket hedefine varamaz.

Bir davaya inanmak ve güzel şeyler hayal etmek, hakikati görmezden gelecek ve insani erdemleri yok sayacak kadar gözlerinizi kör etmemelidir.

 Çünkü her düş eninde sonunda gerçeğe çarparak parçalanır.

KÖŞE BUCAK YAZILARI

  • Son Eklenenler
  • Çok Okunanlar
  • Rastgele