Anavatanlarından Ölüme Sürgün Edilenler

Cuma, 08 Şubat 2013 09:39

[NTV TARİH] Osmanlı İmparatorluğu, Kırım ve Kafkaslardaki topraklarını kaybettikçe yerini Rus İmparatorluğu aldı. Ancak yeni gelenlerin “tehlikeli” ev sahiplerine yönelik ürettiği çözüm topraksızlaştırma oldu. Sürgün, Çarlık Rusyasından sonra Sovyetler Birliği döneminde de bölgedeki halkların kaderi oldu. Ne anayurtlarında ne sürüldükleri yerde huzur bulabilen, ne de evlerine dönebilen bu talihsiz halkların günümüze uzanan acı dolu hikayesi...

Siyasi baskının ve toplum mühendisliğinin en önemli araçlarından biri her zaman sürgün veya zorunlu göç oldu. Ancak insanlık tarihinde acı dolu sürgünlerin pek azı son 150 yılda Kırım ve Kafkaslarda yaşananlar kadar gözardı edilmiştir. Özellikle 1768-1774 yılları arasındaki Osmanlı-Rus Savaşı’nın ardından Kırım Tatarları ve Kafkaslardaki Ahıska Türkleri, Çerkes, Karaçay, Balkar, Çeçen ve İnguş halkları yüzyıllar boyu Osmanlı topraklarına göç zorlandılar. Bolşevik Devrimi’yle Rus İmparatorluğu devrilse de bölgedeki halkların kaderi değişmedi. İkinci Dünya Savaşı sırasındaysa Sovyet Rusya, “Nazilerle işbirliği yapmakla” suçladığı halkları Orta Asya ve Sibirya’ya sürdü. NTV Tarih, Şubat sayısında 5 halkın gözardı edilen acılarını inceliyor.

Çerkes terimi, dar anlamıyla Adige ve Abaza gruplar için kullanılırken Kuzey Kafkasya halklarının bir üstkimliği olarak değerlendirilebilir. Çerkesya’nın kaderi, Rus ordusunun 1856’daki Kırım Savaşı’ndan zaferle çıkması ve Şeyh Şamil liderliğindeki “Mürid Hareketi”ni bastırmasıyla değişti. Sadece 1860-1865 yılları arasında 750 bin Çerkes ve 100 bin Abaza, göç ettikleri Osmanlı topraklarının dört bir yanına dağıldı. En büyük dalga Mayıs 1864’te yaşandı. Yüzyıllar sonra 1990’larda anavatanına dönenler, uyum sorunu ve etnik çatışmalarla karşılaştılar. Bundan, Kafkaslara dair “yeryüzü cenneti” algıları da zarar görmüştü.

Kırım Tatarları, Rus İmparatorluğu’nun ele geçirdiği Kırım’ı Slavlaştırma politikasının acısını yaşadı. Topraksızlaşan Tatarlar, Osmanlı topraklarına göç etti. Arkalarında yüzyıllar boyunca şekillenen derin bir kültür ve edebiyat bıraktılar. Tatarlar, günümüzde Kırım nüfusunun ancak %13’ünü oluşturmaktadır.

Karaçay-Balkar aynı etnik kökene dayanan Türkçe konuşan bir halktı. Ancak Sovyet Rusyası döneminde yeniden düzenlenen idari yapılanmayla birbirinden koparılan Karaçay-Balkar halkı ikiye bölündü. 8 Mart 1944’te Nazilerle işbirliği yaptıkları için toplu sürgüne tabi tutuldular.

Çeçenler ve İnguşlar, geçmişi binlerce yıl öncesine uzanan, etnik ve kültürel benzerlikleri nedeniyle birarada anılan halklardır. 1859’da Şeyh Şamil liderliğindeki direniş ezildikten sonra Ruslar bölgeyi ele geçirdi. 1930’lara gelindiğindeyse Sovyet Rusyası, bölgedeki geleneksel toplumsal yapıyı zorunlu göç ve idari değişikliklerle dönüştürmeye girişti. Çeçenlerin gösterdiği direnç, günümüzde devam eden çatışmaların en önemli sebeplerinden.

Ahıska Türkleri, sürgün acısını en çok yaşayan halklardan. Anavatanı günümüzdeki Türkiye-Gürcistan sınırından sadece 15 kilometre olan bu halk, Sovyetler döneminde Orta Asya’ya sürüldüler. Arkalarında ne bir ev ne bir cami kaldı. Ancak sürüldükleri yerde de huzur bulamadılar, özellikle Özbekistan’da 1989’da etnik saldırılara maruz kaldılar. Bir kez daha evlerinden ayrıldıklarında, gittikleri Sovyet Rusya’da kimliksiz, pasaportsuz kaldılar.

Sürgüne zorlanan pek çok halkın mecburi rotası Orta Asya olmuştu. Ancak zorunlu olarak biraraya gelen bunca halk, onlarca yıl boyunca bir türlü kardeşliğe eremedi. Ahmet Yeşiltepe, Orta Asya’daki bu etnik bölünmüşlüklerin trajedisini yazdı.

 

 
 
Yeni Cami önünde Çerkesler, 19. yüzyıl sonları. Muhacirlere barınmaları için büyük cami ve medreseler tahsis edilirdi.
 
 
 
 
Abdullah Biraderler’in objektifinden 1890’larda Çerkes savaşçılar ve bir Osmanlı memuru.
 
 
 
Kırım’a münferit olarak döndükten sonra tekrar sürülen bir Kırım Tatar ailesi, 1970’ler, Hakan Kırımlı arşivi.
 
 

Haberler

  • Son Eklenenler
  • Çok Okunanlar
  • Rastgele