Ahmet Cevdet Paşa’nın Kaleminden Çerkes Hasan Vak’ası

Pazartesi, 25 Mart 2013 09:06

“Yüzbaşı rüetbesinde olan Çerkes Hasan, Şüray-ı Devlet Re­isi Mithat Paşa’nın evinde toplantı halinde bulunan zamanın Bakanlar Kurulu’nu (Heyet-i vükelâ) basarak, eniştesi Padişah Sultan Abdülaziz’i haksız yere tah­­­tından indirerek, öldürtüp intihar süsü veren, Padişahın eşi, kız kardeşi Neş’erek Kadıefendinin ölümüne neden olan cuntanın lideri Milli Savunma Bakanı(Serasker) Hüseyin Avni Pa­şa’yı ve Hariciye Nazırı Raşit Paşayı öldürmüş, Bahriye Nazırı Kayseri’li Ahmet Paşa’yı ya­ra­lamış ve kendisine engel olmak isteyen görevlilerden bir kısmını öldürmüş, bir kıs­mını da yaralamıştır. Bakanlar Kurulu’nun di­ğer üyeleri baskın sırasında kaçışıp harem dairesine sığınmaları sonucu canlarını kurtarmışlardır. Olay “Çerkes Hasan Vak’ası” olarak tarihteki yerini almıştır. Zamanın toplumu Çerkes Hasan’ı bir halk kahramanı ka­­bul ederek kutsamıştır. Hakkında ağıtlar, tür­küler yakılmıştır. Olayın cereyan şekli tarihçiler tarafından değişik şekillerde anlatılmıştır. Olay yerinde bulunanlardan birisi de Osmanlı’nın ünlü devlet adamlarından tarihçi Ahmet Cevdet Paşa’dır Ahmet Cevdet Paşa daha sonra Padişah Sultan Ab­dülhamit’e bir arize ile olayı anlatmıştır. Biz burada olayı Ahmet Cevdet Paşa’nın kaleminden sunmaya çalışacağız.

Padişah Sultan Abdülaziz

Sultan Abdülaziz, hakkında en çok çürütme yapılan padişahların başında gelmiştir. Cumhuriyet tarihçilerinin çoğunluğu onu koç, horoz dövüştüren, bir oturuşta bir kuzu yiyen, önüne gelenle güreş tutan kaba saba birisi olarak göstermekte ısrarlı olmuşlardır. 
Oysaki Sultan Abdülaziz sağlıklı, görkemli hatta oldukça heybetli bir fiziki yapıya sahip olmanın yanında Akşehirli Hasan Efendi’den gramer ve Arapça dersleri alarak son derece iyi yetiştiği, oldukça edebi nitelikte şiirler yazdığı, bunların bir kısmını bestelediği, ileri derecede neyzen olduğu, içki, tütün ve işretten uzak durduğu, dindar yapıda olup devamlı olarak mutad ibadetlerini yerine getirdiği, harem ve kadınlar konusunda ağabeyi Sultan Abdülmecit’in aksine son derece ciddi ve ilkeli olduğu bilinmektedir. 
Tarihçilerden Yılmaz Öztun’a ‘Bir Darbenin Anatomisi’ adlı eserinde, Abdülaziz’in bestekâr, neyzen, ressam, si­lah ve donanmaya iptila derecesinde meraklı, sert miza­cının yanında merhamet ve şefkat hislerinin kuvvetli olduğunu Ali ve Fuat Paşaların devrinde parlak dönemler geçirildiğini, Osmanlıların en büyük deniz gücünün onun zamanında oluşturulduğunu, ordunun ve deniz gücüne verilen önemin İngiltere’yi ürküttüğünü, Şura-yı Devlet, Di­­van-ı Ahkâm-ı Adliye, Divan-ı Muhasebat’ın (Danıştay, Yargıtay, Sayıştay) o devirde kurulduğunu böylece mo­dern yönetim, modern yargı ve modern eğitimin ilk temellerinin atıldığını, imar faaliyetlerini güçlendirildiğini, demir yollarına önem verildiğini hatta “şimendifer geçsin de sırtımdan geçsin” dediğini belirtmektedir. 
Tarihçi Ramazan Balcı da “Beyaz Atlının Ölümü Abdülaziz” adlı eserinde; Abdülaziz’in çok zeki anlayışlı, dünya ahvalini çok iyi bilen bir Padişah olduğunu, devleti içerde ve dışarıda mükemmel şekilde temsil ettiğini ve tebası tarafından en çok sevilen padişahlardan birisi olduğunu yazmaktadır. 
Tarihçi Cemal Kutay “Abdülaziz’in Avrupa Günlüğü” adlı eserinde; Abdülaziz’in Avrupa seyahatinin Osmanlı tarihinde bir ilk ve son olduğunu, yanına sonradan padişah olacak olan Sultan V. Murat ve Sultan Abdülhamit’i de alarak Mısır, Avusturya, Almanya, Fransa ve İngiltere’ye yap­tığı seyahatlerle ilk defa ve son defa bir Osmanlı Sultanı’nın dünya kamuoyu önüne çıktığını ve İmparatorluğu mükemmel şekilde temsil ettiğini, böylece gerçek dışı tabuların yıkıldığını ve seyahatle vakarlı bir duruş sergilediğini, bunun Avrupa’da da hayranlık uyandırdığını belirtmektedir. 
Abdülaziz’in en büyük talihsizliklerinden birisinin halk tarafından, Rus yanlısı olması nedeniyle “Nedimof” olarak lakap takılan Mahmut Nedim Paşa’nın sadarette kalmasıdır. Mahmut Nedim Paşa’nın basiretsiz yönetimi devleti aşırı derecede borçlu hale getirmiştir. Bir diğer talihsizlikte annesi Abaza asıllı Pertevniyal Valide Sultan ile kendisinden sonra tahta çıkarılan V. Murat’ın annesi yine Abaza asıllı Şefkefza Valide Sultan arasındaki felaketlere yol açan korkunç çekişme ve rekabettir. Şefkefza Valide Sultan oğlu V. Murat’ın tahta çıkabilmesi için Abdülaziz’in cunta tarafından tahttan indirilmesinde işbirliği yaptığı belirtilmiştir. 
Pertevniyal Valide Sultan
Abdülaziz’in annesi Pertevniyal Valide Sultan’dır. 1829 yılında Pedişah II. Mahmut ile evlenmiştir. 1831 yılında Ab­dülaziz’i doğurmuştur. Oğlunun 25 Haziran 1861 yılında tahta geçmesiyle Valide Sultan olmuştur. Hayır hasenatı, kimsesiz çocuklara sahip çıkması ve yardımseverliği ile ünlüdür. Aksaray’da meydanda görülen görkemli Valide Sultan Camisi ve Külliyesi, Pertevniyal semtindeki okulu ve eklerini yaptıran O’dur. İstanbul’da beş sebil ve dört çeşmenin banisidir. Şebinkarahisar’da üç çeşme, Kon­ya’da Aziziye Camisini, Adana’da bir cami yaptırmıştır. Maalesef oğlu Abdülaziz’in darbeyle tahttan indirilmesine ve daha sonrada öldürülmesine tanıklık etmiş, darbe sırasında hakaret görmüş son yıllarını acı içinde beddua ederek tamamlamıştır. 
Nesrin Neş’erek III. Kadınefendi
Ubıh asıllı İsmail Bey’in kızı, Çerkes Hasan’ın ablasıdır. 1868 yılında Abdülaziz’le evlenmiştir. Güzel, narin yapılı, fevkalade duyarlı bir Çerkes kadınıdır. Haksızca yapılan darbeyle, eşi Abdülaziz’in tahttan indirilmesi ve sonrasında öldürülmesi, kendisinin nakil sırasında üstü açılmak suretiyle aranması yapılan hakaretler ve boğazın soğuğunda çıplak omuzları yağmura maruz bırakılarak hastalanması sonucunda, Abdülaziz’in öldürülmesinden üç gün sonra kederler içinde vefat etmiştir. 
Cunta ve Eylemleri 
Dörtlü cuntanın başı Serasker (Genel Kurmay Başkanı) Hüseyin Avni Paşa’dır. Tarihçi İbnülemin Mahmut Kemal onu “fevkalade kindar, kibirli, hırslı ve tamahkâr, fesat, şeh­vetine düşkün rüşvetçi biri” olarak tanımlamaktadır. Cev­det Paşa “büyük hırsızlıkta Mahmut Ne­dim Paşa’dan daha ileride idi” demektedir. Zamanın tarihçisi Süreyya Bey ondan “ırz düşmanı bir sefih” olarak söz etmektedir. Cuntanın diğer elemanları ise, Sadrazam Rüştü Paşa, Bahriye Nazırı Kayseri’li Ahmet Paşa ile Şuray-ı Devlet Reisi Ahmet Mithat Paşadır. Müşterek tarafları Sultan Abdülaziz’e olan kin ve garezleridir. Daha önce defalarca görevden alınmalarından dolayı padişaha muğberdirler. Yaptıkları toplantılarda padişahın hal’edilmesine karar vererek bu konuda Abdülaziz’in yerine tahta geçirilecek olan V. Murat ve annesi Şevkafza ile de anlaşmışlardır. Hal’ kararı Serasker Hüseyin Avni Paşa tarafından yerine getirilmiştir. Ardından Sultan Abdülaziz önce kayıkla itilip kalkılarak Dolmabahçe Sarayı’ndan Topkapı Sarayı’na nakledilmiş, burada Padişah III. Selim’in boğdurulduğu odaya konmuş, üç gün sonra da bu defa Topkapı Sarayı’ndan Beşiktaş’taki Feriye Sarayı’na nakledilmiştir. Nakiller sırasında Pertevniyal Valide Sultan’ın odasına girilerek aranmış, ele geçirilen mücevher ve takılar yağmalanmış, kulağındaki küpeler ve bilezikleri alınmış, hatta ağzı açılarak hoyratça bakılmış, ayrıca Nesrin Neş’erek III. Kadınefendi’nin mücevherleri alınmış, kayığa bindiği esnada üzerindeki şalı çekilerek omuzları ve kolları açıkta kalmış, boğazın soğuğuna ve şiddetli yağan yağmura maruz bırakılmıştır. 
 
Sultan Abdülaziz Beşiktaş’daki Feriye Sarayı’nda iken, ayrıntıları daha sonra yıldız mahkemesinde tesbit edildiği gibi darbenin lideri Serasker Hüseyin Avni Paşa’nın talimatıyla yönetilen suç şebekesi tarafından, 4 Haziran 1876 tarihinde katledilmiş, ancak buna intihar süsü verilerek halka bu şekilde açıklanmıştır. Bundan birkaç gün sonra da bütün bu felaketlere dayanamayan narin ve naif yapılı Abdülaziz’in hanımı III. Kadınefendi Nesrin Neş’erek hanım, iki çocuğunu öksüz bırakarak vefat etmiştir. Kamuoyu olanlardan üzgündür. Abdülaziz’e türküler yakılmaktadır.
Ve Çerkes Hasan
Çerkes Hasan Ubıh asıllı Çerkes Gazi İsmail Bey’in oğludur. Gazi İsmail Bey Rus zulmünden dolayı Kafkasya’yı bırakarak Osmanlı’ya göçen ve Silivri yakınlarına yerleştirilen bir Çerkes beyidir. Burada üç çocuğu olmuştur. Nesrin Nesteren hanım 1848 doğumludur. O zaman adet olduğu üzere küçük yaşlarda saraya verilmiş, sarayda büyümüş, yetişmiş ve 1868 yılında Sultan Abdülaziz’le evlenerek Neş’erek ismini almış, üçüncü Kadınefendi olarak saray protokolüne girmiştir. 1850 doğumlu Hasan ile 1851 doğumlu Osman ismindeki erkek çocuklar ise o zaman Çerkes toplumu tarafından tercih edilen askerlik mesleğine yönlendirilmeleri sonucu subay olmuşlardır.
Çerkes Hasan iyi derece ile okulu bitirmiş, çok yakışıklı olmanın yanında son derece gözü pek bir deniz subayı olmuştur. Atıcılıktaki başarısı dillerdeydi. Hatta bu özelliği Serasker Hüseyin Avni Paşa tarafından da bilinmekte, silah alımlarında kontrol Çerkes Hasan’a yaptırılmaktadır. Ayrıca Galata ve Beyoğlu tarafında bazı kabadayılarla giriştiği çarpışmalarından dolayı ismi korkuyla anılmaktadır. Özellikleri nedeniyle Veliaht Yusuf İzzet Efendi’ye yaver olmuş, yaver kordonları da takılmıştır.
Cunta tarafından Abdülaziz’in tahttan indirilip öldürülmesi, Valide Pertevniyal Sultan ve ablası Padişahın eşi Nesrin Neş’erek hanıma yapılan hakaretler, bundan birkaç gün sonrada Neş’erek hanımın kahrından ölmesi bütün toplumu üzdüğü gibi Çerkes Hasan’ı da üzmüş germiştir. Ayrıca cuntanın lideri Serasker Hüseyin Avni Paşa Çerkes Hasan’ı tanıdığı ve ondan bir zarar gelebileceğini düşündüğü için tedbiren onu oldukça uzağa Bağdat’a tayinini çıkartmıştır.
Bütün bunlar bardağı taşırmıştır. Kolağası Çerkes Hasan 15 Haziran 1876 tarihinde Bakanlar Kurulunun toplanacağını öğrenmesi üzerine, önce Sultan Abdülaziz ile ablası Neş’erek Hanım’ın evlatları olan ve bir haftada hem babalarını hem de annelerini kaybeden yeğenlerini ziyaret edip okşamış sevmiştir. Ardından üniformalarını giyip yaver kordonlarını takmış, iki tabancasını beline bir tabanca ile bir bıçağını çizmesine yerleştirmiş, Çerkes kamasını da beline takarak toplantının yapıldığı Mithat Paşa’nın Beyazıt’taki konağına gelmiştir. Kapı ağalarının kendisini tanıması üzerine Seraskere haber getirdiğini belirterek yarattığı kararlılıkla kapı ağalarını atlatarak toplantı odasına kolaylıkla girmiştir. 
Çerkes Hasan tabanca elinde içeri girince, içerde neler olmuştur? Bakanlar nasıl tepki vermişlerdir? Olay değişik kimseler tarafından değişik şekillerde anlatılmıştır. Olay yerinde (toplantıda) bulunanlardan birisi de zamanın ünlü tarihçilerinden saygın devlet adamı Ahmet Cevdet Paşa’dır. Ahmet Cevdet Paşa maarif nazırı sıfatıyla toplantıya iştirak etmiştir. Olayın en doğru şeklini öğrenmek isteyen Padişah Sultan Abdülhamit yazılı şekilde Ahmet Cevdet Paşa’dan olayın cereyan şeklini anlatmasını istemiştir. Ahmet Cevdet Paşa “Arize” başlığı ile Padişaha sunmuştur. Metin aynen aşağıda ufak sadeleştirmelerle ve birebir şekliyle verilmiştir. 
Arize
“Hüseyin Avni Paşa’nın Mithat Paşa konağında kat­le­­dildiği gece kulları da orada bulunmaktaydım. Olayın ayrıntıları ile anlatılması emrini almam üzerine tanık olduğum olaylar aşağıda anlatılmıştır.
O vakit devletin idaresi üç kişinin yani Rüşti, Mithat ve Avni Paşaların elinde idi. Hükümet ise ortak kabul etmediğinden her biri diğerini defedip tek başına hükümet etmek sevdasında bulunmaları esasen normaldi. 
Asker, Avni Paşa’nın elindeydi. Kaptan-ı Derya Kayseri’li Ahmet Paşa’da onun gölgesi hükmündeydi ve deniz kuvvetleri onun elindeydi. Binaenaleyh Rüştü ve Mithat Paşaları aradan çıkarıp kendisi diktatör olmak sevdasında bulunduğu anlatılır. Zaten kötü huylu, korkunç bir insandı. 
Mithat Paşa ise genç, Türkler arasında sayılan birkaç şahsın liderleri mevkiindeydi. İngiltere sefareti Mithat Paşa’ya ziyadesiyle sahip çıkıyordu…
Oturduğumuz sofanın sağ tarafında Avni ve Kaptan Paşalar oturuyorlardı. Sofanın alt tarafında bir odaya açılan bir kapı vardı. O kapının sağ tarafındaki sandalyede ben oturuyordum. Alt tarafımda Rıza Paşa, onun alt tarafında Mithat Paşa oturuyordu. Karşımızda Raşit Paşa, Şerif Hüseyin Paşa ile Maliye Nazırı Yusuf Paşa oturmuşlardı. Halet Paşa iki taraf arasında gidip gelmekteydi.
O sırada merdivenlerden kaputu sırtında bir subay çıkıp üzerimize geldi ve yaklaştığı sırada ‘davranma Serasker Paşa’ diye hızla yürüdü. Raşit Paşa’nın hizasına gelir gelmez elindeki rovelver tabancasını Avni Paşa’nın sinesine ateşledi. Mithat Paşa ile Rıza Paşa hemen harem kapısına kaçıp, sıvıştılar. Şerif Hüseyin Paşa ile Yusuf Paşa ise yan odaya kaçtılar. Ben de arkalarından aynı odaya girdim. O sırada selamlık merdiveninden sofaya doğru bir kalabalık çıkmakta ve avludan tabanca sesleri işitilmekteydi. İsyancı bir grubun meclisi bastığı aklıma geldi. Odanın diğer kapısından çıkmak istedim. Meğer sofanın kiler merdiveninin başına varmışım. Hademeden bir grup, silahlı olduğu halde kapıyı tutmuşlardı. İçlerinden birini tanıdım. Onun yardımıyla aşağı indiğimde kendi uşağıma rastladım. O da bir bıçak bularak müdafaa durumuna geçmişti. Yukarıda tabancalar sıkılıyor ancak ne olduğunu bilemiyorduk. 
Çerkes Hasan’ın yalnızca ferdi olarak konağı bastığı kimsenin aklına gelmiyordu. Uşak ve fener getiren arabacı ile avluya çıktık. Bu arada Koska’daki askeri bir müfreze gelip konağa girdi. Bende geri dönüp durumu öğrendim. Mithat Paşa ve Yusuf Paşa ile ben kulları selamlık dairesine kaçtığımızda Avni Paşa ağır yaralanmış olduğu halde revolverini çıkarmaya çalışırken Çerkes Hasan üzerine doğru yürüyünce Kaptan-ı Derya Kayseri’li Ahmet Paşa arkadan yanaşıp kollarını kavrayarak tutmuş, Rüştü Paşa hemen yerinden kalkıp arkadan kaçarak Raşit Paşa’nın yanındaki odaya girmiş. Halet Paşa ile aynı odada birleşmişler. Çerkes Hasan ise kendisini tutmakta olan Ahmet Paşa’nın önce kulaklarını yırtmış, arkasından kendisini kavrayan parmaklarını Çerkes kamasıyla doğrayarak silkinip kurtulmuş, avını kaçırmış avcı gibi tekrar Avni Paşa’yı büyük salonda yakalayarak, sıktığı bir iki kurşunla yetinmeyip, kamasıyla karnını yarmış ve birçok yerini pare pare eylemiş. Sonra sofaya geri dönmüş sandalyede oturan Hariciye Nazırı Raşit Paşa’yı görünce başına bir kurşun sıkmış, Paşanın hiç kımıldamadan oturduğuna bakılırsa daha evvel korkusundan can verdiği anlaşılmıştır. Çerkes Hasan, sonra Rüştü Paşa’nın bulunduğu odanın kapısına yüklenmişse de açamamış, odanın diğer kapısına hücum etmişse de o kapıyı da Halet Paşa muhafaza etmiştir. Çerkes Hasan, Rüştü Paşa’ya ‘sen milletin babasısın, Rıza Paşa da velinimetimdir. Size bir şey yapmayacağım. Kayserili’yi verin’ demiş. Rüştü Paşa da ‘evladım şimdi çok hiddetlisin savuş git’ demişse de Çerkes Hasan bu defa kapılara kurşun sıkmaya başlamıştır. Mithat Paşa’nın Ahmet Ağa ismindeki uşağı arkadan sokularak Çerkesi ensesinden yaralamış, O da geri dönerek uşağa tabanca sıkıp öldürmüştür. O arada müdahale eden bir subayı da çizmesinden çıkardığı tabanca ile vurup öldürmüştür. Bu kısımları ben görmedim. Bunlar duyduğum şeylerdir. Olaydan sonra Rıza Paşa’nın saraylı Çerkes hanımının ‘Çerkes Hasan elleri nur olsun ne iyi etmiş’ dediğini işittim. 
Ahmet Cevdet Paşa daha ayrıntılı olan yukarıdaki yazılı beyanını imzalayarak, Padişah Sultan II. Abdülhamit’e takdim etmiştir. 
Yargılama ve Sonuç 
Çerkes Hasan ertesi gün alelacele yargılanmış. Sorgusu sırasında; ‘Şuray-ı Devlet Reisi Mithat Paşa ile Bahriye Nazırı Kayserili Ahmet Paşa’yı öldüremediğime, biçare za­bit ve muhafızları istemeden öldürdüğüme müteessi­rim. Nefsim için yapmadım, millet için yaptım’ demiş. Yaralarını tedavi etmek isteyen hekime ‘hiç uğraşma, nasıl olsa asılacağım’ diyerek tedaviyi kabul etmemiştir. 17 Ha­­­­ziran 1876 tarihinde Divan-ı Harp’de askerlikten tard edilerek idamına karar verilmiştir. Hüküm aynı gün Beyazıt Meydanı’nda, büyük giriş kapısının sağ tarafındaki dut ağacına asılarak yerine getirilmiştir. Sultan Abdülhamit saltanatının ilk günlerinde bu dut ağacını kökünden kestirmiş ve Edirne Kapı Mezarlığı’na yaptırılan kabrinin üzerine de ‘genç yaşında veliyyünnimeti uğrunda feday-ı can eden Çerkes Hasan Bey’in ruhu için Fatiha’ yazdırmıştır. Halk, Çerkes Hasan’ı kahraman olarak kabul ederek kutsamıştır. Hakkında mersiyeler yazılmış, türküler yakılmıştır.
Eşref Paşa tarafından yazılan mersiyenin bir beyti ş­ö­y­­ledir:
“Rabb-i izzet cennet etsin kabrini Çerkes Hasan Kamet-i Avni’ye ol esnada biçmişti kefen” Çerkes Hasan benzersiz bir cesur yürek örneğidir. 
 
* ZECEKHO İsmail Seçer
1858 yılında Karaçay-Çerkess Bölgesinden sürgün edilmeleri üzerine Türkiye’de Çorum İlçesine bağlı Gökören Köyünü kuran ZECEKHO sülalesindendir. Aynı köyde doğmuş olup Ankara’da ikamet etmektedir. 
 
© NART Dergisi 85. sayı
 
 

BİLGİ / BELGE

  • Son Eklenenler
  • Çok Okunanlar
  • Rastgele