Adığe Sofrasının Üç Ayağı Vardır: Dil, Gelenek ve Bilinç

Çarşamba, 15 Haziran 2005 12:00

DÇB Genel Kurulu nedeniyle Adığey Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Aslan Carım ile yapılan söyleşiyi okurlarımıza sunuyoruz.

En son Dünya Çerkes Birliği Genel Kurulu iki yıl önce yapılmıştı. Bu süre içerisinde Adığey'de ne gibi gelişmeler oldu?

Son genel kuruldan bu yana Adıgey'de politik, ekonomik, sosyal ve kültürel alanda ne gibi gelişmeler olduğu sorusunu cevaplarken devletin ve DÇB'nin görevleri arasındaki ilişkiyi de dikkate almak gerekir. Gerek devlet hizmeti görenler ve ge-rekse DÇB içerisinde ulusu için samimi olarak çalışan insanların amacı ulusa hizmet etmek olduğundan birbirleri ile bağlantılı bir şekilde çalışmak durumundadırlar. Bu nedenle Adığey'de devlet ile ulusu için çalışan sivil toplum örgütleri arasında iyi ilişkiler vardır.



Adığey son iki yılda Rusya'nın diğer bölgelerinden hiç geri kalmayacak şekilde gelişmeler gösterdi. 1998 yılında sanayideki üretim düşüşünü durdurduk ve az da olsa artışa geçirdik. 1999 yılında iyi gelişme gösterdik ve bu başarımız çalışan insanlarımıza aittir. Bu gelişmeye yasama organının katkısı ise gerekli yasal ve hukuksal altyapıyı hazırlamış olmasıdır. 1998 yılına nazaran sanayi üretiminde bir buçuk kat gelişme yapmış olmamızdan memnunuz. Bu başarıyı Rusya'da birkaç bölge gösterebilmiştir. 2000 yılında da tüm güçlüklere rağmen gelişmemizi sürdürüyor ve amaçladığımız hedeflere ulaşıyoruz. Yılın ilk yarısında sanayi üretimdeki gelişme oranımız yüzde on altıdır.

Üretim artışına fazla önem vermemin nedeni bütçe gelirlerindeki artışında buna bağlı olmasındandır. Zira çalışanlarımıza yaptığımız maaş ve diğer ödemeler kendi vergi gelirlerimizle yapılmaktadır.

Tarımsal alanda da önemli gelişmeler gösterdik. Hayvancılığımızı güçlendirmek için uğraşıyoruz. İnek başına aldığımız 1665 kilo süt çok düşüktü. Bunu, geçtiğimiz yıl 2000 kilonun üzerine çıkardık. Bu yıl ise 2500 kiloyu hedefledik. Yılın ilk yarısı itibariyle plan hedefinin az bir miktar altına düşmüş olmakla birlikte ilerleme kaydediyoruz.

Diğer alanlarda örneğin eğitimde de daha iyiye ulaşma çabası içerisindeyiz. Yeni okullar açıyoruz. Uzun zamandır arzuladığımız kimi gelişmeleri de bu yıl sağladık. Doğal gaz kuyularımıza bir tane daha bu yıl kattık. Yakında bir iki tane daha açacağız ve böylelikle cumhuriyetimiz kendi ihtiyacı olan gazı kendi üretmiş olacaktır. Bu da insanlarımızın yararına olacak bir gelişmedir.

Ekonomide gelişme olursa şüphesiz toplumda bundan yarar görüyor, sıkıntıları azalıyor ve daha başı yukarıda yaşayabiliyor. Bununla birlikte insanlar mal mülkün dışında ulusal sorunları da düşünebilir hale geliyor. "Zamana ayak uydurabilen yiğittir" diyordu Kazanoko Jabağı. Bunun ulus için anlamı dünya uluslarından geride kalmamaktır. Dünyaya Adığe'nin adını duyuran atalarımız artık yaşamıyor. Ulusumuzun adını tekrar duyurmak ve başka ulusların gerisinde kalmamak için bizim ne yapmamız gerekiyor?

Son 8-10 yılda ulusal konularda iyi gelişmeler sağladığımızı düşünüyorum. Cumhuriyetimiz ve anayasamız oldu, ulusal sorunları daha kolay çözebilmemizi sağlayacak kararlar aldık. Cumhuriyetimizde yaşayan tüm halkların anlayış ve beraberlik göstermesiyle dış ülkelerdeki Adığeleri vatana getirebilme imkanı elde etmiş olmamız sağladığımız en önemli gelişmedir. Anayasamızda dış ülkelerde yaşayan Adığelerin vatanlarına dönme haklarının bulunduğunun yazılmış olması sözde kalmamıştır. Böyle bir yasal dayanağımız bulunmasaydı Kosova Adığelerinin sorunu çözümlenemeyebilirdi. Bu olay cumhuriyetimizde yaşayan tüm halkların anlayış birliği içinde olması sayesinde çözümlenebilmiştir. Aksi takdirde karşımıza birçok engel çıkabilirdi.

Krasnodar'da yapılan dördüncü DÇB Genel Kurulu'nda Kosovalıların durumundan söz etmiştim. O günlerde Yugoslavya'da savaş ateşi her tarafı sarmaya başlamıştı ve soydaşlarımızın sorunlarını iyi bir şekilde çözüme kavuşturacağımızı genel kurulda dile getirmiştim. Genel Kurul öncesinde konu üzerinde bir hayli çalışmıştık ama Rusya Hükümeti o ana kadar henüz bir karar vermemiş olduğundan kesin bir şey söyleyemiyorduk. Ancak bir kaç gün içerisinde kararnamenin imzalanacağını da bildiğimden işi en iyi biçimde çözme sözü vermiştim. İşte aradan iki yıl geçti ve şimdi Nalçık'ta yapılacak olan beşinci Genel Kurula alnı açık olarak katılacağım ve insanlarımıza vermiş olduğum sözü tuttuğumu söyleyeceğim.

Adığeleri sadece Kosova'dan getirmekle kalmadık onlar için Maykop yakınında Mafehabl isminde bir de köy kurduk. Bu olay Adığelerin sürgününden bu yana ilk kez olmuş ve dönenler için köy kurulup yerleşmeleri sağlanmıştır. Bunu da son iki yılda gerçekleştirdiğimiz önemli işlerden sayıyorum.

Bu köyün kuruluşunda İhsan Vıcuh, Murat Bişe, Tsey kardeşler Aslan ve Raslan, Muhammet Yerugu ve bunlar gibi gerçekten Adığe yüreği taşıyan kişiler büyük katkı sağlamışlar, kendi imkanları ile dönenler için konutlar yaptırmışlardır.

Adığelerin vatanlarına döndürülmesi kolay bir iş değildir. İyi çalışılmadıkça başarı şansı yoktur. Alınan kararlar uygulanamadıkça sözden ibaret kalmaktadır. Uygulamaya geçildiğinde ise bir çok zorlukla karşılaşılmaktadır. Bu nedenlerle dış ülke Adığelerinin vatanlarına döndürülmelerinin kolay olmayacağı kanaatindeyim.

Vaktiyle bir çok insanımız binlerce ve milyonlarca soydaşımızın dönüş yapacaklarını sanıyorlardı. Birlikte yaşadığımız halkların da bundan kaygıya kapılıp bu kadar insan gelirse biz nereye gideriz diye düşündükleri zamanlarda olmuştu. Artık milyon gelmeyeceği de anlaşılmıştır.

Dönen soydaşlarımız da az sıkıntılar çekmemişlerdir. Yaşamları boyunca vatanlarının sesini içlerinde duymuşlardır. İçlerinde en yaşlısı olan 97'lik dede "yaşadığım sürece kalbim vatanıma dönüktü" diyor ama bir türlü karar verip gelemiyor. Savaş ateşi etraflarını sarınca dönüş kararı verebilmişlerdir. Yani vaktiyle savaş yüzünden çıktıkları gibi yine savaş nedeniyle dönmüşlerdir. Bunun üzerinde çokça düşünmek gerekmektedir. Bu nedenle savaşların bir daha olmaması, Adığelerin tekrar savaş nedeniyle vatanlarını terk etme zorunda kalmamaları, vaktiyle sürülenlerinde barış içinde dönebilmeleri için tanrıya dua etmek gerekmektedir.

Kendisi düşünüp taşınarak ve kendi kararını kendi vererek vatanında yaşamak üzere dönmüş olanlara bizde gerekli imkanları sağlayabilmeli ve onları layık oldukları bir şekilde karşılayabilmeliyiz. Ben de tanrının bize bu imkanları vermesi için dua ediyorum. Rusya Cumhurbaşkanı'nın dışarıdaki soydaşlarımızı getirmek veya yaşadıkları ülkelerde onlara yardımcı olmak için çıkarmış olduğu kararname önemli bir gelişmedir. Bu kararname ile dış ülkelerdeki soydaşlarımıza dilimizi öğrenmeleri için kitaplar hazırlama ve öğretmenler gönderme imkanı tanımaktadır.

Ulusu korumanın en önemli yolu dilini korumak olduğundan bunu başarabilirsek en önemli sorunu çözdüğümüzü kabul edeceğim.

Adığe sofrası dil, gelenek ve bilinçten oluşmak üzere üç ayaklıdır. Dünyanın her tarafında yaşayan Adığeler dil, gelenek ve bilinçlerini korumak için ne yapmalıdırlar? Adığelerin ortak bir idealleri olmalı mıdır?

Ulusun ortak bir ideali ve düşüncesi olabilmesi için aynı topraklarda yaşaması gerekir. Biz ise uğradığımız felaket sonucunda ulusumuzun çoğunluğu başka ülkelerde yaşamak zorunda kaldı ve dağıldık. Böyle olmakla birlikte yine ortak bir idealimiz olmalıdır. Peki bu ideal ne olabilir?

Beni çok düşündüren ulusun yok olmakta oluşudur. Dilini kaybeden ulus yok olmuş demektir. Vubıhlar yok oldu denince onların kişi olarak yeryüzünde kalmadıkları anlamı çıkmıyor. Dillerini kaybettikleri için yok olmuş sayılıyorlar. Bu nedenle günümüzdeki en büyük idealimiz ulusumuzu korumanın yolu olan dilimizi korumak olmalıdır. Ulusu korumak istemek başlı başına bir idealdir.

Eşsiz uygarlığımız geleneklerimizi kaybediyoruz. Dış ülkelerde yaşayanlar da dil ve geleneklerini kaybediyorlar. Çoğunlukla birlikte yaşadığımız halkların yaşam tarzlarını benimsiyoruz. Bu nedenle üzerinde en fazla durmamız gereken konu ulusal varlığımızı korumak olmalıdır. Ulusun yeniden gelişip dirilmesi öncelikle buna bağlıdır.



Bunun yolu ne şekilde olabilir?

Bunun bir çok yolu vardır. Yolu bilenin, rehberin ardından gidilmelidir. Önder olacak kişi ve organizasyon önem taşımaktadır. DÇB'nin kuruluş nedeni Dünya Adığelerinin temsilcilerini bir araya toplayıp sorunları görüşmek, çıkış yollarını arayıp bulmak içindir.

Ancak paran olmadan iş başarmak zordur. Ben şahsen bazen umutsuzluğa düşüyorum. Ulusun tüm işlerini devlet kanalıyla çözmemiz mümkün değildir. Devletin parasına el atıp ulusun her işi için harcamak olmaz. Bu nedenle herkesin cebine davranması gerekiyorsa da bunu da bir türlü başaramıyoruz.

Yeryüzünde üç milyon Adığe varsak ve her yıl kişi başına bir dolar toplayıp bunu DÇB'nin yönetimine verebilsek ne gibi işler başarılmaz ki? Öncelikle Adığelerin varlığını çağdaş iletişim araçları ile tüm dünyaya duyurmak ve anlatmak gerekmektedir.

Kısa bir süre önce Hanover fuarına Kafkasya'nın beş bölgesi ile birlikte katıldık. Kafkasya mamasında tüm dünyaya Adığey'i tanıttık. Fuar gösterileri Adığey'i tanıtan bir film ile başladı. Bunların önemi büyüktür. Bu tür imkanlar kullanılmadıkça kendimizi tanıtmamız ve bilinmemiz mümkün değildir. Birleşmiş Milletler'de temsil edilmiyorsak da başka dünya kuruluşlarına katılarak kendimizi tanıtmalıyız. Tüm bunlar için de para gerekmektedir.

Dil üzerinde önemle durmalıyız. Türkiye'de yaşayan insanlarımıza bu ülkenin yönetimi izin vermedikçe Adığe okulları veya sınıfları nasıl açacaksınız? Yüzlerce köye bizim öğretmen gönderebilme imkanımız yoktur. İşte bu gibi işlere harcanacak olan para aramızda oluşturacağımız bütçeden karşılanmalıdır. Dil bu şekilde öğrenilecek ve ulusta korunmuş olacaktır.

Yine kültür ve sanatımızı dış ülke Adığelerine tanıtmak için de paraya ihtiyaç vardır. Ben her aile kişi başına bir dolar versin dediğimde kendi aile fertlerim için kişi başına 12 dolar DÇB fonuna yatırmıştım ancak bu iş yürümedi. Şimdi de aile fertlerime düşecek olanı yatırmaya hazırım. İyi imkanlara sahip olanlar daha fazla yatırsınlar, imkanları yetersiz olanların yerine ödeme yapsınlar. Eğer Türkiye'de imkan yetersizliğinden dolayı ödeme yapamayan varsa imkanı olanlar onların yerine ödeme yapmalıdırlar.

İşte böylece her yıl üç milyon dolar toplarsak bir iş başarabiliriz. Toplayamazsak bir şey yapamayız. İki yılda bir toplanıp hepimiz birbirinden daha güzel laflar edip dağılırız. Ortak bir bütçe oluşturamazsak sonuç bu olacaktır.

Dış ülkelerdeki Adığeler sizin söz ettiğiniz ortak bütçeye katkıda bulunmalı ve ayrıca imkanı olanlar da anavatanlarına yatırım yapmalıdırlar ancak bunu anlayan soydaşlarımızın sayısı da oldukça azdır. Az sayıda olan bu kişilere de her türlü destek sağlanmalıdır. Ama iyi niyetlerle vatanına yatırım yapmak isteyen kimi şahıslara kötü muamelelerde bulunulup umutlarının kırıldığı sizin de malumunuzdur. Böyle bir durumda dış ülke Adığeleri vatanlarına yatırım yaparlar mı? Bu gibi şeylere karşı önlem almak gerekmez mi?

İş yapmak isteyenler yönetimin bilgisi dahilinde işlerine başlarlarsa yararlı olur. Dış Adığelere vatana yatırım yaptırtmak da oldukça zor bir iştir.

Maykop'ta düzenlenen DÇB kongresinde iş adamları kulübü oluşturmuştuk. Hakkı Kurmel bu girişimin önderlerindendi ve bu güne kadar bir yatırım da olmamıştı. Aradan altı yıl geçtikten sonra kendisi tekrar düşünmüş olsa gerek ki bir milyon dolarlık bir yatırım yapmıştır. Biz kendisine vergi yönünden indirimler yaptık ve yardımcı olduk. Bu şekilde yönetimin bilgisi altında iş yapmak isteyenlere destek oluyor ve gözetiyoruz. Böyle hareket edenler korunmuş oluyorlar.

DÇB Genel Kurulu'na bir mesajınız var mı?

Başarılar diliyorum. Az söz çok iş yapmalarını, sözleri ile icraatlarının aynı olmasını ve Adığe ulusu için yararlı hizmetlerde bulunmalarını diliyorum.

Röportaj: A. Kuyoko

[ 27 Temmuz tarihli Adıge Mak gazetesinden çeviren: İ. Çetao ]

BİLGİ / BELGE

  • Son Eklenenler
  • Çok Okunanlar
  • Rastgele