8 Mart Dünya Kadınlar Günü ve Çerkes Kadınları

Çarşamba, 15 Haziran 2005 12:00

1952 Acıpayam doğumlu. Hacettepe Üniversitesi Alman Dili ve Edebiyatı Bölümü Lisans ve Yüksek Lisans Bölümü mezunu olan Sinemis Sun, halen bu bölümde Dilbilimi üzerine doktora çalışmalarını yürütmektedir. Aynı zamanda Hacettepe Üniversitesi Devlet Konservatuarı'nda çevirmen olarak görev yapmaktadır. Almanca'dan Türkçe'ye müzikle ilgili altı kitap çevirmiş, çeşitli dergilerde çeviri ve makaleleri yayımlanmıştır.


NART: Bir Çerkes kadını olarak Türk toplumundaki konumunuzu nasıl değerlendiriyorsunuz?

Bence hangi toplumda olursanız olun, toplumdaki konumunuzu kendiniz yaratırsınız. Hiç kimse kendiliğinden size payeler vermez, kendiliğinden saygı duymaz, yüceltmez. Bütün bunları siz önce insan kişiliğinizle sonra kadın olmanın sorumluluğuyla kazanmaya çalışırsınız ve elde edersiniz. Zorlukları göğüslemesini bilmeli, yılmamalı, kendinize hedefler seçmeli, her hedefe ulaştığınızda yeni hedefleriniz olmalı. Bir Çerkes kadını olarak gelenekten gelen güzel davranışlarım veya düşüncelerim bulunduğum toplum veya topluluklarda fark edildiği zaman gururla Çerkes olduğumu söylüyorum. Bulunduğum toplumda aksaklıklar, çirkinlikler yok mu, var: Ama ben onlarla da güzellikler yaratarak başa çıkılabileceğine olan inancımı hala yitirmedim.

Değişmesi yada gelişmesi gereken konular, gelenekler var mı? Bunlar neler ve sizce nasıl olmalı?

Ben Bjeduğ bir anne ve Khabardey bir babanın çocuğuyum. Erkek kardeşim ve ben babamın mesleği dolayısıyla (Dr. Beyin Cerrahı) Ankara, İstanbul, İzmir gibi büyük şehirlerde yaşadık, okuduk. Çerkes terbiyesinin, gelenek ve göreneklerini anne ve babamdan duyarak, kısmen de aile içinde uygulayarak öğrendik. Asıl uygulama alanımız ise, ilk ve ortaokul sıralarında iken yazları gittiğimiz anneannemizin köyüydü. Bildiğiniz gibi geleneklerimiz geçmişle olan bağlantılarımız olup, kuşaktan kuşağa geçerek gelen ve toplumun üyeleri arasında ortak bir ruh ve dolayısıyla sağlam bir bağ yaratan her türlü saygın alışkanlıklar, kültürel kalıntılar, bilgi, töre ve davranışlarımızdır. Görenekler ise atalardan, dedelerden görülegeldiği gibi yapma alışkanlığıdır. Gelenek ve görenekler bu köyde tam olarak uygulanırdı, biz de öğrendiklerimizi, bildiklerimizi sergileme olanağı bulurduk, yeni şeylerde öğrenirdik. Çocuk halimizle, köy yolundan bir yaşlı geliyorsa koşarak önünden geçmez, onun geçmesini beklerdik, büyüklerimiz her odaya gelişinde ayağa kalkar, geceleri ''düğün''dedikleri, oyunların oynandığı, pşina'nın çalındığı , dansların edildiği, Çerkes ezgilerinin hep bir ağızdan söylendiği toplantılara katılırdık. Farklı bir dünyaydı köy bizim için. Üzücü olan yanı da benim ve kardeşimin Çerkesçe bilmemesiydi. Annem bize kızınca Çerkesçe bir şeyler söylerdi... ne derdi?, anneannem ve akrabalarıyla saatlerce o dili konuşurlardı... ne anlatırlardı? Gülerlerdi, konuşurlardı, yine gülerlerdi. Annem çok iyi ata biner, çok iyi silah kullanırdı, ama hiç de erkek gibi değildi, çok zarif, çok yumuşak davranışlı bir insandı, güzel elbiseler diker, harika yemekler pişirirdi.

Sizce Çerkes kadını nasıl olmalı? Bir Çerkes kadını olarak yaşayabiliyor musunuz?

Benim Çerkes kadını olarak model aldığım insan annemdir, anneannemdir. Çerkes kadınının özelliklerini annemde tanıdım. Genç kızlığımda da bir Çerkes kızının nasıl davranması gerektiğini annemden öğrendim. Anneme göre kadının annelik rolü, aile rolü ve toplumsal rolünün yanı sıra en önemli rollerinden biri de gelenekleri, görenekleri sürdürme rolüydü. O zaman da öğrendiklerimi uygulama alanlarım Kuzey Kafkas Kültür Derneği, rahmetli Elbruz Gaytaoğlu Hoca'nın kurduğu Kafkas Halk Dansları Topluluğu ve Çerkes arkadaşlarım oldu. Bildiğiniz gibi Çerkes kızları ve delikanlıları beraber otururlar, eğlenirler, gezerler. Bu uygar ortamda yetiştiğim için kendimi çok şanslı hissediyorum. Başka toplumlarda zor bulunan bir güven, sevgi, saygı ortamındaydık.

Kadın kimliğimi, insan kimliğime kattığım artı değerler olarak görüyorum. Anne olmak, eş olmak, iş sahibi olmak gibi... Dünya kadınlarının bir temel, bir de yerel özellikleri olduğuna inanıyorum. Nedir bu temel özellikler; dünyanın her yerinde analar ezilmek istemezler, savaş istemezler, bütün kadınlar, şiddete karşıdırlar, haklarını savunmak isterler, eşitlik isterler, kısacası hepsinin isteği; sevgi, barış ve bütünlüktür. Yerel özelliği ise, bu temel özelliklerini yerine getirirken gösterdikleri davranış çeşitlilikleridir. Bizler de dünya kadınları yanındaki yerimizi Çerkes kadını olarak almalıyız. Çeçen kadınları seslerini dünyaya nasıl duyurdular, barış için nasıl savaştılar, Abhaz kadınların yürekleri nasıl parça parça oldu, ama yılmadılar, dünyadaki tüm anaları arkalarına alıp, savaş aleyhtarı gösterilerini dünya televizyonlarından duyurdular. Pes etmeyen, direnen erkeğinin yanında savaşan, oğullarını savaşa feda eden anaların zaferiyle sonuçlandı olay. Bakın ben size UNICEF News, "Power for the future. Woman in the 1980" kaynaklı çok çarpıcı istatistikler vereceğim; bugün yeryüzünde 2 milyar 400 milyon kadın yaşıyor. Yeryüzündeki toplam işgücünün üçte ikisini kadınlar oluşturuyor. Dünyanın toplam gıdasının yüzde ellisini, Afrika'nın toplam gıdasının yüzde seksenini kadınlar üretiyor. Bütün bunlara karşılık; kadınların geliri, dünya gelirinin onda biri. Ve kadınlar, dünyanın tüm varlıklarının yüzde birine sahip. 1980 yılında Danimarka'da yapılan, Dünya Kadın Konferansı'nda "Kadınlara karşı her tür ayrımcılığın önlenmesi" konusundaki karar, Türkiye'de beş yıl gecikmeyle 1985'te Meclisten geçiyor. Görüldüğü gibi bazı haklar dünya kadınları tarafından alınıyor.

Çerkes kadını gücünü erkeğini destekleyerek gösterir. Geleneklerimizde kadın ailenin gizli, güçlü kahramanıdır. Bence öne çıkmadan önde olduğunu hissettirmesi onun zarif yanlarından biridir. Dişiliğinden çok kişiliğine önem veren Çerkes kadını çocuklarını eğitmek konusunda da doğuştan yaratıcıdır. Gelenekten gelen görgü ve terbiye anlayışı ile büyütür çocuklarını. Temizdir, titizidir, düzenlidir. Bulundukları, yaşadıkları yeri cennete çevirirler. Şakacıdır, şaka kaldırır, bence bu da onların zeka pırıltılarının başka bir yansımasıdır.

İsterseniz Çerkes kadınını geleneksel Çerkes kadını ve çağdaş Çerkes kadını olarak ele alalım. Annelerimiz, onların anneleri geleneksel Çerkes kadınlarıydı, bizler ve bizi takip edenler ise çağdaş Çerkes kadınlarıyız. Geleneksel Çerkes kadınının aşırı fedakarlığına karşılık, çağdaş Çerkes kadını fedakarlığı, sorumluluğu ve hakları paylaşmaktan yana. Doğal ki, annelerimizin sosyo-ekonomik koşulları, bugünkü koşullardan çok farklıydı. Ben öyle Çerkes kadınları tanıdım ki, onlar da birçokları gibi yaşamadan öldüler. Acılarını, duygularını, isyanlarını, güçlüklerini yüreklerine gömüp, bir şey yokmuş gibi davrandılar. Bu dünyada kendilerine verilen tek rolü, çilekeş Çerkes kadını rolünü, oynadılar ve göçüp gittiler. Arkalarından ne iyi insandı, ne cefakar, ne vefakardı sözleri döküldü, ama onlar hak ettikleri güzellikleri yaşayamadılar. Sosyo-ekonomik özgürlükleri yoktu, geleneklerine, göreneklerine sıkıca bağlıydılar. Kadının özgürlüğü ekonomik özgürlükten ayrı düşünülemez. Bundan ötürü önce ekonomik özgürlüğünüzü kazanın derim ben size. Ama bunu aile yapınız içinde ayrımcılık ve bir başkaldırı aracı olarak da kullanmayın.

Geleneklerimizin bazıları hala kırsal yörelerimizde devam etse de, bu günün yaşam ve çalışma koşullarında, özellikle kentlerde gerçekleştirilmesi ya çok güç y da imkansızdır. Bu durum dünyanın her yerinde söz konusudur. Bence bunları kültürel mirasımız olarak bilmek, bezden sonraki kuşaklara da anlatmak gerekir. Uygulanmayanlar zaten çağın süzgecinden geçer. Geleneksel Çerkes ailesinde kayınvalide, kayınpeder ve diğer akrabalarla birlikte büyük evlerde veya aynı avluda oturulurdu. Bu tür yaşantının getirdiği güzelliklerin yanı sıra, zorluklarını ve bizim adetlerimizi düşünürsek, özellikle kadın açısından, hele bu kadın bir de "gelin" ise dayanılmaz boyutlara ulaşır. Günümüz çekirdek aile anlayışıyla bu geleneklerin bir kısmı kendiliğinden yok olmuştur. Artık büyüklerin ve misafirlerin yanında saatlerce ayakta durmak, odadan geri geri çıkmak gibi geleneklerimiz, adetlerin çok koyu yaşandığı ortamların dışında uygulanmamaktadır.

Çerkes kadınları ve erkekleri arasındaki eşitlik ya da egemenlik hakkında neler düşünüyorsunuz?

Çerkes kadınının çalışkanlığına, fedakarlığına, görünen ve görünmeyen işlerde başarısına adeta aileyi sırtlamasına karşılık, Çerkes erkeğinde aynı özellikleri görmüyoruz. Benim genelde gördüğüm, bildiğim, özellikle de kırsal yöredeki erkekler tembel, sorumluluk duygusundan pek hoşlanmayan, daha çok ağzı bol laf yapan, gururlu, mağrur, kolay kolay iş beğenmeyen, evde baskın karakterli insanlardı. Tabii bugün kentlerde yaşayan Çerkes erkekleri, özellikle okumuş, iş güç sahibi olanlar tamamen farklı, eşinin ailesinin sorumluluğunu birlikte yükümlenmiş kişiler. Savaşçı, direnişçi, korkusuz, cesur, atak, asi, başına buyruk hareketleri de Çerkes erkeğinin genel karakterini oluşturur.

Çerkes kadınlarının eğitimi ve eğitimdeki önemini nasıl anlatabilirsiniz?

Eğitimin her insan üzerindeki olumlu etkilerini hepimiz biliyoruz. Hele bir annenin eğitimli olması, öncelikle evlatlarını yetiştirmesinde, sonra toplumdaki yerini belirlemesinde önemli bir etken. Toplumların yükselmesi, eğitim seviyelerinin yükselmesi ile mümkündür. Çağdaş Çerkes kadını da kendini aşmalı, geliştirmeli, çağdaş dünyada yerini almalıdır. Cehalet ve baskı altında bulunan kadının çevresine ışık saçması olanaksızdır.

Genç Çerkes kızlarına önerileriniz nelerdir? Bu söyleşiyi 8 Mart Dünya Kadınlar Günü dolayısıyla yaptığımıza göre, dünyanın her yerinde kadınlara uygulanan ekonomik, politik ve fiziksel baskıya karşı, atalarınızdan aldığınız güzellikleri de katarak mücadele edin derim. Bizlerden önceki kuşakların acılarını yaşamayın. Bütün insanların benzer yanlarını kendinizde taşımakla birlikte, kendinize özgü ayırıcı özelliklerinizi, Çerkes terbiyesini, Çerkes zarafetini, güzelliğini de kaybetmeyin. Bir an önce bireyleşme sürecine, yani bağımsız kişiliğe ulaşan gelişme sürecine girmelisiniz. Ancak özgür düşünebilirseniz, özgür yaşayabilirsiniz. Bu özgürlüğün size bilimde, sanatta, düşün yaşamında ilerleme, güzellikler yaratma gücü kazandıracağına inanıyorum. Bu vesile ile bütün Çerkes kadınlarının "Dünya Kadınlar Günü"nü kutluyor, kutsal Çeçen ve Abhaz analarının önünde minnet ve saygıyla eğiliyorum.

Bu röportajı için Sayın Sinemis Sun'a teşekkür ederiz.

[Röportaj: Banu Bayburtlu-Ayşe Mermerci]

BİLGİ / BELGE

  • Son Eklenenler
  • Çok Okunanlar
  • Rastgele