Genel Kurul Açılış Konuşmaları - 2005

Salı, 17 Şubat 2004 22:01

GENEL KURUL AÇILIŞ KONUŞMALARI


GENEL BAŞKAN MUHİTTİN ÜNAL'IN AÇILIŞ KONUŞMASI

Sayın Divan, saygıdeğer konuklarımız, değerli basın emekçileri, geleneksel Kafkas kültüründe önemli bir yeri bulunan Thamedelerimiz ve Türkiye’nin birçok İl ve İlçesinden gelen delege arkadaşlarım; Kafkas Dernekleri Federasyonu adına hoş geldiniz diyor, hepinizi saygıyla selamlıyorum,

Yerleştikleri tüm ülkelerde, o ülkenin otoktan halkaları ile barış ve kardeşlik içinde onlarca yıldır bir arada yaşayan, yaşadıkları ülkelere, gerek yurtseverlikleri, gerekse kültürleri ile özel ve özgün bir düzeyde katkılar sağlayan, tüm etnik ve azınlık gruplara örnek gösterilen insanlarımızın selam, sevgi ve saygılarını sunmayı görev biliyorum.

Ayrıca; yaşadıkları tüm ülkelerin geleceği ve özgürlüğü uğrunda fedakarca ve kahramanca savaşırken, Çarlık Rusyası döneminde ve sonrasında özgürlükleri uğruna vatanlarını savunurken ve sürgün yollarında iken can veren  yüzbinlerce  şehidimizi, Vatan/Dil/Gelenek üçlüsünü, yaşamının temel  ilkesi yaparak, her türlü baskıya, zulme, soykırım, sürgün tehdidine  direnerek Anavatanı terk etmeyen ve sayelerinde bu gün Kuzey Kafkasya’da Cumhuriyetlere sahip olmakla gurur duyduğumuz yurtsever ve çilekeş atalarımızı  huzurunuzda saygıyla anıyorum.

Yeryüzünün en eski ve köklü halklarından olan, İnsanlık Tarihinde ortaya çıkışları İ.Ö. 5 bininci yıllara dayanan, bugün dünyanın birçok ülkelerine dağılmış olmalarına karşın sayısal olarak en çok T.C toprakları içinde yaşayan Kafkas Kökenli Adige/Abhaz gruplarının önemli bir ekseriyetini teşkil ettiği, diğer Kuzey Kafkaslı halkların da daha düşük oranlarda yer aldığı, bütün olarak ele alındığında Çerkes olarak adlandırılan Kuzey Kafkasyalı insanların bir çatı altında en geniş katılımla ilk kez  bir araya geldiği, Kafkas Dernekleri Federasyonu’nun bu kongresinin ülkemize, Kafkas kökenli tüm kardeşlerimize, Anavatan Kuzey Kafkasya Cumhuriyetleri, Ortadoğu ülkeleri, Avrupa ülkeleri ile ABD’de yaşayan tüm Kafkasyalılara hayırlı ve uğurlu olmasını diliyorum.                                  

KAFKAS DERNEKLERİ FEDERASYONU’nun kuruluşuna gelinceye kadar ki geçmiş zamanın çalışmalarını kısaca özetlemekte fayda görüyorum. İkinci Meşrutiyetle beraber aydınlarımız peşpeşe Çerkes Teavün Cemiyeti ile Şimali Kafkas Cemiyeti’ni kurmuşlar ve anadilimizde öğretim yapmak üzere Beşiktaş akaretlerde Çerkes örnek okulunu açıp, 10 yıl kadar da eğitim-öğretim hizmeti vermişlerdir. İstanbul’un işgali sırasında İngilizler tarafından basılıp kapatılan okullarımız bir daha açılamamıştır. Aradan geçen 84 yılın yarısı yasaklı yıllarla geçmiş, diğer yarısında da irili ufaklı 80 civarında  Kafkas Kültür Derneğinin kurulmasına sahne olmuşsa da, dağınık yapıları nedeniyle ne yazık ki etkili olamamışlardır.

1978’li yıllarda dernekleri bir Federasyon çatısı altında toplama çalışmaları yapılmışsa da 1980 ihtilali ve Anayasa değişikliğiyle bu imkan kaybedilmiştir. 1990’lı yılların başında yeniden başlatılan merkezi örgütlenme çalışmaları da Federasyon yerine merkez-şube ilişkisi içerisinde 36 şubeye kadar ulaşan Kaf-Der’in kurulması ve çalışmalarıyla 2001 yılı sonuna kadar gelinmiş, Aralık 2001 de dernekler yasasında yapılan değişiklikle Federasyonlaşma imkanı yeniden gündeme gelir gelmez başlatmış olduğumuz yoğun çalışmalar, toplantılar sonucunda 03.07.2003 tarihinde 32 derneğin katılımı ile yapılan toplantıda belgeleri hazır olan 21 derneğin imza atmasıyla Kafkas Dernekleri Federasyonumuz kurulmuştur.

Federasyonumuz, laik, demokrat, barışçı, özgürlükçü, kardeşlik ve dayanışmadan yana olan çizgisiyle, ülke içindeki ve dışındaki diğer Kafkas Kültür kurumları ve diğer sivil toplum örgütleri ile ilişkilerini geliştirme kararındadır ve o nedenle de İnsan Hakları Danışma Kurulunda üye sıfatıyla yerini almıştır. Amacımız, iki güzel vatanımız Kuzey Kafkasya ile Türkiye’miz arasında ekonomik ve kültür köprüsü oluşturmak, dilimizi ve kültürümüzü geliştirmek, Türk ve Dünya kültürüne özgün katkılar sağlamaktır.

Çerkesler olarak cennet misali iki güzel vatana sahibiz. Tarihi Anavatanımız Kafkasya ve doğup büyüdüğümüz vatanımız Türkiye. Her ikisi de bizim için çok değerlidir. Ve onlara zarar vermek isteyen hiçbir kuvvet bizi kendi yanında bulamayacaktır.

Ülkemizde yaşamakta olan diğer kültür gurupları gibi Çerkes toplumu olarak bizim de bir takım sorunlarımız vardır. Federasyonumuz, üye derneklerimiz ve toplumumuz adına bu sorunlara çözüm yolları üretmek üzere projeler geliştirmek ve ilgili mercilerimize sunarak takibini yapmakla kendisini yükümlü saymaktadır..

- 7 Bin yıllık kültürümüzün temeli olan Anadilimizin yaşatılması, geliştirilmesi ve dileyen tüm insanlarımıza öğretilebilmesini teminen son birkaç yıldır Parlamentomuzun ve Hükümetlerimizin ciddi gayretleriyle çıkartılmış olan yasalara rağmen, bürokrasi tarafından uygulama yönetmelikleriyle önümüze çıkartılan engellerin ortadan bir an önce kaldırılması gerekmektedir. Dünyada var olan bütün diller içerisinde en zengin ses ve harf sayısına sahip olan Çerkes dillerinin 56,57,61,63 ses ve harften oluşan  okuma ve yazma kabiliyetinin,  tekniğinin 29 harfden oluşan latin harfleriyle okunup yazılmasına zorlanmamız yanlıştır ve bu nedenle Kiril harfleriyle okuyabilme imkanına ambargo konulmamalıdır.

-Çok renkli, çok kültürlü, çok dilli olan bu ülke, yüzyıllardır bu topraklarda yaşayan ve farklı kökenlerden gelen, farklı dilleri konuşan insanlara, farklı din ve mezheplere gösterdiği hoşgörüyle tüm dünyaya örnek olacak bir geleneğin temsilcisi olmuştur. Bu durum, hala büyük bir zenginlik büyük bir güçken, ana dillerimizle radyo ve televizyonlarda kültür programları yapabilmeye ilişkin  taleplerimize olumlu bir cevap alamamış olmamızı ve bu ülkede sadece ve sadece Kürtçe konuşan kültür guruplarından başkaca kültür guruplarının varlığının açıkça deklere edilememiş olmasını bir talihsizlik olarak görüyoruz. Konuya  RTÜK’ün yaklaşım biçimini anlamakta da zorlanıyoruz. Nüfus sayımlarında bir-iki istisna dışında kültürel kökenimiz hakkında sorular sorulmadığı için kayıtlara Çerkes olarak geçirilmemiş olan yaklaşık 4-5 milyon insanımızın nüfus yapısının nasıl tesbit edileceğini ve karşılığında belirli bir yayın süresinin tahsis edilip edilmeyeceğini doğrusu merak ediyoruz. Dileriz bu konuda bizlerle diyalogdan kaçınmazlar.

-Birleşmiş Milletler tarafından 1997 yılında kabul edilen temel prensiplere göre, ülkelerinden zorla uzaklaştırılan tüm halkların dilemeleri halinde anavatanlarına özgürce geri dönme hakları vardır. 300 yılı bulan Kafkas-Rus savaşları sonucunda Çarlık Rejimince birbuçuk milyon insanımızın 21 Mayıs 1864 büyük Çerkes Sürgünü ile anavatandan uzaklaştırılmış olduğu ve bunlardan yaklaşık 500.000 kadarının belirlenen yerleşme yerlerine bile ulaşamadan yollarda yok olduğu tarihi bir vakıadır ve artık Rus tarihçileri de bu konuda hemfikirdirler.  Bu gün, Osetya, Çeçenistan ve Dağıstan Cumhuriyetlerinde otokhtan Kafkas halklarının ekseriyeti bulunmasına karşın Adigey ve Abhazya Cumhuriyetlerinde Adige-Abhaz haklarının nüfus oranı ne yazık ki  %20’lere gerilemiş durumdadır. Şapsığ Bölgesinde bu oran çok çok daha düşüktür. Bu durum o Cumhuriyetlerimizin geleceği bakımından da tehlike arz etmektedir. Buna karşın, Anavatanına geri dönüp kendi kültürel kimliğiyle yaşamak ve oranın kaderinin belirlenmesine katkıda bulunmak isteyen gönüllü insanlarımız de vardır. Türk kültürü ile yetişmiş bu insanlarımızın anavatana dönüşü her iki vatanımız arasındaki ekonomik ve kültürel ilişkileri önemli oranda arttırabilecektir. Ne var ki, toplum ve kurumlar olarak ekonomik yapımız bu gün onlara yeteri kadar destek verebilmemize engel teşkil etmektedir. Ayrıca, bazı yasalarda yapılacak küçük değişikliklere de ihtiyaç vardır. O takdirde dileyen insanlarımızın geri dönüşü nispeten kolaylaşabilecektir. Sorunların çok yönlü çözümü için Devletimizin ve Hükümetlerimizin katkılarına ve yardımlarına ihtiyacımız vardır. İlaveten tarihi vatanımıza dönmeden ikinci vatanımızda yaşama devam etmek isteyen ana  kitle  için de çifte pasaport-çifte kimlik imkanı sağlamak üzere Hükümetlerimizin Rusya Federasyonu Hükümeti  ile ortak çözüm arayışlarında bulunmasına ihtiyacımız vardır.

-Rusya Federasyonu ve Türki Cumhuriyetlerle ülkemiz arasında giderek artan ekonomik ve kültürel ilişkilerde önemli katkılar sağlaması amacıyla Kafkasya’da yüksek öğrenim görüp geri dönen ve ne yazı ki, er olarak askerlik yapmak zorunda bırakılan gençlerimizin, YÖK tarafından tanınmayan ‘Diploma Denkliği’ sorununu çözmek üzere Rusya Federasyonu ile Türkiye Cumhuriyeti arasındaki İkili Kültür Anlaşmalarında var olan konuya özel maddelere işlerlik kazandırılması gerekmektedir. Önümüzdeki iki yılı daha kaybetmemek için Dışişlerimizin ve Kültür Bakanlığımızın  konuya özel önem atfetmesi icap etmektedir.

-Çerkes kültür guruplarının fiilen varlığı bu ülkenin tarihi bir realitesidir. Hatta Çerkeslerin Anadolu’daki varlıkları 1864 sürgünüyle başlamış da değildir. M.Ö.3000 li yıllarda Maykop’da Maden kültürüne öncülük eden  otokhtan Kafkas kökenli halkların bu kültürü M.Ö.2800-2200 lü yıllarda Anadolu’ya taşıdığı da bilinmektedir. Anadolu arkeolojisini zoraki İndogermen kökene bağlayıp Hatti dili henüz okunamadı diyenler bilmelidirler ki o dil Anadolu’da yaşıyor ve biz dili konuşuyoruz. Hal böyle iken nüfus memurları tarafından çocuğuna Çerkes dillerinde özel anlamlar yüklü olan isim takarak nüfus kaydı yaptırmaya giden  anne-babalara nüfus memurlarınca ‘Türkçe anlamı yoktur’ diyerek  red cevabı veriliyor olmasını, devam eden davalar bulunmasını çağdaşlaşma ve demokratikleşme çalışmalarında Avrupalıları bile şaşırtan 2003-2004’ün modern Türkiye’sine yakıştıramıyoruz.                                                                     

-Türkiye Cumhuriyeti büyük bir dünya devletidir. Elbette ki kendi konumuna göre dış politika oluşturacak ve uygulayacaktır. Bu açıdan Kafkasya bölgesiyle ilgilenmesi ve bölge istikrarı için dostluk ilişkilerini geliştirmesi gereklidir. Ama bu politikalar Kafkas dağlarının kuzeyine bir türlü geçememekte ve hep güneyle sınırlı kalmaktadır. Bu gün Türkiye, Gürcü ordusuna subaylar yetiştirmekte ve askeri birliklerinin eğitimini sağlamakta, hücumbot ve benzeri askeri malzeme yardımı da yapılmaktadır. Gürcistan’ın, İçinde yaşadığı istikrarsızlığı aştığı gün Abhazya’ya saldırmayı düşünen gurupların giderek egemen olmaya başladığını hepimiz biliyoruz. Abhazya’nın bağımsız yapısına Gürcü kökenli Stalin tarafından emrivakiyle ne şekilde son verildiğini ve Gürcistan’a bağlandığını, Abhazların bağımsızlık ilanının uluslar arası hukuk açısından ne denli haklı mazeretlere dayandığını en iyi bilen Dışişleri Bakanına sahip olmamıza rağmen tıpkı Kıbrıs’ta Türk tarafının Rumların insafına terki halinde yaşanması muhtemel tehlikeler benzeri endişeyi biz de Abhazya için duyuyoruz. Keza, Çeçenistan’da akan kanın bir an önce durdurulması istemi,Rusya İnsan Hakları kuruluşlarınca tün dünyaya haykırılırken Türkiye olarak araya girip bir şeyler yapabilmeliyiz diye düşünüyoruz. 

-Çerkes toplumu olarak kendi yanlışlarımızı da bilmek ve düzeltmek zorunluluğumuz vardır. Kişisel yetenekleri ve uğraşlarıyla politika kulvarında yer almış insanlarımızdan haksız olarak çok şey bekliyoruz ,cevap alamayınca da kırılıyoruz. Buna hakkımız yoktur. Herşeyden önce, başlatmış olduğumuz ,sivil yapılanmalarımızı gecekondulara, kent varoşlarına ve köylere kadar uzanan sağlıklı örgütlenmeye bir an önce dönüştürme çalışmalarını en kıza zamanda tamamlayıp, halkın yaşam sorunlarıyla hemdert halde  sicili temiz laik ve demokrat çizgideki siyasal kuruluşlara  kitle desteği vermeye başladığımız an, toplumumuza olan ilgi de artacak, nitelikli insanlarımızı da layık oldukları yerlere taşımak  mümkün olabilecektir. İşte o zaman bir şeyler talep etmek ve beklemek de hakkımız olacaktır.  

Sözlerime burada son verirken, çağrımıza yanıt vererek, düşüncelerimizi sizlerle paylaşmamızı sağladığınız için hepinize en içten teşekkürlerimizi sunuyoruz, bizlere güç verdiniz, bizlere onur verdiniz.

Bu yeni yüzyılın ülkemiz başta olmak üzere tüm insanlığa, Barış,Mutluluk, Sağlıklar getirmesi dileğiyle yeni yılınızı da gönülden kutluyor Sağolun, Varolun diyoruz.

Saygılarımızla               
Muhittin ÜNAL


AK PARTİ ADINA MERKEZ KARAR VE YÜRÜTME KURULU ÜYESİ ÇORUM MİLLETVEKİLİ AGAH KAFKAS’IN KONUŞMASI:

Değerli Meclis Başkan Vekilimiz, Sayın Genel Başkanım, Değerli Milletvekili Arkadaşlarım, Thamadeler, Sevgili Divan, Değerli Yönetim Kurulu Üyeleri bende hepinizi içtenlikle selamlıyorum.

Bu toplantıyı çok önemsiyorum. Kafkas Toplumu mensubu olmak hepimize onur ve gurur verdi ama bunun kadar da sorumluluklarımızı arttırdı diye düşünüyorum. Bugüne kadar sorumluluk boyutunda mutlaka üzerine düşeni fazlasıyla özveriyle yerine getiren büyüklerimiz, thamadelerimiz oldu. Ama ben bu Federasyon girişimlerini çok önemsiyorum ve bundan sonraki, Kafkas Toplumlarının bugününe ve yarınına ilişkin sorunlarının çözülmesinde önemli bir kilometre taşı olarak görüyorum. Çünkü demokrasinin olmazsa olmazı sivil toplum örgütleridir. Eğer bir toplumda sivil toplum örgütü olarak yerinizi layık olduğu oranda, gücünüz oranında almıyorsanız, sizin çok haklı oluyor olmanızın, sizin sayınızın çok oluyor olmasının, sorunlarınızın çok olmasın çok da anlamı olmayabilir.

O nedenle Demokrasi insanların istemlerini hayata geçirebilecekleri en önemli zeminlerden bir tanesidir. En önemli zeminidir bugünün dünyasında. O zeminde yaşamsal sorunlarımızı çözmede kullanacağımız en önemli enstrümanlar da sivil toplum örgütleridir. Bir çok derneğimiz var. Şimdi derneklerimiz birleşti Federasyon olduk. Başka girişimlerinde olduğunu biliyorum. Hiçbir Kafkas Derneği, Kafkas Toplumuna mensup hiçbir sivil toplum örgütü bireysel hareket etmemelidir. Beraber hareket etmeyi, beraber yürümeyi, beraber tarihi sorunlarımızı çözmeyi becermeliyiz. Çok derin bir kültürü olan bir toplumuz. Yiğitliği, cesareti, asaleti katık yaptık. Çileli bir yol yüründü. Geldiğimiz 3.bin yılın başına baktığımız zaman, Dünya halklarının içinde en sorunlu, en sıkıntılı topluluklarından bir tanesiyiz. Onun için kaybettiğimiz zamana ah demenin, vah demenin çok bir anlamı yok. Bugünü milat kabul edip, bugün ki kongreyi çok önemli bir zemin olarak alıp, burada uzun uzun konuşacak değilim çünkü sizin konuşmanız, sizin birlikte balık tutmanın nasıl olacağına karar vermenizin gerektiği en önemli kongre diye düşünüyorum I. kongreyi. O nedenle dışarıda ki bütün arkadaşlarımızın bu Federasyonun çatısı altına şu ana kadar girmemiş olanların da mutlaka buraya bir şekliyle, ya bu Federasyonun çatısı altında toplanmalıdır ya da başka bir Federasyon girişimleri varsa bir konfederasyon çatısı altında ama mutlaka tek bir çatı altında. Çünkü yürüdüğümüz hedef, amacımız aynıdır. Demin burada üç tane Kafkas Ağzı konuştu. Değerli konuklar dikkat ederse Thamademiz konuştu, Başkanımız konuştu, Divan Başkanımız konuştu. Bu konuşmada işin kodları ortaya konulmuştur. Nerede durduğumuz sorunlarımızın ne olduğu ve gitmemiz gereken yol, haritamız da ortaya konulmuştur. Ben her üç ağza da saygılarımı sunuyorum, katılıyorum. Çok önemli tespitlerdir bunlar, hem ulusumuz açısından, hem yaşadığımız toplum açısından hem de kendi toplumumuzun bugün ki, bu ülkede ki sorunlarının çözümü ve Kafkasya’da yaşayan insanımızın sorunlarının çözümüne katkı sağlamak anlamında çok önemli kodları ortaya koymuş, yol haritasını ortaya koymuştur. O nedenle bizim buraya ilave edeceğimiz bir şey yok. Bu bir hemşehrimiz olarak ve değerli Milletvekili arkadaşlarım adına da bunu çok rahat söylüyor olabilirim. Sizin bu yürüyüşünüz meşru zeminde, demokratik zeminde hukuka, adalete,  hakka ve asalete uygun olmayan hiçbir talebinizin olmayacağını bildiğim için özellikle bireysel taleplerin ötesinde Kafkas Federasyonu Başkanının emrinde olduğumuzu ifade etmek istiyorum. Şimdi Sayın Genel Başkan adeta sipariş verdi, bir şey izleyelim diye, bende çok isterim ama Genel Kurul çalışmaları devam ediyor. Biz belki arkadaşlarımızla kalamayacağız gideceğiz ama, burada bıraktığımız Yönetim Kuruludur diye düşünüyorum. Yönetim Kurulu buradan çıkacak her türlü kararda bize düşecek payı bize bildirirlerse, biz kendimizi, sizin burada olmanız bizim burada olmamız diye düşünüyoruz ve hepinizi tekrar içtenlikle selamlıyorum ve bu bireysel tavırlardan mutlaka vazgeçmemiz gerektiğinin bir kez daha altını çizmek istiyorum ve artık atalarımızın yaptıklarıyla övünmek yerine torunlarımıza miras bırakacak iyi şeyler yapmamız lazım geldiğini düşünüyor. hepinizi saygıyla selamlıyorum.


CHP GENEL BAŞKANI SAYIN DENİZ BAYKAL’IN YAPTIĞI KONUŞMA

Sayın Başkan, Kafkas Dernekleri Federasyonu’nun I.olağan Genel Kurulu toplantısına katılan çok değerli temsilciler, sevgili dostlar hepinizi içten sevgiler, saygılar ile selamlıyorum. Kafkas Derneklerinin Türkiye çapında bir üst örgüt oluşturma Federasyon oluşturma girişiminin uzun bir tarihi vardır. Bu mücadelenin sonunda başarıya ulaşmış olduğuna ve Kafkas Derneklerimizin tek bir çatı tek bir Federasyon etrafında bir araya hukuken gelmiş olduklarını görmek gerçekten çok mutluluk verici. Bu sevincimi sizlere ifade ediyorum. Sizin sevincinizi paylaşıyorum. Bu girişiminiz hayırlı olsun, yürekten kutluyorum. Bu güne kadar Kafkas kültürünü kendi yöresinde, ailesinde, çevresinde ayakta tutmaya, yaşatmaya çalışan insanların şimdi Türkiye’nin bütün bölgelerinde birbirleriyle buluşmaları, el ele vermeleri, hep birlikte aynı anlayış doğrultusunda gayret gösterme ve dayanışma içine girmeleri gerçekten önemli bir aşamadır. Kafkas kültürünün bundan sonra ki gelişmesi ve geleceği açısından böyle bir üst örgütlenmenin başarılmış olması gerçekten büyük mutluluk verici bir gelişmedir. Bundan ben de büyük bir sevinç duyuyorum, kıvanç duyuyorum. Girişimi bu aşamaya getiren değerli arkadaşlarımı verdikleri emek ve sergiledikleri çaba dolayısıyla yürekten kutluyorum. Hayırlı bir iş yapmışlardır. Bundan sonra da artık yeni bir ufka yeni bir anlayışla yönelerek çalışma şansını elde etmiş durumdadırlar. Umut ediyorum bundan sonra her şey çok daha farklı olacaktır.

Değerli arkadaşlarım, bu Genel Kurulda Türkiye’nin dört bir köşesindeki 35 dernek bir araya gelerek bir Federasyon oluşturuyorlar. Bu derneklerin hepsi de Kafkas Kültürünün içinden çıkmış, o kültürün değerinin, öneminin farkında olan ve o kültürü geleceğe taşımak isteyen, o kültür içinde şekillenmiş olan insanları  bir dayanışma içine sokmayı amaçlayan, ve bu doğrultuda gayret gösteren insanlardır, derneklerdir. Önümüzdeki dönemde umut ediyorum bu sayı daha da artacaktır.Federasyonumuz daha da etkin bir çalışmayı bütün ülke sathında yapmayı başaracaktır. Böyle bir Federasyon ihtiyacı nereden ortaya çıkmıştır’ Federasyon aşamasına gelmeden neden insanlar bulundukları illerde, yörelerde bir dernek kurma gereksinimi duymuşlardır’ Niçin bir araya gelmişlerdir’ Bunu anlamak lazımdır. Bunu doğru değerlendirmek lazımdır. Değerli arkadaşlarım bir defa hepimiz biliyoruz ki Kafkasya’da yaşayan insanlar, insanlık tarihini şekillendiren insanlar arasında, insanlığın bu uzun tarihi boyunca ve bu tarihin her aşamasında ayakta kalmayı başarmış, kimliğini korumayı başarmış, kendine özgü karakteri ile, kendine özgü kültürü ile davranış biçimleriyle, kendine özgü değerleriyle insanlığın daima saygıyla karşıladığı, insanlığın yüz akı toplumlardan birini oluşturmuştur.

Kafkasya’da yaşayan insanlar dünyanın en güç coğrafyasında yaşamışlardır. Her açıdan güç bir coğrafya, ekonomik açıdan güç bir coğrafya, tarımı, üretimi kolay olmayan,iklimi kolay olmayan. Yaşamı idame ettirmesi kolay olmayan, varlığı devam ettirme işi çok güç bir iş haline dönüşmüş olan bir coğrafyada bir ortamda; dağların, vadilerin nehirlerin iç içe geçtiği, dünyanın en karmaşık coğrafyasında hayatlarını taa tarihin derinliklerinden bu yana idame ettirmeye çalışan insanlar. Güç bir coğrafyada yaşıyor olmanın orada yaşayan insanlara öğrettiği bir şeyler olmalıdır. Güç bir coğrafyada binlerce yıl yaşamak kolay değildir. Eğer güç bir coğrafyada binlerce yıl yaşıyorsanız, bir önemli işi başarmışsınız demektir. O güçlüğü aşmışsınız demektir. O güçlüğü neyle aşmışsınız, nasıl aşmışsınız’ Bu cevaplandırılması gereken bir sorudur. Bu güç coğrafyada yaşamanın gereği önce o güçlüklerden yılmamaktır. Yani  yiğit ve cengaver olmak demektir. Ancak yiğit olursanız, cesur olursanız, bu güçlüklerin altında ezilmeyecek bir birikimde olursanız, o güçlüklerin üstesinden gelirsiniz. Yiğitlik tek başına, cesaret tek başına  bunu izah etmeye yetmez. Toplumsal yaşamın belli bir anlayışla oluşması lazımdır. Yani orada sadece bireysel ölçülerle, ferdiyetçi yaklaşımlarla, benim diyerek, ben bilirim diyerek, sadece kendi kişiliğini esas alarak o güç coğrafyada bir toplumsal yaşamı idame ettirmek mümkün değildir. İşte bu bizi Kafkas Kültürüne götürür. Kafkas Kültüründe bir gelecek, bir dayanışma, bir karşılıklı fedakarlık, bir karşısındakine derin bir saygı gösterme, astını üstünü bilme, büyüğünü küçüğünü bilme anlayışı var ise, işte o güç coğrafyada yaşamanın üstesinden gelebilmek için gereken doğru davranış kalıbı bu olduğu için bu kültür ortaya çıkmıştır. Böyle bir göreneği, geleneği, büyüğü küçüğü, birbirine karşı sevgiyi dayanışmayı temel almayan, birbirinden kopuk, birbirine rahatlıkla karşı çıkabilen bir anlayışı bir kültür içinde o güçlükleri aşmak, aşıp binlerce yıl varlığını sürdürmek kolay olmaz. Bu nedenle Kafkas Kültürünün temelinde bütün bunlar bir arada vardır. Kafkas Kültürü hem özgürlüğü, bağımsızlığı bir insanın öz saygısını, kişisel onur duygusunu, şeref duygusunu en yukarı düzeyde tutmayı öngörür, hem de bu bireysel anlayışı, bu özgürlük duygusunu, düşüncesini bir toplumsal dayanışma içerisinde, el birliğiyle başkasıyla birlikte taşıma gereğini kaçınılmaz sayar. O nedenle Kafkas Kültürü içinde ailenin çok özel bir yeri vardır. Aile içindeki ilişkilerin çok özel bir yeri vardır ve bütün bunlar o bireysel özellikleri toplumsal özellikleri bir araya gelerek Kafkasya’da bu büyük, derin kültürün devam etmesine olanak vermiştir. Değerli arkadaşlarım, bu kültürün, bu toplumun  bu halkın insanlık tarihinin en çok acı çeken en çok ızdıraba maruz kalmış, en büyük haksızlıkları taşımak zorunda kalmış halkların başında geldiğini de unutmamak gerekir. Gerçekten Kafkasya’da doğanın ve yaşamın getirdiği güçlükleri aşmaya çalışan bu insanlar, siyasetin çok ağır bedellerini tarih boyunca ödemek zorunda kalmışlardır.

En büyük sürgünlere maruz kalmışlardır. Sürekli olarak yer değiştirmek zorunda kalmışlardır. Çok büyük, toplumsal acılara maruz kalmışlardır. Bölünmek, parçalanmak, dağıtılmak istenmişlerdir. Yurtları elinden alınmak istenmiştir. Çarlık Rusya’sından başlayarak günümüze kadar insanlığın en büyük acılarını çeken toplumların başında hiç kuşku yok ki Kafkas Toplumu, Kafkasya’da yaşayan insanlar gelmektedir. Bu acıların hala sona erdirilmediğini üzüntüyle görüyoruz. 1864’de yaşanan sürgün, daha sonra 1877 savaşı sonrası yaşanılması kaçınılmaz hale gelen büyük göç dalgaları hepsi bu halkın bu toplumun yaşadığı acıların efsaneleşmiş sayfalarıdır. Onları, tarihimiz yakından izlediği zaman orda yaşayan insanlara derin bir saygıdan başka hiçbir şey duymak imkanını bulamaz. Değerli arkadaşlarım biz bir imparatorluk toplumu içinde yaşadık. Dünyanın insanlık tarihinin yaşadığı en büyük İmparatorluklarından birisini Osmanlı İmparatorluğunu içinde bulundurduğumuz coğrafyada gerçekleştirdik bu coğrafyada yer alan her bölgenin içerisinde bir araya geldiler ve bir büyük imparatorluk oluşturdular. Bu İmparatorluğun güç günlere girmesi ve dağılma sürecine başlamasıyla birlikte maalesef bu insanların acılar, çileleri çok daha fazla artmak durumunda kalmıştır. Yurtlarından göçmek, kopmak ve anavatana yönelik bir göç hareketinin içinde yer almak durumunda olmuşlardır. Bunları hepimiz çok iyi yaşadık biliyoruz. Bizim toplumsal tarihimizin ortak vicdanı bu göç dalgaları ile doludur ve bugün Anadolu’muzda  Kafkasya’dan kopup gelmek durumunda kalmış olan insanlar, kendi kültürlerini de ayakta tutmaya çalışarak Türkiye’nin bu son vatanında kendi kimliklerini sürdürme gayreti ve çabası içindedirler. Bugün içinde bulunduğumuz tabloda Anadolu’daki Kafkas Halklarının kendi değerlerini, kendi dillerini, kendi kültürlerini, kendi kültürlerinin bütün temel unsurlarını; müziklerini, folklorlarını, mutfaklarını, alışkanlıklarını, geleneklerini, göreneklerini ayakta tutmaları hiç kuşku yok ki Anadolu’da bir İmparatorluk sonrasında oluşan Anadolu Medeniyetimizin, Anadolu kültürümüzün içinde çok büyük bir önem taşımaktadır. Bunu bir tehdit konusu gibi anlamak, bunu yok saymak, bunu yok sayma çabasına destek vermek kadar yanlış bir şey olamaz. Anadolu’da artık biz yaşayacaksak kendi tarihimizden vazgeçerek o tarihi oluşturmuş olan insan topluluklarının kültürlerinden, değerlerinden vazgeçerek yaşamak durumunda olmamız gibi bir anlayış kesinlikle kabul edilemez. Biz Anadolu’da yaşamamızı kendi o büyük tarihi derinliğimizde ki birikimlerimizi ayakta tutarak, onları geliştirerek yaşatarak daha ileri bir yaşama ulaşacağımızı bilmeliyiz.Tarihimizden koparak tarihimizi oluşturmuş olan bütün zenginliklerimizi yok sayarak, yeniden sıfırdan bir toplum haline gelmemizi kimse bizden beklememelidir. Biz buraya tarihin içinden geliyoruz. Kimimiz Kafkasya’dan geliyor, kimimiz Balkanlardan geliyor, kimimiz Ortadoğu’dan Arabistan’dan geliyor. Her yerden gelenler kendi değerleri, kendi kültürleri ile geliyorlar ve bırakınız gelsinler. Onların her birisinin arkasında insanlığın yüz akı değerler var, birikimler var, anlayışlar var. O anlayışların tümüne şimdi Türkiye Cumhuriyeti’nde  oluşturmakta olduğumuz yeni toplumun ihtiyacı var, bu yeni toplumun arkasında  bu yetmiş yıllık tarihimizin arkasında yüzlerce yıllık bir geçmiş var. Osmanlı’dan öncesine kadar uzanan bir geçmiş var ve bu da bizim en büyük gücümüzü oluşturuyor. Böyle bakmak gerekir diye düşünüyorum ve bizim bugünün yarının Türkiye’sine bu Türkiye’ye katkı vermiş ve bu Türkiye’yi oluşturmuş bütün toplumların, bütün halkların kendi medeniyetlerinin, kendi kültürlerinin değerlerinin, yansımasının bugün ve gelecek için hepimize çok büyük bir zenginlik ve derinlik kazandıracağına yürekten inanıyorum. Türkiye’ye bu derinlik kazandıran toplumların arasında hiç kuşku yok ki en önemlilerinden birisi olarak siz bulunuyorsunuz. Kafkas toplumları bulunuyor. Tabii Kafkas dünyasının sadece tarihi ve değerleri değil bu bugünü ve geleceği de bizi yakından ilgilendiriyor.Hiçbir zaman unutamayız unutmamalıyız. Maalesef dünyanın böyle bölgelerinde özgün toplumların otantik halkın yerli kültürlerin ezilmesine dağılmasına ve çözülmesine yönelik baskıları bize gösteriyor. Bu tabii insanlığın önemli bir sorumluluğudur. Barış, huzur, kardeşlik ama herkesin kimliğini koruyarak, kimliğine saygı görerek, kimliğini açıkça ortaya koyarak ve onun gereğini yaparak bir huzur içinde, uyum içinde, kardeşlik içinde, barış içinde bir yaşamı güvence altına alma ihtiyacı var. Yani kimlikleri yok eden, yok sayan, onları ortadan kaldıran, onların ortadan kaldırılmasına göz yuman istikrar adına, barış adına, görmezlikten gelmeyi tercih eden bir dünya düzeni ne yazık ki etkisiz kılınamamıştır. Hala bu anlayışın dünyanın pek çok yöresinde ve özellikle Kafkasya’da yürümekte olduğunu görüyoruz. O nedenle Kafkasya’da yaşanan acılara ilgisiz kalmamız kesinlikle söz konusu olamaz.Kafkasya’da var olan tablo Kafkas Kültürünü Anadolu’ya taşımış olan ve Türkiye Cumhuriyeti içinde giderek daha etkin daha saygın bir noktaya doğru gelmekte olan insanlar hepsi bir arada birbirine güç katarak yaşayabilmelidirler.Buna inanıyoruz ki sağlama doğrultusunda yapılacak çalışmalara Federasyonumuz çok büyük katkı verecektir.Bundan sonra da bu konularda çok daha etkin bir biçimde Kafkas varlığını kimliğini ve sorunlarını bütün yetkililerin önüne taşıyacaktır.Tabii gönlümüz istiyor ki Kafkas Kültürünü Anadolu’ya taşımış olan insanlar, bugün ekonomimizde toplumumuzun bütün alanlarında daha etkili, daha ağırlıklı bir biçimde kendilerini yansıtabilsinler. Bu kültürün içinden gelip şekillenmiş olan insanların Türkiye’de ekonominin en önlerinde, en başarılı iş adamları olarak yer almalarını sağlamak elbette sizin bugün gerçekleştirmekte olduğunuz dayanışma sayesinde belki gelecekte daha kolayca mümkün olacaktır. Buna hepimizin ihtiyacı var. Kafkas toplumlarının Türkiye’de toplumsal alanın her kesiminde bilim alanında, üniversitelerinde, çeşitli toplumsal önderlik alalarında çok saygın isimlerle teslim edilmekte olduklarını biliyoruz. Önümüzdeki dönemde bunun da daha ileri bir noktaya taşınabileceğini umut ediyorum, düşünüyorum.

Değerli arkadaşlarım bu girişiminizden duyduğum memnuniyeti, sizlerin bu girişiminizle bir dayanışma içinde olduğumu ve heyecanlandığımı, bu çabanızdan dolayı heyecanlandığımı ve bu girişimin başarıya ulaşması ve daha da ileriye götürülmesi gerektiğine yönelik inancımı ifade etmek için aranıza geldim. Sizleri Türkiye’nin dört bir köşesinden buraya koşup gelmiş, bu Federasyona katkı yapan insanlar olarak bir adara görmek beni çok mutlu etti. Hepinizi tekrar yürekten kutluyorum, sizlere başarılar diliyorum.


DYP GENEL BAŞKANI SAYIN MEHMET AĞAR’IN KONUŞMASI

Sayın Divan, değerli yönetim kurulu ve saygı değer konuklar, sizlere enderin şükranlarımı sunarım. Ben, şahsım, Doğru Yol Partisi ve bugün burada beraber olduğumuz Sayın Bekir Sami Daçe, Mümtaz Yavuz, Saffet Arıkan Bedük ve Bülent Kuşhanoğlu adına da hepinize en içten saygılarımızı, hürmetlerimizi sunuyoruz. Gerçekten bugün farklı bir programımız vardı. Saffet Arıkan Bedük Bey’le ancak daha sonra bu programımızı erteleme imkanı bulduk ve buraya geldik. Fevkalade de doğru bir iş yaptığımızı bu ziyaret dolayısıyla bir kere daha görüyorum. Biraz önce sayın Ünal’ın çok aydınlatıcı meseleyi ve Federasyon’un taleplerini, görüşlerini varmak istediği noktalar konusunda ortaya koyduğu sağlam düşünceleri duyarak ben fevkalade mutlu oldum. Yaşanan kaderlerimizin hepimizin bağlı olduğu geleceğimize kaderlerde kaderimizin müşterek olduğu bu topraklar üzerindeki hassasiyetini camia adına anlatışını ve çok vukufiyet içerisindeki anlatışından ben şahsen çok memnuniyet duydum. Benim Kafkas toplumu ile tanışmam ilkokul 3. sınıfta oldu. Bir roman okumuştum. Orada Sultan Abdül Aziz Hanın eniştesi Çerkes Hasan Bey’in Beyazıtta’ki Konak baskınıyla sonuçlanan olayını ve sonrasını okuduğum vakit, çocuk yaşta bende çok önemli tesirler yaptı. Bir karakter yapısının, bir haksızlığa karşı olan isyanı ve bu çerçeve içerisinde ailesini, haysiyetini koruma çabasında gözü karalığını gördüm. Daha sonra Kafkas toplumunun çok değerli insanlarını, tarihe geçmiş, bugün rahmetle anacağımız insanların, gerek İmparatorluğun çökmesine mani olmak konusunda ki cansiperane gayretleri ve daha sonra da istiklal mücadelesinde gerçekten çok önemli, çok sonuç alıcı çalışmalarını, hizmetlerini ve o günden bugüne kadar da Türkiye Cumhuriyeti’nin bu noktalardan daha ileri seviyelere ulaşması için bir  vakar içerisinde, bir ağırbaşlılık içerisinde, tarihsel çizgiye sağlam bağlılık içerisinde ama bir noktada bile zarar vermeyi düşünmeksizin hep  faydalı olmak konusunda ki sürekli gayretlerini yakinen bilerek yaşayarak geldim. Uzun süren devlet hayatımızda da kısa, sayılacak bir siyaset hayatı içinde de bu toplumun mensupları ile yan yana, omuz omuza çalıştık. Bir an bile eksik olmayan vatanseverlik duyguları, görevşinaslık, mertlik, dürüstlük, arkadaşlarının arkalarını her zaman dönerek omuz omuza yürümek konusunda sağladıkları rahatlıklarını yakinen teşhis edegelmişimdir.         

Dünyamızın büyük değişim,  gelişim gösterdiği bir süreci yaşıyoruz ve sonuçta bu süreç ile dünyada her saniye farklı olayların olageldiğini görüyoruz. Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla, Dünya  yeni bir değişim sürecini henüz tamamlamamışken 11 Eylül’de ortaya çıkan yeni bir güvenlik konsepti, Dünya’ nın karşı karşıya kalmış olduğu asimetrik terör tehdidi ve bu tahdidin temel geçiş noktaları arasında var olan Türkiye ve Türkiye ile birlikte, Türkiye’nin laik, demokrat, Müslüman nüfustan oluşan yapısıyla bu yeni oluşumun temel noktalarından belirleyici noktalarından birisi, bir ülke olması dolayısıyla önümüzdeki günlerin Türkiye açısından çok daha önemli olduğunu görmek mecburiyetimiz vardır.Ve elbette ki Dünya’nın enerji hammaddelerine geçiş yolları üzerinde olan Kafkasya’nın Avrasya dediğimiz Dünya’nın en önem verilen bir bölgesinin anahtarı oluşu kilit noktasındaki oluşu, Kafkas toplumlarını sadece Türkiye açısından değil, Dünya açısından da fevkalade önemli fonksiyonları ifa edecekleri bile her türlü izahtan varestedir. Tabii bu sürecin Türkiye’de yeni bir değişimin sancılarını yaşatacağı açık ve aşikardır. Dünyadaki demokratikleşme, özgürleşme insan hakları gibi vazgeçilmesi mümkün olamayan evrensel değerleri, kendi öz değerleriyle bütünleştirme konusunda her türlü gayretin  içerisinde olan Türkiye, mutlak bir şekilde bugünün ötesinde bir performansın, bir büyüklüğün sahibi olmak mecburiyetindedir.

Sayın Ünal’ın çok doğru bir şekilde izah ettiği, benim de bir katkıda bulunmak istediğim konu şudur. Türkiye Cumhuriyeti bir büyük imparatorluğun varisidir ve bu imparatorluk üç kıtada yüzyıllarca 600 yıl hüküm sürmüş ve çok sayıda farklı insan topluluklarını iki temel unsurla bunların bir tanesi adalet, bir tanesi hoşgörü gibi iki temel unsurla yıllarca yıllarca  yönetebilme imkanını bulmuştur  İmparatorluğun dağılması sonucunda ve 1864 gibi tabi herkese hüzün veren hatırladıkça büyük acıları içinde barındıran çeşitli sürgün olayları, ayrıca 93 harbi gibi bir meşhum Türk siyasetinde Türk devlet hayatında varolan olaylarında dışında sonuçta 1914’te başlayan dağılma süreciyle  birlikte bir vatan yaptığımız Anadolu gibi Trakya gibi büyük cennet toprakların vatanımız olarak benimsediğimiz uğrunda bin seneden beri kan döktüğümüz, ter döktüğümüz, göz yaşı döktüğümüz, hayatımızı her seferinde ortaya koyduğumuz bu topraklarda bir müşterek kaderin sahibiyiz. Bu müşterek kader içerisinde iyi ile kötüyü müşterek paylaşmak mecburiyetindeyiz. Şükürler olsun ki Kafkas Toplumlarımızın insanları bütün bu süreç zarfında hep vermeyi önde tutan bir anlayışın sahibi olarak hakikaten bir zerre bir katre bile zarar verilmemesi konusunda her türlü fedakarlığı, feragatı hep beraberce göstermişler onlarda bu süreç içerisinde devlet ve siyaset makamlarında temsil kabiliyeti yüksek ve milletimize büyük hizmetler veren makamların sahipleri olarak, tarihimize geçmişlerdir ve geçmeye de devam edeceklerdir. Dünyada ortaya çıkan değişimlerin getirdiği sonuçlar itibariyle elbette ki kök ve kültürün varolduğu bugün ki fiziki sınırlarımızın ötesinde kalan alanlar içerisinde de bu ilişkilerin sürdürülmesinin büyük faydaları vardır ve olmalıdır. Elbette ki demokratikleşme, uyum, dünya ile bütünleşme süreci içerisinde temel bütün olanaklar konusunda bir gevşekliği noksanı olmayan zaten büyük bir iyi niyetle hep birlikte yürütmeye çalıştığımız bu yolculuğun içerisinde kültürlerin gelişmesi, yaşaması sınırlarımız ötesindeki ilişkilerin güçlendirilmesi ve bütün bunların hepsi yapılırken Türkiye Cumhuriyeti’nin ilkeleri, var olan Anayasada oluşmuş toplumsal uzlaşmanın mutabakatın daha güçlü olarak yaşatılması ve bu güçlülükten doğan birliğin, beraberliğin muhafaza edici bütün unsurlarda kullanmak suretiyle, Türkiye’yi çok ilerlere doğru taşımak mecburiyetinde olduğumuz açıktır. Bütün bunlarda yapılırken elbette yeni neslin genç neslinde tarihi kökleri konusunda bilgi sahibi olması ve biraz evvel toplantının açılışında muhterem büyüğümüzün fevkalade büyük bir dirayetle çok güzel bir şekilde ortaya koyduğu geleneğin  yaşatılması konusunda ki rahatlıklar toplumun her kademesinde var olmalıdır. Hepimizin içerisinde varolan temel irade Türkiye’nin bugün belki de 1920 şartları, şükürler olsun milletimize hiçbir zaman öyle günler bir daha görülmesin Allah bütün kötü günleri uzakta tutsun, ama o ölçüde daha farklı bir mücadelenin varolması gelen dönemlerde yine güçlü bir beraberliğin, yine güçlü bir kader birliğinin, yine güçlü bir yolculuğun hep birlikte yapabilmenin toplumsal iradesini ortaya koymalıyız. Temel benim şahsi bakış açım kendisinin, ailesinin, çoluk çocuğunun, istikbalini, kaderini, geleceğini bu topraklara ve bu topraklarda ki güce büyüklüğe bütünlüğe bağlamış olmaktır. Böylesine bir dünyanın üzerinde gerçekten jeopolitik konumu coğrafi konumu çok önemli ve bir büyük imparatorluğun varisi olması dolayısıyla tarihinden ve işgal ettiği coğrafyanın kendisine sağladığı avantajlardan dünyanın geleceğine dünyanın bugün karşı karşıya bulunduğu şartlarda göz önüne alındığında en güçlü ülkelerinden birisi olmaya aday Türkiye Cumhuriyeti kuruluşunda varolan bir büyük toplumsal birleşmenin uzlaşmanın ortaya çıkardığı mutabakatı daha güçlü bir şekilde sağlamaya da, uygulamaya da mecburdur bunu yapmak siyasetin temel görevidir. Kafkas Toplumları tarih boyunca önce imparatorluğu en zor gününde büyük fedakarlıkların sahibi insanlar olarak Sarıkamış’tan, Trablusgarp , Galiçya’ya, Yemen cephelerine kadar seçkin subay kadrolarıyla yeri geldiğinde elleriyle kılıca kadar, süngüye kadar varolan muharebelerde en ön saflarda hizmetlerin sahibi olanlar daha sonrasında  İstiklal Savaşında da hemen aklıma gelen Kuşçu başı Eşref gibi bir önemli ismi ortaya koyduğu çok önemli katkılarda ve ismi çok sayıda sayılacak önemli insanların katkılarını her seferinden bu ülkenin bu toprakların büyümesi güçlendirilmesi bekasının muhafazası yönünde tarihsel hizmetlerin sahibi olmuşlardır. Ben bugün ki toplantıdan çıkan sonucu da şimdiden görüyorum ki Türkiye’nin daha da güçlenmesi dünyanın sayılı on büyük devleti arasında varolması içinde daha büyük hizmetlerin sahibi olacakları açıktır. Elbette ki bu gelişen değişim şartları içerisinde ortaya koydukları bir takım istemler konusunda da büyük bir iyi niyete dayalı bütünlüğü savunucu, bütünlüğü zedelememek konusunda büyük bir hassasiyetin sahibi olduklarını çok yakinen bu toplantıda teşhis ettiğim  gibi iyileştirmelerinde sağlanacağı açık bir gerçek olarak önümüzde durmaktadır. Türkiye toplumsal bütünlüğünü,toplumsal huzurunu sağlamış büyük hedeflerin sahibi olan ülke olmak durumundadır. Türkiye’de büyüme zenginleşme ve bunun ortaya koyacağı güçlü bir siyaset izleyebilmeyi bu yolla sağlayacaktır. Bölgenin en güçlü silahlı gücüne sahip en geleneği güçlü silahlı gücüne sahip Türkiye Cumhuriyeti elbette ki, gerek Ortadoğu, gerek balkanlar, gerek hiç şüphesiz ki Kafkasya ve Orta Asya politikalarında çok daha etkin olmak durumundadır.Bugün meseleleri seyretmek yerine belirleyici konumda olmak en azından belirleyici konumda olan aktörlerle birlikte aynı sahnenin içerisinde yer alabilmek kabiliyetine sahip olabilmelidir. Türkiye’nin potansiyeli buna müsaittir.Bu potansiyeli aksiyon haline getirerek siyasi heyetlere siyasi açılımlara ihtiyacı vardır.Türkiye tokalaşacak ancak asla bükülmeyecek bir dış siyasetin sahibi olmak mecburiyetindedir. Bugününde ve yarınında Türkiye’yi fevkalade önemli şekilde etkileyecek Kıbrıs Meselesi bir kırılma noktası olarak Türkiye’nin karşısındadır. Tarih Türkiye’nin eteklerinden çekmektedir. Türkiye bütün bu meseleler beni ilgilendirmez diyerek meselenin içerisinden sıyrılıp gidebilme hakkına sahip değildir. Etrafınızdaki toprakların önemli bir bölümünü 100 sene evvelinde sizin hükümranlık alanınız içerisinde olduğu gerçeği dikkate alındığında Türkiye’nin bugünün ötesinde belli başkentlerin empozesinin dışında kendi iç bütünlüğü ve büyüklüğünü en sağlam dokularla sarsılmaz bir şekilde bağlama ve bunlarla birlikte bu bütünlüğün kendisine vereceği güçle birlikte yolunu açma ve bu yolun üzerinde  yine her zaman olduğu gibi tarihte iz, gelecekte ses bırakacak bir büyük ülke olmak mecburiyetindedir.Tarihimizin sırtımıza yüklediği mesuliyet budur ve bu mesuliyeti idrak içerisinde milletin bize verdiği görevi yapabilmekte Allah’tan en büyük temennimizdir.

Böylesi bir günde başka konuşacak konukların olduğu gerçeğini unutmaksızın ve burayı bu güzel topluluğun konuşmalarını izlemek üzere arkadaşlarımız varolacaklar. Buradan çıkan sonuçlar bizim için fevkalade önemli olacaktır. Bizi bağışlarsanız bir başka programlarımızı sürdürmek üzere değerli topluluğumuzdan, değerli kongremizden müsaade almak durumundayız. Her zaman olduğu gibi Türkiye’mizin geleceğini de, Kafkasya’mızın geleceğini de daha mutlu günlere, daha az üzüntülü günlere, daha fonksiyonel olmak suretiyle oralarda 200 yılı aşkın süredir kanayan yaraların kapanmasında derman olacağımız güçlü,dirayetli bir Türkiye’nin özlemi içerisinde olduğumuzu hep birlikte bir müşterek hissiyat olarak vurguluyorum ve hepinize en derin saygılarımı sunuyorum.

 
 

Kaffed'den

  • Son Eklenenler
  • Çok Okunanlar
  • Rastgele