Mansur Balcı:Çerkeslerin Bitmeyen Yası

Çarşamba, 22 May 2013 13:07

 

[RADİKAL] Çerkesler, her 21 Mayıs'te yas tutar. 149 yıl önce Çarlık Rusyası'nın zulmünden kaçan yüzbinlerce Çerkes Karadeniz'i aşıp bu kıyılardan Türkiye'ye ulaşmıştı. Türkiyeli Çerkesler, bu yıl 25 Mayıs'ta Samsun'da bir kez daha atalarının manevi huzurunda olacaklar

Ablam anlatırdı. Annem ile annesi, her ayın 15’inde dolunayda, balkona çıkarlar, birlikte ağlarlarmış. Anneannem öldükten sonra da annem, yıllarca bunu sürdürdü. Annem sürgünle gelen kuşaktan değildi ama annesi genç kız iken sürgünle gelmişti. Yurtlarından koparılıp sürülürken akrabalar-arkadaşlar aralarında sözleşmişler, “Her dolunayda aya bakarak birbirimizi düşünelim; birbirimizi unutmayalım” diye… Sonraları bu sessiz anma-yas eyleminin Türkiye ’de ve Kafkasya’da birçok yerde yapıldığını öğrendim. Her ay tekrarlanan bu dramatik ritüel, kitle iletişim araçlarının olmadığı bir zamanda, bir tür telepati yoluyla karşılıklı duygu transferini, fiziki olarak koparılmış bağları korumayı ve yaşatmayı olanaklı kılmış. Çerkeslerde yas, hatırlamanın, ayakta kalmanın ve kolektif aidiyetin bir biçimi olarak yaşanmış, yaşatılmış… Yazı dilinin olmadığı koşullarda, kolektif hafızada kayıt tutma, arşivleme işlevlerini yerine getirmiş.

Sürgün, 1864

Çerkesler, Kafkasya coğrafyasının otonom halkları olup, 1864’te başlayan sürgünle yurtlarından sürülmüşlerdi. Tarihlerinin M.Ö. 8000’li yıllardan daha da eski olduğu, yeni kazılarla bilinir hale geldi. Kafkasya coğrafyası, tarih boyunca büyük güçlerin siyasi ve askeri didişme alanı oldu. Hunlar, Moğollar, Türkler ve Ruslar gibi büyük askerileşmiş toplumların yer değiştirmelerinin geçiş alanı oldu. Komşu halkların güçlenmesine bağlı olarak, yayılma alanları açısından iştah kabartıcıydı da. Tatar Hanlığı, Çarlık Rusyası gibi… Bu askeri siyasi hareketlerin ortasında merkezi devlet olarak örgütlenmeleri sürekli sekteye uğratılan Çerkesler, dilleri, kültürleri ve gelenekleri yanında, kendilerine özgü sert iç yasalarıyla yine de ayakta kalmayı başarmışlardır. Yaşamları boyunca savaş içinde kalan bu halkın doğası sertleşmiş, yasaları keskinleşmiş ve başka halklara güvenleri azalmış.

Çarlık Rusyası

1764’te Çarlık Rusyasının, Kaberdey bölgesine saldırısıyla Kafkas-Rus savaşları başladı. Çarlık Rusyası’nın güney denizlerine inmesi, denizlerde hakimiyet ve dünya ticaretinde pay alması, Çar I. Petro’nun Rusya’nın geleceğine yönelik temel politikasıydı. Daha sonraki Çarlar-Çariçeler için de bir vasiyet olarak benimsenen bu politika, dünya ekonomisinde ticaretin yerini sanayinin alışına kadar devam etti. Güçlü İngiltere , Rusları Baltık Denizi’ne çıkarmadı. O yol kapalı idi. Kuzey Buz Denizi o dönemin teknik koşullarına bağlı olarak bir deniz yolu değildi. Dünyaya açılmak için geriye kalan tek yolun Karadeniz olması, Çerkeslerin talihsizliği oldu. Çarlık ordusunun Kafkasya’ya girişiyle başlayan savaş, sayıca ve teknolojik anlamda çok üstün bir orduya karşı topyekun bir halk savunması olarak sert ve acımasız koşullarda yüzyıl sürdü. Çerkesler, Çarlık ordusunu Kafkaslar’da durdurdu, kilitledi ve en azından iki kıtada tarihin gidişini etkiledi. Sonuçta, Çerkeslerin yenilgisiyle savaş bittiğinde, sistematik bir kıyım başladı, Çerkes halkının tamamına yakını yurtlarından sürüldü. 21 Mayıs 1864, bu kıyım ve büyük göçün başladığı gündür. Çerkesler, dünyanın her yanında bir gün yas tutarak bu trajedi ile yüzleşirler.

Rus, Osmanlı ve İngiliz arşivlerine göre, iki milyon Çerkes sürgün edildi. Bunların 500 bini yollarda öldü. Sağ kalanlar da salgın hastalıklar, açlık, dil bilmemek, para ve işlerinin olmaması gibi nedenlerle yıllarca sefalet içinde yaşadı. Ağırlıklı olarak Osmanlı topraklarına sürülen Çerkesler, İmparatorluğun dağılmasıyla kurulan her devlette varlar. Yaklaşık, üç ile dört milyon civarındaki sayıları ile Türkiye’de ikinci büyük azınlık Çerkeslerdir. Ürdün, Suriye ve İsrail’de de sayıları küçümsenmeyecek azınlık durumundalar.

Stalin döneminde

Çerkesler, Sovyetler kuruluncaya kadar, Çarlık tarafından kendi anayurtlarında sistematik bir yok edilme politikası yaşadı. Baskılar, köy ve bölge boşaltmalar, toplu sürgünler gibi. Sovyetler Birliği’nin kuruluşu, Çerkeslere özerk cumhuriyetler statüsü kazandırdı. Yazılı dil, edebiyat ve folklorlerini geliştirmelerinin önünü açarken, devlet yönetme yeteneklerinin de oluşumuna ve gelişimine olanak tanıdı. 1917 Sovyet devriminden sonra Kafkasya’da Abhazya, Adigey, Karaçay-Çerkesk, Kabartay-Balkar, Osetya, Çeçen-İnguş ve Dağıstan özerk cumhuriyetleri kuruldu. Stalin dönemindeki baskı ve kıyımlardan Çerkesler de paylarına düşeni aldı, sindirildiler. Birçok aydın ve ileri gelenleri öldürüldü, sürüldü; zaman zaman halkın bir kısmı topluca sürgüne yollandı.

Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla Kafkasya coğrafyası da yeniden hareketlendi ve çeşitli çatışmalara sahne oldu. Günümüzde Abhazya bağımsız bir devlet. Adigey, Kaberdey-Balkar, Karaçay-Çerkesk, İnguşetta, Çeçenistan ve Dağıstan, Güney Osetya Rusya Federasyonu’nu oluşturan cumhuriyet ve yönetimlerden.

Diaspora Çerkesleri

Çerkeslerin diasporada örgütlenmeleri sivil örgütler şeklinde oldu. Türkiye’de örgütlenme, Meşrutiyet’in ilanıyla kurulan, Çerkes Teayyun Cemiyeti’yle başlar. Cumhuriyet döneminin örgütlenme türü ise Kafkas Kültür Dernekleri şeklinde oldu. Günümüzde, 60’ın üzerinde derneğin oluşturduğu bir çatı örgütü olan Kafkas Dernekleri Federasyonu (KAFFED) yanında araştırma ve yayın alanlarında faaliyet gösteren Kafkas Araştırma Kültür ve Dayanışma Vakfı (KAFDAV), Türkiye’nin en önemli Çerkes sivil toplum örgütleri. Federasyonun yayın organı ise Nart dergisi. Merkezi Kaberdey Cumhuriyeti’nin başkenti Nalçik’de olan, Dünya Çerkesleri Birliği (DÇB) en üst düzey sivil örgüttür. Bunun dışında Almanya , Fransa, Hollanda, Danimarka, Ürdün, Suriye ve İsrail başta olmak üzere, birçok ülkede Kafkas Kültür Dernekleri var.

Modernleşme ve kentleşmeye paralel olarak diaspora Çerkeslerinin toplu yaşamları parçalandı ve hızlı bir asimilasyona uğradılar. Bugün en ciddi sorunları ve amaçları, dillerini korumak ve anavatanlarına göçü teşvik etmek. Dillerini kaybederlerse, kültürlerinin ve kimliklerinin de kaybolacağını biliyorlar. Bütün çabalara rağmen önlenemeyen asimilasyona karşı, yaşadıkları ülkelerde demokratik hakları ve kültürel talepleri için örgütleniyorlar. 21 Mayıs eylem ve etkinlikleri, Çerkeslerin yaşadıkları ülkelerde kendi kimlikleri ile var olma çabalarını dile getirme anlarıdır.

Radikal 2

MANSUR BALCI

Haberler

  • Son Eklenenler
  • Çok Okunanlar
  • Rastgele