Türkiye Cumhuriyeti'nden Talep ve Beklentiler

Salı, 19 Ocak 2010 13:06

Çerkesler, anayurtları Kuzey Kafkasya’da yüzyıllarca bağımsız olarak yaşamışlardır. Ancak Çarlık Rusyası’nın 19. yüzyıl başlarında Güney Kafkasya’yı, aynı yüzyıl ortalarında da Kuzey Kafkasya’yı işgal ve ilhak etmesiyle, toplu olarak sürgüne tabi tutulmuştur. Tarihe “Büyük Çerkes Sürgünü” olarak geçen bu trajik süreçte Çerkeslerin %90’ından fazlası anayurtlarından çıkarılmış ve Balkanlardan Filistin’e kadar dönemin Osmanlı topraklarına yerleştirilmişlerdir.

Günümüzde dünyada yaşayan Çerkeslerin en büyük kesimi (yaklaşık % 80’i) Türkiye’de bulunmaktadır. Türkiye dışında Kafkasya’da (Rusya Federasyonu içerisindeki Adığey, Karaçay-Çerkes, Kabardey-Balkar cumhuriyetlerinde, Abhazya’da, Güney Osetya’da), Ürdün’de, Suriye’de, İsrail’de ve Avrupa ülkelerinde çok sayıda Çerkes yaşamaktadır.

Türkiye’de yaşayan Çerkesler, kurmuş oldukları dernekleri aracılığıyla özgün dil ve kültürlerini yaşatmaya çalışmaktadır. Bu derneklerin çoğunluğu bir araya gelerek Kafkas Dernekleri Federasyonu’nu (KAFFED) kurmuşlardır. Türkiye'nin tamamına yayılmış 57 üye derneği ile 6 milyonluk Çerkes toplumunun en büyük sivil toplum kuruluşu KAFFED’dir.

KAFFED’in misyonu tarihi dil ve kültürümüzü yaşatmanın yanında, Türkiye’mizin birliği bütünlüğü ile demokratik ve laik değerlerine sahip çıkarak, ülkemizin kalkınmasına ve iç barışına katkıda bulunmaktır. Diğer taraftan Kuzey Kafkasya’da, Rusya Federasyonu içinde ve Abhazya ile Güney Osetya’da yaşayan, ortak bir tarih ile ana dillerimizi paylaştığımız akraba ve kardeşlerimizle, insani, kültürel ve ekonomik ilişkilerimize barışçı temellerde devam etmek en büyük arzumuzdur.

Son yıllarda Türkiye’de ve Kafkasya’da yaşanan gelişmelere paralel olarak hükümetimizden talep ve beklentilerimizi üç başlık altında özetleyebiliriz.

1. Demokratik açılım sürecinin kapsamlı ve kapsayıcı bir şekilde sürdürülmesi

Türkiye’nin gündeminde çok tartışılan “Demokratik Açılım” konusu, Genel Kurul’da da ön plana çıkmıştır. Eğer, bu süreçte samimi olunursa, bu sürecin ismi her ne olursa olsun, her ne sebepten kaynaklandırılıyor olursa olsun, geçmişle kavga etmeden yüzleşilir ve toplumu kamplara bölmek yerine birleştirici söylemler geliştirilirse, bu sürecin sonucunda kazananın, bütün etnik, dini ve kültürel unsurları ile “TÜM TÜRKİYE” olacağı açıktır.

Türkiye'nin demokratikleşmesi konusunda atılacak adımlarla ilgili görüşlerini bugüne kadar defalarca kamuoyuyla paylaşmış olan KAFFED, bu konuda üzerine düşen tüm katkıları sunmaya hazırdır. Kimse açılım fikrinden korkmamalıdır. Birlikte yaşama iradesi var olduğu sürece çözüm mutlaka bulunacaktır.

Demokratik Açılım sürecinin başarılı bir şekilde sürdürülebilmesi için tüm Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının dil, din, etnisite ve cinsiyet farkı gözetilmeden sürece dahil edilmeleri gerekmektedir. Süreci yönlendiren ve yürürüten kişi ve kurumlar, tüm etnik, dini ve kültürel topluluk temsilcileri ile görüşmeli, tüm kesimlerin kaygı ve taleplerini göz önüne almalı, tüm hak ve özgürlükler hiç bir fark gözetmeksizin tüm yurttaşlar için eşit bir biçimde uygulanmalıdır. Böyle bir uygulama hem ülkemizde kutuplaşmaları ortadan kaldıracak, hem de toplumun büyük bir kesiminin demokratikleşme sürecini desteklemesini sağlayacaktır. Bu kapsamda İçişleri Bakanımız Sayın Beşir Atalay’ın acilen Türkiye’de yaşayan Çerkeslerin en büyük sivil toplum kuruluşu olan KAFFED ile görüşmesinin gerekli olduğuna inanıyoruz.

KAFFED Türkiye’nin içinde yaşadığı bu dönüşüm sürecine, temsil ettiği toplumun taleplerini dile getirerek olumlu ve yapıcı bir katkıda bulunmak istemektedir. Tarih boyunca mütevazılıkları ve uzlaşma arayan yaklaşımları ile tanınan Çerkesler, Cumhuriyet’in kuruluşundan bu yana güçlü ve çağdaş bir Türkiye için ellerini taşın altına sokmaktan hiçbir zaman çekinmemiştir. Bu dönemde de Çerkesler, Türkiye’nin refahı ve çağdaş uygarlık düzeyine ulaşması için, yani daha fazla demokrasi, daha fazla özgürlük, daha fazla insan hakkı için Demokratik Açılım sürecini desteklemektedir.

* Demokratik Açılım sürecinin tüm Türkiye’nin önünü açabilmesi için öncelikle tek tipleşmeye dayalı 1982 Anayasası değiştirilmeli, temel hak ve özgürlükleri esas alan sivil, çağdaş bir anayasa oluşturulmalıdır.

* Demokratik Açılım sürecinin en önemli unsurlarından biri, yurttaşların dillerini, dinlerini ve kültürlerini istedikleri gibi yaşamalarını engelleyen tüm yasakların kaldırılmasıdır.

* Türkiye, insan haklarının geliştirilmesini güvence altına alan tüm uluslararası sözleşmeleri onaylamalı ve uygulamalıdır.

* İnsanlar çocuklarına veya yaşadıkları yerleşim birimlerine istedikleri isimleri koyabilmelidir.

* Devlet, yurttaşların dillerini ve kültürlerini korumaları için sadece izin veren değil, teşvik eden ve destekleyen bir konumda olmalıdır. İlk öğretimden itibaren seçmeli dil dersleri yaşama geçirilmeli, üniversitelerde talep edilen tüm dillerde akademik çalışmalara imkan tanınmalı, lisans ve lisans üstü programları açılmalı, enstitüler kurulmalıdır.

* TRT yayınlarında Türkiye’de konuşulan tüm dillerde daha fazla yayın yapılmalı, bu konuda özel medya kuruluşları da teşvik edilmelidir. Bu alan bireysel veya sivil toplum örgütlerinin girişimleri ile sınırlı bırakılmamalı, devletin imkanları seferber edilmelidir.

* Ayrımcılık ve her türlü ırkçılık ile aktif bir şekilde mücadele edilmeli, özellikle ders kitaplarından dil, din, etnisite ve cinsiyet farklılığı temelinde ayrımcılığı ve nefreti körükleyen tüm ifadeler çıkarılmalıdır.

* Türkiye’de yaşayan Çerkeslerin Kafkasya’daki akrabaları ile kültürel ve insani ilişkilerinin geliştirilmesi için özel tedbirler alınmalı, destek verilmelidır. Bu doğrultuda Rusya Federasyonu ile çifte vatandaşlık uygulamalarını kolaylaştıracak tedbirler alınmalıdır.

Unutulmamalıdır ki dünyadaki tüm diller, dinler ve kültürler insanlık tarihinin ortak mirasıdır. Onların varlıklarını sürdürmelerini ve gelecek kuşaklara sağlıklı bir şekilde aktarılmalarını talep etmek en temel insan hakkı; bunun için gerekli adımları atmak da en temel insanlık görevi ve sorumluluğudur. Bu görevin bilincinde olarak KAFFED, toplumun her kesimini kapsayacak bir Demokratik Açılım sürecinin başarıya ulaşabilmesi için samimi gayretlerini ve katkılarını hiçbir zaman esirgemeyecektir.

2. Abhazya, Güney Osetya ve Kuzey Kafkasya cumhuriyetleri ile ilişkilerin geliştirilmesi

6 Ağustos 2008 günü Gürcistan silahlı birliklerinin Güney Osetya’nın başkenti Tskhinval’de sivil halka yönelik saldırısıyla başlayan savaş kısa sürmüş, fakat 26 Ağustos 2008’de Abhazya ve Güney Osetya’nın bağımsızlıklarının Rusya Federasyonu tarafından tanınmasıyla tüm Kafkasya’da dengeler değişmiştir. 6 Ağustos savaşından sonra Türkiye tarafından önerilen “Kafkasya İşbirliği ve İstikrar Platformu”, ulaşılması gereken çok önemli bir barış projesidir. Bölgede barış ve istikrarı sağlamaya yönelik bu ve benzeri barış projeleri, Türkiye’deki ve Kafkasya’daki tüm Çerkesler tarafından büyük bir memnuniyet ve şükran ile karşılanmaktadır.

Türkiye’de yaşayan Çerkesler, Türkiye’nin Abhazya ve Güney Osetya’da da Kosova’da olduğu gibi etkin bir politika izlemesini ve bu ülkelerin bağımsızlıklarının tanınmasını büyük bir heyecanla beklemektedir. Türkiye Cumhuriyeti olarak Kosova’da izlenen insan haklarını korumaya yönelik politikaların Abhazya ve Güney Osetya için de uygulanması beklenmektedir.

Uluslararası siyasi ilişkiler nedeniyle Türkiye Abhazya ve Güney Osetya’nın bağımsızlıklarını kısa vadede tanımayabilir. Ancak, Türkiye’nin barış yönünde atacağı çok önemli adımlar vardır. Kafkasya’da barış ve istikrarın tesis edilmesi, Türkiye için de siyasi ve ekonomik açıdan büyük bir önem taşımaktadır. Barış ve istikrarın temin edilmesi için, Türkiye’nin bölgedeki tüm ülkeler ile yakın siyasi, ekonomik ve kültürel ilişkiler geliştirmesi gerekmektedir. Bu, aynı zamanda Kafkasya ve Türkiye’de yaşayan Çerkesler arasında da insani, kültürel ve ekonomik ilişkilerin gelişmesi ve güçlenmesine katkıda bulunacaktır. Bu doğrultuda, KAFFED olarak öneri ve beklentilerimizi aşağıdaki şekilde özetleyebiliriz:

* Türkiye Abhazya’ya uygulanan izolasyon politikasına son vermelidir. İzolasyon politikası hem bölgede istikrarsızlığı arttırmakta, hem de Türkiye Cumhuriyeti vatandaşlarının en temel insan haklarının çiğnenmesine yol açmaktadır. Trabzon-Sohum arasında gemi ve İstanbul-Sohum arasında uçak seferleri acilen yeniden başlatılmalıdır.

* İzolasyon ve savaşın yaralarının bir an önce sarılması için Abhazya ve Güney Osetya’ya (okul ve hastane yapımı, altyapının onarılması gibi alanlarda) insani yardım ve destek sağlanmalıdır.

* 1993’den günümüze pek çok vatandaşımız, akrabalık veya iş ilişkileri nedeniyle Abhazya’ya yerleşmiştir. Hem Abhazya’da yaşayan vatandaşlarımızın, hem de Abhazya ile ekonomik ve ticari ilişkileri geliştirecek iş adamlarının sorunlarını yerinde çözmek üzere, Abhazya’da bir ticari temsilcilik açılmalıdır. Abhazya’da insani ve kültürel amaçlı projeler desteklenmeli, Abhazya ve Türkiye’deki kurum ve kuruluşlar arasında ekonomik, kültürel ve eğitsel alanda işbirliği geliştirilmeli, Abhazya’lı öğrencilere Türkiye’deki üniversitelerde okuyabilmesi için doğrudan burs verilmelidir..

* 1993 yılında Abhazya bağımsızlığını ilan ettiğinde, Devlet Başkanı V. Ardzınba ilk yurt dışı ziyaretini Türkiye’ye yapmış, fakat hiç bir resmi görüşme yapamadan ülkesine dönmüştür. 2007 yılında da Devlet Başkanı Sergey Bagapş, gayri-resmi bir ziyaret için Türkiye’ye gelmek istemiş, fakat Dışişleri Bakanlığımızın isteği üzerine bu ziyaret iptal etmiştir. Türkiye ve Abhazya arasında hiç bir ilişkinin olmaması, Gürcistan yöneticilerinin maceracı politikalar izlemesini teşvik etmiştir. Türkiye ile Abhazya ve Güney Osetya arasında belirli düzeyde iletişim ve işbirliğinin gelişmesi, bölgede barış ve istikrarın korunmasına, dolayısıyla Türkiye’nin siyasi ve ekonomik açıdan güçlenmesine katkıda bulunacaktır.

* Gürcistan yönetimi, ülkedeki yoksulluğa ve yolsuzluğa aldırmaksızın son yıllarda çok büyük ölçüde silahlanmaya başlamıştır. 6 Ağustos 2008’de Güney Osetya ve Abhazya’ya yönelik saldırı Gürcistan’ın neden bu kadar silahlandığını açıklamaktadır. Maalesef Gürcistan Ağustos 2008 savaşından sonra yeniden hızlı bir silahlanma faaliyetine başlamış, Türkiye’nin desteği ile alınan hücumbotlar ile Karadeniz’de Türk gemilerine el koymaya başlamıştır. Türkiye bölgede yeni çatışmaların engellenmesine yönelik aktif çaba içerisinde olmalı ve Gürcistan’ın tekrar silahlanmasına izin vermemelidir.

* Türkiye’de yaşayan Çerkeslerin hepsinin Kuzey Kafkasya cumhuriyetlerinde (özellikle Adığey, Karaçay Çerkes ve Kabardey Balkar cumhuriyetlerinde) akrabaları bulunmaktadır. Ayrıca bu cumhuriyetlere son on yıl içerisinde 2000’e yakın vatandaşımız iş ve akrabalık ilişkileri nedeniyle yerleşmiştir. Türkiye genel olarak Rusya Federasyonu, özel olarak da Kuzey Kafkasya cumhuriyetleri ile ekonomik ve kültürel ilişkiler geliştirmelidir. Kafkasya’ya yerleşen veya iş kuran vatandaşlarımıza teknik ve maddi destek sağlanmalıdır.

* Türkiye ve Rusya arasındaki ekonomik ve insani ilişkilerin geliştirilmesi doğrultusunda Sayın Başbakanımızın vize uygulamasının kaldırılmasına ilişkin önerisini büyük bir sevinçle karşılıyor ve bu girişimi destekliyoruz.

* KAFFED, Türkiye Çerkes diasporasının temsili sorumluluğu ile, kurulduğu günden bu yana Kafkasya ile organik ve güçlü bağlar kurmak için çalışmalar yapmış, önemli kazanımlar elde edilmesini sağlamıştır. Sivil toplum kuruluşlarının Kuzey Kafkasya cumhuriyetlerindeki kurum ve kuruluşlar ile yapacağı ortak etkinlikler özendirilmeli ve desteklenmelidir.

* Kuzey Kafkasya’daki cumhuriyetler ile ilişkilerin gelişmesi doğrultusunda, bu cumhuriyetlerdeki üniversiteler ile öğrenci değişimi programlarının uygulanması, bu üniversitelere (özellikle lisans üstü düzeyde) burslu öğrenci gönderilmesi, her yıl 23 Nisan törenlerine Kuzey Kafkasya cumhuriyetlerinden öğrenci topluluklarının davet edilmesi sağlanmalıdır.

3. Türkiye’de Kafkas dillerinin korunması ve yaşatılması için tedbirler alınması

Bilindiği gibi Çerkes dilleri ses açısından dünyanın en zengin dilleri arasındadır. 58 ila 65 sesten oluşan Çerkes dillerinin öğrenilmesi ve konuşulması zordur. Bu ses zenginliği, bu dillerin ve dolayısıyla kültürlerin ne kadar eski olduğunu göstermektedir. Dünya çapında filologlar, etnologlar, arkeologlar, tarihçiler Anadolu’nun ilk sakinlerinin dilleriyle akraba olan Çerkes dil ve kültürlerin yok olmaması için olağanüstü çaba sarf etmektedirler.

Dünyadaki tüm Çerkeslerin %80’inin yaşadığı Türkiye’de, ne yazık ki bu dil ve kültürleri inceleyerek öğretecek bölümler, bugüne kadar üniversitelerimizde açılmamıştır. Ankara Üniversitesi Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi’nde, birçok ölü dile ait bölümler yer almakta, ancak Çerkes dillerine ilişkin hiç bir bölüm veya enstitü bulunmamaktadır.

2002 yılında yasalaşan “Türk Vatandaşlarının Günlük Yaşamlarında Geleneksel Olarak Kullandıkları Dil ve Lehçelerin Öğrenilmesi” hakkındaki kanun gereği, anadilini öğrenmek ve okuyup yazmak isteyenlerin derneklerimize büyük talepleri olmuştur. Ancak açılan bu kurslarda, yönetmeliğin de öngördüğü gibi, Çerkes dillerini öğretebilecek formasyona sahip filoloji mezunu eğitici bulunamadığı için başarısız olunmuştur. Anadolu ve dünya kültür mirasının çok önemli bir unsuru olan Çerkes dillerinin korunması ve yaşatılması için acil tedbirlerin alınması gerekmektedir, çünkü Çerkes dillerinin en zengin olanlarından Ubıhçayı konuşan artık maalesef kalmamıştır. Türkiye’de yaygın olarak konuşulmakta olan diğer Çerkes dilleri de (Adığece ve Abazaca) hızla yok olmaktadır. Bu dillerin korunması ve yaşatılması için aşağıdaki tedbirlerin alınmasının gerekli olduğuna inanıyoruz:

* İnsanların anadilleri dahil istedikleri dilleri öğrenme ve kullanmasını engelleyen tüm yasaklar ve kısıtlamalar kaldırılmalıdır.

* Dil kursları açmak isteyen sivil toplum kuruluşlarına devlet tarafından destek verilmelidir. Bu kapsamda, kısa dönemli tedbir olarak, anadil eğitmenleri yetiştirilmek amacıyla Kuzey Kafkasya cumhuriyetlerindeki üniversite ve enstitülere burslu olarak gönderilmelidir. Uzun dönemli tedbir olarak ise, Türkiye’deki üniversitelerde Çerkes dilleri ve edebiyatları üzerine bölümler ve enstitüler açılmalı, bu alanda eğiticiler, dil bilimciler ve araştırmacılar yetiştirilmelidir.

* İlk öğretimden itibaren seçmeli dil dersleri yaşama geçirilmeli ve üniversitelerde talep edilen tüm dillerde akademik çalışmalara imkan tanınmalıdır.

* TRT radyo ve televizyon yayınlarında Çerkes dilleri ile yayın yapmalı, bu yayınlar Türkiye dışında da izlenebilmelidir. Program ihtiyacının karşılanması amacıyla TRT, Kuzey Kafkasya’daki radyo ve televizyon kuruluşları ile işbirliği yapmalıdır.

Çerkesler, güçlü ve çağdaş bir Türkiye için her zaman önemli katkılarda bulunmuşlardır ve bu katkılarını artırarak sürdürmeye devam edeceklerdir. Çerkesler, Kafkasya’da ve Orta Doğu ülkelerinde yaşayan akrabaları ile birlikte, bu ülkeler ile Türkiye arasında bir “barış köprüsü” olarak Türkiye’nin içinde bulunduğu coğrafyada barış, işbirliği ve istikrarın gelişmesine de destek olmaktadır. Türkiye’de yaşayan Çerkeslerin en büyük sivil toplum kuruluşu olan KAFFED, bu misyon doğrultusunda toplumun sözcüsü olarak ortak taleplerin sözcüsü ve takipçisi olacaktır.


Türkiye Cumhuriyeti 60. Hükümetinden Talep ve Beklentiler başlıklı bu yazı Kafkas Dernekleri Federasyonu tarafından 19 Ocak 2010 Salı günü AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Doç.Dr. Hüseyin Çelik ile yapılan görüşmede sunulmuştur.

 

Kaffed'den

  • Son Eklenenler
  • Çok Okunanlar
  • Rastgele