Uzunyayla'dan Amman'a

Çarşamba, 15 Haziran 2005 12:00

Ürdün'e yaptığımız gezi sırasında konuştuğumuz hemen hemen herkesin adını saygıyla andığı ve bize kendisini ve evini görmeden dönmememiz gerektiğini söylediği bir kişi oldu: Tarihte Kafkasya adlı kitabını bütün Çerkeslerin bildiği İsmail Berkok'un kızı Janset Berkok Şami. Janset Hanım bize kendisini iki kere ziyaret etme şansını verdi. Onu gördüğümüz daha ilk dakikalarda anladık ki bir kaç saatlik bir süre onu tanımaya, sonra da sizlere anlatmaya yetmeyecek. Bunun üzerine yeniden konuğu olabilir miyiz diye sorduk. Bizi kırmadı, daha uzun uzun sohbet ederek, kendisiyle söyleşebilme fırsatını tanıdı. Aşağıdaki söyleşiyi böyle gerçekleştirdik. Ama önce bazı gözlemlerimiz....

Janset Hanım çok güzel bir kadın öncelikle. İnce uzun bedeni, dimdik yürüyüşü, kumrallığıyla sanki başka zamanlara ve mitleştirilen Çerkes kadınlarına ait bir güzelliği temsil ediyor gibi. Sizinle kurduğu mesafeli yakınlık da bu duygunuzu, yani onu artık yaşanmayan zamanların temsilcisi gibi görüyor oluşunuz pekiştiriyor. İçinde yaşadığı mekan da öyle ve onun da ayrıca anlatılması gerekli. Janset Hanım, Amman'ın yedi tepesinden birinde, sokağa çıktığınızda tertemiz bir havayı koklayacağınız tek katlı bir evde yaşıyor. Eşiyle birlikte oralara yerleştiğinde civarda başkaca ev yokmuş, şimdi öyle değil. Ama öyle sanıyorum ki içindekilerle birlikte düşünüldüğünde Amman'da başka böyle ev yok. Müze gibi desek doğru olmayacak, çünkü evin içindekiler toplanarak sergilenmek üzere bir araya getirilmiş, böylelikle tarihinden, anlamlarından koparılmış şeyler değil. Bizzat içinde yaşayanların tarihinden çıkıp gelmiş, onların kimliğiyle dokunmuş, anlamları korunmuş şeyler. Bu nedenle her yıl Çerkes okulundan öğrenciler evini gezmek, henüz büsbütün bilinemeyen tarihlerinin sembolleriyle karşılaşmak için konuğu oluyor Janset Berkok'un. Böylece duvarın bir bölümünde boydan boya Çerkes kamalarını görüyorsunuz, bir başka yerinde Çerkes motifli elişlerini, Berkok Paşa'nın, eşi Zekiye Hanımın fotoğraflarını, yağlı boya tablolarını... Janset Hanımın yaptığı resimlere tek tek bakmak için eğilseniz, kitap raflarıyla çarpışıyorsunuz. Kitapları incelemeye kalksanız, rafların orasına burasına yerleştirilmiş ve yine evsahibesinin yaptığı onlarca kukla kahraman ile karşılaşıyorsunuz. Yani nereye bakacağınızı şaşırıyorsunuz..

Janset Berkok Şami, ressam, yazar ve marionette yapıyor. Ne yazık ki erişebilmemiz en kolay olması gereken yapıtları, yani yazdıklarını dünyanın çeşitli ülkelerindeki dergilerde ve İngilizce olarak yayımlandıkları halde birkaçı dışında Türkçe'ye de henüz çevrilmemiş oldukları için bilmiyoruz. Neyse ki, romanlarından bir tanesinin Türkçeye çevrilmekte olduğu müjdesini alıyoruz. Ayrıca bize yayımlanmak üzere iki öyküsünü de veriyor. Janset Hanım, ilerdeki sayılarımızda onları yayımlayacağız.. Şimdi sorduklarımız ve aldığımız cevaplar:

Janset Hanım bize yaşam öykünüzden sözeder misiniz lütfen.

İstanbul'da doğdum. Biliyorsunuz babam İsmail Berkok Uzunyaylalı ve Khabardey. Annem Zekiye Janset ise İstanbullu ve Wubıh. Ağabeyim, Jabağı (Ahmet), kardeşim Janberk (Mehmet) ile birlikte üç kardeşiz. Kardeşlerimin ikisi de mühendis ve ABD'de yaşıyorlar. Küçük kardeşimin bir evi de İstanbul'da. Sık sık Türkiye'ye gelip gidiyor. Ben, orta ikinci sınıfa kadar İstanbul'da okudum, babamın o zamanki adıyla Milli Müdafa Vekilliği, Seferberlik Şubesine atanmasından sonra öğrenimime Ankara'da Maarif Kolejinde devam ettim. Yüksek Öğrenimimi ise Dil Tarih Coğrafya Fakültesi İngiliz Dili ve Edebiyatı Bölümü'nde yaptım. Sonra da evlenip, Ürdün'e yerleştim. Bir süre İngiltere'de de yaşadım, çeşitli Batı Avrupa ve bölge ülkelerinde bulundum.

Bize biraz Türkiye'deki yaşamınızdan, babanızla ilgili olarak aklınızda kalanlardan söz edebilir misiniz?

Babamdan aklımda kalanlar daha çok Ankara'daki günlerimizden aklımda kalanlar. Ankara'da Kızılay'da Kazım Özalp caddesinde oturuyorduk. Babam, evimizin salonunu kendisine kütüphane ve çalışma odası haline getirmişti. Onu hep bu salonda birşeyler okur ya da yazarken hatırlıyorum. Bu arada evimiz de, sürekli olarak konuklarla dolup taşardı. Her toplumsal kesimden konuklarımız olurdu. Ancak gelip gidenler daha çok Çerkes hemşehrilerimizdi. Evimizin böyle bir merkez oluşu, babamın Çerkesler üzerine yaptığı çalışmalar, Çerkesliğini her yerde övünçle belirtmesi nedeniyle de -1940'lı yıllardan söz ettiğim düşünülürse- kapımızın önünde hep sivil polisler dolaşırdı. O günlerle ilgili benzer bir anım daha var. Orta okuldayken bir gün ismimin anlamını soran öğretmenime, Janset'in Çerkes ismi olduğunu söylediğimde, "Çerkeslik de ne demek" diye azarlandığımı hatırlıyorum. Yine sorduğunuz soruya dönersek; babam tam bir Çerkesdi ve bizi de öyle yetiştirdi. Bu nedenle olmalı çocukluk yıllarımdan onunla ilgili anım çok az. Söylediğim gibi onu ya hep çalışırken ya da konuklarımızla sohbet ederken ki haliyle hatırlıyorum. Ama çok mütevazi olduğunu söyleyebilirim. Ayrıca öyle sanıyorum ki, çevresinde çok sevilen ve saygı duyulan biriydi. Evlenip Ürdün'e yerleştikten sonra buraya torununu görmeye geldi. Onun oğlum Lavristen Şükrü'yü çocuk arabasında gezdirirken ki mutlu hali beni çok etkilemiştir. Çerkes gelenekleri nedeniyle bize açıkca hiç gösteremediği sevgiyi, torununa bolca gösterdi. Bu arada çocuklarımın ikisinin de adını babam koydu. Oğluma ilk adını, 16.yüzyılda yaşamış modernleşme, Batılılaşma yanlısı bir Çerkes prensine atfen, ikincisini ise büyük dedem nedeniyle bize açıkca hiç gösteremediği sevgiyi, torununa bolca gösterdi. Bu arada çocuklarımın ikisinin de adını babam koydu. Şükrü Kanatlı Paşa'ya atfen verdi. Ancak babam adını verdiği ikinci torunu Setenay'ı göremeden öldü. Biliyorsunuz kendisini 1954 yılında kanserden kaybettik. Londra'da tedavi görüyordu ve son günlerinde yanında hep ben oldum. Belki de ilk defa o zaman kendisiyle baba-kız olarak yakınlaştık.

Eşiniz Halit Şami'nin de Çerkes olduğunu biliyoruz. Nerede nasıl tanıştınız ve Ürdün'e nasıl yerleştiniz anlatır mısınız?

Eşimle, Suriye'ye bir grup arkadaşla birlikte gerçekleştirdiğimiz, gezide tanıştım. Karşılaştığımız bir öğrenci grubunun içerisinde Çerkesler varmış, tanıştık. Benim de Çerkes olduğumu öğrendiklerinde çok sevindiler. Orada kaldığımız süre içinde bizi gruplar halinde tekrar tekrar arayıp, konuk ettiler. Gelenlerden birisi de o sıralar Suriye'de tıp öğrencisi olan Halit idi. Birbirimizin adreslerini alıp haberleşmeye başladık. Sonra bir gün gelip beni istediler. Babam, rüyasında yeşil çarşaf içerisinde görmüş beni, hayıra yordular, uzaklara gitmemi kabul ettiler. 1951 yılında evlendik. Halit, artık öğrenciliğini bitirmiş, Ürdün'ün Urbit isimli sınır kentinde hekimlik yapıyordu. Orada yaşamaya başladık. Halit 2 yıl sonra, Sağlık Bakanlığı'na getirilince de Amman'a yerleştik. İki çocuğumuz oldu. Oğlum, İngiltere'de hekimlik yapıyor. Kızım ise akademisyen, antropoloji alanında çalışıyor. Yakın zamanlara kadar Ürdün'deydi. Şimdi ise çalışmalarına Mısır'da devam ediyor.

Çeşitli dergilerde yayımlanmış çok sayıda öykünüz ve üç romanız olduğunu biliyoruz. İngilizce olarak yazıyorsunuz. Ancak ne yazık ki, Türkiye'deki Çerkesler, "Bekleyiş" ve "Tarih Yetimi" adlı öyküleriniz dışında, henüz diğer çalışmalarınızı okuma fırsatını elde edemediler. Bize edebiyat çalışmalarınızdan söz edebilir misiniz?

Aslında öykü yazmaya 10 yaşında başladım. Türkiye'deyken önceleri Akşam, Zafer, Yeni İstanbul gibi gazetelerde öykülerim yayımlandı. Sonraları radyo oyunları da yazmaya başladım. Evlendikten sonra eşim İngiltere'de ihtisas yaparken, "Yaratıcı yazarlık" kurslarına devam ettim. İlk İngilizce öyküm 1966 yılında, Londra'da basıldı ve Çerkeslikle ilgiliydi. Bunu yine Londra'da ve Kanada'daki edebiyat dergilerinde basılan diğerleri izledi. Sözünü ettiğiniz "Tarih Yetimi" ilk öykülerimden birisidir. Ancak bu öykülerden sonra tam 17 yıl yazmaya ara verdim. 1990 yılında yazmaya yeniden başladım. Biliyorsunuz İngilizce yazıyorum. Ürdün'e yerleştikten sonra, Türkçe yazmadım. Arapça'da bilmiyordum, geriye sesimi duyurabilmek için bir tek İngilizce kaldı. Böylece o günden bugüne, bir romanım ve çok sayıda öyküm yayımlandı. İki romanımın yazımını tamamladım, basılmak üzereler. İlk romanım, "Cages on Opposite Shores" (Karşı Kıyılardaki Kafesler) şu sıralar Yalvaç Ural tarafından Türkçeye çevriliyor. Aksoy Yayımevi tarafından basılacak.

Çerkesliğiniz öykülerinize, romanlarınıza nasıl yansıyor?

Aslında görünüşte Çerkesliğimden, Çerkes kültürü ya da tarihinden doğrudan esinlenmiş çok çalışmam yok gibi duruyor. Ancak öyle sanıyorum ki, ben fark etmesem de bunlardan bütün yazdıklarımda bir parça var.

Yayımlanan ilk öyküm Çerkeslerle ilgiliydi, Türkçe'ye çevrilen "Tarih Yetimi" de öyle. Basıma verdiğim en son öyküm, "Pencersiz Ev" açıkca babamın yaşamından ve Türkiye'de yayımlanmış Çerkeslerle ilgili bir kitapta anlatılan gerçek olaydan esinlendi. Asker olmak isteyen Nart isimli bir Çerkes delikanlısının öyküsü. bu. Nart, subay olmak için Kayseri'den kalkıp Çerkes giysileriyle Ankara'ya sınava geliyor. Ancak kendisine sınavı kazandırmıyorlar. Şu sıralar üzerine çalıştığım yeni öyküde yine böyle bir esinlenme taşıyor. Çerkes yaşlılarının ölümsüzlüğüne ilişkin olarak Kadir Natko'nun yazdığı mitolojik bir öyküden esinlendim. Sonuç olarak sadece sözünü ettiğim bu örneklerde değil, bütün yazdıklarımda benden, yani hep övünç duyduğum Çerkesliğimden bir parça var. (Sözün burasında araya söyleşi yaparken bizimle bulunan yine Ürdünlü bir Çerkesle evli Nefin Hanım giriyor ve Janset Hanımın yine şu sıralar Türkçe'ye çevrilmekte olan romanında topraklarından edilmiş bir halk olarak Filistinlileri anlatırken, aslında Çerkesleri anlattığını, kendisinin bu öyküyü hep o hüzünle okuduğunu söylüyor).

Yazarlık dışında da sanatsal uğraşlarınız olduğunu biliyoruz. Bize bunlardan da söz edebilir misiniz?

Resim derslerini ünlü ressam Fahrelnissa Zeid'den aldım. Kendisi 14 yıl süreyle, 1991 yılında ölünceye kadar hem hocam, hem en iyi arkadaşımdı. Bir çok yerde sergiler açtım. Yazamadığımda resim yapmak bana iyi geliyor. Bu arada kukla da (Marionette) yapmaya başladım. Önceleri çocuklarım evde eğlensinler diye yaptığım bir şeydi bu. Çünkü Ürdün'de çocuklar için böyle bir imkan yoktu. Sonraları 1968-1974 yılları arasında marionetlerimle, televizyonda bir tür kukla tiyatrosu oluşturdum. Ailede her birimiz işin bir ucundan tutuyordu ve bir tür aile gösterisi gibiydi yaptığımız programlar. Böylelikle tam 150 masal karakterine ulaştı marionetlerim. Gördüğünüz gibi aralarında Çerkes kahramanlar da var.

Bu kadarcık bir söyleşinin Janset Berkok Şami'nin çok yönlülüğünü size anlatmaya yetmediğini biliyoruz. Belki öyküleri ve romanlarını okuyabildiğimizde onu daha yakından tanıyabileceğiz. Ya da sözverdiği üzere Derneğimizde kendisini konuk etmek fırsatını verdiğinde...

[Röportaj: Sevda Alankuş]

BİLGİ / BELGE

  • Son Eklenenler
  • Çok Okunanlar
  • Rastgele