Türkiye Çerkeslerinde Köleliğin Kaldırılması ve Dumanişzade Mahmut Efendi'nin Etkisi

Çarşamba, 15 Haziran 2005 12:00

Köle ve kölelik, yaratılışında kişisel yararını aşırı derecede korumak eğilimi bulunan İnsan'ın var olduğu ilk zamanlardan beri olagelmiştir.

Köleciliğe, önce ahlaki kurallarla engeller oluşturulmuş ancak, içgüdüsünde egoizmin hakim olduğu köle sahibinin ahlakı ve vicdanı (acıması) köleliği tam önlemediğinden, emredici din ve hukuk kuralları yaptırımlar getirmiş, bir çok milletler arası sözleşmeler de konu köleliği ortadan kaldırmaya çalışmış, büyük ölçüde başarı sağlamış, fakat, 20. asrın sonunda, özellikle geri kalmış ülkelerde kölelik hala tamamen ortadan kaldırılamamıştır.

A- Köleliğin Tarihçesi

Fransız Filozofu Felicien Challaye'in Philosophie yeni SCIENTIFIQUE ET PHILOSOPHIE MORALE adlı önemli eserinin 594. safasında yer alan ve;

"La propriete individuelle ne s'est d'abord appliquee qu'aux femmes, aux esclaves, aux animaux et objekts servant directement a la personne, chevaux, armes bijoux"

şeklinde bulunan açıklamaya göre, insanda ilk mülk konuları:

- Kadınlar,

- Harp esirleri, köleler,

- Hayvanlar,

- İnsana yararlı eşyalar,

- Atlar,

- Silahlar,

- Ve süs eşyalarından, oluşmaktadır. Kitapta belirtildiğine göre, malik erkeklerin kendilerini güvencede görmek için zorunlu bulunan bu mülk unsurlarından eşyalarla hayvanlar, sahibinin ölümü halinde cesetle birlikte mezara gömülmekte ve bu kural, zaman zaman ilk mülk kadınlarla esirlere de uygulanmaktadır.

F. Challaye'nin eserinin 517. sayfasında açıklandığına göre, kuvvetlerin (erkeklerin) zayıflara tecavüzü şeklindeki bu mülk kavramı, galiplerin mağluplara uyguladığı genel bir kural olup, esirler ve üstün yaratık erkeklerin eş kadınlarla, erkek veya kız çocuklarını gereğinde öldürme ve satma hakkını da kapsamakta ve bu kural ilk insan cemiyetlerinin tümünde görülmektedir.

2. En azından İsa'dan önce, 3000 yıllarından itibaren hüküm süren Mısır kralları firavunlar da köleler kullanmış, halen tarihi eser olarak mevcut firavun mezarları ehramları, harp esirleri kölelerin eserleridir. Yahudi peygamberi Yakup'un 12 oğlundan 11'I efsaneye göre, en küçük kardeşleri Hz. Yusuf'u kıskançlık nedeni ile kuyuya atmış, develerini bu kuyudan sulayan kervanlar, Yusuf'u kuyudan çıkarıp köle olarak bir Mısırlıya satmış, Firavunun rüyasını isabetle yorumlayan Yusuf, Firavun sarayında önemli bir mevkiye gelmiş, kölelikten kurtulmuştur.

3. Kur'anı Kerim'in Beled Suresinin 11-13. Ayetlerinde "insanlığın aşamadığı sarp yokuş" olarak nitelenen köleliğin kaldırılması emredildiğine göre, eski Araplarda kölelik yaygındır.

4. Romalılarda da köle ve kölelilik yasaldır.

Dünyada ilk Ansiklopedi olarak 18. Asırda basılan ve Fransız yazarları Diderot & D'alembert ikilisinin sorumluluğu altında hazırlanan eserin Selahattin Hilav tarafından Türkçeleştirilen 1996 yayımı kitabın 179. sayfasında verilen bilgiye göre:

"Romalılar zamanında herhangi bir kimse, bir savaşta düşman eline düşmüşse ya doğal özgürlüğünü kaybediyordu ya da işlediği herhangi bir cürümden cezalandırılması gerektiğinde, köle haline getiriliyordu."

H. Petitmangin adlı Fransız yazarının eseri 1954 yayımı "Versions Latines" adlı kitabın 18. sayfasında verilen bilgiye göre, İsa'dan önce 254 yılında doğan ve bir çok tiyatro eseri günümüze intikal etmiş bulunan Romalı Platue (Plautus) da borçlarını ödeyemediği gerekçesi ile esir kölelere özel çalışma zorunluluğuna tabi tutulmuştur.

İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesindeki Hocamız Ord. Prof. Dr. Andreas B. Schwarz'ın 1948 yayımı Borçlar Hukuk Dersleri adlı eserin 82. sayfasında açıklandığı üzere, İsa'dan önce 451-449 yıllarında Roma'da ilk yazılı kanun metni Oniki Levha Kanunu da, borçlarını ödemeyen borçluların, önce öldürülüp etlerinin alacaklılar arasında bölüşülmesini kanunlaştırmış iken, "borçlunun öldürülmesinin gayri iktisadi olması" gerekçesi ile, daha sonra bu yaptırımdan feragat edilmiş ve borçlunun köle olarak çalıştırılması sitemine geçilmiştir. Daha sonra borçlunun köle olarak çalıştırılması yararı da kaldırılmış, borçlunun hapis edilmesi usulü kabul edilmiştir.

Dr. Schwarz'ın eserinin 84. sayfasında yapılan açıklamaya göre:

"Kadim Mısır'da M.Ö. 8. Asırda şahsa yapılan cebri icra kral Bokchoris tarafından Atina'da (Yunanistan'ın diğer kısımlarında değil) M.Ö. 6. Asrın sonunda Solon'un kanunları ile kaldırılmıştır. Roma'da eski ius civile'nin çok sert olan şahısla mesutliyeti Pretor Hukuku ve İmparator Hukukunca bertaraf ediliyor. Böylece bugünkü kültür aleminde şahıs ile mesuliyet hemen umumiyet itibarı ile terk edilmiştir. Borç için hapis usulü, Almanya'da 29 Mayıs 1868 tarihli kanunla ve Avusturya'da 4 Mayıs 1868 tarihli bir kanunla, Fransa'da, muayyen bazı istisnalarla, 22 Haziran 1867 tarihli bir kanunla kaldırılmıştır."

5. Diderot ile D'Alembert'in adı geçen eseri Ansiklopedi'nin 179. sayfasında belirtildiği üzere Hıristiyanlık köleliğe karşı çıkmış,

"Hıristiyanlar savaşlarda inançsızlardan aldıkları tutsakların, özgür olabilecekleri düşüncesi ile barışta ve savaşta köleliği kaldırmışlardı ve bundan ötürü tutsaklardan birini öldüren kimsenin, katil suçu işlemiş olduğunu ve cezalandırılması gerektiğini ileri sürüyorlardı. Üstelik bütün Hıristiyan devletler, efendiye, esirlerinin hayatta kalması ya da ölmesi konusunda karar verme hakkını tanıyan bir kölelik durumunun, Hıristiyan dininin insanlardan istediği yetkinlik haliyle bağdaşmaz olduğunu kabul etmişlerdi. Ama Hıristiyan devletleri, bu aynı dinin, doğal haktan bağımsız olarak, zencilerin köleliğine karşı çıkmış olduğunu nasıl düşünmemişlerdi? Düşünmemişlerdi, çünkü, sömürgeleri, plantasyonları ve maden ocakları için bu kölelere ihtiyaçları vardı. Auri sacra fames! (İğrenç altın açlığı!)"

Üçüncü bin yılın eşiğinde zencilerin köleliği birçok Afrika ülkesi ile Güney Amerika'da halen de devam etmektedir. Uluslararası düzeyde etkili olmak üzere imzalanan:

26.8.1789 tarihli İnsan ve Yurttaş Hakları Beyannamesinin 1. maddesinde "İnsanlar hukuken hür ve müsavi doğarlar ve hür ve müsavi olmakta devam ederler.",

Roma'da imzalanan 4.11.1950 tarihli Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 4. maddesinde "Hiç kimse köle ve kul olarak tutulamaz."

denmesine ve bu nitelikte diğer bir çok Milletlerarası sözleşme ve protokole rağmen özellikle Zenci köleliği hala ortadan kaldırılamamıştır.

B- Osmanlı İmparatorluğu'nda Yaşayan Çerkesler'de Köleliğin Yasaklanması

26.8.1859 tarihinde büyük kahraman Şeyh Şamil'in Ruslara teslim olması neticesinde ve 1864 yılından itibaren Osmanlı İmparatorluğu'na dahil ülkelere göç etmek zorunda kalan Çerkesler de, yukarıda özetlenen tarihi nedenlerle oluşmuş kölelik rahatsızlık nedeni olmuştur.

Çerkesçe'de, ağanın adamı veya kulu manasına gelen pşşı-llı adı ile anılan kölelere werk, pşı gibi adlarla anılan köle sahipleri arasında öteden beri devam eden huzursuzluk ve anlaşmazlıklar yirminci asrın başlarında can güvenliğini tehdit eder dereceye yükselmiş ve köleliğin kaldırılması girişimleri artmıştır.

Bu girişimlerden biri, Kayseri ilinin Aziziye ilçesine yerleşen Çerkeslerden Dumanişzade Mahmut Efendi tarafından Osmanlı Sarayına ulaştırılan bir mektuptur.

İstanbul'da yayımlanmakta olan ve Çerkesçe kılavuz-rehber ve haber anlamına gelen GUAZE Gazetesi'nde bu mektuba dayalı haberin öz Türkçeleştirilmiş metni şöyledir:

"Osmanlı topraklarında köle ve cariyelerin en geniş olarak bulunduğu yer Sivas'a bağlı Aziziye (Pınarbaşı) ve çevresidir. Öteden beri geçen zaman içerisinde en önemli meseleyi kölelik teşkil etmiştir.

Bu mesele, bu civarda çözülmesi gerekli olan en önemli problem olarak bulunmaktadır. Köleliğin ve cariyelik probleminin çözülmesi gerekli bir sorun olduğu artık yavaş yavaş anlaşılmaktadır. Dumanişzade Mahmut Efendi'nin 5 Mart 1325 tarihinde kendi imzası ile Aziziye'den göndererek gazetemize tevdi edilmiş olan mektupta bildirilen haberler iyi değildir. Bu mektupta bildirilen haberlere göre: Bu yöredeki köleler efendilerine karşı isyan etmeye açıkça karar vermişlerdir. İş şunu gösteriyor ki, kölelerle efendiler, iki taraf da kendi çıkarları doğrultusunda hareket ederek birbirlerine karşı tavır almışlardır. Her iki tarafın kendi kendilerine uzlaşması mümkün değildir. Bunun için iki tarafı uzlaştırabilecek bir arabulucuya ihtiyaç vardır. Bu da ancak Hükümetin elinden gelir.

Hükümet, tarafları incitmeyecek derecede yumuşak ve manevi bir anlayışla şeriat kurallarına aykırı olmayacak şekilde bir kanun yaparak taraflara arabuluculuk yapabilir. Rusya hükümetinin ilan ettiği hürriyeti Kafkasya'da uygulaması hem kölelerimiz hem de hükümetimiz için dikkat çekicidir. Rusya gibi bir devlet ilan etmiş olduğu hürriyetten Kafkasya'daki müslüman unsurları yararlandırmamayı uygun bulmadı. Kölelerimiz için de bu durum çok dikkat çekicidir. Zira Rusya devleti bunu kendi bildiği gibi yapmadı, İslam şeriatına dayanarak kölelerle ilgili özel hükümleri göz önünde bulundurarak ortadan kaldırdı. Bu köleler artık işi tabii akışına bırakmalıdırlar ve meselenin soruşturulmasını Teavün Cemiyeti'ne bırakmalıdırlar. Esasen kölelerin elinde artık bu sorunun çözümü için ciddi bir koz da vardır. Onun için kendilerinin ayaklanmasına ve acele etmesine gerek yoktur. Zira Osmanlı Hükümeti artık bu soruna çare bulacaktır. Buna inancımız kesindir. Daha önce de Aziziye'de kölelerin iskanı için Sivas'a 6000 lira para tahsis ederek göndermiştir. Ayrıca Hükümet köleliğin ortadan kaldırılması yönünde harekete geçerek bir adım atmıştır. Bu da sorunun çözümü yönünden bir başarı sayılır. "

Osmanlı İmparatorluğu'nda 1876 tarihli Anayasanın 9. maddesinde yer alan ve

"Osmanlıların kaffesi hürriyet şahsiyelerine malik ve aherin hukuku hürriyetine tecavüz etmekle mükelleftir."

şeklinde bulunan emredici hüküm, köleliği ve esareti yasakladığı halde, Çerkeslerde kölelik ile genelde zenci ticareti fiilen devam ettiğinden, bir bölümü yukarıda açıklanan şikayet ve girişimler neticesinde köleliğin ve zenci ticaretinin açıkça yasaklanması gündeme gelmiş, 14 Ekim 1909 tarihli "Meclis mahsusu vükela mazbatası" üzerine aynı tarihi taşıyan padişah fermanı ile, "Çerkes ve sair köle ve cariyelerle esir zencilerin" hürriyete kavuşturulması sağlanmıştır. Padişahın onayladığı 14 Ekim 1909 tarihli özel komisyon teklifinin öz Türkçeleştirilmiş ve numaralanmış şekli şöyledir:

İçişleri Bakanlığı ve bazı ilgili daireler esir ticaretinin yasaklanması konusunda başvuruda bulunmuşlar.

Özel komisyonumuz (Meclis-i Mahsusa) Şeyhülislam ile yazışma yapmış, Şurayı Devlet Tanzimat (Hukuk Bürosu) Dairesi tarafından metin haline getirilen görüşleri tartışmıştır. Neticede şunlar kararlaştırıldı:

İslam diyarında hürriyet asıldır. Köle veya cariye oldukları iddia olunmayanlara müdahele edilemez.

Ancak efendilerinin elinde köle olduklarına dair isbat edici belge bulunanlar hakkında, herhalde şer'i bir duruşma yapılması Şeyhülislamlık tarafından belirtilmiştir.

Esasen Osmanlı Devletinde esir (ticareti) yasaktır. 1876 tarihli anayasa da bunu teyid etmiştir.

Tamamen hür olan Çerkeslerin köle ticaretine konu olmaları hukuken mümkün değildir. Ancak Çerkes köle ve cariye oldukları ve alınıp satılabilecekleri efendileri tarafından iddia olunursa, haklarında derhal şer'i bir duruşma yapılması gerekir.

Ve bazı vatandaşların da esaret (kölelik) altına alınmalarına müsade edilmemesi için İçişleri, Adliye Bakanlığı ile Şeyhülislamlığa yazı yazılmalıdır. 14 Ekim 1909"

Yukarıda da açılandığı üzere, bu özel komisyon önerisi yine 14 ekim 1909 tarihli Padişah Fermanı ile kanunlaşmıştır.

GUAZE Gazetesinin verdiği haberden de anlaşıldığı üzere, Rusya, 1920 yılından önce köleliği kaldırmıştır. Osmanlı İmparatorluğu'nda yaşayan Çerkeslerde de köleliğin yasaklanması tarihi bir hatadan dönmektir, emeği geçenlere şükranlarımızı sunarız.

BİLGİ / BELGE

  • Son Eklenenler
  • Çok Okunanlar
  • Rastgele