Avrupa Birliği ve Sivil Toplum Örgütleri

Çarşamba, 15 Haziran 2005 12:00

1962 yılında Ankara'da doğan Sayın Zafer Ali Yavan Ankara Anadolu Lisesini bitirdikten sonra lisans eğitimini ODTÜ Yöneylem ve İstatistik bölümünde, yüksek lisans eğitimini Salford University - İngiltere'de tamamladı. Daha sonraları University of Pennsylvania-ABD'de makro ekonometrik modelleme üzerine profesyonel çalışmalar gerçekleştiren Yavan, çalışma hayatına DPT Ekonomik modeller dairesinde 1986 yılında uzman yardımcısı olarak başladı. Çeşitli DPT birimlerinde çalıştıktan sonra 1997 yılında Ekonomik Modeller Dairesi başkalığına atandı. 2000 yılından bu yana TÜSİAD'ın (Türk Sanayicileri ve İşadamları Derneği) Ankara Daimi Temsilciliği görevini sürdürmektedir. Ulusal ve uluslararası dergilerde, makro ekonomi, ekonomik modellenme ve zaman serisi ekonometrisi üzerine yayınlanmış makaleleri bulunan, ODTÜ ve Ankara Üniversitesi'nde ekonometri ve makro ekonomi dersleri de veren Zafer Ali Yavan evli ve bir çocuk babasıdır.

Yoğun çalışma temposunda bizleri kırmayarak bize zaman ayıran Sayın Zafer Ali Yavan ile AB uyum yasaları, Türkiye'nin bu süreçte gelmiş olduğu nokta, bu gelişmelerin sivil toplum örgütlerini nasıl etkileyeceği ve şu sıralarda dünyanın en önemli gündem maddesi olan muhtemel Irak operasyonu hakkında kısa bir söyleşi yaptık.

Sayın Yavan, TÜSİAD'ın yapısını ve faaliyetlerini kısaca anlatır mısınız?

1971 yılında dernekler kanunu esasına göre kurulmuş olan TÜSİAD, tüm sektörlerden yaklaşık 500 üyesi olan, kamu yararına çalışan, temsil gücü oldukça geniş bir dernektir. Üye firmaların yarattığının Katma Değer Türkiye'de yaratılan Katma Değerin %70'ni oluşturmaktadır. Türkiye'deki dış ticaret hacminin, kayıtlı istihdamın ve kurumlar vergisinin önemli bir bölümü TÜSİAD üyeleri tarafından karşılanmaktadır.

TÜSİAD'ın faaliyetlerini iki temel kolana ayırarak incelemek gerekmektedir. Bunlardan biri insan hakları kapsamında demokratik standartların yükseltilmesi diğeri ise piyasa ekonomisinin tüm kurum ve kurallarıyla çalıştırılması ve kurumsallaştırılması. Bu ilklerden ödün vermeksizin çalışmalarını sürdüren TÜSİAD bu kapsamda tüm faaliyetlere ve etkinliklere açıktır.

TÜSİAD, son 5 yıl içinde dikey (sektörel) ve yatay (bölgesel) anlamda derinleşme eğilimindedir. Sektörel derinleşme çalışmalarında profesyonel sektör dernekleri olan, makine imalatçıları derneği ve otomotiv üreticileri derneği gibi kuruluşlarla birlikte TÜSİAD koordinasyonunda bir platform oluşturulmuştur. Bu sektörel alanda bir ek faaliyet niteliğindedir.

Bölgesel anlamda derinleşme de ise SİAD adı verilen, yaklaşık 50 tane yöresel sanayici ve işadamları derneğinin birlikte kurduğu bir platform bulunmaktadır. Bu iki derinleşme çerçevesinde, AB uyum yasaları sürecinde dernekler kanununda yapılan değişiklik sonrasında TÜSİAD da federasyonlaşma ve sonrasında da konfederasyonlaşma yoluna gidilebilir. Bununla ilgili bazı çalışmalar sürdürülmektedir.

TÜSİAD, tüm sivil toplum örgütleriyle ülkesel bir farklılık gözetmeksizin ilişkidedir. Örneğin İnsan Hakları Yüksek Danışma Kurulu üyesidir. Bu kurumda, İnsan Hakları Derneği, Türkiye İnsan Hakları Vakfı gibi kuruluşlarla birlikte, insan hakları ile ilgili tüm alanlarda düşünce ve yayın üretmek için tüm faaliyetlerine katılmaktadır. Öte yandan AB kapsamında UNICE(AB İşveren Federasyonu) üyesidir. 1981'den bu yana AB de meşruiyetini ispatlayabilen tek işveren federasyonudur. Dolayısıyla bu, Türkiye açısından önemli bir temsildir. UNICE sayesinde AB uyum sürecinde önemli bir lobi faaliyeti gösterilmiştir. Türkiye AB'ne aday statüsünde olup UNICE üyesi tek ülkedir. Bu üyelik Türkiye-AB ilişkilerinde son derece etkili kullanılabilmiştir ve bu ilişki hala devam etmektedir. AB içinde ya da dışında bulunan tüm ülkelerdeki UNICE benzeri kurumlarla ilişki içinde olan TÜSİAD, bu kuruluşlarla bir araya gelip Türkiye'nin dış ticareti ve dış politikası konularında fikir alış verişi yapmaktadır.

Türkiye içinde de bazı kurumlarla daha yakın ilişkilerimiz olmaktadır. Örneğin TİSK (Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu) ile, çalışma hayatını ilgilendiren konularda sıklıkla bir araya geliyoruz. İş güvencesi İş Kanunun yeniden ele alınması gibi konularda veya çalışma hayatıyla ilgili AB direktiflerinin uygulanması konularında bir araya gelmekteyiz. Yatırım ortamının iyileştirilmesi konularında ise TOBB (Türkiye Odalar ve Borsalar Birliği) veya YASED (yabancı Sermaye Derneği) gibi kurumlarla bir araya gelerek bazı faaliyetleri yürütüyoruz.

AB-Türkiye ilişkilerini TÜSİAD çerçevesinde değerlendirir misiniz?

Bugün itibariyle Türkiye-AB ilişkileri perspektifini en son imzalanan Kopenhag zirvesi belirledi diyebiliriz. 12 aralık 2002 tarihinde başlayıp 13 Aralıkta tamamlanan zirvede, Aralık 2004, AB konseyi tarafından değerlendirilerek müzakerelerin başlayıp başlamayacağının kesinleşeceği tarih olarak kararlaştırıldı. Dolayısıyla Türkiye'nin önünde yaklaşık 20 ay gibi bir süre var. Bu süre içinde 3-4 başlıktaki eksik yasama boşlukları doldurulacaktır. Siyasi kriterler bazında AB'nin Türkiye'den beklediği en büyük girişim, karar süreçlerinde ordunun ve askerin yerinin ne olacağının belirlenmesidir. Bunun dışında belirlenen siyasi kriterlerin önemli bir bölümü aşılmıştır. Ölüm cezası, kültürel haklar, MGK ile ilgili anayasal / yasal düzenlemeler, Türk Ceza Kanunun 312-159 düzenlemeleri, bunlarla ilgili yönetmelikler ve uygulamalar gibi konularda önemli mesafeler kat edilmiştir. Önümüzdeki dönem bu gerçekleştirilmiş yasal düzenlemelerin uygulama performansı ve Türk Silahlı Kuvvetleri'nin kanun süreçlerindeki yerinin tekrar gözden geçirilmesi gibi konular AB gündeminde olacaktır. Bu konularda hükümetin uygulamalarını TÜSİAD olarak yakından izleyeceğiz. Öncelikle Türk Ceza Kanunu değişikliklerin uygulanması konusunda yakın bir takip yapmayı hatta bununla ilgili bir model geliştirmeyi düşünüyoruz. Her yıl AB komisyonu tarafından yayımlanan ilerleme raporundan makul bir süre önce, bu rapora girmesi muhtemel konularda bir ön değerlendirme yapıp ilgili kamu otoriteleri ile görüşüp o konularda belli bir ilerleme sağlanıp sağlanmayacağı konusunda fikir alış verişi yapmayı düşünüyoruz. Dolayısıyla ilerleme raporu yayımlanmadan önce yeterince uyarıda bulunmuş olmak ya da ilgili otoriteye değişiklik yapabilecek bir zaman verebilmek önemli. Ama unutmamak gerekir ki 2003 ilerleme raporu müzakerelerin başlaması için bir anlam taşımayacak Kopenhag Zirvesi'nde alınan karar uygulanacaktır.

Gümrük Birliği, işin ticaret ve iktisadı boyutunu şekillendiren bir ilişkidir. Aslında Türkiye Gümrük Birliği kapsamında üstüne düşenleri tamamlamış durumda değildir. Gümrüklerin indirimi konusunda pek bir problem bulunmamaktadır ama bazı yasal düzenlemelerde teknik mevzuata ve ekonomik yapısal forma yönelik bazı değişiklikler yapılmalıdır. Örneğin tekel anlayışının hala sürmesi gibi. Bu konuda sektörel bağlamda ek düzenlemeler yapılıp Gümrük Birliği tamamlanmalıdır. Aynı zamanda mal ve hizmet standartları konusunda da bir takım eksiklikler bulunmaktadır. Bunlar her sene yapılan GB AB ortak komitelerinde tespit ediliyor fakat Türkiye bu konuda yeterince hazır değil. Tüm bu arka plan çerçeveye rağmen AB ile olan ticari ilişkilerimiz derinleşerek büyümektedir. GB den bu yana Türkiye'nin ciddi kayıplara uğradığı yorumlarına katılmıyoruz. Aksine ticaret hacminde önemli olumlu gelişmeler olduğunu, ticaret kalitesinin arttığını, ticaretin giderek piyasa ekonomisi bağlamında yapıldığını, buna da GB nin yardımcı olduğunu düşünüyoruz. Biraz önce belirttiğim eksikliklerin tamamlanmasını takiben ticaretin daha sağlam temellere oturacağını da düşünüyoruz.

Kıbrıs sorunun çözümü için atılacak adımlar neler olmalı ve Türkiye'ye, Kıbrıs sorununa etkileri nelerdir?

Kıbrıs konusu zaman zaman Türkiye AB üyeliği ile ilişkilendiriliyor. Oysaki bu, doğrudan ilişkisi ve katılım ortaklığı belgesinde bir üyelik kriteri olmayan bir konudur. Aslında bu sorunun çözümü Türkiye'den çok AB yi ilgilendirmektedir. Çünkü Kıbrıs'taki sınır problemi, Rum-Türk ilişkisi problemi bir şekilde hal edilmez ise AB sağlıklı bir genişleme yapamayacaktır. Üzerinde sayısız uluslar arası antlaşma olan bir toprağın, tanımlamakta zorluk çektiği bir yapının AB ye girmesi söz konusu bu yüzden de bu sorunun çözülmesi en çok AB için önem taşımaktadır.

Ancak Türkiye-AB perspektifi olmasa da çözülmesi gereken önemli bir problem olarak gördüğümüz Kıbrıs sorununun çözümü için, TÜSİAD olarak gündemde olan 2. Kofi Annan Planının müzakere edilebilir olduğunu düşünüyoruz. Elbette ki bu planda KKTC'nin gündeme getirdiği kabul edilemez haklı noktalar da bulunmaktadır. Ama bunlarda da görüşmeyle bir uzlaşım noktası bulunabileceğine inanıyoruz. Hükümetin bu konudaki politikası son derece sağlıklı çözüme yönelik bir girişim içinde. Bu çerçevede Kıbrıs konusunda hükümeti destekliyoruz. Konunun çözümü için verilen son tarih olan 28 Şubattan önce Kıbrıs'la ilgili bir çözüm taslağının çıkmış olması gerekiyor. Bu dönemde bir garantör devlet olarak Türkiye Cumhuriyeti üzerinde çok ciddi sorumluluklar var. Aynı zamanda Yunanistan, İngiltere ve Kıbrıs'ın her iki kesimi için de benzer sorumluluklar bulunmaktadır.

Kıbrıs sorununun çözülmesi hem AB ilişkilerini daha net bir yere taşıyacak hem de Türkiye'nin üzerinde kalan bu tanımsız durumun ortadan kalkması sağlanmış olacaktır. Kıbrıs, Türkiye Cumhuriyeti dışında hiçbir ülkenin tanımadığı şekilde ticarete kapalı bir alandır. Orada yaşayan insanlar bu şartlar altında yaşamaya mahkum edilmemeliler ve bu konuda en kısa zamanda çözüme ulaşılmalıdır.

Muhtemel Irak savaşının Türkiye'ye ekonomik anlamda etkileri neler olacaktır ve bu etkinin en aza indirilmesi için alınması gereken önlemler nelerdir?

Irak, neredeyse 24 aydır ABD'nin gündeminde olan bir konudur. Türkiye, Irak'la sınırdaş olması nedeniyle, Kuzey Irak'taki tarihi ve kültürel ilişki içinde bulunduğumuz halklar (Türkmenler ve Kürtler) ve geçmişte olduğu gibi sınırda oluşması muhtemel terör bağlantılı faaliyetlerle karşılaşma riskini ortadan kaldırmak için kendini bu gündemin içinde bulmuş durumda.

TÜSİAD olarak bu konuda doğrudan yönlendirme yapabilecek bir pozisyonda değiliz. Ancak geçtiğimiz haftalarda hükümetin Irak konusunda karar verme aşamasında olması gerektiğini, bir kararsızlık görüntüsünün uluslar arası çevrelerde yanlış anlaşılabileceği endişesine kapıldık ve bunu dile getirdik. İnsan Hakları ve demokratik standartlar konusunda hassas olan TÜSİAD bazı çevrelerce savaş yanlısı olarak suçlandı ancak bizim üzerinde durduğumuz olay savaş konusunda hükümetin bir netlik kazanmasıydı ve TBMM'ye verilen teklifle bu netliğin sağlandığı görüldü. Ancak bizim öncelikli düşünmemiz gereken nokta dolaylı etkisi 1 yıl devam edecek olan bir operasyon olması sonucunda Türk ekonomisine olacak etkisinin ne olacağıdır. Bu konuda çeşitli hesaplar yapılmakta ve biz de üyelerimizle çeşitli sektör kuruluşlarıyla bir araya gelip değerlendirme yapıyoruz. Ortaya çıkan tablo iktisadi olarak yıllık 20 milyar $ gibi bir kayba yol açacağına işaret ediyor. Ancak savaşın dolaylı etkisi daha fazla sürer ise bu rakam artacaktır. Eğer Türkiye ABD ile paralel bir pozisyon alacaksa bu hasarın ABD tarafından karşılanması gerekmektedir. Çünkü bu açığın bir kredi veya yurt içi tasarrufla karşılanması mümkün değildir. Zaten son derece hassas ve kırılgan iktisadi program üzerinde devam eden Türkiye herhangi bir dışsal etki olmasa bile bir iki yıl risk altındaydı. Bu hassasiyet üzerine bir de Irak olayı geldiği için savaşın hasarının mutlaka telafi edilmesi gerekmektedir. Türkiye ister direkt asker göndersin isterse ABD askerlerinin geçişi için topraklarını kullandırsın gündeme gelecek olan maliyetin, ABD tarafından ortak bir şekilde telafi edileceğinin dış finans çevrelerine duyurulması gerekmektedir. Aksi taktirde %10 Euro tabanlı borçlanabildiğimiz rakamın iki katına çıktığını göreceğiz ki bu uygulama programın hemen çökmesine neden olacaktır. Böyle ağır bir reçete etrafında toplumu yeniden birleştirme şansı yoktur. Bizim aldığımız duyumlara göre ABD bu 20 milyar $ lık maliyetin bir kısmını hibe edeceğini söylemiş. Geri kalanı için de bir formül bulunmalıdır. Bununla ilgili olarak şu ana kadar ulaşan bilgiler bir koşullu kredi, stok veya rezervin Türkiye'ye açılacağı, savaşla ilgili maliyetlerin ortaya çıkması durumunda Türkiye'nin bu rezervlerden kaynak kullanabileceğinin kamuoyuna açıklanacağı söyleniyor. Bu olumlu bir gelişme olur.

AB uyum yasaları sürecinde çıkartılan "anadil eğitimi" yönetmeliğinde çıkan bazı aksaklıklar konusunda ne gibi girişimlerde bulunulabilir?

Ana dilin eğitimi konusunda AB uyum yasaları çerçevesinde çıkartılan yönetmeliklerin uygulanmasında çıkan aksaklıklar incelenecektir. Türkiye'de bireysel ve kolektif hakların geliştirilmesine yönelik yasama düzenlemesi yapıldıysa bununla ilgili performansı biz de izleyeceğiz ve uyarıda bulunacağız. Uygulamanın daha kaliteli olması ve hedeflerine ulaşması için gerekli uyarıları ve baskıları oluşturmamız gerekiyor. Gereksiz olarak oluşmuş toplumsal basınç yönetmeliğin uygulanmasında bazı pürüzler yaratır. Bu basıncın zaman içinde kaybolacağını ve pürüzlerin ortadan kalkacağını düşünüyorum.

[Guşef Yançatoral - Sine Göksoy]

BİLGİ / BELGE

  • Son Eklenenler
  • Çok Okunanlar
  • Rastgele