İsrail Çerkesleri

Çarşamba, 15 Haziran 2005 12:00

Şogen Pshamaf ile Ürdün'de tanıştık. Bize "Müsteşar" statüsüyle Netanyahu Hükümeti'ne Çerkesler konusunda danışmanlık yaptığını söyledi. Kendisiyle görevi ve İsrail'deki Çerkesler hakkında söyleşmek istedik. Söyleşiye yer yer İsrail'deki diğer Çerkes köyü Reyhaniye Belediye Meclisi Üyesi olan olan Gış Memduh da katıldı. Biz Türkçe sorduk, onlar Adığece cevap verdiler, Sn. Sabahattin Diyner de ricamızı kırmayarak çevirmenliğimizi yaptı. Aşağıdaki söyleşide, onların ağzından İsrail'deki Çerkeslerle ilgili olarak merak ettiklerinizin bir kısmını bulacaksınız.


Nart: Öncelikle bize kendinizi tanıtır mısınız?

Şogen Pshamaf: Kfar Kamalıyım. 43 yaşında ve evliyim, üç çocuğum var. Tarih ve Siyaset Bilimi eğitimi gördüm. Aynı alanda Hayfa Üniversitesi'nde master yapıyorum. Master tez çalışmamın konusunu ilk zorunlu göçler sırasında önce Balkanlara yerleştirilen, sonra da yeniden göçetmek zorunda kalan Çerkesler'in tarihi oluşturacak.

Şu anda Başbakanlığına bağlı bir birimde Müsteşarlık görevini yürütmekte olduğunuzu biliyoruz. Bize bu birim ve göreviniz hakkında bilgi verebilir misiniz?

Bu birim, Hükümete İsrail'de yaşayan Çerkesler konusunda danışmanlık yapmak üzere oluşturuldu. Dolayısıyla benim Müsteşar olarak görevim İsrail toplumunun bir parçasını oluşturan Çerkes nüfusu konusunda danışmanlık hizmeti vermek. Böyle bir danışmanlık görevi İsrail'de 2 yıl öncesine kadar, sadece Araplar ve Dürziler için bulunmaktaydı. 1996 yılında Çerkesler için de böyle bir müsteşarlık oluşturuldu ve söz konusu göreve de ilk olarak ben atandım.

Bize İsrail'de yaşayan Çerkesler konusunda kısaca bilgi verebilir misiniz? Ne zaman buralara gelmişler nerelere yerleşmişler?

Biliyorsunuz İsrail'de iki Çerkes köyü bulunuyor. Kfar Kama ve Reyhaniye. Kfar Kama Şapsığ köyü ve nüfusu 3500. Belediye statüsünde. Reyhaniye ise Abzah Köyü ve nüfusu 850. Kfar Kama'da sadece 3 Arap aile bulunuyor, Reyhaniye'de ise daha çoklar (Reyhaniye'nin nüfusu Araplarla birlikte 1000 kişi). Reyhaniye, civarındaki 12 Arap yerleşimi niteliği taşıyan köylerle birlikte bir Belediye bölgesi oluşturuyor. Dolayısıyla bölge Belediye Meclisinde Reyhaniye bir üye ile temsil ediliyor. Benim köyüm Kfar Kama'ya yerleşimin öyküsünü 10 yıl kadar önce 105 yaşındayken kaybettiğimiz ninemden dinlediğim kadarıyla size anlatayım. Bilebildiğimiz kadarıyla 1864 yılında Balkanlara göçetmek zorunda kalan Çerkeslerden bir grup, buralardaki yerli halkla yaşanan sorunlar nedeniyle 1870 yılında ikinci defa göçe tabi tutulmuşlar ve deniz yoluyla bugün İsrail toprakları olarak bilinen bölgeye gönderilmişler*. Yerleşim önceleri kıyı bölgelerinde olmuş, ancak daha sonra sıtma salgınları nedeniyle kuzeye doğru yönelen 17 Şapsığ aile Kfar Kama'yı kurmuşlar. Aslında Kfar Kama'nın bir yerleşim yeri olarak tarihi 1200 yıl önceye kadar gidiyor. İlk sakinleri Mağriplilermiş. Ancak Çerkesler geldiklerinde Kfar Kama'yı terkedilmiş bir yerleşim olarak bulup, yeniden iskan etmişler. Kendilerine bölgede daha önce etraflarındaki Bedevi kabileler tarafından hiç kullanılmayan bir yapı malzemesiyle, kiremitten evler yapmışlar. Yerleştikleri bölgede ticari faaliyetleri başlatanlar da Çerkesler olmuş. Reyhaniye köyüne yerleşimin öyküsü ise biraz daha değişik. İsterseniz onu size burada benimle birlikte bulunan Reyhaniye Belediye Meclisi Üyesi Memduh Ğiş anlatsın.

Böylece sözün burasında Gış Memduh araya giriyor ve Reyhaniye'ye yerleşimin öyküsünü bize anlatmaya başlıyor, kulağımıza mitolojik bir öykü gibi gelen kim bilir hangi büyük büyük nineler ve dedelerden aktarıla aktarıla bugüne ulaşmış bu sözlü tarihi size hiç değiştirmeden, onun anlattığı biçimle aktarıyoruz. Kfar Kama'dan sonra Reyhaniye'nin kuruluş öyküsü de şöyle;

Gış Memduh: Reyhaniye'ye yerleşim 1878'deki göç dalgasıyla birlikte olmuş. Karadeniz üzerinden gelen kafilelerle birlikte önce Anadolu'ya, ardından Osmanlı Yönetiminin uygun bulduğu şekilde deniz yoluyla önce Akka limanına gönderilip, sonra da etraftaki değişik yerleşim birimlerine dağıtılmışlar. Ancak bu dağınıklıktan rahatsızlık duydukları için, Sultan'dan kendilerine bir köy tahsis etmesini istemişler. Sultan'dan olur çıkınca da aralarından 3 atlıyı yerleşime elverişli yeni bir yer bulmak üzere bölgeyi keşfe göndermişler. Üç hafta boyunca kendilerine yeni bir yer arayan üç atlı, nihayet toprağını, havasını, suyunu Kafkasya'dakine benzer gördükleri Şeyh Dağı'nın etrafında karar kılmışlar. Sonunda 1881 yılında Osmanlı'nın da yardımıyla burada Reyhaniye'yi inşa etmişler. Reyhaniye'nin etrafı hep Arap yerleşimiymiş ve "yabancı" ve kendilerine benzemez gördükleri Çerkesleri "Moskovalı" diye çağırırlarmış. Böylelikle güvenlik nedeniyle Reyhaniye bölgede emsali hiç görülmedik bir yerleşim planıyla inşa edilmiş. Hepsi bitişik nizam olmak üzere Batı'dan 20, Doğu'dan 20, Kuzey ve Güney'den ise 8'er evden oluşan geometrik bir plana göre kurmuşlar köyü. Evlerin ortak duvarlarına küçük pencereler açılarak, herhangi bir tehlike anında bütün köyün haberleşebileceği bir güvenlik sistemi oluşturulmuş, köyün etrafı da tek kapısı gece kapanacak şekilde duvarla çevrilmiş. Toplam 56 ev inşa edildiğine bakılırsa, 56 aileymiş Reyhaniye'ye yerleşenler. Sonradan 10 aile daha gelmiş. Ancak onlar bu mimari plan nedeniyle evlerini duvarın dışına kurabilmişler. Reyhaniye, Osmanlı yönetiminden sonra, 40 yıl İngiliz vesayetinde kalmış. 1948 yılında İsrail Devleti kurulurken ise ikiye bölünmüş. Golan Tepelerindeki diğer 12 Çerkes köyüyle birlikte Kuzeyi Suriye toprağı, Güneyi İsrail toprağı sayılmış. Böylece aileler bölünmüş, Çerkes köyleri birbirinden ayrı düşmüş. Bu arada yine 1967 yılında İsrail Golan Tepelerinin Suriye taraflarını ele geçirince, Çerkes köylerinin nüfusunun önemli bir kısmı Şam'a yerleşmek durumunda kalmış, sonra da bir kısmı ABD'ye göç etmiş. 1967 yılındaki bu değişiklikten sonra Reyhaniyelilerin bir kısmına da göçten pay düşmüş.

Burada Gış Memduh'ın Reyhaniye'ye ilişkin olarak anlattıklarına sonra yeniden dönmek üzere ara verip, Şogen Pshamaf'la söyleşimize devam ediyoruz.

Biraz da Kfar Kama'daki bugünkü toplumsal, ekonomik yaşamdan söz eder misiniz?

Şogen Pshamaf: Kfar Kama belediye olarak İsrail yerleşimi olan diğer köylerle aynı statüye sahip ve merkezin sağladığı imkanlardan eşit olarak yararlanıyor. Yerleşim yerimiz bütünüyle Çerkes nüfustan oluştuğu için, İsrail'de herkes köyümüzün adı geçince bunun bir Çerkes köyü olduğunu biliyor, dolayısıyla belediyemiz de bu kimliği ile tanınıyor. Aynı şey Reyhaniye için de geçerli. Bu arada Kfar Kama'yı anlatırken bir parantez açıp, İsrail devletinin İsrail toplumunu oluşturan bütün etnik grupların farklı etnik kimliklerini tanımasının bir göstergesi olarak nüfus cüzdanlarımızda da Çerkes kimliğimizin tescil edildiğini eklemeliyim. Eklenmesi gereken bir şey daha var: İsrail yurttaşı olarak tam bir eşitlik ve özgürlüğe sahibiz, bu arada bazı konularda ayrıcalıklarımız da olabiliyor. Örneğin, İsrail'de askerlik kadın/erkek bütün yurttaşlara zorunlu olduğu halde, Çerkes kadınlarının, tıpkı Dürzi kadınlar gibi, askerlik zorunlulukları yok.

Yeniden Kfar Kama'ya dönersek, her meslek grubundan insan var köyümüzde, ancak daha çok polis, memur ya da serbest meslek sahipleriyle karşılaşıyorsunuz. Eğitim düzeyi -üniversite eğitimi anlamında- giderek yükseliyor. Ayrıca Köyde tarım da yapılıyor. Bu bütünüyle ihracata yönelik modern usullerle yapılan bir tarım. Tarım Bakanlığı, belirli bir standart tutturarak ihracata yönelik tarım yapmak isteyenlere özel bir ruhsat veriyor, arkasından da her türlü teknolojik yardımı sağlıyor. Toplumsal yaşama gelince; geleneklerimizi sürdürmek için elimizden geleni yapıyoruz. Bunun en önemli parçasını gençlerin bunların yaşatılmasına gönüllü katılımı oluşturuyor. Spor kulübümüzde ya da Kültür merkezimizde gençler bir araya gelerek çeşitli faaliyetlerde bulunuyorlar. Köyde herkes ana dili olarak Çerkesceyi biliyor ve evlerde hep Çerkesce konuşuluyor. Kfar Kama hakkında bu söylediklerim Reyhaniye için de geçerli. Köylerde dışarıdan -yani Çerkes olmayanlarla- evlenmeler hiç yok. Önceleri evlenmeler hep köy içinden olurdu, son 20 yıldır ise evlenmeler Reyhaniye ile Kfar Kamalı gençler arasında oluyor.

Herkes Çerkesceyi biliyor, evlerde hep Çerkesce konuşuluyor dediniz, İsrail'de Çerkeslerin kültürlerini yeniden üretebilmelerine imkan sağlayan koşullar var mı? Bu imkanlar varsa bile yazılı/görsel medyanın İbranice ya da Arapça rekabeti karşısında nasıl durulabiliyor?

Bu iki şekilde mümkün oluyor. Birincisi az önce de belirttiğim gibi çocuklar Çerkesce konuşulan evlerde büyüyor, sokakta arkadaşlarıyla oynarken de bu dili kullanıyor. Yani okul çağına kadar öğrendiği ilk dil anadili. Bu arada İbranice ile de tanışıyor tabi, özellikle televizyon aracılığıyla. Ancak İbraniceyi sistematik olarak öğrenmeye daha sonra okul yıllarında başlıyor. Biliyorsunuz İsrail'de ilk/orta öğrenim ilk dokuz yılı zorunlu olmak üzere toplam 12 yıl. Zorunlu 9 yılı tamamladığınızda okuldan ayrılabilirsiniz ancak, 12 yılı tamamladığınızda bitirme sınavı gibi bir sınav vererek üniversite eğitimine hak kazanabiliyorsunuz. Bu eğitim sistemi içerisinde öğrenciler İbranice'nin yanısıra Arapça ve İngilizce de öğreniyorlar. Ayrıca 5.yıldan itibaren 3 yıl süreyle haftada en az 2 saat olmak üzere Çerkesce ders görüyorlar. Bu dersler ağırlıklı olarak alfabenin, bu arada da Çerkeslerin tarihinin öğrenilmesi biçiminde oluyor. Yani zorunlu 9 yıllık eğitim sırasında çocuklarımız, çoğu Kafkasya'dan gelen hocaların katkılarıyla Çerkescelerini ilerletme imkanı bulabiliyorlar. Dolayısıyla evlerde Çerkesce konuşulmaya devam edildiği ve temel eğitimde sırasında alfabe de öğrenilerek, bilinenin ilerletilmesi imkanı elde edildiği için anadil televizyona rağmen unutulmuyor, kullanılıyor ve böylece yaşatılıyor.** İsrail'deki eğitim sistemi böylelikle farklı etnik topluluklara, resmi dil olarak İbranicenin yanısıra, anadillerini, Arapçayı ve İngilizceyi, dolayısıyla 4 alfabeyi öğreterek oldukça zor bir işi başarmaya çalışıyor.

Evlerde ve okulda konuşulabildiği için Çerkesce unutulmuyor, yaşıyor diyorsunuz. Peki eğitim açısından hiç sorununuz yok mu? Örneğin Kfar Kama'da görülen öğrenim Çerkes gençlerine yüksek öğrenimin yolunu açacak bir nitelik taşıyor mu? Eğitim açısından en önemli sorunumuz, Kfar Kama'da sadece temel öğretimin zorunlu 9 yıllık bölümünün bulunması. Bu nedenle çocuklarımız, üniversiteye gidebilmeleri için gerekli diploma ile bitirme sınavını alabilecekleri son 3 yıllık okul için başka başka köylere gitmek zorunda kalıyorlar. Bu da 12 yılı tamamlayarak, yüksek öğrenime devam etmede engel oluşturuyor. Çözüm olarak şimdilik, bütün öğrenciler için tek bir köy belirleyerek, oradaki okula toplu olarak gitmelerini sağlamaya çalışıyoruz. Bir başka çabamız da, üniversiteye girişe esas teşkil eden bitirme sınavında Çerkes gençleri için anadillerinin de sınava girilebilecekleri dillerden birisi olarak kabul ettirilmesini sağlamak yönünde. Bunlar gerçekleşirse, gençlerimiz arasında son yıllarda artış gösteren yüksek öğrenim görme oranının, daha da artacağını düşünüyoruz. Burada Reyhaniyeli Gış Memduh araya girerek, Reyhaniye'de kendilerinin de 9 yıllık zorunlu temel öğretim okulları bulunduğunu; öğrencilerin 5.ve 9.yıllar arasında haftada 4 saat olmak üzere Çerkesçe ders gördüklerini; Kfar Kama'dan farklı olarak, kendi okullarında temel eğitim dilinin İbranice yerine -Reyhaniye ve civarında Musevi yerleşimi bulunmadığından- Arapça olduğunu, ancak öğrencilerin İbranice'yi de Arapça kadar iyi öğrendiklerini" belirtiyor. Yüksek öğrenim konusunda ise, "daha çok kızların yüksek öğrenimi tercih ettiklerini, erkeklerin askerlik yapmayı tercih ettiklerini" ilave ediyor.

Son olarak, İsrailli Çerkesler olarak anayurt Kafkasya ve diasporadaki diğer Çerkes topluluklarla aranızdaki ilişkiler nasıl anlatır mısınız? Ayrıca İsrail'den anayurda hiç "dönüş" yapan oldu mu?

Bu ilişkiler özellikle son yıllarda çok artmaya başladı. Örneğin Türkiye'ye gidip gelen çok oldu. Hatta buraya gelip yerleşen, evlenenler de oldu. Ancak Suriye'deki akrabalarımızla, hemşehrilerimizle 1967 yılından beri hiç görüşemiyoruz. Ürdün'deki Çerkeslerle ilişkilerimiz ise yine son yıllarda belirgin bir artış gösterdi. Anayurtla ilişkilere gelince; sınırlar açıldıktan sonra, Kafkasya'ya çok rahatlıkla gidip gelebilmeye başladık. Öyle ki, gidip de oraları görmeyen kalmadı. Bu arada dil öğretmek için okulumuza öğretmen getirttik. Dönüşle ilgili sorunuza gelince; Kfar Kama'dan bir kişi yerleşmek üzere gitti, ancak 3 yıl sonra döndü. Sanıyorum bunun nedeni belki de, İsrail'de bizim bütün otantikliği ile Çerkeslere ait olan yerleşimlerde, Çerkes kimliğimizle, Çerkes gibi yaşayabiliyor oluşumuz. Ayrıca İsrail'de yaşam düzeyinin çok yüksek olması da kanımca önemli bir etken.

Okuyucularımız adına bu güzel söyleşi için çok teşekkür ediyoruz.

[Röportaj: Erol Taymaz}

* Sevda Alankuş'un İsrail'e yaptığı bir gezi sırasında Kfar Kama'lı Adnan Gorkoj, Kfar Kama'ya yerleşim tarihini 1878 olarak belirtmişti (bkz.: Nart Dergisi, sayı 3). Burada verilen iki tarih arasındaki çelişkiyi vurgulayıp, Çerkeslerle ilgili daha ne kadar çok şeyin araştırılıp, yazılmayı beklediğine dikkatinizi çekmek istiyoruz.

** İsrailli Çerkesler Çerkescenin öğretilmesi konusunda çok iddialılar. Öyle ki, Ürdün gezimiz sırasında kendileriyle sohbet etme imkanı bulduğumuz İsrailli Çerkes grubunun üyeleri, her sene Türkiye ya da Ürdün'den -ki Ürdün'de de yönetimi Çerkes Dernek ve vakıflarına ait olan Çerkes okulları bulunuyor- belirli bir miktar ilkokul öğrencisi kendilerine dil öğrenmek üzere gönderildiği takdirde, Çerkesceyi en iyi biçimde öğretme garantisi veriyorlar.

BİLGİ / BELGE

  • Son Eklenenler
  • Çok Okunanlar
  • Rastgele