Elbruz Dağı Zirvesine Zorlu Tırmanış

Salı, 09 Eylül 2014 08:22

Bu yazı, Gaziantep Çerkes Derneği kurucu üyesi ve değerli büyüğümüz Sayın Turhan Sürücü tarafından kaleme alınmıştır.

Kendisini Elbruz Dağı zirvesine gerçekleştirmiş olduğu tırmanıştan dolayı tebrik ederiz.

 

ELBRUZ DAĞI SEYAHATİNE İLİŞKİN NOTLAR

Gaziantep Dülük Baba'da sabah yürüyüşü yapan bir grup ile Niğde Aladağlarda her yıl bir zirve yapıp dönerken, geçen yıl (2013) Ağrı Dağı’na zirve yapmayı başarmıştım.

İki yıl önce Doğu Akdeniz Çerkes Dernekleri ve Federasyonumuzun Başkanlar Kurulu’nun Gaziantep’te yaptığı sohbet toplantısında Elbruz Dağına çıkmak istediğimi/hayal ettiğimi söylemiştim.

İnternetten (Facebook) bir köylümüzün verdiği linke tıkladığımda “UASHKHAMAFE - 2014 PROJECT” adı altında, Elbruz Dağına çıkmakla son bulacak bir organizasyonun yapıldığını öğrenince, bu proje kapsamında Elbruz Dağına çıkmanın plan ve programlarını yapmaya başladım.

Elbruz Dağına yolculuk bana değişik açılardan farklı boyutta bakış açıları getiriyordu. Seyahatimin bir yönü dağcılıkla ve bir yönü de oradaki soydaşlarımızı kültürel yönden tanımak ve birlikte iş yapma potansiyelini araştırmak konusunu kapsıyordu.

DAĞ VE ZİRVE PROGRA

Hemen bir e-mail hazırladım. Organizasyon Komitesine e-mailde projeden yeni haberdar olduğumu, 16-27 Ağustos tarihleri arasındaki organizasyonun sadece Elbruz Dağı’na çıkış kısmına katılabileceğimi, bunun mümkün olup olmadığını 59 yaşında olduğumu, geçen yıl Ağrı Dağı’na Zirve yaptığımı, Çerkesce ve İngilizce konuştuğumu, vize ve saire işlemlerimi yetiştirebilirsem katılacağımı sorduğumda, katılmamdan memnun olacaklarını, 29 gün süreli Rusya Federasyonu Cumhuriyetlerine yapılacak seyahatlerde vizeye gerek olmadığını söylediler. Derhal pasaport süre uzatımı, eksik dağcılık malzemelerinin temini, Gaziantep Dağcılık Kulübü ve Gaziantep Çerkes Derneği ile irtibata geçerek, yıllardır hayalini kurduğum dağların dağı, masallardaki KafDağı eski Yunan efsanelerindeki Tanrıların Tanrısı Zeus’un kendisine isyan eden oğlu Tanrı Prometeus’u cezalandırarak her gün yeniden iyileşen ciğerini bir kartala yem yapan babasına, ciğerini yemek için görevlendirilen kartalı öldürerek babasının planını bozan özgürlük timsali Prometeus’un yaşadığı yüce dağa çıkacağımı söylediğimde aldığım görevin ne kadar büyük olduğunun pek ala farkındaydım.

Elbruz Dağı’nın Adıge Mitolojisinde de ayrı bir yeri vardır.

Tarihi M.Ö. 8 binli yıllara dayanan Nart Efsanelerinin eski Yunan efsanelerine de kaynaklık ettiği bilinmektedir. Nart Efsanelerinde Taşın Oğlu Sosrıgua, Cadılara karşı iyiliğin ve erdemin savaşını vermiş ve kazanmış, eski Yunan efsanelerinde Tanrılar Tanrısı Zeus, zincire vurdurduğu oğlu Prometeus'u bu dağda hapsetmiş. Her ikisi de haksızlığa ve mutlak kabul gören güce karşı mücadele etmiş, bu mücadelelerinde başarılı olmuşlar.

Efsanelere ve masallara konu olan ve Atalarımızın yaşamış olduğu bu bölgeleri hiç görmemiş olmak zaten büyük bir eksiklik idi ve ben bu eksikliği telafi etmek de dahil bir taşla birkaç kuşu bir arada vurabileceğimi düşünüyordum. Hazırlıklarımı yaptım dağcılık malzemelerim tamamdı. Ben de kondisyon yönünden iyiydim. Tam zamanıydı ve ben hazırdım.

Elbruz’a çıkmak için Terskol adı verilen kasaba benzeri bir yerleşim yerine gelip Alpin Oteline yerleştiğimde, birlikte plan yaparken Ağrı Dağı’na çıkan Gaziantep Dağcılık Kulübünden arkadaşlarımın zirve yapıp yapmadıklarını merak ediyordum. Kulüp üyelerinden Ercan Babur arayarak ekipteki tüm arkadaşların zirve yaptığını, döndüklerini bildirince bir taraftan Gaziantep Dağcılık Kulübü olarak arkadaşlarımın elde ettiği başarıyı taçlandırmanın harika olacağını düşündüm.

Önce Türkiye'den Elbruz Dağına nasıl gidileceği hakkında bilgi sahibi olmayanlar için önemli sayılabileceği için gidiş seyahati hakkında bilgi vermem gerekiyor.

Türkiye'den Elbruz Dağına gitmek için halihazırdaki en uygun yöntem İstanbul’dan Pegasus Havayolları ile Mineralnye Vody havaalanına uçmaktır. İstanbul’dan Mineralnye Vody’e Sabiha Gökçen Havaalanından uçak bileti/uçak saati 23:20 olmasına rağmen (18.08.2014) biz saat 19.08.2014 günü 01:10 ‘da havalandık. Anons edilen kapı 4 kere değişti. Nihayet uçağa bindik ve uçtuk. Uçuş 2 saatten biraz fazla sürdü.

MineralnyeVody havaalanında yurt dışından gelen herkesin doldurmak zorunda oldukları bir beyan kağıdı vardı. Herkes bundan birkaç tane aldı. Yanlış doldurdu. Yazılar çok küçüktü. Kutucukların doldurulması zordu. Önce temin edemedim. Sonra Bursa Mustafa Kemal Paşa Çerkes Derneğinin davetlisi olarak gençleri getirdiğini söyleyen bir Thamade bizim havaalanı polisi ile iletişim kurmamızı Rusça sağladı. Kağıdı temin edebildik. Doldurduk. Kağıdın iki bölümünü de doldurmamız gerektiğini söyledi. Onu da yaptık. 2. tarafı çıkışta almak üzere bize iade ettiler. Pasaport kontrolünden geçtik.
Beni bekleyen Ertuğ adında daha önce tembihlenmiş bir arkadaşla buluşup Elbruz Dağlarının eteğinde yetiştiğimde beni getiren taksiciye ödediğim 100 $ arkadaşımızı memnun etmişti.

Yakıtın ucuz olması taşıma maliyetlerini düşük seviyede tutmaktadır.

Terskol kasabasında Alpina Oteli’ne yerleştik. Rezervasyonumuzu yapan yetkiliye ulaşıp anlaşmamız biraz güç oldu. Ama oteldeki 209 no’lu odaya ulaştık. Otel fiyatları kayak sezonu olmadığından son derece düşük durumda. Kayak sezonunda yoğun olarak çalışan otel Ağustos ayında mevsimi olmadığından boştu. Otelde yemek ve kahvaltı servisi yoktu. Karşıdaki Viraj adlı otelde bu ihtiyaçlarımızı karşıladık. Bölgede Türkiye’de anlaşılan kahvaltı çeşit bolluğunu burada bulamazsınız. Açık büfe kahvaltı yok. Sipariş üzerine hazırlanan spesiyal çeşitler yaptırmak mümkün. Onun haricinde tam anlamıyla “bol kepçe” patatesli et haşlama gibi doyurucu bir çorba/yemek yediğinizde yetip artıyor bile.

Bulunduğumuz Kabardey Balkar Cumhuriyetinde Adıge ve Balkar dilleri ile Rusça konuşuluyor. Balkarca bizim anladığımız Türkçe’nin lehçesi ve bazı kelimeleri değiştirilmiş Türkçe’nin bir versiyonu. Kelimeleri biraz gayretle anlaşabiliyor. İngilizce bilenler çok değil.

Alpina Otel’de 19.08.2014 günü çevreyi incelemek, istirahat etmek ve “UASHKHAMAFE 2014 PROJECT” organizasyonunu yapan “Adgyeham Ya Dunney” sivil kurumu yetkilileri ile buluşmak amacıyla beklemekle geçti. 20.08.2014 günü kahvaltıdan sonra Elbruz’a doğru biraz yukarı çıktığımda teleferik tesislerini gördüm. Birisi eski biriside daha modern olan iki teleferik 2350 metre yüksekten 3000 metre yükseğe Kpyro30p’a oradan da MMR (3500) veya (3780 m yada piryut 11’(4050 m) ye taşıdığını gördüm. Tanıtım tablosunun fotoğrafını çektim.

20.08.2014 günü nihayet grubun üyesi arkadaşlar otele yetiştiler. Hep birlikte kahvaltı yaptıktan sonra Çeget’e doğru aşağıya takriben 7 km yol mesafesi kat ederek hafif bir antrenman yaptık. Bu buradaki ilk ter atmamız oldu. Yörede Narzan Suyu olarak adlandırılan mineralli bir su var. Maden suyu pınarı açıktan akıp derelerde eriyip giden kar - buz sularına karışıp gidiyor. Bu gezintimizde bol Narzan suyu içtik. Otele döndükten sonra duşumuzu aldık. Yermeğimizi yedik ve birlikte bir çeşit adam bulma oyunu oynarlarken ben istirahata çekilmek için yukarı çıktım.

21.08.2014 günü Cevici Goşi (güzel kadın saçı) Şelalesine doğru yola koyulmadan bir kahvaltı yaptık. Kahvaltıda burada meşhur olduğunu söyledikleri ve irtifa yapmadan önce yenmesinin faydalı olacağı söylenen tereyağlı yulaf lapası yedik. Pek hoşuma gitmedi. Ama insanı hem tok tutuyor ve hem de karbonhidrat açısından zengin. Yani irtifa yapacaksanız yiyeceksiniz.

Cevici Gosi (güzel kadın saçı) şelalesi yüksek bir dağ silsilesinin üzerinde Elbruz Dağları ile aynı silsilenin üzerindeki 2.680 rakımlı bir yerde.Dağa ve şelaleye gitmek için dağın yamacında kıvrım kıvrım olan stabilize yolda Elbruz’a hazırlık antrenmanları için çok sayıda grup ve solo dağcı ile karşılaştık. İkamet ettiğimiz Alpina Otel’den şelaleye kadar 4 saatte gittik. Orada yarım saatten fazla kaldıktan sonra 2 saatte de indik. Elbruz öncesi güzel bir antrenman oldu. Cevici Gosi şelalesinin videosunu ve fotoğraflarını çektim.

22.08.2014 günü dağa çıkmak için gruptan bazı arkadaşlar hazırlıklarını tamamlayamadıklarından hiçbir şey yapmadan otelde pinekledik. Grup büyük olduğunda ve profesyonel disiplin olmadığında böyle durumlar yaratabiliyor.

23.08.2014 sabahleyin bir önceki günden daha erken kalkarak hazırlıklarımız tamamladık. Diğer ülke ve bölgelerden farklı olarak burada dağcılık malzemelerinin tamamını kiralayabiliyorsunuz. Takım elbisenizle gelseniz en spesifik dağcılık malzemelerinin en kalitelisini kaç günlüğüne derseniz kiralayabilirsiniz. Size gerekli olacak her şey burada "magazin" denilen dükkanlarda kiralık olarak bulunuyor. Ben sadece bu bölgeye özgün su geçirmez mesli ayakkabılar kiraladım. Bu ayakkabılar olmadan Elbruz Dağına çıkmak en hafif tabiriyle aptallık olur. Gruptaki arkadaşların tamamı tüm ihtiyaç duydukları malzemeleri kiraladıktan sonra teleferikle yüklerimizle birlikte iki aktarmalı olarak yukarı çıktık. Daha sonra telesiyej ile belirli bir mesafe daha aldık. Paletli kar makineleri ile (kanat) bir süre daha yukarı çıktıktan sonra 4.230 metre yüksekteki barakalara ulaştık. Barakalarda tüp, belirli saatlerde elektrik ve buz kuyusundan kabınızı daldırarak temin edebileceğiniz su var. Mutfak kısmında kendin yemek hazırlayabiliyorsun. Elektrik küçük benzinli jeneratörle temin edilebiliyor. Yatacak yerler iki katlı ranza usulü. Her barakada 12 kişi civarında kalınabiliyor.

23.08.2014 günü barakalara gelip biraz istirahat ettikten sonra aklimatizasyon için biraz kendi dağcılık ayakkabılarımızla yukarıya doğru ekibimizden 4 kişi ile birlikte karda yürüyüş yaptık. Takriben 4.600 metreye kadar çıktık. İyi bir antrenman oldu. Ama benim çok güvendiğim ayakkabılarım ıslanmıştı. İyi ki son dakikada su geçirmez ve buraya özgü olan ayağıma uygun ayakkabıları kiralamıştım.

24.08.2014 günü hepimiz kar ayakkabıları (plastikten yapılmış, mesli -kiralanabiliyor) ile Elbruz dağına doğru kayda değer bir irtifa daha yapıp geri döndük. Takriben 4.800 metreye kadar çıktık. Bazı arkadaşlar irtifa nedeniyle sıkıntı yaşadılar. Aklimatizasyon için faydalı bir gün oldu.

Akşam ekipten kimlerin zirve programına dahil olacağı hakkında konuşma yapıldı. Bazı arkadaşlar zirve programı için kendilerini yetersiz gördüklerinden gönüllü olarak zirve programına katılmayacağının söylediler. Bazı arkadaşlarımızın da performansları yeterli olmadığı için, bazıları da ekibi çok fazla kalabalık yapmamak ve 12 kişi ile sınırlamak gerektiği kanaati nedeni ile zirve yapmayı deneyecek gruba dahil edilmediler. Arkadaşların bazılarının ekipten çıkarılması bir takım kırgınlıklar yarattı ise de toplam 12 kişilik grup oluşturuldu. Listedeki 12. kişi bendim.


Akşam erkenden yattım. Ama tabii ki uyuyamadım. Gece saat 1’de kalktım. Gruptaki diğer arkadaşlarla yulaf lapası yedik. Üstüne bir bardak çay içtik. Sırt çantalarımız aldık. “Kanat” olarak adlandırılan kar arabasına bindik. Takriben 4.900 metre rakıma kadar çıktık. Ondan sonra tipi içerisinde saat 3:30 da kafa lambalarımızın aydınlattığı patikadan yürümeye başladık. Dik bir yokuşu çıkmaya uzunca bir süre devam ettik. Benim İnternetten ve Google Earth’ten takip ettiğim ve incelediğim üzere Elbruz’un 5.642 metre yükseklikteki tepesine çıkmamız için iki dağın arasına çabuk ulaşabileceğimizi sanıyordum. Yürümeye devam ettik. Sola doğru dik bir eğimi olan bir yerden tipi ve sert rüzgarın savurduğu karlarla mücadele ederek yürüdük. Ben rehberimiz Kazbek’in bizi başka bir güzergahtan götürdüğüne kanaat etmeye başlamışken havanında hafifçe aydınlanması ve tipinin durmasından ikizlerin arasında yani iki zirvenin müşterek vadisinde olduğumuz anladım.

Biraz daha yol aldığımızda yüksek zirvenin yukarı yamacında bizden önce yola çıkmış iki ayrı grup olduğunu, mola verdiklerini gördük. Mola yerine yetiştiğimizde öndeki grup kalktı ve yola devam etti. 2. grup da kalktı. Mola yerinden biz de 20 dakikalık istirahati takiben yola tekrar koyulduk. Sağa meyilli dik ve sert yamaçtan oldukça dikkatli ve yavaş yürümeyi gerektirecek şekilde patikadan ilerlerken yukarıdan bir bağrışma geldi. Biz mola yerine yetiştiğimizde kalkan ekipten bir kişinin yüz metre aşağıya karın üstünde kaydığını, dik yokuşta buz kazmasıyla tutunmayı başardığını, el hareketleriyle yaşadığını, canlı olduğunu ve sağlıklı olduğunu ifade etti. Ekibin rehberi olduğunu tahmin ettiğimiz bir kişi, kayan kişinin kaydığı doğrultuda tahminen 75 derece dik bir açıdan buz kazması ve kramponlarını kullanarak çok seri şekilde kayan kişiye ulaştı. Kayan kişiyi ipe aldı. Kendi grupları ile bizim grubumuzun ortasına doğru yola çıktı. Biz kendilerine ulaşmadan grupları tekrar tamamlanarak yollarına devam ettiler. Bu arada biz de iple 12 kişi birbirimize bağlanarak emniyetimizi aldık. Yavaş ve temkinli ilerlemeye devam ettik. Tipi ve sert rüzgar yürümeye başladığımızdan beri 4 saat geçmesine rağmen durmamıştı. Bir taraftan sis, bir taraftan rüzgarın savurduğu kar görüş alanımızı daraltıyordu. Kar maskesinin örtmediği yüzümüzün çok az kısmı o kadar çok üşüyordu ki bir ara yüz felci geçireceğimi düşündüm. Kar maskesinin üstünde ve gözlüklerimde, aldığım nefesten dolayı oluşturduğu ıslaklık hemen buza dönüşüyordu. Yağmur ve ıslaklığı önlemek için pantolonun üstüne geçirdiğim su geçirmez pantolonun, kış koşullarına uygun eldivenlerimin, montun, montun başlığının her bir milimetrekaresinin kar/buz ile kaplandığını, batonların tutamaklarının haricindeki her yerinin, buz sarkıtı gibi göründüğünü ifade etmem gerekir.

Çok dik yamaçta yol alırken bir grubu geçmek için çok ciddi risk almak zorunluluğu ortaya çıkıyor. Nitekim önümüzdeki 2. grup tırmanıştan  vazgeçerek geri döndüler. Bir ayak genişliğindeki vertikal patikada iki grubun birbirini geçmesi imkansız olduğundan patikayı bize bırakarak kendileri dik bir duvardan iner gibi dikine inerek bizi bypass geçtiler. Bunun için, ekibin Rus rehberi adeta duvara merdiven kurar gibi kramponunun ayakuçlarıyla ve buz kazması ile emniyet alarak buzda basamak yapıp diğer arkadaşlarının oradan salimen inmesini sağladı. Biz aradan 30 dakika kadar daha geçtikten sonra bir mola daha verdik. Bu sefer artık çok dik ve tehlikeli yokuş kalmadığı için ipten çıkmıştık. Ancak tipi devam ettiğinden etrafta hiçbir şey görünmüyordu.

Önceki dağ tecrübelerimde aklimatizasyon için çokça su içmek gerektiği, terlemenin vücuda kaybettireceği suyun telafi edilmesinin önemli olduğunu bildiğimden molalarda sık ılık su, şekerli çay içiyordum. Bu bana tekrar kuvvet kazandırıyordu.

Nihayet rehberimiz Kazbek 20 dakikalık bir yolumuzun kaldığını söyleyince sanki tüm kuvvetimi yeniden elde etmiş gibi konsantrasyonumu kazandım ve ümitlerimi yeniledim. Dile kolay yıllardır hayalini kurduğum Elbruz Dağına çıkmış ve orada Gaziantep Çerkes Derneğinin ve GADAK /Gaziantep Dağcılık Kulübünün flamalarıyla fotoğraflarımı çektirerek bu tarihi anı belgeleyecektim. Aradan 20 dakika değil, o ruh haliyle 20 saat daha yürüyecek enerji dolu olduğumdan (ekibin diğer üyeleri de aynı konsantrasyona haizdi) zamanın nasıl geçtiğini, kaç dakikada bu mesafeyi aldığımızı bilmiyorum. Hiç birimiz artık durmadan, kurulmuş makine gibi yürüyerek 5.642 metre yükseklikteki zirveye ulaştık. Artık zirvedeydik. Hepimiz birbirimize sarılarak tebrikleştik, fotoğraf makinemi çıkarmak için sağ elimi eldivenden çıkardığımın ilk 10 saniyesinde ellerimin buz tuttuğunu zannettim.
Güçlükle birkaç fotoğraf çektim. Etrafı filme aldım.

“UASHKHAMAFE 2014 PROJECT” adı altında ikincisi bu yıl düzenlenen ve geleneksel hale getirilmeye çalışılan bir “ Adyge” topluluğuna katılarak yaptığım bu aktivitede zirveye çıkmayı başarmıştık. Grup firesiz olarak zirvede hatıra fotoğrafları çektirdi. Çok kısa bir konuşmayı da filme aldıktan sonra zirveye bizden sonra yetişen bir başka ekibe yer açmak için biz dönüş yoluna koyulduk.

Dağ kazalarının önemli bir bölümü inişlerde olur. Zirveyi gören insanlar başarmış olmanın rehavetine kapıldıklarında, konsantrasyon noksanlıklarında, aşırı yorgunluklarda dağ kazaları karşı karşıya kalırlar. Bunun için dikkatli olmanız gerektiğinin farkındaydık.

Bunu bilen rehberimiz Kazbek çok geçmeden ipe girmemiz gerektiğini söyledi. Bu sırada zirvede benimle Türkçe konuşmaya çalışan ve fotoğraflarımdan bazılarını çekmeme yardım eden iki Balkar genç de bize dahil oldular. Toplam 14 kişinin ancak bir ayağın sığabildiği zigzag patikada iple inmesi kolay değildir. Bazen ip seni patikadan aşağı iter gibi gerilir, tek ayağını sağlam basıp diğer ayağınla adım atmak zorunda kalıyorsun. Önünüzdeki ve arkanızdaki arkadaşlarınla uyumlu, aradaki mesafeyi koruyucu, birbirini kollayan bir şekilde yürümek zorundasınız. Hava hala sisli, hala etrafı göremiyoruz. İniş yolu çıkış yolundan daha seri şekilde kat ediliyor. Bizim attığımız ipin yanında dağda daha önce atılmış ipe de ayrıca 2. emniyet sağlamak üzere iki ayrı yerde ipe girdik.

Çıkarken mola verdiğimiz yere geldiğimizde mola verdik. Artık önemli derecede riskli iniş ve çıkışı tamamlamıştık. Bundan sonra seri şekilde inişe devam ederek “kanat” denilen kar aracının bizi bıraktığı yere ulaşmıştık. Ben bizi aracın alacağını zannederken, ekibin organizatörü olan Beslan bizi aracın almayacağını, yürüyeceğimizi söyleyince, o yorgunlukla ilaveten yokuş aşağıya bir saatten fazla bir yürüyüşle karşı karşıya kaldığımızı anladım. Yer yer karın buz tuttuğunu bildiğimizden yokuş aşağı inerken de tedbiri elden bırakmamak gerekiyordu.

Ekibin Lideri Beslan ile gece dağdaki barakada kalmanın anlamsız olacağını, Alpina Otel’e ineceğimiz söyleyince, bugün inmemizin uygun olacağını, inmek için hemen hazırlanabileceğimizi, ekipteki zirve programına katılmayan arkadaşlarımızın orada kalmaktan sıkılacaklarını, teleferiklerin saat 16:00 da kapandığını, derhal iniş hazırlıklarına başlandığında yetişebileceğimizi gördük. Derhal üstümüzü değiştirdik. Malzemelerimiz toparladık. “Kanat” denilen karda hareket eden makinaya bindik. Dik yokuşta inerken ve çıkarken tutacak yeri olmadığından aracın içinde yine pestil gibi eziliyorduk. 15 dakika sürmeyen yolculuktan sonra telesiyeje vardık. Çantalar sırtımızda ve kucağımızda havadar bir şekilde havadan telesiyejle, sonra teleferikten iki aktarmayla otelimize 200 metre uzaktaki istasyona indik. Otelde duşlarımızı aldık. Bir saat kadar uyudum. Akşam yemeğinde toplam 22 kişi "UASHKHAMAFE 2014 PROJECT” grubu olarak zirve programımızın başarısını kutladık.

Ertesi sabah, duş alıp tıraş olduktan sonra seyahatim boyunca kullandığım çamaşırlarımı, elbiselerim ve dağcılık malzemelerimi saat 10’a kadar yerleştirip bitirmek üzereyken kahvaltıya çağırdılar. Kahvaltının bitiminde Azamet adındaki arkadaşımız arabasıyla beni ve rehberimiz Kazbek’i Nalçik’e getirdi. Kazbek benim SIM kart almama, dolar bozdurmama, otele yerleşmeme yardım ederek yarın görüşmek üzere geleceğini söyleyerek ayrıldı. Azamet yarın kardeşinin kızının düğün merasimi olduğunu, yoksa “UASHKHAMAFE 2014 PROJECT ” programının Nalçik’te başlayacak kısmına katılmak istediğini söyledi. Vedalaşarak ayrıldık.

SEYAHATİN KÜLTÜREL BOYUTU VE BİRLİKTE İŞ YAPMA POTANSİYELİ

Telefonum için aldığım SIM kartı taktığımda gerek Kabartay Balkar Cumhuriyetinde veya gerekse Türkiye’de aramak istediklerime bir türlü ulaşamıyordum. Telefon numarasının başına Türkiye’nin kodu olan +9’u getirerek yaptığım aramalar sonuç vermiyordu. Kaldığım otelin altındaki köşedeki mobil telefon bayisine tekrar gittim. Çerkesce (Kabardey) veya İngilizce bilmiyorlardı. Hiçbir yerle görüşemiyordum. Aradığım numaranın geçersiz numara olduğu anonsu her aradığım numarada tekrarlanıyordu. Nihayet Mejid adında Türkiye’den yıllar önce buraya gelip yerleşmiş birisinin açtığı otantik Adıge giysi, takı ve malzemeleri satan dükkana gittim. Kendisinin Türkiye’de olduğunu söylediler. Telefonla olsa da kısa bir görüşme yaptık.

Görüşmek istediğim ikinci kişi Zülfikar Enes idi. Onu aradım. Görüşmek istediğimi söyledim. 15 dakika içinde benim kaldığım otele geleceğini söyledi. Lobide kendisini karşıladım. Akşam yemeğini birlikte yedik. Yemekte bir sürahi su içtim iki demlik çay içerken Türkiye ile Rusya arasında gıda (sebze ve meyve) ve kömür ticareti yapılabilirliğini istişare ettik. Yarın ofisinde yine bir araya gelip kendisinin yardımcısının da katılacağı bir toplantı yaparak ne yapılacağını istişare etmek üzere ayrıldık.

Burada tabiatın güzelliği turizm yatırımlarını dikkate değer kılıyor. Elbruz Dağı, tüm Avrupa kıtasının en yüksek yeri. Masallarda ve efsanelerde yer alan KafDağı’nın bulunduğu bölge.

Oteller yetersiz, otel işletmeciliği çok zayıf. Oteller kayak için kısa bir süre çalışıp diğer zamanlarda ölü sezona giriyor. Geleceği ve potansiyeli çok parlak konumda.

Sabah kahvaltısı Türkiye’deki açık büfe kahvaltısı gibi değil. Sulu yemek şeklinde servis edilen 2 porsiyondan fazla patatesli haşlama et yediğinizde kahvaltıyı yapmış oluyorsunuz. Her şey otantik olmasına rağmen fabrikasyon dilimlenmiş ekmek tüketiliyor. O da kısıtlı olarak temin edilebiliniyor.

Otellerdeki alafranga tuvaletlerde taharet musluğu yok. Halbuki bölgede yaşayan insanların % 85’inden fazlası Müslüman.

Otellerde sabun bulunmuyor. Sabah kahvaltısı için açık olan otellerden bazıları birkaç alternatif çorba çeşidi sunabiliyorlar. Hayvancılık yaygın olmasına rağmen peynir yendiğini görmedim. Bunu söylediğimde dağda Türkiye’den gelen bir markanın peynirini getirdiler. Belli ki dağa gelen dağcıların kutusunu açmadan bıraktıkları bir peynir.

Elbruz Dağı’ndaki kar ve buzun erimesinin zirveye ulaştığı bu ayda, elektriklerin sık sık kesildiği bu bölgede çok yüksek irtifadan adeta düşerek gelen suların enerjisi için nehir tipi hidroelektrik santraller kurulabilir mi? (Lisansın doğrudan Moskova'dan alınması gerektiğini öğrendim.)

Ya da Narzan dedikleri mineralli suyun (maden suyu) şişelenip satılması hakkında mevzuat ve yerel ailelerle görüşme yapılırsa hangi sonuçlara ulaşılır?

Yerel mevzuatı ve Moskova’nın Uluslararası düzeyde kurulacak ortaklıklara karşı hangi sektörlerde hangi kolaylıklar sağlayıp hangi zorlukları çıkarıyor? Dikkatle incelenmesi gerekir.

Türkiye’den yaş sebze ve meyve getirerek Türkiye’ye kömür ithal edecek çok ortaklı bir şirket kurulabilir mi?

Yıllar önce buraya yerleşmiş olan Zülfikar Enes ve ortağı ile yarın bu bölgede iş yapma konularını görüşeceğiz.

Elbruz’dan Nalçik’e dönüşte Elbruz Dağına 1826 yılında o zamanın imkanları ile 5.621 metre yüksekteki 2. zirvesine tırmanan KİLAR HAŞİR adındaki Adıge’nin heykelinin fotoğrafını çektim. Heykelin önünde fotoğraf çektirdim.

Elbruz Dağına o zamanki imkanlarla (krampon, giyecek, yiyecek, yardımlaşma imkanlarının) olmadığı bir ortamda çıkmayı başarmış olmanın ne demek olduğunu ancak Elbruz Dağına çıkanlar anlayabilir.
Yine dönüş yolunda 1682-1750 yıllarında yaşamış Çerkes düşünürlerden Kazanuka Jabağı’nın doğduğu köye dikilen heykelinin fotoğrafını çektim. Kazanuka Jabağı'nın bugün de çok anlamlı ve güncelliğini koruyan “Hayata ve Yaşama Dair Sözleri” çok anlamlıdır.

Yol kenarında yetişen ekşimsi kırmızı renkli yerel bir meyve olan beriberi/biberiye’den o kadar çok var ki? Yemeklere ayrı bir lezzet katmak için kullanılıyor.

Yine yol kenarında kışın soğuğunu yediğinde asıl lezzetine ulaşan başka bir küçük meyveli bitki de yabani olarak yetişiyor, alıp yedik. Kış başlangıcında soğuğu yediğinde beklenen olgunluğa gelirmiş. Ne kadar ekşi ise o kadar makbulmüş, yemeklerde sos olarak kullanılıyormuş.

Nalçik'e geldiğimizde Nart Efsanelerinde geçen Sosrıgua (Taşın Oğlu) anıtına gittik. En zalim cadının ateşe hükmettiği ve insanları ateşten mahrum bıraktığı, Seteney Guaşe'nin oğlu Sosrıgua'nın da çok güçlü ve yiğit olduğu, Elbruzun dik yamaçlarından yuvarlanan devasa kaya kitlelerinin bir darbeyle aynı hızla tekrar yerlerine kadar yukarı savrulmasını sağladığı, hiçbir gücün karşı koyamayacağı bir kuvvete sahip olduğu, bu güçlü cadının bir taraftan akıl, diğer taraftan güç ile Seteney Guaşe'nin oğlu Sosrıgua tarafından yenildiği ve ateşin insanlığa yeniden kazandırıldığı efsanesi anlatılır.

Sosrıgua'nın ateşin insanlığa yeniden sunuluşu anıtının fotoğrafını çektim.
Aynı gün (27.08.2014) “UASHKHAMAFE - 2014 PROJECT” ekibine Nalçik'te "Hoşgeldiniz" programı vardı. Adıge Wune'de gerçekleştirilecek ikramdan önce 1763-1864 yıllarında bu bölgeden sürgün edilen Adıgeler için dikilen sürgün anıtının fotoğrafını çektim.

Adıge Wune gerçekten lüks, ferah ve modern bir bina. üç katlı. Birince katta “UASHKHAMAFE - 2014 PROJECT” ekibine Nalçik Thamadeleri tarafından ikramlar yapıldı. Elbruz zirvesine çıkanlara sertifikaları verildi.

Rehberimiz Kazbek SHibzukhov'la daha önce yaptığımız sohbetlerde , Elbruz'dan sonra Klimanjora'ya çıkacağımı söylemiştim. Bana Klimanjora için bir karabina ve bir kaya çivisi vererek bunlar Klimanjora’nın tepesine benim için bırak diyerek bir görev verdi. Bakalım bu görevin altından kalkabilecek miyim?

Adıge Wune'nin ikinci katında hem eski ve hem de yeni ressamların karma resim sergisi vardı. Gezdik ve fotoğrafladık.

Programın kalan bölümünde Adıge woredıjhar (Eski Adıge türküleri) derleyip repertuara kazandıran bir grubun davetlisi olarak tiyatro, müzik ve düğünler için kullanılan bir komplekse gittik. Yüzyıllar önce söylenmiş Adıge woredlerini yeniden ve çok sesli olarak dinlemek bizim için gerçekten önemli bir ayrıcalıktı.

Gece yarısına yakın programın sona ermesini müteakip Mineralyne Vody Havaalanının yolunu tuttum. Sağ olsunlar, orada tanıştığım ve kalıcı dostluklarına inandığım arkadaşlarım 200 km. den daha fazla olan yolu bizzat gece saat 24’ten sonra beni Havaalanından yolcu etmek için gelmişlerdi ve son pasaport kontrolüne kadar yalnız bırakmamışlardı.

TÜRKİYE'DEN KAFKASYA İLE İŞ YAPILABİLİR Mİ?

Yapılabilir. Çok çeşitli iş kolları var. Yerli, sağlam ve güvenilir ailelerle birlikte çok daha kolay şekilde başarılı olunur. Emek vermeye de değer. Bu ayrı bir çalışma ve yazı konusu.

 

Turhan Sürücü.
Yeminli Mali Müşavir.

Haberler

  • Son Eklenenler
  • Çok Okunanlar
  • Rastgele