IV. Genel Kurul Açılış Konuşması

Cuma, 12 Haziran 2009 22:19

Kafkas Dernekleri Federasyonu’nun 4. Olağan Genel Kurulunun Değerli Kongre Delegeleri ve Değerli Misafirleri, hepinizi saygıyla selamlıyorum.

Genel Kurullar kurumların yaşamlarında çok önemli toplantılardır. Genel Kurullarda geçmiş çalışma döneminin muhasebesi çıkartılır, kazanılan deneyimlerle yeni koşullar değerlendirilir, ve bu değerlendirmelerin  ışığında yeni çalışma dönemine ışık tutacak kurumsal hedefler belirlenir. Dolayısıyla her genel kurulun topluma yeni dinamikler katması gerekir. Genel Kurullar iki yılda bir araya geldiğimiz, geçmiş toplantıda neler söylediğimizi hatırlamadığımız, sadece mevcut koşullar çerçevesinde eleştirilerimizi yapıp, yeni yöneticileri seçip dağılacağımız toplantılar olmamalıdır. Genel Kurul’a katılan herkesin kurumlarına karşı görevleri vardır. Birinci görev de kuruma sahip çıkmaktır. Bu sahip çıkış sadece sözle olmaz. Yapılanlarla ilgilenerek, gerektiğinde eleştiri, gerektiğinde takdir etmek suretiyle katkıda bulunarak ve maddi sorunlarında destek olarak yapılır.

Geçmiş dönemin bilançosuna baktığımda, yeterli destek ve katkının olmamasına rağmen, Kaffed’in geçmiş dönemini başarılı bulduğumu samimiyetle söylemeliyim. Başarının sahibi elbette Yönetim Kurulunda görev yapan arkadaşlarımız, amatör ruhla çalışan profesyonel arkadaşlarımız ve başarılı çalışmalar yapan derneklerimizdir.

Benim için başarılı olmanın en önemli ölçüsü şudur: Kaffed iki yıl öncesine nazaran Türkiye’deki siyasi ve bürokratik kurumlar nezdinde, Sivil Toplum Örgütleri nezdinde tanınırlılığıyla, güvelirliğiyle, daha itibarlı bir konumdadır.  Çerkes toplumu yapılan çalışmalarla kabuğunu kırmıştır. Kaffed, Çerkes toplumunun ve Kafkasya’daki sorunların referans kurumu olmuştur. Bu itibar kazanımı, Kafkasya’daki kardeş Cumhuriyetlerimizi yönetenler açısından ve diğer ülkelerdeki kardeş kurumlarımız açısından da geçerlidir. Önemli yabancı ülkelerin temsilcileri, başta Amerika, Rusya ve Avrupa Birliği olmak üzere Çerkes diyasporası adına Kaffed’in söylemlerini ve düşüncelerini önemsemektedir. Geçmiş iki yıllık dönemde  Kaffed bu artı değerlerle başarılıdır.

Ancak geçen iki yıl içerisinde dünya ve Türkiye öyle bir noktaya gelmiştir ki, Kaffed’den beklentiler de kat be kat artmıştır. Hızla değişen dünya ve Türkiye koşullarında geçmiş dönemin başarılarıyla yetinmek ve durmak mümkün değildir. Değişimle yarışmak, sürekli kendinizi aşmak şarttır.  Çünki yapılması gerekenler de geçmiştekilerden farklıdır. Hele kısır çekişmelerle vakit ve enerji kaybetmek de mümkün değildir. İşte bu anlayışla 4. Genel Kurulumuzun hayırlı olmasını diliyorum.

Bakın iki yıl önceki genel kurulda o günün şartları içinde neler söylemişiz: Kelimesi kelimesine aynen tekrarlıyorum:   “Kültürümüzün dilimizin yaşatılması adına, Çerkes toplumunun asimile olmadan, yok olmadan onuru ile var olabilmesi adına, Türkiye’de demokrasi ve insan haklarının gelişmesi adına, Kafkasya’daki cumhuriyetlerimiz adına yapılacak çok şey var. Ben şu anda önümüzde yapılması gereken bu kadar büyük işlerin karşısında herhangi bir eziklik duymadan mücadeleye hazır olmamız gerektiğini düşünüyorum.”

“Uzun vadede bir plan çerçevesi içinde yapılması gereken konuları üç ana başlık altında toplamamız mümkündür.” dedikten sonra Bunları:

1-    “Türkiye’deki çalışmalar;
2-    Kafkasya ile yapılacak çalışmalar;
3-    Çerkes diyasporasının yaşadığı diğer ülkelerle ve Avrupa Çerkesleri ile yapılacak çalışmalardır.”

şeklinde sıralamıştık. 2 yıl önce Türkiye de yapmamız gereken işleri şöyle tanımlamıştık:

“Türkiye de yapılacak çalışmalar çok boyutludur. Bunların başında Türkiye’nin demokratikleşme sürecine yönelik olan  ve aynı zamanda kültürümüzün ve dilimizin yaşatılması için yapılacak çalışmalar gelmektedir.”

Bu sözleri söylediğimiz sırada Türkiye’nin gündeminde henüz  “Demokratik Açılım” paketinin adı bile yoktu.

Kafkasya için de söylediklerimize gelince, yine iki yıl önce demiştik ki: “Kafkasya ile ilişkilere gelince, yapılacak çalışmaları,  kültürel ilişkilerin güçlendirilmesi ile Abhazya ve Osetya’nın bağımsızlık mücadeleleri yönünde yapılacak katkılar olarak ikiye ayırmak durumundayız. Kafkasya’daki Cumhuriyetlerle olan ilişkilerimiz kültürel ve ekonomik çalışmalarımızda çok önemlidir. Bu ilişkileri en geniş kapsamda kuran ve yürüten yine en büyük kuruluşumuz Kaffed’dir. Kültürel çalışmalar, dilimizin yaşatılması için yapılan çalışmalar, gençlerimizin tatil amaçlı Kafkasya’ya gönderilmesi, üniversitelerde okumak için gençlerimize olanak sağlanması, dönmek isteyeyenlere yol gösterilmesi gibi çok geniş alanda yapılan çalışmalar yine Federasyonumuzun faaliyet alanı içindedir.. Dünya Çerkes Birliği örgütümüzün de destekleri ile bu  faaliyetlerimizin düzeyini yükseltmek, faaliyetlerimiz süresince ulusal düzeyde hata uluslar arası düzeyde diplomasi yapmak ta gelecek dönemlerde bizi bekleyen görevlerdir.”

Ve, devam etmişiz: “Abhazya için ayrı bir parantez açmamız gerekiyor. Abhazya’nın bağımsızlık yolunda yaptığı çalışmalara destek vermemiz kaçınılmaz görevimizdir. Bunun  yanında  Abhazya ile yukarıda saydığımız kültürel ve ekonomik işbirliği faaliyetlerini yürütmemiz gerekmektedir. Evet, Abhazya bu gün de-facto bağımsızdır. Ekonomik olarak kalkınması, nüfusunu artırması, uluslar arası arenada tanınması için önümüzde yapılması gereken çok iş var.”

“Federasyon olarak, Abhazya’ya yönelik tüm çalışmalarda bize düşen görevi en iyi şekilde yapmaya çalıştık ve bundan sonra da yapacağız. Abhazya için yapacağımız her katkı Güney Osetya için de yapılmış olmaktadır. Asetin kardeşlerimizin mücadelesini Abhazların bağımsızlık mücadelesinden ayrı tutmak mümkün değildir. Tarih boyunca kendi topraklarında azınlık haline getirilen, Sovyet döneminin siyasi oyunlarıyla hakları elinden alınan, hatta yok edilmek istenen kardeşlerimizin haklı mücadelelerinde katkıda bulunmak tarihi sorumluluklarımız arasındadır. Bu sorumluluklarımızın idraki içindeyiz. Görevlerimizi yılmadan, bıkmadan, ve küsmeden yerine getirmek konusunda da kararlıyız.

İki yıl önce söylediklerimizi tekrar etmekteki amacım sizlere o günlerle bu günün farkını belirtmektir. İki yıl önce adı ne olursa olsun “açılım” konusu gündemde yoktu. İki  yıl önce daha 8 Ağustos savaşı da olmamıştı. Abhazya ve Güney Osetya’nın bağımsızlığının tanınması hayalimizin ötesinde söz konusu bile değildi. Kurum olarak iki yıl önce tanımladığımız ve üzerinde çalıştığımız dil sorunları, kültürümüzü, Khabzemizi yaşatmak adına yapacağımız görevler aynen duruyor. Şimdi bunlara yeni ve büyük görevler eklenmiştir.

Bunlardan birincisi Türkiye’deki “açılım” sürecine katkıdır. Bu gün  Türkiye çok kritik bir eşiğe gelmiştir. Türkiye bizim de yürekten  savunduğumuz bu “Demokratik açılım” sürecini ya akıl ile toplumsal uzlaşı yolu ile aşacaktır.  Ya da akılsızlık ve kavga sonucu etnik ve dini ayrışma noktasına gelecektir. Türkiye bir değişim sürecindedir ve Türkiye’yi zayıflatmak  isteyen düşmanları ellerini ovuşturarak çalışmaktadır. Aklı ve toplumsal barışı korumaya azimli kişi ve kurumlara her zamandan fazla ihtiyaç vardır.

Abhazya ve Güney Osetya bir savaş geçirmiş ve bağımsızlıkları artık üç ülke tarafından tanınmıştır. Abhazya ve Güney Osetya’nın bağımsızlığının tanınması, yaşatılması adına yapılması gerekenlerin de boyutu büyümüştür.

Sayın katılımcılar, Türkiye’nin geleceğini belirleyecek olacak “açılım” tartışmaları üzerinde Federasyonumuzun görüşlerini sizlerle paylaşmak istiyorum.

İnanıyoruz ki, Türkiye ve dünyada meydana gelen son gelişmeler, özellikle KAFFED gibi belli bir halkı ve kültürü temsil eden Sivil Toplum Örgütü kurumlara da yeni ulusal görevler yüklemektedir. Bu güne kadar yoğun şekilde uğraştığımız kültürel çalışmaların yanında STÖ’lerin siyasal ve toplumsal sorumlulukları da artmıştır. KAFFED olarak Türkiye’nin “Demokratik Açılım” sürecinde bizlere çok önemli görevler düşmektedir. Her ne kadar açılım çalışmalarını yürüten hükümet üyeleri çok farkında olmasalar da, şu anda, Türkiye’de ilkeleriyle çalışma prensiplerini netleştirmiş pek az kurum bulunmaktadır. KAFFED’in kuruluş aşamasında yıllar önce ilke olarak belirlediği şu prensipleri hatırlatmakta yarar görüyorum. Lütfen sitemize girerek “ilkelerimiz” bölümüne bakınız. Yıllar öncesinden KAFFED olarak demişiz ki:

“Kaffed dünyanın neresinde olursa olsun toplumların tarihi kültürleri ile yaşama hakkını savunur. Soykırımı insanlık suçu kabul eder.

Kaffed, dil ve kültür çeşitliliğini insanlık açısından bir zenginlik olarak görür. Bu zenginliği yok etmeye yönelik politik asimilasyona karşıdır. Her kesin hiç bir müdaheleye veya hiç bir ayırımcılığa maruz kalmadan ve serbestçe kendi kültürlerini yaşama, kendi dinlerinde ibadet etme ve kendi dillerini kullanma hakkına sahip olduğunu savunur. Bu doğrultuda uluslararası sözleşmelerde tanımlanan hakların tanınması ve geliştirilmesi için çalışır.”

Yıllar önce KAFFED’in ilke olarak benimsediği prensipler, iki yıl önce açık açık tariflediğimiz çalışmalar ancak bu gün “Demokratik Açılım” olarak ülke gündemine gelebilmiştir. Tartışmaların niteliği ise ortadadır. Yürekten inanıyorum ki,  Türkiye’de gerçekleşecek bir açılımın başarıya ulaşmasında en büyük katkıyı sağlayacak toplum bizim toplumumuzdur. Bu konuda en bilinçli kurum da KAFFED’dir. Toplumumuz ve kurumumuz ülkede barışın temel şartı olan hoş görüyü ve toplumsal empatiyi içselleştirebilmiş, çalışma ilkelerine ve günlük faaliyetlerine yansıtabilmiştir. Hepimiz bu gerçeğin farkında olmak ve gereğini yapmak durumundayız.

Üzülerek ifade ediyorum ki, Türkiye’nin bu hayati projesi maalesef doğru başlatılamamıştır. Halkımıza doğru anlatılamamıştır. Parlamentodaki tüm siyasi partilerin ortak akıl ile projeyi sahiplenmesi sağlanamamıştır. Adı baştan yanlış konularak, toplumun etnik bir kesimi diğerlerinden ayırılmıştır. “Kürt Açılımı” diye başlatılan çalışma daha sonra halktan gelen tepkiler üzerine “Demokratik açılm” veya “toplumsal barış projesi” gibi adlarla anılır olmuştur, fakat bu düzeltme kimseyi tatmin etmemiştir. Tüm Türkiye’nin, tüm vatandaşların etnik, dinsel ve cinsel farklılıklarıyla, ihtiyacı olan bu açılım sadece bir etnik kesim için yapılıyormuş gibi yola çıkılmıştır. Böylece toplumsal uzlaşı şartları başlangıçta yok edilmiştir. Toplumsal uzlaşmanın sağlanacağı parlamento çatısı altında olması gereken yapıcı diyalog yerine, üslupsuzluk, hakaret ve kavga egemen olmuştur. Bu konuda diyalog aramayan, üslupsuzluk yapan tüm tarafları ve kişileri oy veren vatandaşlar olarak eleştiriyoruz. Çünkü Türkiye’mizin demokratikleşmeye ihtiyacı olduğuna inanıyoruz. Türkiye’nin demokratikleşmesinin önünü tıkayan her türlü eylemi ve söylemi kınıyoruz.

Yapılan çalışmalardan anladığımız odur ki, Hükümetimiz adına  bu projeyi yürütmekle görevli olanlar da, değişik kurumlarla görüşerek içi boş olarak açılan paketi paketi doldurmaya çalışmaktadır. Bu güne kadar Sayın İçişleri Bakanının görüştüğü kurumlara bakıyoruz, bir de görüşülmeyen kurumlara bakıyoruz. Bu güne kadar yürütülen çalışmalardan, hükümetin  açılımı samimiyetle isteyip istemediğinden, konuyu çözmek yerine siyasi rant elde etmek gibi amacı olup olmadığından emin bile olamadık. Bizi teredütte düşüren, bu güne kadar Sayın İçişleri Bakanının kurumumuzla ve benzer büyük sivil toplum örgütleri ile görüşmemiş olmasıdır. Demokratik açılıma taraf olan, düşünceleri ve desteği bu kadar net olan kurumlarla görüşülmemiş olmasını anlamak mümkün değildir.

Demokratik açılıma taraf olan, terörden en çok zarar gören Kürt kardeşlerimize gelince, onlar adına siyaseti yürütenlerin de söylem ve eylemlerinde  dikkatli ve samimi olmaları gerektiğine inanıyoruz. Türkiye’nin birliğini ve bütünlüğünü güçlendirmek konusunda samimi isek, “kendimiz için ne istiyorsak, herkes için istemek durumundayız.” Bunun için de söylem ve eylemlerimizle birbirimize olan güvenimizi sağlamak zorundayız. Unutmayalım ki “şoven etnik milliyetçilik, kendinden olmayan nefret etmektir. Gerçek yurtseverlik ise kendinden olmayanı da sevmektir”.

Değerli katılımcılar gelecek dönem yapacağımız çalışmalarla ilgili olarak aldığımız bazı kararları sizlerle paylaşmak istiyorum. Bunlardan birisi, önümüzdeki dönemde değişen dünya ve Türkiye koşullarını göz önünde tutarak, Kaffed’in kısa ve uzun dönemli hedeflerini en geniş katılım ile belirlemektir. Bu konuda değişik düşüncelerimiz oldu. Genel kurulu iki günde yapıp bir günü tartışmalara ayırmayı düşündük. Ancak genel kurul ortamında sistematik bir tartışma olanağı bulunamıyor. Biz Cumartesi gününü Başkanlar Kurulu toplantısı sonrası açık kürsü düzeni içinde katılımcıların düşüncelerini dinlemeye ayırdık. Yapılan eleştiri ve ortaya konulan fikirlerden elbette yararlanacağız. Ancak kararımız, yeni dönemde düzenleyeceğimiz toplantı, çalıştay ve konferanslar ile “ortak akıl”ı oluşturarak, sistematik bir çalışma sonucu yenilenmiş vizyonu ve hedefleri belirlemektir. Bu toplantıların ve değerlendirmelerin toplumumuzun geleceğine yönelik büyük yarar sağlayacağına inanıyoruz.

Değerli kongre katılımcıları, konuşmama son vermeden önce kendi şahsım ile ilgili düşüncelerimi de paylaşmak istiyorum. Biliyorsunuz geçen yıl başında ben bu genel kurulda görevden ayrılmak istediğimi açıklamıştım. Bu düşüncemi ortaya koyarken gerekçelerim şunlardı:

Birincisi, Başkanlık görevini yerine getirdiğim süre içinde, temsil görevimizi elimizden geldiğince yaptık,  maddi sorunları topluma yansıtmadan bir şekilde çözdük. Ancak bunun karşılığında, içinde biraz güven olsa da, toplumsal bir atalet oluştuğunu gözlemledim. Bu toplumsal atalet duyarsızlığa dönüşmeye başladı. Dolayısıyla kısa vadede toplumu yönetiyor gözükürken, uzun vadede tehdit oluşturan toplumsal ataletin kaynağı durumuna geldiğimi gördüm. Toplumumuzun yeniden dinamizm kazanması gerekiyordu.Yeni bir başkan arayış ve tartışmasının toplumda yeni bir dinamizm yaratacağını düşündüm.

İkinci olarak, kurumları yöneten insanlar fanidir ama kurumlar kalıcı olmalıdır. Toplumlar ve kurumlar ise yeni yüzler, yaratıcı fikirler çıkartabildikleri ölçüde kalıcı ve ölümsüz olabilirler. Tam 40 yıldır derneklerimizde bir şekilde yönetici konumlarında bulundum. Artık bizim de yeni yüzlere ve fikirlere ihtiyacımız var. Toplumsal dinamizmin önünü tıkayan birisi haline gelmemek için   ayrılmamın doğru olacağını düşündüm.

Üçüncü neden olarak ta, ne kadar prestijli, ne kadar onurlu makam  olursa olsun makam ve koltukların da bırakılabileceğine örnek olmak istedim.

Tüm bunları düşünerek Kaffed başkanlık görevimden ayrılmak isteğimi açıklamıştım. Bu kararımı açıklarken de dostlarıma, bu kararımın kurumu yüz üstü bırakıp çekip gitmek anlamına gelmeyeceğini de belirtmiştim. Son üç haftaya kadar ümitle bekledim, ancak hiç bir aday çıkmadı. Tam aksine sorunların yoğunlaştığı bu dönemde üzerimdeki baskılar arttı. En son Ankara derneğimizin yönetimi ve delege arkadaşlar gelip düşüncelerini ve taleplerini ilettiler. Göreve devam etmem konusundaki dilekleri ile birlikte her türlü yardımı vereceklerini beyan ettiler. Bu kritik dönemde toplumumuzda yönetim krizi oluşturmamak adına bir dönem daha devam etmeyi sorumluluk anlayışım gereği kabul ettim. Ancak şartım şu oldu, bununda bilinmesini istiyorum: “Bu dönem için gerçekten çalışacak bir yönetim oluşturalım. Gelecek dönemi teslim edeceğimiz insanlar olsun seçeceklerimiz. Biz de tüm bilgi deneyimlerimizi aktararak gelecek dönem görevi artık onlara devredelim. Yani bu dönem benim son dönemim olsun.”. Bu anlayışla yola çıktık ve yönetim kadrolarımız mümkün mertebe geniş tutmaya karar verdik. Çalışacağını beyan eden arkadaşlardan bir liste oluşturduk. Bu dönemde seçeceğiniz yedekler de yönetim kurulunda aktif olarak çalışacaklardır. Yani hedefimiz 24 kişilik geniş bir yönetim kadrosu ile çalışmaktır. Ayrıca tüm delegelerin de, bir sonraki genel kurula kadar, faaliyetlerimize aktif olarak katılmaları, başarılı olabilmemiz için şarttır. Bu konuda desteklerinizi bekliyor, Genel Kurulumuzun toplumumuza ve Türkiye’ye hayırlı sonuçlar vermesini diliyorum.

 

Kaffed'den

  • Son Eklenenler
  • Çok Okunanlar
  • Rastgele