Çerkeslerin İlk Gazetecilik Deneyimi: Ğhuaze

Çarşamba, 15 Haziran 2005 12:00

Ğhuaze, "rehber, kılavuz" anlamına gelen Çerkesçe (Adığece) bir sözcüktür. Aynı zamanda 1911-1912 yıllarında İstanbul'da Çerkes Teavün Cemiyeti (Çerkes Yardımlaşma Derneği) öncülüğünde bir grup Çerkes (Kafkaslı) aydın tarafından çıkarılan haftalık bir gazetenin adıdır.

Çerkes halkının ulusal varoluş mücadelesinde Çerkes Teavün Cemiyeti'nin ve Ğhuaze gazetesinin çok önemli bir yeri vardır. Ne var ki bu gazete ve dernek, Türkiye Kamuoyunda olduğu gibi, Çerkes aydınları arasında da yeterince bilinmemektedir.

Sınırlı olanaklar ve kısa bir süre içerisinde yapılan bu çalışmanın başlıca amacı, Ğhuaze gazetesini ana çizgileriyle tanıtmaktır.

Esasen bu konuda daha geniş kapsamlı çalışmalar yapılmasının yararına ve gereğine de işaret etmeliyiz. Böyle bir çalışma, 1908 sonrası dönemde Osmanlı İmparatorluğu'nun sosyo-ekonomik, siyasal ve kültürel yapısı içerisinde Ğhuaze gazetesinin konumunu, işlevini ve önemini ortaya koymaya yönelik olabilir. Ya da böyle bir çalışma, daha dar kapsamda; örneğin; Ğhuaze, 1911'lerde yayın yaşamına giren benzeri diğer gazete ve yayınlarla birlikte ele alınarak karşılaştırmalı bir inceleme ve değerlendirme çalışması biçiminde yürütülebilir.

Belki bunlardan da önce Ğhuaze'nin tıpkı basımının yapılması, ya da hiç değilse içeriğinden özgün seçkiler yayımlanması düşünülebilir.

Ne var ki bu düzeylerdeki çalışmalar, ya eşgüdümlü ortak bir ekip çalışmasını gerektirir; ya da konuya ilgi duyan bir araştırmacının, yeterince zaman ve olanak bularak, amatör bir ruhla da olsa profesyonel bir anlayış ve disiplin içerisinde böyle bir çalışmaya yoğunlaşabilmesini gerektirir.

Hemen belirtelim ki bizim olanaklarımız bu denli kapsamlı bir çalışmaya elvermemektedir. Bu nedenle sunmaya çalıştığımız bu çalışma, daha dar kapsamlı bir çerçevede kalmıştır. Ancak yukarıda belirtilen düzeydeki daha geniş kapsamlı çalışmaları genç arkadaşlarımızdan beklediğimizi, gerektiği takdirde bu tür çalışmalarda olanaklarımız ölçüsünde severek yer alabileceğimizi belirtmek isteriz.

Şunu da ekleyelim ki; ana çizgileriyle de olsa Ğhuaze gazetesini tanıtırken, yazarlarının kişilikleriyle, onların sosyo-ekonomik ve kültürel yapılarıyla, siyasal biçimlenme ve eğilimleriyle de bağlantı kurmak çok yararlı olurdu. Ne var ki buna da olanak bulamadığımızı üzülerek belirtmeliyiz. Bunun yukarıda kısmen değinilen çeşitli olanaksızlıklarımız yanında, belki onlardan da önce gelen asıl nedeni, her halde, geleneksel Çerkes terbiyesinden kaynaklanmaktadır. Şöyle ki; bilindiği gibi Xabze adı verilen Çerkes töresinde ve kültüründe kişilerin kendilerini övmeleri, övünmeleri ayıp karşılanmakta, yadırganmaktadır. Öyle anlaşılıyor ki bu anlayışın etkisiyle yazarlarımız, sanatçılarımız, aydınlarımız övünme düzeyine varması söz konusu olmasa, objektif bir gerçekçilik içinde kalsa bile, kendilerinden söz etmek istememişler, kitaplarında kendilerini tanıtmamışlardır. Bu da bizi, maalesef üretken insanlarımızı tanıma ve özellikle göçmenlik sürecindeki mücadelemizin gösterdiği aşamaları bir bütünlük içinde görüp kavrayabilme fırsat ve olanağından önemli ölçüde yoksun bırakmaktadır. Dolayısıyla Ğhuaze'yi, yazarlarının kişilikleriyle birlikte tanımamız mümkün olamamıştır.

Belirtilen sınırlı çerçevede de olsa bu çalışmada, Ğhuaze'yi ana çizgileriyle tanıtırken, aynı zamanda konuya ilgi çekmeye ve 1911'lerde Çerkes aydınlarının Ğhuaze çerçevesinde kendi sorunlarına nasıl yaklaştıklarına ilişkin ipuçlarının bulunabileceği genel bir değerlendirme zemini oluşturmaya çalışmış olacağımızı düşünüyoruz.

Ğhuaze'nin 48 sayısını bizzat görmüş, 57 sayı çıkmış olduğunu öğrenmiş olmamıza karşın, bu çalışmada yer alan değerlendirmeler, esas itibariyle, henüz okuma olanağı bulabildiğimiz ilk 12 (oniki) sayısına dayanmaktadır. Daha geniş inceleme ve değerlendirmeler, konuya ilgi duyan araştırmacılara ve zamana bırakılmıştır.

ĞHUAZE VE TARİHSEL KONUMU

Ğhuaze "ilk" midir?. İlk gazetecilik deneyimimiz: Ğhuaze adı, Ğhuaze'nin ilk gazetecilik girişimi olduğunu belirtmekle birlikte, bu, Ğhuaze'nin Çerkeslerin ilk yayını olduğu anlamına gelmemelidir. 1800'lü yıllarda Anayurtta yazılmış ve yayınlanmış çeşitli eserler vardır. Hatta Sayın Pr. Dr. SIKHUN Hasan'ın vurguladığı gibi, Çerkesler bugüne kadar 6 değişik alfabe kullanmışlardır. Çerkeslerin M.Ö. 1500'lü yıllarda yazı yazdıkları bilinmektedir. Khabardey araştırmacı ve bilim adamı WURIS Hatali'nin, Adığece olarak (Khaberdey diyaleğiyle) Nalçik'ta yayımlanan Adığe Txıbzem Yi Txıde (Adığe Yazıdilinin Tarihi) adlı kitabında, Çerkeslerin çok daha eski tarihlerden beri yazıyı bildikleri, çeşitli alfabeler kullandıkları, M.Ö. 1500'lü yıllarda eski Grek harfleriyle Abazaca-Adığece yazıldığı anlaşılan tabletler bulunduğu ifade edilmekte, daha da ileri gidilerek, Adığe aile armalarının, M.Ö. 4000'lerde kullanılan özel bir alfabenin harflerinden oluşabileceği ihtimali bile ileri sürülebilmektedir. Bütün bunlar, üzerinde önemle durulması, araştırılması gereken konular olarak araştırmacıların, özellikle de konunun asıl sahibi olan Çerkeslerin ilgi ve çabalarını beklemektedir.

Bizim bunlardan söz etmemizin nedeni, hem bir hatırlatmada bulunmak, hem de Ğhuaze'nin Çerkes tarihindeki ilk yayın olmadığını, belki muhaceret sürecindeki ilk periyodik yayınlarımızdan biri olduğunu* belirtmekten ibarettir.

Öte yandan bir noktaya daha değinmekte yarar vardır. Muhaceret sürecindeki ilk periyodik yayınlarımızdan biri olan ve Çerkes tarihinde çok önemli yeri bulunan Ğhuaze gazetesini, aradan 70 yıldan fazla bir süre geçmiş olmasına karşın, Çerkes aydınının dikkatine sunmak şöyle dursun, onu henüz tam olarak okuyup inceleme fırsat ve olanağı bulamamış olmamız da gerçekten son derece acı ve düşündürücüdür. Buna, Ğhuaze'ye ilişkin tanıtım yazılarına bile rastlayamadığımızı da eklemeliyiz. Sadece varlığını bildiğimiz, adını duyduğumuz ve çok önemli olduğuna inandığımız bu gazeteyi, yayınlanmasından yaklaşık 75 yıl sonra -o da kısmen olmak üzere- tanıma olanağı bulabilmiş olmak, yine de sevindirici olarak değerlendirilmelidir. Ama herhalde ancak buruk bir sevinç olarak .

ĞHUAZE'NİN NİTELİĞİ

Ğhuaze, sunacağımız örneklerden ve içeriğinden de anlaşılacağı gibi, Kuzey Kafkasya kültürel dergi, Kamçı aylık siyasi gazete, Yamçı aylık sosyo-kültürel dergi, Nartların Sesi gazetesi ve Kafdağı dergisi gibi son dönem yayınlarımızla aynı paralelde bir periyodik yayın organıdır. Ancak, bugün adına üzülerek belirtelim ki, 1911'lerdeki Ğhuaze, 1960'lardan, 1970'lerden hele 1980'lerden sonraki yayınlarımızdan çok daha ileri düzeyde, çok daha özgür ve başarılı bir periyodik niteliği taşımaktadır.

Öyle anlaşılıyor ki Ğhuaze, ulusal ve siyasal anlamda göreli olarak, bugünkünden çok daha geniş bir özgürlük ve hoşgörü ortamında yayımlanmıştır. Ele aldığı konular, yaptığı tesbitler, benimsediği yaklaşımlar ve önerdiği çözümler, bunu açıkça göstermektedir. Nitekim Ğhuaze'nin gerek Çerkesler özelinde, gerekse Osmanlı İmparatorluğu genelinde parmak bastığı sorunlar ve önerdiği çözümler, çağdaşı olan başka bazı yayın organlarınca da benimsenmiş ve savunulmuştur. Bu Ğhuaze'nin başarısını olduğu kadar, istibdat baskısından kurtulmuş, resmi ideoloji şövenizminin baskısına henüz girmemiş bulunan o günlerdeki basının, daha geniş görüşlü, daha özgürlükçü, daha evrensel arayışlı, insan hakları konularında belki daha duyarlı ve çifte standartlar oluşturmamış, hakkaniyet ölçülerine daha bağlı ve saygılı bir tutum içinde olduğunu da düşündürmektedir.

Bu nitelikleriyle Ğhuaze, hiç değilse 1960'lı yıllarda incelenip tanınabilmiş olsaydı, sonraki yayınlar onun deneyim birikimlerinden yararlanır, "Amerika'yı yeniden keşfetmek" zorunda kalmaz, daha ileri adımlar atabilir, belki daha etkili olabilirlerdi. Bugüne kadar sadece arşivlerde kalmış olmasından üzüntü duyduğumuz bu gazetenin, daha geniş bir biçimde aydınlarımızın bilinç dağarcığına girmesini diliyoruz.

Ğhuaze, "siyasi, iktisadi, ictimai, ilmi haftalık gazete" olarak ilk kez 2 Nisan 1911 Pazartesi günü yayımlanmaya başlamıştır. Sahibi: Yusuf Suad NEĞHUÇU, Sorumlu Müdürü: M. Tevfik Tal'at XHIYT, Yönetim Yeri: Çemberlitaş'ta Çerkes kulübüdür. Fiyatı 20 para, abone bedeli: altı aylığı bir mecidiye, yıllığı 1.5 mecidiyedir. 25?37 cm. ölçülerinde (küçük boy) 8 sayfalık bir gazetedir. Bugünkü ölçülerle 20?25 cm. ölçülerinde (küçük boy) 40 sayfalık bir dergi kapasitesinde olduğu söylenebilir. Bu kapsamdaki bir yayını, amatörce bir yaklaşımla hemen hemen hiç aksatmadan hem de haftalık olarak yayımlayabilmek, herhalde alkışlanacak bir başarı sayılmalıdır. Ğhuaze'yi oluşturan saygıdeğer büyüklerimizi, minnet ve şükranla anıyor, bu vesile ile onlara bir kez daha Tanrı'dan rahmet diliyoruz.

Gazetenin ilk 12 sayısında imzası bulunanlar şunlardır: Tahir Hayreddin, Hayriye Melek XHUNÇ, Y.S., Ahmed Lütfullah ŞAR, MET Çünatıho Yusuf İzzet, Şahap Rıza, Süleyman Tevfik , Ahmed Cavid, M.Tevfik Tal'at XHIYT , A.F.Nejat, NENEY İsmail, A.Fikret, eski Evkaf Nazırı Şemseddin, S.Fehmi , Hacı Numanzade Sufyan , Ali Sıdkı, Aziz TUTEREŞ , H.F. , Düzceli Balkhız, Ali, Hacı oğlu Danyal, Sawsırukh, Colanlı M. Yahya, Jabağhı, A.N., Donkişot, Rekindezade İsmail Zühdü, A. LAXHUŞUKH, A.Hikmet, M. Hilmi, Adanalı Osman Kamil, Mekke Emiri Hüseyin , E.A., H.Fehmi, Ömer Hilmi......

Başta da değinildiği gibi Ğhuaze sözcüğü Adığece'de kılavuz, rehber anlamına gelmektedir. Nitekim Ğhuaze Gazetesi 3. Sayısından itibaren büyük Ğhuaze başlığının hemen bitiş alt köşesinde köşeli parantez içinde küçük yazılmış bir ?Rehber? sözcüğüne de yer vermiştir.

ĞHUAZE'NİN ÜZERİNDE DURDUĞU TEMEL

SORUNLAR VE ÇÖZÜM ÖNERİLERİ

Ğhuaze'nin üzerinde durduğu temel sorunlar iki ana grupta toplanabilir:

A- Bunlardan birincisi Çerkes ulusal ve toplumsal sorunlarıdır ki yaklaşık % 70 ağırlık taşımaktadır.

B- İkincisi ise Osmanlı ülkesinin çağdaşlaşma, uygarlaşma sorunudur ki, bu da yaklaşık % 30'luk bir ağırlıkla ele alınmakta ve incelenmektedir.

A- Çerkes ulusal ve toplumsal sorunları çerçevesinde üzerinde durulan konuları ana çizgileriyle şöyle özetlemek mümkündür:

1. Bugünkü Çerkes ulusal sorununun temel kaynağı anayurttan ayrılıştır. "Yistanbılak'o" veya "Büyük Göç" olarak anılan bu olay, Çarlık Rusyası yönünden bir sürgün, Osmanlı İmparatorluğu yönünden politik bir başarı, Çerkesler yönünden ise tam bir hezimettir, yok oluşa yürümektir. Bu olay, insanlık açısından da bir halkın kıyımı, katliamı olup, kapkara bir lekedir.

Sorun şu aşamalarla çözülebilir:

1.a) Her şeyden önce Osmanlı İmparatorluğu, Kuzey Kafkasya'dan göçmen çekme politikasına derhal son vermeli, Çerkes göçü derhal durdurulmalıdır.

1.b) Osmanlı Topraklarına daha önce gelmiş veya getirilmiş olanların, öncelikle biyolojik ve fiziksel olarak varlıklarını korumaları için elverişli uygun coğrafi koşullarda yerleşmeleri sağlanmalıdır. Böylece iklim uyuşmazlıklarından elverişsiz coğrafi koşullardan kaynaklanan hastalık ve ölümler önlenmiş olacaktır. Dolayısıyla Çerkes göçmenler Kafkasya'dakine benzer coğrafi özelliklere sahip yörelere yerleştirilmeli, bu yerleşimin ulusal kültürel varlığı koruyabilmek bakımından mümkün olduğu kadar toplu yerleşim biçiminde yerleştirilmesine imkan ve fırsat verilmelidir.

1.c) Osmanlı topraklarında kaldıkları sürece Çerkes göçmenlerin insanca yaşama hakları güvence altına alınmalı, hastalık , açlık, yokluk, yerel saldırılar gibi kötü koşullara ve tehlikelere karşı korunmalı ama esas olarak da bir an önce anayurtlarına dönmeleri teşvik edilmeli, bu konuda kolaylaştırıcı ve özendirici önlemler alınmalıdır.

2.Çerkeslerin Osmanlı toprakları içinde pek çok toplumsal sorunları vardır. Bu sorunların çözümü için şunlar yapılmalıdır:

2.a) Elverişsiz coğrafi koşullarda ve dağınık biçimde yerleştirilen Çerkes köyleri nispeten daha elverişli coğrafi bölgelere toplanıp birleştirilmelidir.

2.b) Geçimlerini sağlayabilmeleri bakımından , daha önce vaad edilmiş bulunan toprak, sermaye ve araç gereç yardımı, hiç değilse geçindirebilecek düzeyde ve bir an önce verilmelidir.

2.c) Gerek Çerkeslerde , gerekse tüm Osmanlı ülkesinde okullaşma ve eğitim olanakları arttırılmalıdır. Halk iş gücü ve yerel imkanlarla, devlet de gerekli sermaye, araç ve gereçlerle bu çabaya katılmalı , hiç değilse zekat ve aşar vergileri bu amaca tahsis edilmelidir. Her alanda ve her fırsatta eğitim teşvik edilmeli ve kolaylaştırılmalıdır. Basın ve yayın organları da önemli ölçüde yaygın eğitim işlevi görmeyi üstlenmelidir. 2.d) Çerkesler bir yandan genel eğitime, bir yandan da kendi dillerini, kültürlerini, tarihlerini öğrenmeye ve kendilerini geliştirmeye önem vermelidirler. Geleneklerin, günün koşullarına uygun olanlarını, aynen olduğu gibi; uygun olmayanlarını da geliştirip uygun hale getirerek yaşatmaya çalışmalıdır.

2.e) Adığe dili için genelde geçerli olabilecek ortak bir alfabe hazırlanmalı, bu alfabe ile ürünler verilmeli,dil ve kültür geliştirilmelidir. Bu amaçla yapılan çalışmalardan henüz sonuç alınmamış olmakla birlikte, bir süre Latin ve Arap kökenli alfabeler gayr-ı resmi olarak denemeli, daha sonra konu yeniden ele alınıp, üzerinde uzlaşılabilecek bir alfabeye ulaşılmalıdır.

2.f)Memurluk zihniyeti ve hevesi artık bırakılmalı, sanata, ticaret ve sanayiye, serbest mesleklere yönelinmelidir. Özellikle gençler buna teşvik edilmelidir.

2.g)Evlenmelerin önündeki geleneksel ve ekonomik engeller kesinlikle ve ivedilikle kaldırılmalı, gittikçe azalan Çerkes nüfus arttırılmaya çalışılmalıdır. Zengin ve soylu sayılan yaşlıların, istedikleri genç kızlarla evlenmeleri gibi dengesiz ve yanlış evliliklerin asla mutluluk getirmediği artık iyice anlaşılmalıdır. Evliliklerde çağ dışı feodal sınıflaşmaların son derece zararlı etkileri artık iyice görülmeli ve bu türlü değer yargıları hızla terk edilmelidir .Wase (başlık) veya mehr-i muaccel gibi artık geleneksel esprisini iyice yitirmiş kurumlar da tümüyle kaldırılmalı ya da sembolik düzeye indirilerek ıslah edilmelidir.

3.Feodal sınıflar ve kölelik sorunu

3.a) Feodal sınıflaşmalar ve kölelik, hemen her toplumda görülen tarihsel bir olgudur. Bunu sadece Çerkeslere özgü imiş gibi gösterip ,Çerkes cariyeleri diye niteleyerek pazarlamaya kalkışmak, tümüyle insanlık dışı büyük bir sahtekarlık ve insafsızlıktır. Buna asla izin verilmemelidir.

3.b) Kölelik halkın pek çoğuna kabul ettirildiği gibi, doğal da değildir. Tanrısal kökenli hiç değildir. Asilik-kölelik ayrımı,tarihsel bir dönemin gereği olarak ekonomik, sosyal ve siyasal nedenlerle ortaya çıkarılmış yapay bir ayrımdır ve insanlıkla asla bağdaşmamaktadır. Binaenaleyh kölelik kesinlikle kaldırılmalıdır. Ancak sadece bir fermanla kaldırılması da mümkün değildir. Kölelik, en kalıcı ve gerçekçi biçimde şu şekilde kaldırılabilir.

3.b.1. Önce,köle ve cariye satışları fermanla ve yasalarla yasaklanmalı, bu yasaklar titizlikle uygulanıp korunurken, aynı zamanda yeni köleleştirmelere de asla izin ve imkan verilmemelidir.

3.b.2. Tüm basın ve yayın organları ve aydınlar kölelik olgusunun doğal ve tanrısal olmayıp, siyasal ve yapay bir olgu olduğunu, insanlıkla asla bağdaşmadığını her fırsatta vurgulayarak işlemeli ve bu doğrultuda yeterli kamu oyu oluşturmaya çaba göstermelidir.

3.b.3. Kölelerin, halkın da kabul ettiği ve şeriata uygun olan yazılı anlaşma (mükatebe) yoluyla azat edilmeleri kanunla düzenlenerek gerçekleştirilmelidir. Bunun için belirli bir mükatebe bedeli saptanabilir ve bu bedel de köleler adına devlet hazinesinden karşılanabilir. Böylece kölelik hem insanların düşüncesinde, inancında; hem de pratikte ve yasal düzeyde kaldırılmış ve artık tarihe karışmış olur.

B- Ğhuaze gazetesinin üzerinde durduğu Osmanlı İmparatorluğu'nun çağdaşlaşma ve uygarlaşma sorunları çerçevesinde ele aldığı konuları ve önerilerini ana çizgileriyle şöyle belirtebiliriz:

1-Meşrutiyet ve onun getirdiği hak ve olanaklar özenle korunmalı ve geliştirilmelidir.

2-Tutarlı ve kişilikli bir dış politika izlenmelidir.

3-Ekonomi, eğitim, yönetim, adalet, sağlık vb. gibi temel konularda batıdan; batının deneyim birikimlerinden yararlanma yolları aranmalı, ancak asla aynen taklide yönelinmemeli, kişilerin yaratıcı yetenek ve becerilerini geliştirip kullanmalarına imkan ve fırsat verilmelidir. Çünkü her ülkenin ve toplumun yapısı ve özellikleri farklıdır. Her toplum kendine uygun bir sistem geliştirmelidir. Ayrıca hiçbir taklit, aslı gibi mükemmel ve etkili olamaz.

SONUÇ OLARAK

Sonuç olarak diyebiliriz ki; Ğhuaze gazetesi, 1908 Meşrutiyetinin getirdiği sınırlı ama ulusal-kültürel anlamda bugünkünden çok daha doğru, gerçekçi ve ileri-özgürlük ortamında, daha önce sürgün vurgununu ve uzun istibdat dönemini yaşamış Çerkes halkı arasından yetişmiş aydınların, halkına ve tarihe karşı sorumluluk duyarak, ulusal ve evrensel düzeyde oldukça doğru, geçerli ve kalıcı çözümler önererek başarı ile çıkardığı saygın bir yayın organı olarak tarihimizde yerini alacaktır. O günkü koşullarda ne ölçüde etkili olduğunu tespit etmek mümkün olmasa da, bugünkü mantıkla bile doğru tespitler yaparak kitlelere ışık tutabilecek nitelikte bir yayın olarak değerlendirilebileceğini rahatlıkla söylemek ve savunmak mümkündür.

Halkına, kültürüne, insanlık ve tarihine karşı böyle bir içtenlik ve sorumluluk anlayışıyla hareket ederek, bu gazeteyi oluşturan değerli aydınlarımızı takdir, minnet ve şükran duyguları içinde rahmetle anarken, manevi huzurlarında saygı ile eğiliriz.

[Kebikeç dergisinden alınmıştır. Kebikeç, 1997, Yıl 2, Sayı 5, s.51-60]

BİLGİ / BELGE

  • Son Eklenenler
  • Çok Okunanlar
  • Rastgele