Kendi Kaleminden Nalbiy Kuyok

Pazar, 16 Aralık 2012 14:00

Adıgey Cumhuriyeti Tewıçüej Rayonu Khunçıkhohable köyünde doğdum. 

KöyünKöyün adı, Bjeduğların en büyük Pşılerinden (Prens) olan Khunçıkho Pşımaf'den geliyor. Onların Khunçıkholerin soyundan, Khuyekholerin gelini bir anne süt verdi bana.

Böylelikle belki de Khunçıkho pşıleri için yeni bir güç olabilirdim ama Sovyet düzeni tez yetişti, bize ne getirdiği pek bilinmez ama pşılerin ocağına incir ağacı dikti. Khuyekho'lerden birinin pşı soylu bir kadının kucağında büyüyüp yetişmesi, belki daha iyi de olabilirdi…

Asıl mesleğim öğretmenlik. Bununla birlikte birçok iş değiştirdim ama en uzun süre yaptığım iş gazetecilik oldu. 

Küçüklüğümde resim yapardım, resim öğrenimi de görebilirdim ama her şeyden çok ilgimi çeken şey sözdü, hep yazmak istedim. Bununla birlikte yazmaya ancak Enstitü'yü bitirdikten sonra başlayabildim, o zaman 23 yaşımı geride bırakmıştım. Yazdığım ilk şiir Adıgey diline ilişkindi, ilk yayımlanan şiirim ise Tanrı ve insana dairdi, o zamanlar bizi Tanrının olmadığına inandırmaya çalışıyorlardı. Bu yüzden olsa gerek; bu şiirimde Tanrı ile insanı karşılaştırmış, insanı daha üstün göstermeye çalışmıştım. O günden beri düşünmeye başladım: şayet Tanrı yoksa, onunla mücadele etmek için bunca çaba niye, niçin bunca eziyet çekiyorlar? Aradan yıllar geçti, Kur'anı kendim için çevirdim, Tanrı elçisi Muhammed hakkında Adığece küçük bir kitap da yazdım.

Yazarın yazmaya niçin başladığını saptamak da, anlatmak da kolay değil; bunun Tanrı işi olduğunu söylemek belki de en doğrusu. Genç insan, taydaşları arasında sivrilmek, seçilmek, kendini göstermek ister; tanınmak, ünlenmek ister. Peki bunun yolu yalnızca yazmaktan mı geçer?! Hayır, ama sözden daha değerlisi, daha güçlüsü yok, dolayısıyla insanın onu sevmesi de onunla yaşama, çalışma, onu kullanarak mücadele etme gücü de Tanrı vergisi olsa gerek.

İlk öykündüğüm yazarlar Rus yazarlarıydı, ama işin içine biraz daha girince Adığece yazılar, özellikle söylenceler bana rehberlik etmeye başladı; bugün bile her yıl en az biriki kez dönüp onları gözden geçiririm; bana göre onlar; yeryüzünde anlatılmış, yazılmış şeylerin en ilginçleri, en bilgelik dolu, geleceğimize yönelik ipuçları da içeren en şaşmaz rehberleri arasındadır ve bunda hiç de yanılmadığımı düşünüyorum. Dünyada yaşamış ve yaşamakta olan en ilginç yazarları, en büyük düşünürleri izlerim.

Şiir, düz yazı, dramaturgi, mizah ve çocuk yazıları. Her gün aklıma gelenleri, gönlümden geçenleri hangi janra daha uygunsalar o janrda yazıyorum, bu da bana büyük kolaylık sağlıyor, zira her şeyi aynı janrda yazmak kolay değil.

"Daha çok ilgimi çekiyor" diyebileceğim belirli bir konu yok; insanın başına gelecekleri bilememesi gibi bir şey bu; ileride ilgisini çekecek, kafasına takılacak şeyleri insan önceden bilebilir mi? Ama bu son yirmi yıl içinde daha çok; Adıgey halkının düşüncesi, dünya görüşü, tarihi ve bugünkü yaşamı gibi konular üzerinde duruyorum. Bu, düz yazı türünde hazırlamakta olduğum son çalışmamda daha net olarak görülecektir. Yazdıklarımdan yalnızca birini Huşha Yabge'yi/Hırçın kaya'yı kendim Rusça'ya çevirdim, diğerlerini hep Ruslar çevirdiler. Yani, benim silahım da, araçgerecim de yalnızca Adığece; bana göre Adığece'nin kapsayamayacağı ne bir görüş ve düşünce, ne bir seziş ve anlayış, ne de bir duygu ve duyum yoktur. Çevirmektense kendi anadilimle yazmak bana hem daha kolay geliyor, hem de daha büyük haz veriyor. Yalnızca iyi çevrilmeyebileceğinden endişe duyduklarımı kendim çeviriyorum ama öylesi de pek fazla çıkmıyor.

İlginç bir edebiyatımız olmaya başladı, güçlü, genç yetenekler katılıyor aramıza, ama birçoğu Rusça'ya yöneliyor. Bu üzücü elbette ama neylersin… Edebiyatımız daha iyi olacak, bundan hiç kuşkum yok. Dilimiz güç bir dönemeçte. Öyle ya, tamamı yüz bini geçmeyen bir halkın dilini koruması kolay mı? Her şeye karşın, çok büyük bir engel çıkmadıkça bu halk dilini kaybetmeyecek. Yeni başka ürünler verilmese dahi, bugüne değin Adığece olarak anlatılmış olanlarla Nart destanları, halk söylenceleri, ağıtlar, kahramanlık şarkıları vb. Tanrı'nın kendilerinden beklediklerini başarmış sayılabilirler, kaldı ki ben O'nun bizi tümüyle terk etmiş olduğuna inanmıyorum.

Adıgey halkının beyni ve gönlüyle kararlı biçimde uzun yıllar yeniden kendisini eğitmesi ve yetiştirmesi gerekiyor. Günümüz dünyasında büyük ulusların eriştiği kabul edilen başarılar içinde, geçmişte Adıgey halkının ürettiklerinin de payı var elbette, ama artık bunu bugün kim takdir edebilir, değerlendirebilir?! Bugün artık her ulus, kendi yaşamını kendi kuruyor ve koruyor. Sayıca çok az bir halkız; bu yüzden bilimde, sanatta, politikada, her alanda başarabildiklerimiz de az, ulusal duygu, düşünce ve anlayışların sönme tehlikesi de yok değil. Ama bence Adıgey halkı, pek çok şeyi başarabilecek, pek çok şeyin üstesinden gelebilecek biçimde yaratılmış bir halktır. Kendisini pek çok güçlüğün, zorluğun beklediğini bilmekle birlikte O'na güveniyorum ve umudumu hiç yitirmiyorum.

Anayurduna dönebilecek durumda olanlar ilk fırsatta dönsünler, en önemlisi ve en doğrusu budur. Bugün dönebilecek durumda olmayanlar da, bulundukları yerlerde dillerini ve kültürlerini koruyabilirlerse, ulusal kimliklerini unutmazlar ve bir gün onlar da atayurtlarına kavuşabilirler…

 

 

NALBİY  KUYOK
Çev.FAHRİ HUVAJ

Yazarın Diğer Yazıları

BİLGİ / BELGE

  • Son Eklenenler
  • Çok Okunanlar
  • Rastgele